Ellerinin arasına aldığı başı ile düşünceli bir şekilde masasında oturan Luca telefonuna bırakılan çağrıları duymamak için telefonunu kapatmış ve kendi ile başbaşa kalmak ve birbine giren zihnini toparlamak istemişti.
Yüzü masasına doğru eğik iken, kulaklarında Eva' nın sözleri yankılanıyordu. Onun sözleri, yanaklarından süzülen yaşlar, perişan ve ona yalvaran hali...hepsi tek tek gözlerinin önünden geçiyordu. Kaç saat orada oturdu bilmiyordu ancak kapısının çakması ile başını sinirle ellerinden ayırdı. Yalnız kalmak istediğini net bir şekilde belirttiğini düşünmüştü. "Gel." diye seslendiğinde memnuniyetsizliği sesine yansıdı.
Sekreteri sıkıntılı yüz ifadesiyle, ona yalnız kalmak istediğini söyleyen patronunun kapısından içeri girmek yerine sadece başını içeri uzatmıştı. "Üzgünüm efendim, sizi rahatsız etmek istemezdim ancak dışarıda bir kadın sizinle görüşmek için ısrar ediyor."
Luca arkasına yaslanırken derin bir bir nefes aldı. "Kimseyle görüşmek istemiyorum dedim!"
"Peki efendim..."
"Çekil şuradan!" Biricik daha işini doğru düzgün yapamayan sekreteri kolundan tutup kenara çekti ve kendini içeri attı. İnsan önce gelen kişinin kim olduğunu iletirdi değil mi? Bir kadın ne demektir, bir adı vardı onun. Zaten yeterince sinirleri bozuktu. Ona şaşkınca bakan kıza dönüp, "Sen çıkabilirsin, bizim patronunla konuşacaklarımız var. İçecek bir şey istemiyoruz." dedi ve Luca' nın oturduğu masaya yürüyüp önündeki koltuklardan birine asil hareketlerle oturdu.
Luca ona bakan ve ondan bir emir bekleyen sekreterine bakıp başıyla çıkmasını işaret etti. Kapının kapanmasından sonra bakışlarını ona diken Biricik' e döndü. " Hoşgeldiniz... "
Biricik onun sözlerini, "Biricik, adım Biricik Dinçer." diyerek tamamladı gururla.
"Pekâlâ, Biricik. Bu ziyareti neye borçluyuz?" dedi, ellerini masasının üzerinde birleştirip sıkıntılı halini ifadesiz yüzünün arkasına gizlerken.
Biricik' in dudaklarında alaycı bir hareketlilik oldu. "Demek cevabını bildiğin sorular soruyorsun. Peki. Seninde tahmin edeceğin gibi buraya Eva' dan ve onun çevresinden uzak durmanı söylemek için geldim. Bu söylediğimi basite alma sakın, bu konuda fazlasıyla ciddiyim."
Karşısında oturan kadının onunla cesurca konuşup ona sert çıkışması Luca' nın kaşlarını havaya kaldırdı. Acaba Eva' da böyle miydi? "Ciddi olduğunu görüyorum ancak bana ne yapacağımı kimse söyleyemez!" diyerek o da Biricik' e karşı gardını aldı.
"Ben söylerim! Hastanede yatan kişi benim kardeşim, arkadaşım, her şeyim...siz kimsiniz? Bizim neyimiz oluyorsunuz? Eva' nın hayatında yeriniz yok! Siz sadece Alex' in hayatımıza soktuğu ve şirketimin iş yaptığı birisiniz o kadar. Sizi hayatımda sadece birkaç kez gördüm ve birkaç kez gördüğüm bir adam yüzünden Eva şu an o yatakta."
"Bakın..."
Biricik elini kaldırarak Luca' nın sözünü kesti. "Henüz bitirmedim. Sizin kim olduğunuz ve ya ne kadar güçlü bir adam olduğunuz benim umrumda bile değil. Sizin o saçma mafyacılıklarınız yüzünden bir daha zarar görmeyecek Eva. Çünkü ondan ve hayatından uzak duracaksınız."
" Peki istemiyorsam."
Biricik tek kaşını kaldırırken bu adamla daha çok işinin olduğunu anlaması hiç zor olmadı. "Demek istemiyorsun. Peki ne istediğini sorabilir miyim? Tek bir gece mi yoksa burada geçirdiğin kısa süre içinde birlikte vakit geçirebileceğin bir kadın mı? Hangisi?"
Luca, Biricik' in değişmeyen alaycı tavrı karşısında duruşunu ve ciddiyetini hiç bozmadı. "Hiçbiri."
Biricik' in kaşları sahte bir hayretle yukarı kalkarken alaycı tavrını korudu. "Ne o, yoksa ciddi bir ilişki mi arıyorsunuz?"
Luca bu soruya sessiz kalırken, onun ciddi ifadesi Biricik' in de ciddileşmesini sağladı. "Bakın. Fazlasıyla yakışıklı, zengin ve güçlü bir adamsınız. Girdiğiniz her mekanda tüm kadınların dikkatini çektiğinize eminim. Eva ile bir ilişki yaşadığınızı varsayarsak bile tahmin edemediğim ancak oldukça uzun bir süre ona dokunmanıza hatta elinin bile tutulmasına izin vermeyeceğine adım gibi eminim. Onu ne kadar bekleyebilirsiniz ki?" derken yavaşça ayaklandı. "Ona beslediğiniz duyguları bilmiyorum ancak siz Eva' nın yaralarını saracak kişi değilsiniz. Ondan ve onun dünyasından uzak durun. Ona karanlık bir gelecek değil rengârenk bir gelecek gerek. İyi günler, sözlerimin anlaşıldığını umuyorum."
"Eva' nın çocuğu olmadığı doğru mu?"
Biricik duyduğu soru ile odanın ortasında dururken şaşkınlık içinde bu adamın bunu nasıl öğrendiğini düşündü. "Doğru. Onun çocuğu olmuyor." dedi bazı gerçeklerin üzerini örterken.
Biricik odadan çıkıp gittiğinde, Luca ciğerlerine doldurduğu nefesi sıkıntıyla dışarı verdi. Oda bazı kararlar alması gerektiğinin farkındaydı. Hayatı boyunca ilk kez mantığı ve kalbi arasında kalmış ancak bir türlü işin içinden çıkamamıştı. Mantığını dinlese Eva' dan uzak duracak ve belki de ömür boyu bir keşkeyle yaşayacaktı. Kalbini dinlese hayalini kurduğu aileye kavuşamayacaktı.
Masasındaki kilitli çekmeceye uzanmadan önce her zaman boynunda taşıdığı anahtarı çıkarıp çekmeceyi açtı ve içindeki kutudan bir resim aldı. Özlemle parlayan bakışları resimdeki genç kadının üzerinde dolaşırken Biricik' in sözleri geldi aklına. Ne demişti, Eva' nın yaralarını saracak kişinin o olmadığını söylemişti değil mi? Oysa en güzel o sarardı sarışının yaralarını.
Biricik tekrar hastahaneye döndüğünde Eva' yı yatağında uyurken buldu. Sessizce kapıyı kapatıp koltukta oturan Jack' in yanına oturdu. "Gidip doktordan ne zaman çıkabileceğimizi öğren." dedi fısıltılı bir sesle.
Jack, Biricik' in mesafeli sesine karşı dudaklarını büzerek baktı ona. " Hâlâ bozuk muyuz?" diye sorduğunda ondan aldığı bakışlar ile cevabını da almış oldu. "Anlaşıldı patron, ben hemen geliyorum." diyerek normal bir ses tonunda konuşan Jack koluna yediği şaplak ile uyarı almıştı.
"Sessiz ol!"
Jack odadan çıkarken onun arkasından baktı Biricik. Aslında ona olan öfkesi geçmişti ama yine de yumuşak davranmak istemiyordu. Giderken Eva' yı ona emanet etmişti, en küçük şeyden bile haberdar edilmek istemişti ancak bazı şeyleri öğrenmek için böyle bir olayın yaşanması gerekiyordu demek. Jack' in biraz uçarı bir tip olduğunu biliyordu ve işin ciddiyetini kavraması için ona bu şekilde davranmak zorundaydı. Yoksa Eva kadar o da onun canıydı, ona gelecek en küçük zararda aynı ilgiyi ona da gösterirdi ancak yine de onlara hiçbir şey olmasını istemiyordu.
Jack odaya geri döndüğünde sessiz adımlarla yaklaşıp Biricik' in yanına oturdu. "Serumu bittiğinde ve tekrar pansuman yapıldığında çılabileceğiz." derken Eva' dan yükselen mırıltılar ikisinin de dikkatini o yöne çevirdi. Yine kâbus görüyor olmalıydı.
Jack arkadaşının çektiği acıları sadece izlemekle yetinirken, Biricik yatağa yaklaşıp boşluğa oturdu ve Eva' nın dağılmış saçlarını okşayarak onu bu kâbustan uyandırmaya çalıştı. "Eva, uyan hadi. Hepsi kötü bir rüya, hadi uyan."
Biricik' in birkaç seslenişinden sonra Eva yaşlı gözlerini aralamış ve Biricik' i görür görmez rahat bir nefes alarak kazılan bedenini gevşetti. "Biricik. Ne zaman geldin?" derken sesi fazlasıyla yorgun çıkmıştı.
"Çok olmadı. Ağrın var mı? Hemşireyi çağırmamı ister misin?"
"Hayır, iyiyim." diyerek arkadaşının gözlerindeki endişeyi silmeye çalıştı.
"Güzel, serumun bitince evimize gidebileceğiz." Biricik' in bakışları seruma kaydığında neredeyse bitmek üzere olduğunu fark ederek Jack' e döndü. "Jack, gidip bir hemşire çağırır mısın? Serum bitmek üzere, pansuman da yapılınca çıkarız."
"Hemen hallediyorum."
Jack odadan çıktığında Biricik biraz daha Eva' nın saçlarını okşayıp ayağa kalktı. O ara odaya giren Jack ve hemşireye yer verirken Jack' e döndü. "Sen burada bekle, ben çıkış işlemlerini halledeceğim." diyerek çıktı odadan.
Asansöre ilerlerken telefonunu çıkarıp Anna' yı aradı ve kısa süre içinde eve geleceklerini haber vererek gerekli hazırlıkların yapılmasını emretti. İşlemleri halledip odaya geri döndüğünde Jack' in Eva' ya üzerini giyinmesi için yardım ettiğini gördü.
Kısa süre içinde hastaneden ayrılan üçlü kapının önünde onları bekleyen araca yerleşirken onları uzaktan izleyen Luca' yı fark etmemişlerdi. Luca Eva' yı son kez uzaktan incelemiş ve penceresini örterek ondan komut bekleyen şoförüne başıyla yola çıkmasını işaret etmişti.
Araba bahçeye girdiğinde kapıda bekleyen kızlar hemen koşup arabanın kapısını açmış ve Anna Eva' ya inmesi için yardım ederken Jack ve Lora bağaja yerleştirdikleri eşyaları alarak onların peşinden içeri girmişlerdi.
Eva kendisi için temizlenen ve hazırlanan odasına yerleştiğinde gözünün içine bakan insanlara döndü. "Ölmüyorum değil mi? Neden öyle bakıyorsunuz?"
Diğerleri birbirine bakarken Biricik her zamanki çekici gülümsemesi ile yaklaşıp yatağa oturdu. "Rahatsın değil mi? İstediğin bir şey var mı?" diye sordu ilgiyle.
Eva başını yavaşça salladı, şu an tek istediği sorularına bir cevap bulmaktı. "Hayır." diyerek diğerlerine döndü. "Hadi odalarınıza dönün, saat geç oldu. Biricik yanımda zaten." derken elini tutan parmakları sıktı hafifçe.
Diğerleri iyi geceler dileyerek odadan çıkarken, Biricik ayakkabılarını çıkarıp yatağın boş tarafına oturdu ve sırtını yatağa yasladı. "Hadi sor."
Eva' nın dudakları hafifçe yukarı kalktı, Biricik' ti o, tek bakışından anlardı onu. "Ne konuştunuz?"
"Gerekli konuları."
"Hadi ama Biricik. Anlat bana, bu konu beni de ilgilendiriyor."
Biricik geniş bir şekilde gülümseyip inci gibi dizilmiş dişlerini gösterdi. "Adam sana abayı yakmış."
"Nasıl yani?"
"Senden hoşlanıyor yani, hemde çok."
Eva bakışlarını Biricik' in imalı yüzünden çekip karşıya baktı. "Başka?"
Biricik arkadaşının ifadesiz yüzüne bakarken içi burkuldu. Luca' ya ondan uzak durmasını söylemişti ama biraz bile umut olsaydı ona yardım etmek için elinden geleni yapardı. Eva' nın çorak bir araziye dönen kalbinde yeşerecek en küçük filiz için neler vermezdi. Ancak olmazdı, özellikle Eva bu durumdayken kesinlikle olmazdı.
" Dediğim gibi gerekli konuları konuştuk ve eğer beni dinlerse...uzak duracak senden. Tıpkı istediğin gibi." derken Eva' nın yüzüne bakmış ve küçük de olda bir değişim atamıştı ancak bulamamıştı. " Neyse, hadi uyuyalım."
Ertesi gün pansuman için gelen sağlık görevlisi dışında üç arkadaş odadan çıkmayıp eski günlerdeki gibi saatlerce konuşarak vakit geçirmişlerdi. Akşam yemeği için Jack' in kolunda aşağı salona inen Eva kendini daha ferah hissederek koltuğa oturdu.
Yenen yemeklerden sonra Biricik telefon görüşmesi yapmak için mutfağa geçmiş, Eva ve Jack ise izlemek için film seçmeye koyulmuşlardı.
Onlar filmi açmaya başlarken, Biricik elinde üzerinde farklı içki şişeleri ve 3 kadeh ile salona döndü. "Gecemiz yeni başlıyor, ah sizinle içmeyi öyle özledim ki."
Eva şişeleri sehpaya dizen arkadaşına bakıp gülerken, Jack isteksiz bir şekilde homurdanmaya başladı. "Ya, ne demezsin. Bir de bana sor."
Biricik, Jack' in yakınmasına kahkaha atarken Jack bu durumdan hiç de memnun değildi. "Bir de gülüyor musun? En son içtiğimizde abin ve Doruk' tan yediğim dayağı hâlâ unutamıyorum. Adamlar neredeyse bana yeni bir yüz kazandıracaktı."
Biricik, Jack' in koluna girip onu sehpaya doğru çekti ve yere oturttu. "Hadi ama Jack, biliyorsun ki o dayak yanlarına kalmadı. Hem onlar buradan kilometrelerce uzakta."
"Tehlike bir değil ki, diğeri yanı başımda." diyen Jack, burnunun ucuyla Biricik' i göstererek ondan en uzak köşeye çekildi.
Onun bu hareketine gözlerini deviren Biricik burnunu kıvırıp kadehleri doldurmaya başladı. "Abartma, sınırı aşmayacağım."
Jack kollarını birbirine sararak aralarına oturan Eva' ya yer verdi. "Umarım."
İlk kadehler sessizce boşalırken söze başlayan Jack oldu. Asıl amacı Biricik' i konuşturup çok içmesine engel olmaktı. "Demek Doruk artık resmen sevgilin."
Biricik' in dudakları kadehin ucundayken genişledi. Büyük bir yudum alıp dolgun dudaklarını yalayarak eşsiz tadın keyfine vardı. "Aynen öyle. O artık tamamen avuçlarımın arasında."
Biricik' in keskin bakışları karşısında Jack başını salladı. "Ona acıyorum."
Biricik ayağındaki peluş terliği çıkarıp ona fırlattı. "Kes sesini!"
"Yalan mı? Adam nasıl bir belaya bulaştığını bir bilse... Ne dersin Biricik, onu uyarmalı mıyız?"
"Sen canına mı susadın ha! Yediğin dayaklar yetmedi mi?"
Jack' in kahkahası salonda yankılanırken Eva kendini daha iyi hissetmeye başladı. Özlediği ortam buydu işte. Bol çekişmeli ve bol kahkahalı geçen dakşkalardan sonra uç arkadaşta özlem duydukları anın keyfini çıkarıyordu. Eva haftalar sonra ilk kez bu kadar çok güldüğüne emindi. Onun dünyası küçüktü, küçük ama kocaman.
Kadehler birbiri ardına boşalıp dolarken Jack giderek diken üzerinde oturduğunu hissetmeye başladı. Biricik sınıra ulaştığının farkındaydı ancak ortam ve muhabbetleri o kadar iyi gidiyordu ki kendini içmekten alıkoyamıyordu. Üstelik uzun süredir de alkole ara verdiği için özlem duyuyordu.
Jack kadehini doldurmak için şişeye uzandığında Biricik' e kayan saniyelik bakışmada göz göze gelmiş ve elini yavaşça şişeden çekmişti. "Eva, hadi odalara dağılalım."
Eva önce Jack' in haline sonra gözlerini ona diken Biricik' e baktı ve sessizce güldü. "Hadi kaç kurtar kendini. Ben hallederim."
"Tanrım! Seni çok seviyorum." Jack arkasına bile bakmadan odasına kaçarken, arkasında kalan kızlar kahkahalarla gülmeye başladı.
Eva gülerken acıyan yarasına elini götürürken Biricik' e baktı. "Çok kötüsün Biricik."
Biricik kadehinde kalan son yudumu kafasına dikip omuzlarını kaldırdı. "Kendi kaşındı."
Kızlar bir kez daha gülerken Biricik, Eva' nın kolunu tuttuğunu fark etti. "İyi misin sen? Yaran mı acıyor?"
"İyiyim merak etme. Çok güldük bu gece ondan."
Biricik elini Eva' nın koluna atıp hafifçe okşadı. "Böyle gülmeni o kadar özlemişim ki."
Eva ve Biricik' in birbirlerine olan bakışlarını çalan telefonu böldü. Biricik koltuğa attığı telefonunu alıp yanıtladığında Eva onun yüzünde oluşan değişimleri izledi. Gülerek açtığı telefonun sonunda kaşları çatılmış ve düşünceli bir hal almıştı.
"Ne oldu? Kimdi arayan?"
"Annem, hemen dönmemi istiyor."
"Bir sorun mu var?"
Biricik düşünceli bir şekilde başını salladı. "Bilmiyorum ki, hiçbir şey söylemedi. Sadece hemen gelmem gerektiğini söyleyip kapattı." Açıklama yaparken bir yandan da Doruk' un numarasını çevirdi ancak telefonu kapalıydı.
"Kötü düşünme."
"Yok canım, kötü düşündüğüm falan yok. Annem işte. Neyse, hafi gel odaya çıkalım."
Yukarı çıktıklarında Eva uyumaya hazırlanırken Biricik' te diğer gün için kendine uçak bileti aldı. Burada daha fazla kalmak isterdi ancak hem Doruk' a olan özlemi hem de annesinin çağırması onu dönmeye mecbur kılıyordu. En kısa zamanda buraya tekrar gelecekti.
Ertesi gün Biricik valizi ile kapıya çıkarken Jack ve Eva' da onun arkasından çıkıyordu. Jack onun valizini alıp arabaya yerleştirirken Biricik ve Eva' da sıkıca sarılıp vedalaşıyordu.
"Yakında yine geleceğim, kendine çok dikkat et."
"Merak etme beni. Tüm gelişmeleri arayıp anlatıyorsun."
"Elbette. Sende her şeyi anlat Eva, her şeyi. Benden bir şeyler gizlemeyin sakın. Öğrenirim." dedi uyarıcı bir dille.
"Biliyorum biliyorum. Git hadi."
Biricik bir kez daha Eva' ya sarılıp vedalaştı ve onu bekleyen arabaya bindi. Eva bahçe kapısına çıkıp araba gözden kaybolana kadar el sallamış ve yine içinde oluşan boşlukla evine girmişti.
İçeri girip mutfağa yöneldi ve dolaptan bir bardak soğuk su alıp kuruyan boğazını ıslattı. Kapı zili çaldığında elindeki bardaklar beraber kapıya yürüdü.
"Kim bilir neyi unuttu." diye gülerek kapıyı açtığında hiç kimseyi göremedi. Etrafa göz gezdirdi ancak tek bir insan bile yoktu. Dışarı doğru bir adım atıp evin etrafına bakmak istedi ancak ayağına çarpan şey ile bakışları yere eğildi. Ayaklarının ucundaki küçük kutuya çatık kaşları ile bakarken tekrar etrafa göz attı.
Eğilip yerdeki kutuyu alarak içeri girdiğinde bir süre kapı önünde durup elindeki kutuya anlamsız bir şekilde baktı. Hafifçe salladığında içinde bir şeylerin hareket ettiğini fark etti ve salona yöneldi.
Koltuğa oturduğunda tek eli ile zorlanarak da olsa kutuyu açtı ve içinden çıkan şeylere şaşkınlıkla baktı. Önce çikolata paketini eline alıp inceledi. Bu Luca' nın ona her zaman verdiği çikolataydı. Kutudaki küçük kağıt gözüne çarptığında çikolatayı bırakıp onu eline aldı ve üzerinde yazan yazıyı seslice okudu.
'Gülmek en çok sana yakışıyor kar tanesi.'
Her zaman yaptığının aksine bu sefer kapısına bırakması ne demek oluyordu? Gerçekten Biricik' in dediği gibi ondan uzak mı duracaktı?