CESARET

693 Kelimeler
Kararsız kalan Ecrin, sonunda istemsizce de olsa onu takip etti. Arabadan inip ayakları yere değer değmez soğuk toprağın nemi ince topuklarından yukarı tırmandı sanki. Gece, barın içindeki uğultudan sonra fazla sessizdi; sessizlik bile kulaklarını çınlatıyordu. Mezarlığın demir kapısı arkasında kalmış, karanlık onları içine almıştı. Koralp bir adım öndeydi. Ecrin ise olduğu yerde donup kalmıştı. Dizleri titriyordu, bunu gizleyemiyordu artık. Nefesi düzensizdi, ciğerlerine giren hava yetmiyordu. "Buraya kadar," diye geçti içinden. "Bu kadar saf olduğum için…" Adam bir anda duraksadı. Arkasına döndü. Ecrin’in kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Adamın eli yavaşça arka cebine gittiğinde genç kız korkuyla titredi. Korkudan ölecek gibiydi. "Cebinden ne çıaracaktı, yoksa silah mı? Bu adam katil mi?" diye düşünceler onu korkudan bayıltacaktı. O an zaman büküldü. Ecrin’in gözlerinin önünden teyzesi geçti, mutfaktaki ışık, Sema'nın odasındaki ayna, kırmızı elbise… "Her şey bitti," diye düşündü. İçinde ani bir sessizlik çöktü; korkunun doruğunda insanın garip bir kabullenişe sürüklenmesi gibi. Gözlerini sımsıkı kapattı. Bir patlama bekledi. Bir acı. Ya da karanlık. Ama gelen sadece bir ses oldu. “Gözlerini aç, Ecrin.” Ses sakindi. Ne sertti ne de alaycı. Bu sakinlik, korkusundan bile daha ürperticiydi. Tereddütle gözkapaklarını araladı. Kalbi hâlâ delice atıyordu. Koralp'in eli hâlâ cebindeydi. Sonra elini çıkardı. Ama bu şey bir silah değildi. Ecrin o anda yeniden hayata dönmüş gibi oldu, rahatladı. Zihni bir and boşaldı. Bir geceye bu kadar korku yetmişti. Az önce kesinlikle vurulacağına emindi. O korku o kadar gerçekti ki, bedeninde hâlâ izini taşıyordu. Sonra gözleri adamın elindeki nesneye takıldı. Koralp'in parmaklarının arasında kırmızı bir karanfil vardı. Ay ışığı, çiçeğin yapraklarına vuruyor; kırmızısı, gecenin karasına inat canlı duruyordu. . "Bir karanfil mi?.." Şaşkınlık, korkunun yerini yavaş yavaş aldı. Ama bu rahatlama değildi; daha çok anlam verememenin yarattığı tuhaf bir boşluktu. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama artık sebebi başkaydı. Koralp çiçeği kokladı ve söze girdi. “Buraya herkes gelmez. Korkmayanlar gelir." Ecrin karanfile baktı. Kırmızı… Bu neyin sembolü? Ama içindeki ses hâlâ susmamıştı: "Bu adam tehlikeli." Ama bir diğer ses, daha sessiz ama daha derin olanı, fısıldıyordu: "Ve çok gizemli." Koralp bir süre konuşmadı. Karanfili avucunda tuttu, başparmağıyla yapraklarını yavaşça yokladı. Mezarlığın sessizliği, sözlerinden önce gelmişti; sanki anlatacakları bu sessizliğe ihtiyaç duyuyordu. “Ben küçüktüm,” diye başladı. Sesi bu kez barın içindeki o sert adamın sesi değildi. Daha derindi, daha ağırdı. “Babam vurulduğunda… ne olduğunu tam anlayacak yaşta değildim. Sadece yere düştüğünü hatırlıyorum. İnsanlar bağırıyordu. Annem çığlık atıyordu. Benimse kulaklarım uğulduyordu.” Kısa bir nefes aldı. Gözlerini mezar taşlarına çevirdi ama belli ki onları görmüyordu; başka bir zamana bakıyordu. “Amcam vardı,” diye devam etti. “Herkesin güçlü sandığı, ama aslında en çok korkan... Elindeki karanfili hafifçe kaldırdı. “Cebime bunu sıkıştırdı. Kırmızı bir karanfil. "Korkma," dedi. "Sen artık çocuk değil, evin erkeğisin." Ecrin’in boğazı düğümlendi. Adamın sesindeki çatlak, anlattıklarından daha çok şey söylüyordu. “Babamın mezarının başında uyudum o gece,” dedi Koralp duygularını gizleyerek. “Toprak soğuktu. Karanlık, çocuk aklının kaldırabileceğinden büyüktü. Ama bir yanım… garip bir şekilde güvende hissediyordu. Onun kanatları altındaymışım gibi.” Bir an durdu. Sonra sesi sertleşti. “Sonra fark ettim,” dedi. “Artık o kanatların altında duran bir çocuk değildim. Çünkü o kanatlar… toprağın altındaydı.” Ecrin farkında olmadan bir adım yaklaştı. “O gece,” diye devam etti adam. “Birden yaş aldım. Sabah uyandığımda hâlâ çocuktum belki, ama içimde bir şey kopmuştu. Korku yerini öfkeye bıraktı. Merhamet yerini mesafeye. İnsanlara güvenmenin ne kadar geçici bir şey olduğunu orada öğrendim.” Karanfile baktı. “Bu yüzden,” dedi, “Bu çiçek bana masumiyeti hatırlatmaz. Bana dönüşümü hatırlatır. O mezarın başında yatan çocuk artık yoktu. Yerine, kimseye yaslanmamayı öğrenen biri geldi.” Gözlerini Ecrin’e çevirdi. Bakışları artık eğlenmiyordu, sınamıyordu. Daha çok ölçüyord. “Bu yüzden seni buraya getirdim. Cesaret dediğin şey, bağırmak ya da meydan okumak değil. Korkunun içine girmek… ve yine de ayakta kalmak.” Ecrin’in kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama artık sebebi yalnızca korku değildi. Bu adamın karanlığının nereden geldiğini görmüştü. Ve bu, onu rahatlatmak yerine daha da çok tedirgin etmişti. Adam konuşmasına devam etti. "Benimle bu yolda korkusuzca yürümeye var mısın yoksa seni teyzenin evine mi bırakayım?" Ecrin'in gözleri adama takıldığında ona olan arzusu, korkusunun önüne geçti ve cahil cesaretiyle gençliğin verdiği heyecanla dile geldi. "Seninle geliyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE