Bu yabancının peşinden gitmeyi kabul eden kız, pişmanlık duymuyordu heyecan duyuyordu. Korkuyla karışık merak, biraz da tutku. Sonra adama baktı. "Fazlasıyla tutku..."
Araç, otelin önünde durduğunda Ecrin, binanın yüksek cephesine baktı. Camlar gecenin ışığını aynalar gibi yansıtıyor, girişteki spotlar zemini bembeyaz aydınlatıyordu. Mezarlığın karanlığından sonra burası başka bir dünyaydı; fazla düzenli, fazla güvenli görünüyordu. Ama bu düzen, içindeki huzursuzluğu azaltmadı.
Koralp önce indi, sonra kapıyı açıp ona yer açtı. Ecrin'in ayaklarını yere bastığında dizlerindeki titreme hâlâ geçmemişti. Lobinin döner kapısından içeri girdiklerinde sıcak hava yüzüne çarptı; hafif bir parfüm kokusu, cilalı mermerin ve temizliğin kokusuna karışıyordu.
Resepsiyonun arkasındaki görevli kız başını kaldırıp gülümsedi. Koralp sakin bir tavırla yaklaştı. Konuşmaları kısaydı; alçak sesle, gereksiz kelimeler kullanmadan. Kimlik uzatıldı, klavye tıkırtısı duyuldu, sonra bir kart anahtar tezgâhın üzerine bırakıldı.
“Yirmi üç,” dedi görevli.
Koralp kartı aldı. Ecrin, asansöre doğru yürürlerken dayanamayıp sordu:
“Neden… Otel?”
Adam bir an duraksadı, sonra yürümeye devam etti.
“Bu sıralar eve uğrayamam,” dedi kızı umursamayarak. “Tehlikedeyim.”
Bu tek kelime Ecrin’in içini buz gibi yaptı. "Tehlikedeyim...
Adamın düşmanları mı vardı? Peşinde biri mi vardı? Sormak istediği onlarca soru boğazında düğümlendi ama hiçbirini seslendiremedi.
Asansör sessizce yükseldi. Kapalı alan, Ecrin’in nefesini daha da fark edilir hâle getirdi. Kat numaraları yanıp söndü. Kapı açıldığında uzun, halıyla kaplı bir koridor onları karşıladı. Işıklar loştu; adımlarının sesi yumuşak bir şekilde emiliyordu. Koralp, 23 numaralı odanın önünde durdu, kartı okuttu. Kilidin sesi net ve kesindi.
Kapı açıldı.
Ecrin içeri adım attığında ilk hissettiği şey ferahlıktı. Oda genişti; tavanı yüksek, duvarları açık tonlardaydı. Yumuşak sarı ışık her şeyi daha sıcak gösteriyordu. Sağ tarafta büyük bir yatak vardı; bembeyaz çarşaflar, düzgünce yerleştirilmiş yastıklar… Yatağın başucundaki lambalar modern ve sade bir tasarıma sahipti.
Karşı duvarda koyu renkli bir konsol, üzerinde şık bir kahve makinesi ve cam bardaklar diziliydi. Zemindeki halı kalındı; Ecrin topuklarının altındaki yumuşaklığı hemen hissetti. Odanın her köşesi düzenliydi, fazlalık yoktu ama her şey pahalı ve özenli duruyordu.
Ama Ecrin’in bakışları en çok pencereye takıldı.
Koralp perdeyi araladığında manzara bir anda açıldı. Geniş camın ardında şehir uzanıyordu. Işıklar, geceye serpilmiş binlerce yıldız gibi titriyordu. Uzakta yollar ince çizgiler hâlinde parlıyor, arabaların farları yavaş akan bir nehir gibi ilerliyordu. Daha ileride, karanlığın içinde silik bir deniz çizgisi seçiliyordu; ay ışığı suyun üzerinde soluk bir yol bırakmıştı.
Ecrin pencereye yaklaştı. Bu yükseklikten bakınca şehir sessiz ve zararsız görünüyordu. Oysa az önce içinde bulunduğu gece, hiç de öyle hissettirmemişti.
İçinde iki zıt duygu vardı:
Bir yanda bu lüks odanın verdiği geçici güven hissi,
diğer yanda Koralp'in söylediği tek cümlenin bıraktığı ağırlık.
Tehlikedeyim.
Neden tehlikedeydi, neden onun evine uğramamışlardı. Peşinde kötü adamlar mı vardı? Durum öyleyse eğer, onları takip etmiş olabilirler miydi? Genç kız korkuyla titredi, ama sonra korku yine yerini o tatlı heyecana bıraktı.
İçindeki o kıpırtı, genç adamın odunsu kokusu, simsiyah dalgalı saçları, keskin bakışlarının altındaki o ela gözleri, o büyüsü, onu mıknatıs gibi kendine çekmeyi başarmıştı. Ecrin bu adama öylesine kapılmıştı ki, hiç tanımadığı bu yabancının peşine takılıp bu otel odasına geldiğine asla pişman değildi.
"Niye duraksadın, yoksa korkuyor musun?"
Genç kız hiç düşünmeden adamın kucağına oturdu ve kollarını boynuna doladı. "Hiç de korkmadım."
Ecrin, kendine hayret etmişti. Böyle cesur olacağını hayal dahi etmezdi.
Diğer yandan kızın bu cüretkar tavrı adamın hoşuna gitmişti. Saçından tutup onu kendine çekti ve dudaklarına yapıştı. Dudaklarını çektiğinden kızın utancından kıpkırmızı olduğunu farketti. Daha fazlasından korkma sonra.
Ecrin büyülenmiş gibiydi, genç adamın kulağına fısıldadı. "Seni istiyorum."
"Oo çok cüretkarsınız küçük hanım. Sonra pişman olmayın."
Adamın kolları kızın ince belini sararken eli kızın fermuarına uzandı. Ecrin, elbisesinin üstünden kayıp zarif şekilde yere yığılışını izledi, sonra gözlerini adamın gözlerine dikti. Adam pişkince gülümserken gamzeleri o köşeli çenesini daha da çekici gösteriyordu.
"Bahse girerim bu dantelli takımı hayatında ilk kez giydin teyze kuzusu."
Teyze kuzusunu vurgulayarak söylemişti adam, haklıydı da. Sırf heyecan için yanlış bir arama sonucu tanıştığı yabancı bir adamın peşinden sürüklenmeden önce Ecrin tam bir teyze kuzusuydu ve bu yabancı onun ilki olacaktı.
Yine de bu lafa Ecrin bozulmuştu. "Teyze kuzusu..."
Ama adam bir anda kulağına yaklaşıp fısıldadı. "Nefis olmuşsun."
Ecrin'in kalbi bir anda güm güm atmaya başladı. O söz onun yüreğini kelebek gibi pır pır etmeye yetmişti. Adamın kalp atışlarını duymamasını diledi içinden.
Koralp, onun bileğini aniden kavrayınca genç kız neye uğradığını şaşırdı.
"Yatağa geçelim."
Adam onu yatağa sürüklerken Ecrin gönüllü köle gibi sürüklenmeye dünden razıydı. Adamın odanın ışığını kapatması Ecrin'in utancını az da olsa bastırmıştı.
Koralp, genç kızı yatağa savurduğunda Ecrin, ne olduğunu anlamadan onu üstünde gördü. O güçlü eli, kızın sütyeninin kopçasına geldi ve ustalıkla çıkardı. Sonra adamın eli komodinin üzerindeki gece lambasına gitti.
Ortalığın aydınlanmasıyla adamın karşısında savunmasız kalan kız, elleriyle göğüslerini kapattı. Onun bu utangaç tavırları Korhan'ın tebessüm etmesine neden oldu.
Ecrin çekingen bir sesle, "Işıkları kapatsak mı?" diye sordu. Adam buna hızla karşı çıktı.
"Sakın kapatmayı deneme. Seni görmek istiyorum." dedi. Sonra güçlü kollarıyla kızın ellerini çekti. Kapatma onları, görmek istiyorum. Gözlerini iştahla kızın göğüslerinde gezdirirken Ecrin utançtan cayır cayır yanıyordu.
"Güzel, çok güzel."
Adamın böyle konuşması kızı utançtan bayılacak seviyeye taşımıştı ama bu daha başlangıçtı.
Sabırsız görünen adam, kızın külodunu iki yandan yırttığında Ecrin daha bi şaşırdı.
"Düzgün çıkarmak varken niye," diye söylendiğinde adam gülümsedi ve kulağına fısıldadı. "İçinden düşünemez misin hiç?"
Sonra sesi ciddileşti. "Sert oynamayı severim, buna alışsan iyi olur "
Ecrin, onun karşısında tüm çıplaklığıyla duruyordu ve utançtan cayır cayır yanıyordu.
Adam kenara atılmış sütyenini eline aldığında genç kız daha da şaşırdı. "Ne yapacak ki onu?" diye düşünürken adam bir anda kızın ellerini tutup başının üstünde sabitledi ve elindeki sütyenle yatağa bağladı.
"Ne - ne yapıyorsun çöz ellerimi" diye yalvaran kızı umursamadı bile.
Ecrin'in şaşkın bakışları altında soyunması da uzun sürmedi. Her bir giysiyi çıkardığında o kaslı yapısı daha da ortaya çıkıyordu. Öyle ki onu süzmekten kendini alamayan Ecrin, ellerinin bağlandığını dahi unutmuştu.
Adam neredeyse tüm giysilerini çıkarmış, üzerinde bir boxer vardı sadece. Onu da çıkardığında genç kızın gözleri kocaman açıldı.
Sonra kıza doğru eğildi ve kulağına fısıldadı. " Bu kadar korkma teyze kuzusu."
Ecrin utançtan konuşamıyordu bile. Ağzından tek bir cümle çıktı. "Ellerimi çözsen olmaz mı?" Onun bu isteğini duyan adamın kaşları çatıldı. "Ben böyle seviyorum. Bu odada benim kurallarım geçerli."