KARANLIK YOL

1036 Kelimeler
Ecrin, adamın parmaklarının bir anda çenesine değmesiyle irkildi. Dokunuşu sert değildi ama fazla rahattı; sanki aralarındaki mesafe hiç var olmamış gibi. Başını hafifçe yukarı kaldırdı, adamın yüzünü daha net görmek ister gibi. “Hiç fena değilsin,” dedi, sesi alçak ve ölçer gibiydi. Gözleri Ecrin’in yüzünde dolaştı. “Ama yaşın… dedi ve duraksadı. "Küçük gibi.” Bu cümle Ecrin’in içinde ani bir tepki yarattı. Omuzlarını düzeltti, bakışını kaçırmadı. “Hayır,” dedi net bir tonla. “Minyon olduğum için öyle duruyor. Yirmi iki yaşındayım. Üniversitenin son senesindeyim.” Adam kaşlarını hafifçe kaldırdı. Şüpheyle karışık bir ilgi vardı yüzünde. “Vay,” dedi, alaycı şekilde dudaklarının kenarı kıvrılarak. “Demek yirmi iki.” Bir an durdu, sonra belindeki çantasına uzandı. Fermuarın sesi, müziğin arasından bile duyuluyordu. Kimliği çıkarıp iki parmağının arasında tuttu. “Bak,” dedi. “Bu kimliğim.” Koralp kimliğe hızlıca baktı. İsim, fotoğraf, tarih… Adam başını kaldırdığında Ecrin, yüzündeki ifadenin değişmediğini fark etti. Sanki gösterilen şey onu tam olarak ikna etmemişti. “Yeterli değil,” diye söylendi Koralp, kimliği kıza geri uzatırken.. “Kendini ispatlaman gerek.” Ecrin’in kaşları çatıldı. “Nasıl?” diye sordu. Merakı, içinde beliren küçük tedirginliği bastırmıştı. Genç adamı süzerken kalbinin hızlandığını fark etti; bu hızın nedeni heyecan mıydı, yoksa yaklaşan bir şeyin belirsizliği mi, ayırt edemiyordu. Adam bu kez ona bakmadı. Barmene döndü, iki parmağını kaldırdı. “İki duble viski.” Bardaklar geldiğinde ışık, içlerindeki sıvıyı kehribar rengine boyadı. Adam bardaklardan birini Ecrin’e uzattı. “Bunu,” dedi sakin bir sesle, “tek yudumda içebilir misin?” Ecrin bir an bile düşünmedi. Sanki durursa geri adım atacakmış gibi hissetti. Bardağı dudaklarına götürdü ve tek nefeste dikti. Boğazı yandı, gözleri kısa bir an doldu ama belli etmedi. Bardağı masaya bıraktığında nefesini kontrollü bir şekilde verdi. “Evet,” dedi. “Zor değildi.” Aslında alışık değildi. Ayda bir, teyzeden gizli, arkadaşlarla içilen birkaç kadeh… O kadar. Ama bunu söylemeye niyeti yoktu. Adamın dudaklarında belirsiz bir gülümseme belirdi. İşaret parmağını havaya kaldırdı, sanki sıradaki hamleyi ilan eder gibi. “Şimdi,” dedi, “şu şişeyi dikle.” Şişeyi masadan aldı, Ecrin’in önüne koydu. Camın soğukluğu kızın avucuna geçtiğinde Ecrin kısa bir tereddüt yaşadı. Yine de şişeyi aldı, ağzına götürdü. Tam içecekken adam aniden uzanıp şişeyi elinden çekti. “Bu kadarı kâfi,” dedi. Ses tonu değişmişti; daha ciddi, daha kesin. “Bana ayık lazımsın.” “Ne?” dedi Ecrin, şaşkınlıkla. Adam bu kez daha yumuşak bir hareketle Ecrin’in yanağını okşadı. Parmakları, yüzünde bir an fazla kaldı. “Bilirsin,” dedi, “o yazışmalar, mesajlar… Senden etkilendim. Bu buluşma burada bitmemeli.” Ecrin’in kalbi bu sözlerin üzerine çok hızlı atmaya başladı. "Demek benden etkilendi..." diye geçirdi içinden. İçi içine sığmıyordu mutluluktan. Etrafına baktı; bar kalabalıktı ama bir o kadar da izole gibiydiler. “Bu gece misafirimsin,” diye devam etti adam, sesi itiraza kapalıydı. “İtiraz istemem.” “Ama teyzem…” dedi Ecrin, kelimeler ağzından aceleyle döküldü. “Merak eder.” Adam başını geriye atıp güldü. Kahkahası samimi ama hafif alaycıydı. “Hahahaha! Teyzene hesap mı veriyorsun? Ben seni yanlış tanımışım meğer. Sen halâ küçük bir kızmışsın. Ecrin çenesini yukarı kaldırdı, omuz silkerek geri çekildi. “Hayır,” dedi ve bağırdı. “Değilim. Ben küçük değilim.” O an, söylediklerinin ağırlığıyla baş başa kaldı. Kırmızı elbisesinin içinde, barın loş ışığında, karşısındaki adamın bakışları altında… Bu gecenin, mesajlardaki kadar basit olmayacağını ilk kez net bir şekilde hissetti. Adam dudaklarını eğip başını iki yana salladı. “Bu gece güzel geçebilirdi,” dedi, sesi alayla yumuşak arasında bir yerdeydi. “Ama sen tam büyümemişsin. Hâlâ teyze kuzususun.” Bu söz Ecrin’in içine battı. Gururu, korkusundan daha hızlı kabardı. “Hayır,” dedi, net ve sert. “Değilim.” Bir adım attı ona doğru. “Seninle geleceğim.” Adamın yüzünde yavaşça bir sırıtma yayıldı. Bu cevap onu şaşırtmamıştı; sanki beklediği cümle buydu. “Sonra teyzeme gideceğim diye darlarsın beni,” dedi, alaycı bir ifadeyle. “Hayır,” dedi Ecrin, hiç düşünmeden. “Darlamayacağım. Söz veriyorum.” Sesi bu kez kendinden emindi; hatta kendisi bile bu kadar emin söylemesine şaşırdı. Adam elini uzattı. Parmakları Ecrin’in elini sardığında dokunuşu kararlıydı, geri dönüşsüz. “O zaman,” dedi, “gidiyoruz. Barın önünde siyah bir jeep duruyordu. Gövdesi ışığı yutmuyor, adeta içine çekiyordu. Kapı açıldığında ağır bir metal sesi duyuldu. Ecrin arabaya binerken kalbi göğsüne sığmıyordu. Heyecanla korku iç içe geçmişti; hangisinin baskın olduğunu ayırt edemiyordu. Sadece mesajlaştığı, gerçekte neredeyse hiç tanımadığı bir adamın yanına oturmuştu. Emniyet kemerini takarken parmakları titredi. Motor çalıştı. Araç sarsılarak ilerledi. Koralp direksiyonu kararlı hareketlerle çeviriyor, yolu biliyormuş gibi hiç tereddüt etmiyordu. Arada bir göz ucuyla Ecrin’e bakıyordu. Kızın dizlerinin birbirine yapışık duruşunu, ellerini çantasının üzerinde kenetleyişini, camdan dışarı bakarken yansımasına takılı kalan bakışlarını… Bu ürkek hâl onu eğlendiriyordu. Şehir ışıkları seyrekleşti. Sokak lambaları birer birer aralarında boşluk bırakarak uzamaya başladı. Yol daraldı. Asfaltın sesi değişti. Ecrin’in içi sıkıştı; boğazında görünmez bir düğüm oluştu. Koralp mırıldandı: “Az kaldı.” “Az kaldı… neye?” diye sordu Ecrin, sesi istemeden incelmişti. Adam gülümsedi, ama bu gülümseme barın içindekinden farklıydı. Daha çıplak, daha filtresiz. “Gerçek benliğimle tanışmana,” dedi. “Herkesi tanıştırmam... Sadece senin gibi cesur olanları...” Bu cümle Ecrin’in kalbine soğuk bir su döktü. Camdan dışarı baktı. Yol artık tamamen ıssızdı. Ağaçlar iki yanda karanlık duvarlar gibi yükseliyordu. Araba yavaşladı ve sonunda durdu. Motor sesi kesildi. Koralp kemerini çözdü ve ona döndü. “Hadi,” dedi. “İnelim.” Ecrin yutkundu. Kapıdan dışarı baktı ve gördüğü manzara nefesini kesti. "Ama burası…” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. “Burası mezarlık.” Ay ışığı, taşların üzerine solgun bir parlaklık bırakıyordu. Uzun serviler rüzgârda hafifçe sallanıyor, gölgeleri yere eğri büğrü düşüyordu. Demir parmaklıklar paslıydı; giriş kapısı yarı aralıktı, sanki onları bekliyormuş gibi. Koralp kahkaha attı. Bu kahkaha gecede yankılandı. “Ne sandın, ufaklık? Seni lunaparka götüreceğimi mi? Tam bir ufaklıksın. Sil şu korkunu, hadi, inelim.” Ecrin’in kalbi adeta göğsünden aşağı düştü. Bu adam ne planlıyordu? Neden buradaydılar? Mezarlıkta ne işi vardı? Kapıyı açıp kaçabilir miydi? Ama nereye? Issız yol, karanlık, kilitli kapılar… Elini kapı koluna götürdü, sonra durdu. İnse mi? Yoksa şimdi, tam şimdi kaçmaya mı çalışsa? Kararsızlık bir an sürdü ama o an, ona saatler gibi geldi. Kırmızı elbisesinin kumaşı dizlerinde ağırlaştı. Bu gecenin, geri dönüşü olmayan bir çizgiyi çoktan geçtiğini hissetti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE