Marco

2347 Kelimeler
Eva gözlerini açtığında hayatta en nefret ettiği manzara ile karşılaştı. Beyaz tavan ve bir hastane odası. Bu görüntüye yüzünü buruşturduğunda odada yalnız olmadığını fark etti. Başını hemen sağ tarafa çevirdiğinde Luca' nın gergin yüz ifadesi ile korkup geri çekildi. Ondan değil, yalnız olduğunu düşünürken bir anda onu görmesiyle korkmuştu. Luca ise bu tepkiyi tamamen farklı algılamış ve Eva' nın hâlâ ondan korktuğunu düşünmüştü. Zaten sırf ona dokunduğu için bayılmamış mıydı? Bu kadar korkutucu muydu? "Nasılsın?" diye sordu oldukça gergin bir şekilde. O Jack denen adama haber vermişlerdi ve o gelir gelmez gitmesi Eva için daha iyi olacaktı. Eva, Luca' nın sorusunu es geçip, "Ne oldu bana?"diye sordu. " Panik atak." diyerek doktorun verdiği cevabı iletti Luca. "Arkadaşına haber verdim, o gelince gideceğim. Korkmana gerek yok." Hiçbir şey söylemedi Eva, senden korkmuyorum demedi, sessiz kaldı sadece. Öyle ki, bu sessizlik Jack' in aniden odaya dalmasına kadar sürmüştü. "Eva, tanrım! Seni yalnız bırakamayacak mıyım ben?" Eva onun yakınmasına gözlerini devirirken, Luca' nın ayağa kalkan bedeni Jack' in dikkatini çekti. Luca ona bakmayan kadına son kez bakıp Jack' e döndü. "Geçmiş olsun, benim artık gitmem gerekiyor." "Teşekkürler bay Guerra." Luca ardından kapıyı çekip giderken Jack Eva' nın yanına oturdu. "Havaalanında bir karışıklık çıkmış sanırım. Biz geldiğimizde polisler tarafları yeni ayırmıştı. Bay Guerra arayıp senin bayıldığını söylediğinde çok endişelendim. İyi misin? Neden bayıldın?" " O karmaşanın tam ortasında kaldım çünkü. Luca' da oradaydı ve beni o çekti tartışmanın arasından. Panik atak demiş doktor." Jack üzgünce baktı arkadaşına. "Hay aksi, üzgünüm Eva. Vaktinde orada olmalıydım." Eva elini Jack' in elinin üzerine koyup güven verircesine sıktı. "Senin bir suçun yoktu Jack, sadece şanssızlığım işte." diyerek gülümsemeye çalıştı. Jack' de onunla beraber gülüp Eva' nın elini tuttu. "Neyse ki bay Guerra oradaymış. Ona bir teşekkür borçluyuz sanırım." Cevap vermedi Eva, sadece gülümsedi. Jack ile hastaneden çıkıp evine döndüğünde kendini büyük bir yorgunlukla duşa attı. Bornozu ile odasına döndüğünde açık balkon kapısından esen rüzgar ona huzurlu bir an yaşatıyordu. Telefonunu alıp Biricik' e mesaj atması gerekiyordu ancak bedenini yatağa bırakınca bir daha kalkamadı. Nasılsa o Jack' ten haber alırdı. Hastahanede geçirdiği günün ardından nerdeyse bir ay geçmişti ve bu süre içerisinde Eva, Luca' dan en küçük bir haber almamıştı. Ne bir mesaj ne de yeni bir çikolata paketi. İçten içe artık kendisinden sıkılıp peşini bıraktığını düşünüyordu. Yine haklı çıkmıştı, hiçkimse onun gibi bir kadınla beraber olmak istemezdi. Bu bir ay süresince Eva işleri ve tedavisine yoğunlaşmış, Ellie' nin de yönlendirmesi ile Jack ile birlikte birçok aktiviteye katılmıştı. Artık eskisi kadar çekingen değildi. Tedavisinin 9. ayına girdikleri bu günlerde sadece ani olaylara karşı tepki veriyor, insanlarla göz göze gelmekten çekinmiyordu. Depişmeyen tek şey Ellie' nin tüm ısrarlarına rağmen Eva' nın açık renk tonlarından vazgeçmeyişiydi. Şirkette Jack ile birlikte yaptıkları toplantıdan sonra kendini odasına atarken fazlasıyla yorgun hissediyordu Eva. Artık toplantılara katılıyordu ancak katılmamayı yeğlerdi. Berbat bir şeydi. Odasındaki koltukta toplantının yorgunluğunu atmaya çalışırken odasının bir anda açılan kapısına tepki vermedi. Aylardır bu duruma o kadar alışıktı ki, biraz sonra kolunu hayvanca dürten Jack' i camdan aşağıya atma isteğini zor bastırdı. "Ne bu uyku, bütün gece uyuyorsun zaten." Eva hâlâ kolunu dürten, Jack' in eline bir şaplak geçirip koltukta diğer tarafa döndü. "Rahat bırak beni." "Olmaz, kalk hadi saat neredeyse 2 oldu ve açlıktan ölüyorum." Eva derince bir of çekip kalktı yattığı yerden. Bıkkın bir şekilde Jack' e bakıp gözlerini kıstı. " Karşıdan bakınca senin bakıcın gibi mi duruyorum. Acıktıysan gidip ye." Eva tekrar kendini koltuğa bırakacaktı ki Jack buna engel oldu ve onu kolundan çekerek ayağa kaldırdı. "Ne yapıyorsun Jack, uyumak istiyorum nolur bırak." Çocuk gibi yalvarıyordu artık. Ama onun da aç olduğunu bilen Jack buna kanmadı ve onu kolundan çekiştirerek odadan çıkardı. "Olmaz, sende benimle geleceksin. Yanımda senin gibi bir kadın olunca hiçkimse bana bakmaz bende rahatça yemeğimi yiyebilirim." Asansörün önüne geldiklerinde ancak elini kurtarabilmişti. "Ne yani, sana bakmaları sorun ama bana bakmaları hiç önemli değil mi?" "Evet." Jack' in bu rahat tavrına karşı onun kafasını asansörün kapısına geçirmek istese de çalışanların gözü önünde böyle bir şey yapmayacaktı. Nasılsa akşam aynı eve gideceklerdi. "Pislik." diye dişlerinin arasında fısıldadı. Jack onu şirketten biraz uzak ama oldukça sessiz sakin ve şirin bir yere getirdiğinde tüm siniri geçmiş, yeşillikler arasındaki bu yeri incelemeye başlamıştı. Dışarıdakş küçük oyun alanında oynayan çocukların içerideki müşterilerin çocukları olduğunu düşünürken Jack ile birlikte içeri girdiler. İçeride sadece birkaç masada kalabalık gruplar otururken, onlar daha uzak bir masa seçip manzaraya karşı oturdular. "Beğendin değil mi?" Eva bakışlarını dışarıdaki manzaradan çekip Jack' in meraklı yüzüne çevirdi. "Beğendim, burası çok güzel." "Öyledir, bende yeni keşfettim. Yemekleri de çok güzel Eva, balıklarına bayılacaksın." Gergin geçen toplantıdan sonra Jack ile geçirdikleri dakikalar ona çok iyi gelmişti. Şirkete dönüş yolunda arabanın arka koltuğunda başını Jack' in dizlerine yatırmış, ayaklarını da kapalı olan cama yaslamıştı. Jack bir yandan onun saçlarını okşarken bir yandan da telefonu ile haberleri okuyordu. "Neyin var bugün?" diye sordu. "Uykum var sadece." diye mırıldandı, bakışları akıp giden ağaçlardaydı. "Şirkete dönünce odada uyu istersen." diye soran Jack bir yandan da onun vereceği tepkiyi merak ediyordu. O odadan uzak durduğunu biliyordu. "Gerek yok, uykum açıldı zaten." Eva' nın tepkisiz kalışı ile tekrar haberleri okumaya geri döndü. Haber başlıklarını hızlı bir şekilde geçerken Guerra soyadı dikkatini çekti ve büyük harflerle yazan haber başlığını okuduğunda kaşları şaşkınlıkla havalandı. "Hay aksi!" Eva başını hafifçe yukarı doğru kaldırıp Jack' in şaşkın yüzüne baktı. "Ne oldu?" "Bay Guerra' nın haberi yapılmış. İki gün önce bir trafik kazası geçirmiş." Jack ' in sözleri bittiğinde Eva başını eski konumuna getirdi ve dışarıyı izlemeye devam etti. "Durumu nasılmış?" diye sorarken sesinin net çıkmasına sevindi. Hâlâ haberin ayrıntılarını okuyan Jack bir süre ona cevap vermedi ve Eva merakla gelecek haberi bekledi. "Bilmiyorum, yazmamışlar. Bakıyorum ancak bununla ilgili başka bir açıklama yok." "Emin misin? İyi bak." "Baktım Eva, hiçbir şey yok. Sadece kaza haberi." Jack diğer haberlere bakarken, Eva kaşlarını çatmıştı. Nasıl bir kazaydı? Ağır mıydı? Değildir herhalde, öyle olsa haberi yapılırdı. "Şirkete dönünce arayıp geçmiş olsun dileklerimizi ilet." Eva odasına geçtiğinde, Jack' in arayacağından emin bir şekilde yerine oturdu. Onun aramasına gerek yoktu. Mesai saati bitiminde Jack ile birlikte eve doğru yola çıkarken dayanamayıp sordu. "Aradın mı?" "Ne? Ha, evet. Ama Simon adında biri açtı, telefonlara o bakıyormuş." "Durumu nasılmış?" Jack dudaklarını bilmem dercesine sarkıttı. "Bilmiyorum, iyi diyerek geçiştirdi beni. Sanırım durumu kötü ve dışarıya bilgi vermiyorlar." Jack' in rahatça söylediği şeyler Eva' yı rahatsız ermişti. En çokta içten içe o adamın durumunu merak ettiği için rahatsız olmuştu. Başka şeyler düşünmeye çalışıp bu konuyu aklından uzaklaştırmaya çalışırken çoktan eve geldiklerini fark etmemişti. Yemek yemek istemediğini söyleyip odasına çıktığında evde duramadığını fark ederek üzerine rahat kıyafetler alarak çıktı. Saatin geç olması ve kimsenin etrafta olmamasını fırsat bilerek çıktı evden. Arabayı almak yerine yürümeyi tercih etti ve yaklaşık yarım saatlik yürüyüşün ardından sahil kenarına vardı. Eskisinden daha rahat bir şekilde sahilde yürüyüş yapan insanların arasına karıştı ve denizden esen hafif rüzgarla birlikte yavaş yavaş yürümeye başladı. Evinin kendisi için özel olarak ayarlanan odasında gözlerini açan Luca yaşadığı anları bir hatırlarken kıpırdanmaya çalıştı ancak göğsüne giren sancılar neredeyse nefesini kesecek kadar ağırdı. Onun kıpırdanışını ve acılı inlemesini duyan Simon, odanın diğer köşesindeki koltuktan adeta fırlayarak kalktı ve soluğu onun yanında aldı. "Luca, tanrıya şükür uyandın." "Bağırma Simon, başım çatlıyor." Simon onu onaylayıp odadan çıktı ve doktorlara haber verdi. Kontrolün ardından Luca' ya bir ağrı kesici yapılmış ve tekrar odada Simon' la baş başa kalmıştı. "Daha iyi misin?" "Evet. Diğerlerine ne oldu?" Uyandığından beri merak ettiği tek şey buydu, onunla beraber olan adamaları. Ne olursa olsun, kim olursa olsun onun için çalışan her bir adamına önem verirdi. Simon üzgünce başını eğdi. "Üzgünüm Luca." Luca gözlerini yumup başını salladı. " Yakınlarıyla ilgili gereken her şeyi yapın." "Yapıldı, merak etme." Aralarında oluşan kısa süreli sessizlikten sonra Simon tekrar konuşmaya başladı. "Senin kızın şirketi de arayanlar arasındaydı." Eva' nın konusu açılınca Luca hemen dikkat kesildi. "O mu aradı?" Luca' nın gözlerindeki heyecanı gören Simon gözlerini devirdi. "Gerçekten aşık mı oldun?" diye sormadan edemedi. Görüyordu ancak duymak istiyordu. "Zorlama beni...o mu aradı?" derken göğsündeki hafif ağrıyı yok saydı. "Hayır, Jack diye biriydi sanırım." Luca burnundan güler gibi bir nefes bıraktı, onun aramasını beklemek saçmalıktı zaten. "Telefonum nerede?" Simon, Luca' ın telefonunu çıkarıp ona uzattı ve dışarı çıktı. Luca telefonunu açar açmaz son bir kaç gündür bakamadığı resimleri tek tek incelemeye başladı. Ondan uzak durabilirdi ancak bu onu merak etmeyeceği anlamına gelmiyordu. Resimleri incelemeye devam ederken gelen resmi açtığında kaslarını çattı. Tek başına dışarı mı çıkmıştı. Hemen mesaj bölümüne girdi ve tek eliyle zor da olsa yazmaya başladı. 'Neden tek başına çıktın?' Eva deniz manzarasına o kadar çok dalmıştı ki, cebindeki titreşim onun korkuyla irkilmesine sebep oldu. Bir elini hızlı atan kalbinin üzerine götürürken telefonunu çıkardı ve açtı. Mesajı gördüğünde dudaklarında oluşan genişlemenin farkında olmayarak cevap yazdı. 'Hasta yatağında bununla ilgilenmemelisin.' Gelen mesajı okuyan Luca gülmeden edemedi. Bu ona ikinci cevap verişiydi. Belki de ona alışıyordu, kim bilir ondan çekinmeyeceği günlerde gelebilirdi. 'Aslında tam da bununla ilgilenmeliyim. Korkmuyor musun?' Luca' ın mesajına cevap yazmak için düşünmedi. 'Hayır korkmuyorum.' 'Buna sevindim.' 'Yine beni rahatsız etmeye başladığına göre gayet iyisin sanırım.' Eva' nın yazdığı mesaj Luca' ın yüzünü düşürsede onunla konuşmaya devam etti. Bu fırsatı bir kere yakalamışken elinden kaçıramazdı. 'Birkaç kaburga kırığı ve çeşitli yaralar dışında, evet gayet iyiyim. En azından seni rahatsız edecek kadar.' Eva gelen mesajı okuduğunda onun nasıl göründüğünü merak etti. Kaburga kırıkları basit yaralanmalar değildi ve bu adam onunla mesajlaşıp duruyordu. 'Dinlenmelisin.' diyerek konuşmayı bitirmeye çalıştı. 'Beni mi düşünüyorsun?' 'Sadece tavsiye.' 'Bence beni düşünüyorsun. Haberi aldığında hiç merak etmedin mi?' 'Hayır.' 'Neden?' 'Neden merak etmem gerektiğini düşünüyorsun?' 'Bence etmelisin.' 'Benim için bir yabancısın.' 'Hayır, değilim. Hayatında bir yabancı olarak kalmayacağım. ' Eva konuşmanın geldiği noktadan rahatsız bir şekilde oturduğu yerden ayaklandı ve eve dönüş yolunu yürümeye başladı. Bir yandan da mesaja ne yazacağını düşünüyordu ancak uygun bir şey bulamadığı için cevap vermemeyi seçti. Hem onun da dinlenmesi gerekiyordu, yaraları ağır olmalıydı. Ertesi gün hafta sonunu geçirmek üzere Jack ile birlikte şehrin gürültüsünden uzak, butik bir otelde yer ayırıp sabah erkenden yola çıkmışlardı. Yan yana odalara yerleştiklerinde Eva ilk önce sabah alamadığı duşunu almış ve doğa ile iç içe olan otelin muhteşem manzarasına karşı keyifli bir hazırlığa girişti. Bir an önce giyinip yürüyüş yapmak istiyordu. Odasından çıkıp Jack' in kapısını çaldı ancak açan olmadı. Büyük ihtimalle kendini yatağa atıp uyumuştu, zaten buraya gelmeyi de sırf kendisi için kabul ettiğini biliyordu. Burası Jack' in tarzı değildi, o daha çok eğlencenin olduğu yerleri tercih ediyordu. Sessizlik ve huzurlu bir ortam onun için sadece uyanacak bir ortamdı. Tek başına çıktığı yürüyüşte yanında geçip giden insanları izlemek ilk kez hoşuna gitmişti. Buraya genelde aileler gelirdi ve şu an yanından geçtiği çocuklu aileleri izlemek çok hoşuna gidiyordu. Eva için çocuğu ile eğlenen bir aileyi izlemek, doktor olma hayalleri kurup gerçek doktorlara hayranca bakmak gibi bir şeydi. Tek fark, doktor olunabilirdi ama Eva' nın böyle bir ailesi olamazdı. Yine karamsar düşüncelere daldığını fark ettiğinde irkilerek kendine geldi ve yürüyüşüne devam etti. Luca odaya giren doktorların sesi ile gözlerini yeni güne açtığında kendini oldukça iyi hissediyordu. Bu bedenen değil ruhen bir şeydi ve bu Eva' nın onda bıraktığı bir etkiydi. Yapılan kontrol ve pansumanlardan sonra yine Simon ile odada yalnız kalmıştı. " Hâlâ bir şey bulamadınız mı?" Simon çarpık bir gülümseme ile yatağa yaklaşıp dostuna yukarıdan baktı. " Bari şu yatakta sertliğini bir kenara bırak. Elbette bulduk, hiç kimse bizden kaçamaz Luca." " Uzatma, Simon. Kim olduğu umrumda bile değil. Her kimse...işini bitir." Sinirlenmemek için çabalıyordu ancak bu mümkün değildi. İtalya' da uzun zamandır bulunmayışı sorunlara neden oluyordu ve onun yokluğunu fırsat bilenler meydanlara inmiş, büyüklük taslıyordu. Luca böyle bir hatayı asla affetmezdi, asla. Simon bir şey söylemek istercesine kıpırdanıp ellerini arkasında birleştirdi. " Doktor durumunun iyiye gittiğini söyledi. Biliyorsun ki tüm sorunlar senin sürekli yurtdışında olmandan kaynaklanıyor. Biliyorum, söylemesende o kadını seviyorsun ve görmeden duramıyorsun. Ama unutma Luca, eğer o kadınla bir gelecek istiyorsan onun güvenliğini sağlaman gerekir. Bence bir süre ülke dışına çıkma." Ne kadar istemese de Simon' a hak veriyordu Luca. Bir süre daha ülkesinden ayrılamazdı. İçten içe lanet etti onunla aralarındaki kilometrelerce mesafeye. Simon odadan çıkıp gittiğinde telefonuna gelen mesajları açtı ve tam 38 gündür görmediği kadının huzurlu hallerini izledi. Simon haklıydı, Eva' nın yeterince sorunlu bir yaşamı vardı, kendi canının bile garantisi yokken onu kendi karmaşasına çekmek ne kadar doğru bir karardı? Dakikalarca süren yürüyüşten sonra zihni ve bedeni arınmış bir şekilde geri dönmeye karar verip oturduğu ağaç dibinden kalkarak yola geri dönüp yürümeye başladı. Daha birkaç dakika olmuştu ki arkasından gelen köpek havlama sesi ve bağıran bir adamın sesi ile arkasına döndü. Çok değil, 50 metre kadar ileride ona doğru havlayarak koşan, beyaz tüylü orta boylarda bir köpek ve onun hemen arkasında el kol hareketleri yaparak koşan adamı gördüğünde ne yapacağını bikemeyerek olduğu yerde durdu. "Kaç! Kaç!" diye bağıran adam ve ona gittikçe yaklaşan köpek arasında bakışları gidip gelirken harekete geçmeye karar verip kaçmaya başladı. Bunu neden yaptığını bilmiyordu ancak etrafta kimse olmadığına göre o köpek ancak onu kovalayabilirdi. "Ağaca tırman!" diye tekrar bağıran adamı duyduğunda yanından koşarak geçtiği ağaçlardan en uygun olanına tırmanmaya karar verdi ve yere yakın dalları kesilen, böylece doğal bir merdiven görevi gören ağaca tırmandı. Koşmanın etkisiyle hızlanan kalbi ve kesik kesik aldığı nefesler ile ağaç dibine gelip ona bakarak havlayan köpeğe bakıyordu. "Tanrı aşkına! Oradan bakınca bir kemiğe mi benziyorum." "Kemiğe değil ancak en sevdiği oyuncağı çalan bir hırsıza benzediğini söyleyebilirim." Köpeğin arkasından koşan adamın gelip elinden kaçırdığı tasmayı tekrar kavraması ve hâlâ havlayan köpeği geri çekmesi ile Eva aşağıya doğru inmeye başladı. Köpeklerden korkmuyordu ancak her kes üzerine doğru havlayarak gelen bir köpekten kaçardı. "Anlamadım." derken hâlâ çatık kaşları ile köpeğe bakıyordu. Genç adam Eva' nın üzerindeki örme ince hırkayı işaret etti. "Üzerinize takılmış." Eva başını arkasına çevirip bakınca hırkanın dikişlerine takılan ve ne olduğu belli olmayan oyuncağı gördü ve çekip aldı. Kim bilir neydi de ısırılmaktan bu hale gelmişti. "Bu mu?" diye öne uzattığı oyuncak ile köpek daha çok havlamaya başlamıştı. "Onu kaybetmiştik, sanırım üzerinize takılmış ve Bob onu gördüğünde birden arkanızdan koşmaya başladı." "Aman ne güzel, buyrun." diyerek oyuncağı adamın eline bıraktı. Genç adam oyuncağı köpeğinin önüne bırakıp onun havlamalarını kesti ve elini Eva' ya uzattı. "Kusura bakmayın, bu arada ben Marco, Marco Mendoza." Eva kendisine uzatılan ele şöyle bir bakıp ellerini arkasında birleştirdi. "Eva." dedi kısaca.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE