Kabuslar, karanlık gecelere sarmaşık gibi dolanan zehirli otlara benzerdi. Kaçamayacak kadar sıkıca sarar ve zehrini kusardı. Nefes nefese, şakaklarından akan ter damlacıkları ile uyanan Eva, o zehri tüm benliğiyle içine hapsetmiş kurbanlardan biriydi sadece.
Korkuyla büyümüş göz bebekleri, yatak başındaki hafif sarı ışığın aydınlattığı odasına bakıp başını önüne eğdi ve kuruyan dudaklarından derin bir nefes salıverdi havasız kalmış odasına.
Üzerindeki yatak örtüsünü çekil bacaklarından yukarı çıkmış pijamasını düzeltmeden tek eliyle destek alarak çıktı geniş yatağından. Temiz havaya ihtiyacı vardı. Çıplak ayakları ile odasındaki balkona yürüken hafif bir ürperti gezindi bedeninde. Balkon kapısının perdesini kenara çekip kapıyı açtı ve bedenini yalayıp geçen serin havanın keyfini yaşadı. Kasılan bedeni giderek gevşerken gördüğü kabusları zihninin karanlık dehlizlerine kapatıp karşısındaki manzarayı kazıdı beynine.
Muhtemelen saat sabaha karşıydı çünkü gece karanlığı kırılmış, güneşin dakikalar sonra ortaya çıkacağını müjdeleyen sarılık ufukta görünmeye başlamıştı. Karşısındaki manzara o kadar büyüleyici görünüyordu ki bunu daha önce görmediği için kendine kızdı. İçini huzurla dolduran bir görüntü ve sessizlik tamamen onun aradığı şeydi.
Gerisin geri odasına girip telefonunu aldı ve tekrar balkona çıkmak için kapıya yöneldiğinde az önce telefonunun yanında gözüne çarpan çikolata paketini de aldı. Manzaranın birkaç fotoğrafını çektikten sonra yere oturup sırtını soğuk duvara yasladı. Güneşin yükselişini görmek istiyordu, karanlığın güneşe karşı kaybettiği savaşı görmek istiyordu.
Çektiği karelere bakıp galeriden çıktı ve mesaj bölümüne girip Biricik' e mesaj attı. ' İndiğinde beni ara.' Telefonunu kapatıp hemen yanında, yere bıraktı ve kucağına bıraktığı çikolata paketini yavaşça açıp küçük bir parçayı ağzına attı. Hissettiği tat ile istemsiz bir şekilde kapanan gözleri ile çikolatanın verdiği hazzı yaşadı. Hayatında yediği en güzel çikolata bu olmalıydı.Yere bıraktığı paketini eline alıp inceledi ancak üzerinde herhangi bir marka göremedi. Ve o an ilk kez bir şeyi fark etti. Luca' nın bu güne kadar ona getirdiği tüm çikolataların markası yoktu, hepsi kare şeklinde beyaz bir paketin içindeydi.
"İtalyan çikolatası olmalı." diye mırıldandı ve çikolatadan küçük parçalar kopararak güneşin doğuşunu izlemeye devam etti. Manzaraya o kadar dalmıştı ki zemine bıraktığı telefonunun titreşimi ile irkilerek yerinden sıçradı. "Lanet telefon!"
Telefonunu eline alıp açtığında Luca' nın numarasını gördü ve havalanan kaşları ile gelen mesaja tıkladı. Bu mesaj bir bakıma Luca' nın vazgeçmeyişinin kanıtı niteliğindeydi.
'Manzara güzel olabilir ama senin biraz daha orada öylece oturup hasta olma ihtimalin güzel değil.'
Eva' nın kaşları biraz daha havalanırken hemen yerinden kalktı ve balkonun korkuluklarına tutunarak çevreyi taradı. Etrafta veya yolda herhangi bir araç ararken bomboş ve ıssız bir yol ile karşılaştı. Hiçkimse yoktu, etrafta ötüşen kuşlardan başka hiçbir canlılık belirtisi yoktu. "Kamera mı yerleştirdi acaba?" diye sessizce mırıldandı.
Avuçlarındaki telefon bir kez daha yitirdiğinde dikkatini ona verdi. Gelen mesajı açtığında şaşkınlıkla havalanan kaşları bu sefer çatıldı. Ona emir mi veriyordu.
'Ciddiyim, içeri gir.'
Ona inat içeri girmeyebilirdi ancak gerçekten de üşümüş, kolları ayakları buz kesmişti. Temiz havayı bir kez daha ciğerlerine doldurarak odasına girdi ve balkon kapısını açık bırakarak dolabına ilerledi. Tek kolu ile ancak hazırlanırdı, hem Jack birazdan uyanırdı.
Akşam üzeri, artık 7. ayına giren tedavisinin yeni bir randevusuna giderken Biricik' ten aldığı güzel haberle en erken uçağa bilet aldı. Ellie' nin ofisine girerken onu alışık olduğu kokunun aksine daha çiçeksi bir koku karşıladı ve odayı tarayan bakışları bir köşeye dizilen küçük çiçek saksılarına takıldı.
" Hoşuna gitti mi?"
Ellie' nin yatıştırıcı sesi kulaklarına dolarken bakışlarını rengarenk çiçeklerden zorlukla çekip ona baktı. " Evet, çok güzeller." diye mırıldandı ve onun karşısındaki koltuğa oturdu.
" Kolun iyi mi? "
" Evet, daha iyi."
" Peki sen nasılsın Eva?"
" İyi gibiyim, sadece kabuslarımın tekrar peşime takılması beni yoruyor."
Ellie bir süre Eva' nın solgun yüzünü inceledi. " Seni korkutuyor mu?"
Eva yavaşça başını salladı. " Eskisi kadar değil. Sanırım zihnim onların gerçek olmadığını kavramaya başladı. Artık üzerimde bıraktığı etki daha kısa sürüyor."
Ellie düşünceli bir şekilde onayladı. " Buna sevindim Eva, tedavinin gidişatı oldukça iyi ilerliyor. Bana anlatmak istediğin başka bir şey var mı?"
" Evet, yarın sabah yurtdışına çıkmam gerekiyor, sanırım korkuyorum."
" Neden?"
" Fazla kalabalık olacak, neyse ki Jack yanımda."
Eva' nın rahatlatan ifadesi Ellie' nin dikkatinden kaçmadı. " Üzgünüm Eva, ancak bu yolculuğu tek başına yapmalısın."
Eva' nın yüzü tedirginlikle gölgelendi, gireceği kalabalık ortamlar, yabancılarla kurmak zorunda kalacağı iletişim ve belki de temas..." Hayır! Yapamam."
" Yapacaksın Eva, lütfen bana güven. Bu senin için çok iyi olacak. Aylar geçti ve artık tek başına insanların arasına karışmalısın. Unutma tatlım, sen güçlü ve ayakları üzerinde duran bir kadınsın."
" Ellie...yapamam. "
Eva' nın çaresizce çıkan ses tonu Ellie' yi kesinlikle etkilemedi ve kararından dönmedi. Eva ile yaptığı kısa ikna aşamasından sonra onunla birlikte ayaklandı.
" Biraz bekler misin Eva?"
Ellie onun yanından uzaklaşırken, onu izledi sessizce. Köşedeki çiçek saksılarından birini alıp yanına geldiğinde ona anlamazca baktı.
" Al bunu, küçük bir hediye."
Ellie' nin uzattığı saksıya uzanırken en güzel gülümsemesini ona sundu. Ellerindeki çiçeğe aynı şekilde bakıp başını kaldırdı. " Kırmızı. "
Ellie onun kırmızı çiçeklere olan bakışı ile daha mutlu hissetti. Eva' nın iyi olmasını çok istiyordu ve elinden geleni yapıyordu. Bir elini Eva' nın saksıyı saran elinin üzerine yerleştirdi. " Artık onlardan kaçma, renkli bir hayatı en çok sen hak ediyorsun."
Eva ona burukça gülümseyerek çıktı oradan. Onu aşağıda bekleyen arabasına binip eve geldiğinde tüm evi saran yemek kokusu onu mutfağa yönlendirdi. Elindeki şirin saksıyı mutfağa girmeden uygun bir yere yerleştirip mutfağa girdi ve onu sesli bir şekilde güldüren manzara ile karşılaştı. "Ne yapıyorsun sen Jack, kafayı mı yedin?"
Eva' nın gülüşü ile önündeki küçük hamur leğeninden başını kaldıran Jack ona anlamaz bir şekilde baktı. "Ne oldu ki?"
Eva gülüşünü bozmadan masaya yaklaştı ve çıplak üstüne önlük geçirerek hamur yoğurmaya çalışan arkadaşının karşısına oturdu. Bu haliyle fazlasıyla ilgi çekiciydi aslında. "Neden hamur yoğuruyorsun?"
Jack tekrar işine odaklanırken konuşmaya devam etti. "Pizza yapacağım. Enfes bir lazanya pişirdim Eva, soğumaması için fırında bıraktım. Bunu da gece atıştırması için hazırlıyorum."
"Gece atıştırması ve pizza, ne kadar sağlıklı bir karar." Eva ayaklanıp fırına ilerlerken, Jack ona gözlerini devirdi.
Yenen leziz yemeklerden sonra Anna ve Lora Jack' e yemek için teşekkür ederek odalarına çekildi. Salonda başbaşa kalan ikiliden ilk konuşan Eva oldu. Jack' in hâlâ haberi yoktu. "Aylin ve Arslan evleniyor."
Jack' in kaşları havalanırken bedenini Eva' ya çevirdi. "Vay canına, baya hızlı çıktılar."
"Evet, yarın sabah için uçak bileti aldım."
"Umarım sadece bir bilet almışsındır Eva, biliyorsun ki şirkette büyümeye gidiyoruz ikimizin birden ortada olmaması büyük bir sorun olabilir."
Haklıydı, bunu düşünememişti Eva. "Aslında ikimiz için almıştım ancak Ellie bu yolculuğu tek başıma yapmam konusunda fazla ısrarcı davrandı. Tedavi için..."
Jack ağır ağır başını salladı, Ellie' nin kararı kesinlikle doğruydu. "Güzel, uçağın kaçta?"
"09.30"
"Ne duruyorsun o zaman, gidip valizini hazırla ve erken uyu. Orada pek uyuyabileceğini düşünmüyorum." diyerek güldü Jack. Kızlar ve onların bitmek bilmeyen sohbetleri. Hele ki ortada bir düğün varsa bu sohbetler sabahı bile bulurdu.
Eva yüzünü buruşturup oturduğu yerden doğruldu, valiz hazırlama fikri birden yorgunluğunu aklına getirmişti. "Sanırım haklısın." diyerek ayaklandı.
Onun yüz ifadelerinden, bu durumdan pek hoşlanmadığını anlayan Jack' te doğruldu. "Yardım ister misin?"
"Hayır hayır, halledebilirim."
Eva ayaklarını sürüyerek merdivenlere yürürken Jack onun arkasından bağırdı. "Pizzaya elveda de bebeğim."
Ertesi gün yanına aldığı küçük valizi ile havaalanına girdiğinde üzerindeki gerginliği atmak için dik ve derin nefesler alarak bilet gişelerine ilerledi. Kuyruğa girdiği sırada elinde tuttuğu telefonunun titreşmesi ile açıp gelen mesajı okudu.
' Nereye gidiyorsun?'
Mesajı okuduktan sonra kendisinin bile anlamadığı bir şekilde parmakları hareket etmiş ve Luca' ya, onu fazlasıyla mutlu edecek cevabı yazmıştı. Mesajı gönderdikten sonra ancak farkına varabilmiştir ne yaptığının. Yine de çok üzerinde durmayarak kapattı telefonu, dengesizliği tutmuştu yine, ne diye cevap verme gereği duymuştu ki.
Yorucu ve fazlasıyla gergin geçen bir yolculuktan sonra sonunda İstanbul' a ayak basabilmişti Eva. Neyse ki Jack için aldığı bileti iptal etmek yerine yanındaki boş koltuk ile daha rahat bir yolculuk yapmayı tercih etmişti. Taksiye binip kızların ev adresini verdiğinde güneş batmak üzereydi ve sıkışık bir trafikten sonra kızların eğlencesi başlamadan yetişebilmişti.
Kapıda onu gören kızların şaşkınlıkları ve mutlulukları yol boyunca çektiği tüm sıkıntılara değerdi. Önce bir şeyler atıştırmış hemen sonra da saatlerce sürecek eğlencenin startını vermişlerdi.
Tüm gece gönüllerince eğlenen kızlar gecenin sonunda buldukları ilk yere yorgunca kendilerini attıklarında saat çoktan gece yarısını bulmuştu. Eva ise kızların zoru ile oynarken zorladığı kolunda çıkan hafif sancının dinmesini bekliyordu.
"Biricik siz Leyla' nın odasında yatın, onun yatağı çift kişilik. Leyla' da benim odama geçer." diyerek gecenin sonunu getirdi Aylin.
Leyla kaşlarını yalandan çatıp baktı arkadaşına. "E sen nerede yatacaksın? Sakın Arslan' a gideceğim deme, gece gece kapıları kilitlettirme bana. Evlenmeden önce hayatta olmaz."
"Kız hamile, hâlâ evlenmeden olmaz diyor ya. Allah abime sabır versin.
Eva ve Aylin' de Biricik' e katılıp, " Amin " dediklerinde Leyla gözlerini kısıp arkadaşlarında gezdirdi.
"Neyim varmış da benim acaba? Yatıp kalkıp şükretmeli beni bulduğu için. Hem bir dakika ya konu dağıldı," deyip Aylin' e döndü. "sen nerede yatacaksın?"
"Burada tabiki." diyen Aylin eliyle koltuğu işaret etti.
Leyla sabır çekerek yerinden kalkıp içeri gittiğinde kızlar hiçbir şey anlamayarak baktı birbirine. Leyla elinde çarşaf ve yastıkla geri döndüğünde hâlâ aynı şekilde duruyorlardı.
"Ne bakıyorsunuz öyle, hadi yataklara. Aylincim o güzel kıçını yatağımdan kaldırırsan sevinirim şayet çok uykum var."
Kızlar Leyla' ya bir kez daha takıldıktan sonra herkes odalara dağılmıştı. Eva geldiğinden beri Biricik' in yüzündeki ifadeleri dikkatli bir şekilde izlemişti, yanında geçirdiği zamanlar gözleri ışıl ışıldı, oysa şimdi
o ışıklar tek tek sönüyor gibiydi. Neşesi eksik, mutluluğu yarımdı. Üzerini dikkatli bir şekilde değiştirip yataktaki yerini aldı.
"Biricik"
"Efendim"
"Hadi anlat."
Biricik' in dudaklarında hüzünlü, küçük bir gülümseme oluştu. Eva' nın anlayacağını biliyordu. Geldiği günden beri yaşadıklarını tek tek sessiz bir şekilde anlattı, korkularını, endişelerini, her şeyi. Sonunda anlatacakları bittiğinde başını izlediği duvardan çekip arkadaşına baktı.
"İyi geceler Biricik."
Eva sargılı koluna dikkat ederek uzandığında Biricik de sessizce iyi geceler dileyip yumdu gözlerini. Ancak bir süre sonra huzursuz olan uykusundan uyanıp oturur pozisyona geldi. Önce sessizce odadan çıktı ve mutfakta bir bardak su içip, Eva' ya da bir bardak doldurup odaya geri döndü. Bardağı arkadaşının başucuna bırakırken titreşen telefon ile dikkatini ona verdi. Telefonu titreşimden çıkarmak amacıyla açtığında Luca' nın iyi geceler mesajıyla karşılaştı. Demek vazgeçmemişti Eva' dan. Parmakları mesaj bölümüne tıklarken Eva' nın ona verdiği cevapta bir süre takıldı. Umut gerçekten vardı ve Biricik kendi karmaşık hayatını düzene sokar sokmaz arkadaşı için elinden geleni yapacaktı.
Ertesi gün büyük bir telaşla uyanan hanımlar aynı telaşla kuaförün yolunu tutmuştu. Eva kuaföre varmadan nikah merasimi için uygun kıyafet almadığını bahane ederken onlardan ayrılmış ve Doruk' u arayıp buluşmak istemişti.
Doruk ile buluşacakları kafeye geldiğinde onun kendisinden daha önce gelmiş olmasına şaşırmıştı. "Merhaba." diyerek çektiği sandalyeye oturdu. İçerideki az miktardaki kalabalıktan ilk başta rahatsız olsa da bu çok çabuk geçmişti.
"Merhaba.Benimle ne konuşacaksın Eva? Bir sorun mu var?" Doruk' un telaşı sesine yansımıştı. Çünkü Eva' nın onunla konuşabileceği tek konu Biricik' ti ve Doruk daha başlayamayan ilişkilerinin bitmesinde fazlaca korkuyordu. Tüm aileyi karşısına alırdı ancak yine de vazgeçmezdi Biricik' ten. Biricik ne zaman isterse o zaman evlenirlerdi.
"Sakin ol, telaş yapacak bir şey yok, kimsenin seninle buluştuğumdan haberi de yok." diyerek karşısındaki adamı sakinleştirmeye çalıştı. Biricik ve Doruk iki aptal aşıktı.
"Konu ne peki?" derken parmakları gergince masada birleşti.
"Konu sen ve Biricik. Neden kaçıyorsunuz birbirinizden? Yanlış bilmiyorsam artık birliktesiniz."
"Doğru, birlikteyiz ancak son olanlar..."
"Ne olmuş son olanlara?" diyerek Doruk' un üzerine gitmeye başladı Eva.
" Bak Eva, Biricik' e kendimi inandırmak için çok uğraştım, şimdi bir yola girmişken bizi zorlamaları onu geri çekti. Kendi kulaklarımla duydum, istemiyor evlenmeyi."
"Doruk..." Eva derin bir nefes çekti içine, belki bunu yaptığı için Biricik ona çok kızacaktı ancak mutlu olmaları için her şeyi yapardı. Kendi mutsuzluğunu biraz olsun unutabilmek için hiç olmazsa birileri mutlu olmalıydı. "Biricik' e hiç dikkatli baktın mı?"
Doruk' un kaşları anlamadığını belli edercesine çatıldı. "Nasıl yani."
"Tam da tahmin ettiğim gibi." dedi hafif alaycı bir şekilde. "Bak, ben Biricik ile tanıştığımda eğer yanlış bilmiyorsam o henüz yeni mezundu. Malum o zamanlar kafam pek yerinde değildi." derken alaycı gülümsemesi hafif bir acı ile süslendi.
"Ne demek istiyorsun Eva?" Nedense sabırsızlanmıştı.
"Dinle lütfen. Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, hatta seninle bunları konuştuğum için Biricik beni diri diri yakabilir de ancak beni mecbur bıraktınız. Eğer bir kez olsun Biricik' in sana bakan gözlerine dikkatli bir şekilde baksaydın o gözlerde sana olan sonsuz bir aşkı görebilirdin. Ben onu tanıdığım günden beri sana olan aşkına şahidim, o ise seni bildi bileli sana aşık, sana ait."
"Ben..."
"Lütfen bitirmeme izin ver." diyerek kesti Doruk' un sözlerini. "Sen sanıyor musun ki Biricik gibi akıllı ve güzel bir kadını boş bırakacaklarını. Emin ol onunla geçirdiğim yıllarda senden çok daha iyilerini gördüm, ancak Biricik bırak karşılık vermeyi yüzlerine bile bakmadı. O bir tek seni sevdi, gözleri bir tek seni görüyor. Duyguları yeni olan kişi Biricik değil, sensin. Hani sen şu an ilişkinizin kötüye gitmesinden korkuyorsun ya, emin ol senin yaşadığının bin katını Biricik yaşıyor. Sırf sen bu zorlama yüzünden ondan uzaklaşacaksın diye ödü kopuyor. Evlenmek istememesinin tek sebebi bu, seni zorlamak istemiyor."
Doruk duyduklarının şokunu yaşarken, Eva sessiz kalarak sözlerinin sindirilmesini bekledi. Sonunda dökmüştü içini, bundan sonra mutlu olmalarını diledi. Doruk' un ise düşünceleri birbirine girmiş, Eva' nın her sözü kulaklarında yankılanıyordu.
"Yani sen diyorsun ki...Biricik beni seviyor...hem de yıllardır. Öyle mi?" dedi kısık ancak duyulur bir sesle.
" Hiç mi anlamadın? Ya da anlamak mı istemedin?"
Eva' nın sorusunu cevapsız bıraktı Doruk, ne diyebilirdi ki? Küçükken elbette bir şeyler fark ermişti ancak görmemezlikten gelmişti. Biricik' in o zamanlardan beri sadece kendisini sevdiğini bilmek tüm bedeninde tarifi mümkün olmayan duygulara sebep olmuştu şimdi. Biricik onundu, kalbi, aşkı onundu, her zaman onundu.
Doruk hiçbir şey söylemeden sandalyesini itip yerinden kalktı ve cafeden çıkarak uzaklaştı. Eva giden adamın arkasından şaşkınca bakarken çalan telefonunun melodisi ile bakışlarını kapıdan çekti. Arayan yabancı numara ile burnundan öfkeli bir nefes bırakıp yanıtladı. "Ne var?"
"Kimdi o yanındaki adam?"
Telefonun diğer ucundan gelen öfkeli sese kendi öfkeli sesi karşılık verdi. "Rahat bırak beni." der demez telefonu kapatıp çantasına attı. Burada bile rahat yoktu. Gözleri hızlıca etrafı taradığında yine göze çarpan hiçbir şey göremedi. Bu adamın her yerde gözü olmak zorunda mıydı?
Kafeden çıktığında alışveriş yapabileceği bir yere gitti. Düğünde beyaz giyemezdi, bu geline özel bir şeydi. O yüzden aylar sonra ilk kez renkli giyinme hevesi ile mağazaları dolaştı. Kalabalık olan mağazalardan özellikle kaçınırken sonunda kendine uygun bir şey buldu.
Elbisesine uygun aksesuarlar ile birlikte mağazadan çıktığında yine mesaj sesi yankılanan telefonunu bulup çıkardı ve mesajı açtı.
'Yemek ye Eva, yeterince zayıfsın.'
Bu sefer ne etrafına baktı ne de sinirlendi Eva, nasılsa hiçbir şey değişmeyecekti. Onun yerine telefonunu çantasına koyup kızların yanına gitmek üzere bir taksiye bindi.
Aylin ve Arslan' ın muhteşem geçen düğün töreninden sonra Biricik' in hayatının en mutlu anını yaşadığını bilerek ayrıldı oradan. Veda etmedi kimseye, nasılsa kısa bir süre sonra tekrar görüşeceklerdi.
Yine iki kişilik bir bilet almıştı kendine, fazlasıyla insanların arasına
karıştığını düşünüyordu. En azından yolculuğunda rahat olmayı umdu. Saatler sonra alışık olduğu şehre ayak basarken fazlasıyla yorgun ve uykuluydu. Jack haklıydı, gerçekten de hiç uykusunu alamamıştı ve en kısa zamanda hastaneye gidip kolunu göstermesi gerekiyordu, bugün daha bir ağrıyordu sanki.
Havaalanı çıkışında gözleri çevrede kendi arabasını aradıysa da göremedi. Geç kalmış olmalılardı. Biraz daha etrafına bakınıp eve taksiyle dönmeye karar verdi ve yolun karşısına geçip park edilen araçların arasından yürüyerek taksilerin bulunduğu durağa ilerledi.
Arka arkaya park edilmiş iki arabayı geçip orta yola çıktığında hemen karşısındaki arabanın arkasında toplanan grubu fark etti. Tartışıyor gibilerdi. Büyük ihtimalle park kavsıydı ve Eva' nın oradan geçmeye hiç niyeti yoktu.
Bakışlarını kızgın gruptan çekip geçebileceği başka bir aralık aradı ancak ne olduysa o anda oldu. Hâlâ olduğu yerde dururken üzerine doğru koşan adamlar ile şaşkına dönse de onu hareketsiz kılan en arkada olan adamın havaya kaldırdığı elinde tuttuğu silahtı.
Bedeni korku ile kitlenip kalırken patlayan silah ile elinde tuttuğu küçük valizi düşürmüş ve tek elini kulağına kapatıp olduğu yere çöktü. Ona yaklaşan bağırış ve ayak sesleri beyninde kırmızı alarm çaldırırken ne olduğunu anlamadan havalandığını hissetti. Bu onu daha çok korkuturken iki büklüm bir şekilde içine sindi.
Luca, Eva' nın bugün geleceğini bildiğinden günü birlik bir şekilde sadece onu görmek ve yarasının durumunu bizzat öğrenmek için gelmişti. Havaalanı çıkışında onun etrafa bakışını ve kararsız bir şekilde yolun karşısına geçmesini izledi. Onu kendisi bırakmayı ne kadar çok istese de Eva' nın bunu asla kabul etmeyeceğini biliyordu.
Eva' nın arabaların arasında gözden kayboluşunu Luca ile birlikte izleyen Simon, hâlâ gözüyle onu görmeye çalışan Luca' ya döndü. " Gidelim mi?"
Luca gözünü dışarıdan ayırmadan konuştu. " Hayır, burada bekle. Bindiğinden emin olmalıyım."
Simon hayretle gülüp ona bakmayan adama döndü. " Tanrım! Birgün platonik bir aşık olacağını duysaydım onlara kıçımla gülerdim."
" Kapa çeneni ve bekle."
Luca arabadan inip hızlı adımlarla Eva' ya yetişti ve onun hemen gerisinde onu izlemeye başladı. Onun duruşunu, karşısındaki tartışmayı işleyişini ve korkuyla yere çöküşünü izledi. Aslında oradan uzaklaşacağını sanmıştı ama umduğu gibi olmamış, Eva olduğu yere çöküp oturmuştu.
Kavga eden grup ona yetişmeden, Luca ona yetişmiş ve bir elini beline atarken diğerini bacaklarının arasından geçirerek kucaklayıp oradan uzaklaştırmıştı. Gözlerini sıkı sıkı kapamış ve kucağında iyice sinen kadına hissettiği koruma duygusu o anlarda en üst seviyedeydi.
Eva hareket halinde olduğunu hissediyor ancak gözlerini açamıyordu. Burnundan aldığı hızlı ve kesik nefesler yetmeyince sıktığı çenesini gevşetti ve dudaklarını araladı. Hareketler kesilmiş ve az önceki gürültü artık duyulamayacak kadar uzakta olduğunda biraz olsun gevşedi.
" Eva, aç gözlerini, güvendesin."
Gözleri sanki bu komutu bekliyormuş gibi açıldığında yüzüne oldukça yakın olan tanıdık yüzün şoku sardı bedenini. Ve hemen sonra aslında bu adamın kucağında olduğu gerçeği ile sarsıldı. Ona dokunuyordu, güvende değildi.