ELBİSE (+18)

1456 Kelimeler
Koralp birdenbire ellerini Ecrin'in yanaklarına yerleştirdi ve dudaklarıyla genç kızın dudaklarını kapattı. Onu çok istiyordu. Bu öpücükle alev alev yanan genç kız da onun öpücüklerine aynı tutkuyla karşılık verdi. Sonra burnunu genç kızın boynunda gezdirdi. Onun vanilya kokusunu içine çekerken daha çok tahrik oluyordu. Bu kızı çok istiyordu. Önceki tek kişilik ilişkilerinden farklı bir histi bu. Kızın kulak memesini hafifçe ısırarak kulağına fısıldadı: "Çok güzel kokuyorsun." Adam dilini yavaşça kızın göğüslerinde gezdirdi, sonra dili kızın göbeğinden kasıklarına kaydı. Ecrin’in nabzı daha önce hiç bu derecede atmamıştı, hiçbir zaman bu kadar heyecanlanmamıştı. Haz o kadar yüksekti ki, elleriyle bağlandığı sütyeni koparırcasına çekiştiriyordu. Tüm vücudu titremeye başladı. Onun bu kadar yükseldiğini gören Koralp, ayağa kalktı ve kitaplığa uzandı. Az önce yaşadığı hazdan dolayı başı dönen Ecrin, onu süzüyordu. Adamın epey vücut geliştirme yaptığı belliydi. Adamın vücudunun tüm ayrıntısını genç kız, gece lambasının yarı loş ışığında hafızasına kazımıştı. Birdenbire onun eline aldığı şey dikkatini çekti. "O ne?" demekten kendini alamayan Ecrin'e Koralp, gülümseyerek karşılık verdi. "Korunmak önemli." Adamın kendisine yaklaştığını gören Ecrin, heyecandan bayılacak gibiydi. Kekeledi. "E-ellerimi çözmeyecek misin? Bileklerim çok ağrıyor." "Ay çok mu acıdı teyze kuzusu? Tamam çözüyorum." Teyze kuzusu kelimesi, ortamın tüm ambiyansını bozmuştu. Ecrin, bu kelimeye çok kızıyordu artık. Adama öfkesi kabarmıştı. "Bana bir daha teyze kuzusu deme." "Vaav! Çıkışmaya bak. Teyze kuzusu değil misin?" "Hayır değilim." Ellerinin çözülmesiyle rahatlayan Ecrin, adamın kulağına doğru eğilmesiyle irkildi. "Aferin, böyle cesur ol. Sevdim. "Şimdi rahatla..." kelimesiyle genç kız, telaşlanmıştı. Rahatlamanın aksine nabzını kontrol edemiyordu. Koralp sonra kızın bacaklarını araladı. Ağır bir baskıyla kızın içine süzüldü. Ecrin, içindeki baskıyı hissettiğinde nefesi kesildi. İlk denemesinde zorlanan adam, kendini geri çekip bir daha denedi. Ecrin'in canı yanıyordu ama üç beş seferden sonra acı, yerini hazza bırakmıştı. Koralp tempoyu yavaş yavaş arttırdığında onun temposuna ayak uydurmaya çalışan Ecrin, bacaklarını onun beline doladı ve kontrolsüzce ona karşılık vermeye başladı. Adam darbelerini sertleştirdi. Her harekette genç kızın bedeni ileri doğru kayıyordu. Her harekette yatak gıcırdıyor, odanın sessizliğini bozuyordu. İkisi de soluk soluğa kalmıştı. İkisinin de dayanacak gücü kalmayınca yatağa doğru yığıldılar. Telefonunun çalmasını duyan Ecrin, cevap verecek halde bile değildi o kadar yorgundu o kadar güçten düşmüştü. "Teyzen aramıştır. Dilersen aç, merak eder seni sonra." Bunu derken kıkırdıyordu. Adamın onunla dalga geçmesini umursamayan genç kız, yarın teyzesine ne bahane uyduracağını bile düşünecek halde değildi. Sızıp kalmıştı. Ecrin gözlerini araladığında odanın içi yumuşak bir sabah ışığıyla doluydu. Perdelerin arasından süzülen gün ışığı, yatağın beyaz çarşaflarına vuruyor; dün gecenin loş ve ağır atmosferini dağıtıyordu. Bir an nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Yumuşak yastık, yüksek tavan, yabancı kokular… Sonra hatırladı. Hızla başını sağa çevirdi. Yanı boştu. Çarşafın diğer tarafı soğumuştu bile. Koralp odada değildi. İçinde küçük bir boşluk oluştu; hayal kırıklığı mıydı, yoksa belirsizlik mi, ayırt edemedi. Komodinin üzerinde küçük bir kâğıt dikkatini çekti. Oturdu, saçları omuzlarına dağılmış hâlde notu eline aldı. “Uykucu, çok güzel uyuyordun seni uyandıramadım. Acil işlerim vardı, çıkmam gerekti. Bu numarayı ara, yardımcım Cemil seni evine kadar bırakacak.” Altında bir telefon numarası yazılıydı. Ecrin notu bir süre elinde tuttu. Yazının kendinden eminliği, geceki adamla uyumluydu. Acil işler. Bu kelime yine o hafif tedirginliği geri getirdi. Telefonunu eline aldı ama hemen aramadı. Önce kendine gelmesi gerekiyordu. Yataktan kalktığında gözleri yere kaydı. Kırmızı elbisesi yatağın kenarına düşmüş, ince askıları halının üzerinde kıvrılmıştı. Topuklu ayakkabıları kapının yanında yan yana duruyordu ama biri hafif devrilmişti. Çantasının fermuarı açıktı. O esnada komodinin önünde başka bir çanta gördü. Genç kız merak edip açtı. Sade jean ve krem rengi bir kazak vardı. Bir de beyaz spor ayakkabı. Koralp'in bu kadar ince düşünmesi onu mutlu etmişti. Üstünü değiştireceği yeni kıyafetleri vardı. Peki bu kırmızı elbiseyi ne yapacaktı? Bu saatte arkadaşına gitse Sema evde değildi, okuldaydı. Ecrin bir bahane bulurum diyerek elbiseyi topuklularla poşete tıktı. O sırada yerde Koralp'in dün geceki mavi gömleğini gördü. Dün geceyi düşündü. Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi. Dün gece… heyecan, korku, belirsizlik… Hepsi üst üste binmişti. Kendini aynada gördüğü o anı hatırladı; cesur görünmeye çalışırken içindeki karmaşayı gizleyişini. Banyoya girdi. Mermer zemin serindi. Duşu açtığında sıcak suyun sesi banyoyu doldurdu. Aynadaki yansımasına baktı; saçları hafif dağılmış, göz makyajı solmuştu. Bir an kendini süzdü. Dün geceki kızla sabahki kız arasında ince bir fark vardı sanki. Gözlerinde biraz daha düşünce, biraz daha dikkat. Suyun altına girdiğinde omuzlarındaki gerginlik yavaş yavaş çözüldü. Sıcaklık tenine yayıldı, geceye ait kokuları ve izleri akıttı. Gözlerini kapatıp birkaç saniye sadece suyun sesini dinledi. Dün yaşadıklarını zihninde toparlamaya çalıştı. Mezarlık… karanfil… “Tehlikedeyim” cümlesi… Sonra otel odasındaki o ateşli adamın bicepsli kollarının arasında olmak, yaşadıkları o haz dolu anlar. Genç kız bunları düşündükçe dudağını ısırmıştı. O harika deneyimi unutması mümkün değildi ki. Duştan çıktığında havluyla saçlarını sardı, ardından çantasından sade jean ve krem rengi kazağını çıkardı. Teyzesine yalan söyleyip evden çıktığı Kırmızı elbise yerine bu kombin ona daha tanıdık, daha güvenli hissettirdi. Yüzüne hafif bir makyaj yaptı; fazla dikkat çekmeyecek kadar doğal. Hazır olduğunda telefonu eline aldı ve nottaki numarayı tuşladı. Telefon iki kez çaldı. “Buyrun kimdiniz,” dedi tok ve sakin bir erkek sesi. “Merhaba… Ben Ecrin. Koralp’in… şey, not bıraktığı.” “Anladım,” dedi adam hiç şaşırmadan. “On dakika içinde aşağıdayım.” Gerçekten de on dakika sonra siyah bir sedan otelin önüne yanaştı. Cemil kırklı yaşlarında, ciddi yüzlü bir adamdı. Yanağında ince kesik gibi bir yara izi vardı. Göz teması kısa, hareketleri ölçülüydü. Kapıyı açıp Ecrin’in binmesini bekledi. Yol boyunca fazla konuşmadılar. Şehir sabahın yoğunluğuna uyanmıştı. İnsanlar işine yetişmeye çalışıyor, kaldırımlar dolup taşıyordu. Ecrin camdan dışarı baktı; tanıdık semtler yaklaşırken içindeki tedirginlik yerini başka bir kaygıya bıraktı. Teyzesi... “Şu köşede inebilir miyim?” dedi aniden. Cemil dikiz aynasından ona baktı. “Eviniz daha ileride değil mi?” “Evet… ama burada inmem daha iyi.” Cemil bir şey sormadı. Aracı bir sokak geride durdurdu. Ecrin kapıyı açmadan önce derin bir nefes aldı. “Teşekkür ederim.” “Rica ederim,” dedi Cemil denen adam. Araba uzaklaşırken Ecrin, elindeki poşete daha sıkı asıldı. Sokakta her zamanki sıradanlık vardı; bir kadın pencereden halı silkeliyor, bir çocuk top peşinde koşuyordu. Her şey normaldi. Ama Ecrin için hiçbir şey tam olarak eski gibi değildi. Teyzesinin evine doğru yürürken adımlarını yavaşlattı, yüzüne sakin bir ifade yerleştirdi. Kapının önüne geldiğinde kalbi yeniden hızlandı. Derin bir nefes alarak içeri girdi. Apartmanın girişinde, merdiven boşluğunun yanında eski bir temizlik dolabı vardı. Kırmızı elbisenin olduğu poşeti kimse görmesin diye aceleyle o dolabın arkasına sıkıştırdı. Eve girerken o poşetle görünemezdi çünkü. Poşeti dolaba sakladığında derin bir nefes alarak rahatladı. Sonra da merdivenleri ağır ağır çıkmaya başladı. Anahtarı çevirirken tek düşündüğü şuydu: Umarım çok soru sormaz. Çünkü üstündeki kıyafetler de evden çıkarken giydiği kıyafetler değildi. Onlar Sema'da kalmıştı. Buna bir bahane uydururum nasılsa, diye düşündü genç kız, çok umursamadı. Ecrin kapıyı anahtarla yavaşça açtı. Kilidin çıkardığı o küçük “çıt” sesi bile ona fazla yüksek gelmişti. Kapıyı aralayıp içeri süzüldü; ayakkabılarını eşiğin hemen içinde çıkarıp eline aldı. Gerçekten bir hırsız kedi gibiydi — nefesini tutarak, adımlarını halının yumuşak kısımlarına basarak ilerliyordu. Ev… fazlasıyla sessizdi. Suna Teyze sabahları mutlaka bir ses çıkarırdı. Ya mutfakta çaydanlık fokurdar, ya televizyon kısık sesle açık olurdu. Bazen balkon kapısı aralanır, sokağın uğultusu içeri süzülürdü. Ama şimdi… hiçbir şey yoktu. Bu sessizlik normal değildi. Yoğundu. Sanki ev nefes almıyordu. Yavaşça salona geçti. Perdeler yarı kapalıydı; içeri süzülen soluk gün ışığı koltukların üzerine düşüyor, odada gri bir gölge bırakıyordu. Sehpa düzenliydi. Koltuk minderleri bozulmamıştı. Suna Teyzesi ortada yoktu. “Teyze?” diye seslendi. Sesi evin içinde yankılandı ama bir cevap gelmedi. Boğazındaki düğüm biraz gevşedi. Demek ki henüz fark edilmemişti. İçine küçük bir rahatlama yayıldı. Bu fırsatı değerlendirmeliydi. Çantasını kanepeye bıraktı, hızlı ama dikkatli adımlarla kapıya yöneldi. Kapıyı yine sessizce açtı ve merdivenlere yöneldi. Apartman boşluğu serindi; duvarlardan hafif rutubet kokusu geliyordu. Ayak seslerini azaltmak için basamakların kenarına basarak indi. Kalbi biraz daha hızlı atmaya başlamıştı. Elbise poşetini sakladığı dolabın önüne geldi. Kahverengi, eski tip bir dolaptı; boyası yer yer kabarmıştı. Ecrin etrafına bakındı. Kimse yoktu. Eğildi ve elini dolabın arkasına uzattı. Parmakları boşluğa değdi. Bir an yanlış yere baktığını düşündü. Daha derine uzandı. Soğuk duvara dokundu. Toz vardı. Ama poşet yoktu. Dondu. Hızla doğruldu, sonra tekrar eğildi. Bu kez daha dikkatli baktı. Dolabı hafifçe itti. Arkasına göz gezdirdi. Boştu. Elbise poşeti yoktu. Ecrin’in kalbi göğsüne sertçe vurdu. Az önce buraya koyduğundan emindi. Siyah poşetin içindeki kırmızı kumaşın ağırlığını hatırlıyordu. Aceleyle itişini… Hatta “kimse bakmaz buraya” diye iç geçirişini. Çok zaman geçmemişti. Bu poşet nereye kaybolmuştu? Kim alır ki? Apartman görevlisi mi? Bir komşu mu? Yoksa… Zihni daha rahatsız edici ihtimallere kaydı. Teyzesi mi fark etti? Eğer öyleyse neden bir şey söylememişti? Ve eğer o aldıysa… poşeti açtı mı? Merdiven boşluğundaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Yukarıdan bir kapı sesi gelmedi. Ayak sesi yoktu. Ama Ecrin’in içindeki huzursuzluk hızla büyüyordu. Apartman kapısının açılmasıyla genç kız korkudan sıçradı. Parmaklarındaki tozu bile silmeyi unuttu. Karşısında aniden teyzesini görmesiyle nutku tutuldu, sarardı. "Teyze..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE