Arabanın içinde gergin ve endişeli bir halde sessizce beklerken ben Yavuz'un yanıma gelmesini bekliyordum. Yavuz kadının peşini bırakmış ve hamile bayanla ilgileniyordu. Çok uzağımda olsa da Yavuz'u kalabalığın içinden seçiyordum. Üstelik sertçe itildiği için hamile bayan hiç iyi görünmüyordu. Yavuz'un kadının eşi ile hava alanın aciline götürmeleri ile benimde endişeli bekleyişim o gidince başlamıştı. Şükürler olsun ki benim olduğum arabanın yanına ne gelen ne giden kimse olmamıştı. Telaş içerisinde Yavuz'un yanıma gelmesini bekliyordum. Bu beklentim ise epey uzun sürmüş ve elime telefonumu almıştım. İyi ki telefonunu hemen silmemiştim. Numarası durduğu gibi kayıt altındaydı.
Cebimden çıkardığım telefonumu çıkarıp Yavuz'a kısa mesaj çektim. Gideli epey bir vakit olmuştu. Hem kadının durumu hem Yavuz'u merak ediyordum.
0532............. 56 yazıyor.
-Lütfen anne ve çocuğun iyi olduklarını söyle, Yavuz.
Endişe içinde beklerken elimdeki telefonum titremesi ile bakışlarımı etraftan çekip ondan gelen mesaja baktım.
05................... 82 gönderdi.
-Doğum başladı.
-Hemşire sorun olmadığını söyledi. Annenin heyecandan ve birazda sarsıldığı için doğumun şimdi başladığını bize söyledi.
-Onların iyi olduğuna emin olunca senin yanına geleceğim.
-Sen, iyisin değil mi?
-Gelen giden kimse yanına olmadı!
-Gerçi Polat orada
-Sana kimsenin zarar vermesine izin vermem, Efnan.
Bu sözler...
Garip ama sözleri tüm endişe ve telaşımı almıştı. Okuduğum mesajla neden bilmiyorum ama elimdeki ki telefonu göğsüme bastırdım. Benim korkum aslında onun içindi. Daha ayak basar basmaz adım Diyarbakır da çoktan duyulmuştu. Bu Kulp'a kadar da giderdi ki bence bu beni değil Yavuz'u daha çok zora sokardı. O kadının derdi bence Yavuz'la benimle değildi. Bakışları intikam ister gibiydi. Dahası bu kozda onun eline geçmişe benziyordu. Mesajda söylediği gibi beni korumak adına Yavuz da boş durmaz fazlasıyla çabalardı. Hamile kadını nasıl kucağına alıp koşarak içeri taşıdıysa emindim ki beni de korurdu. Yavuz'un bunu yaparken beni tanımasına ve iyi biri miyim yoksa değil miyim bunu bilmesine gerek dahi yoktu. O bir askerdi ve asker kızını emindim söylediği söz üzerine ne pahasına olursa olsun sonuna kadar korurdu. Bir insanı tanımasanız da hali ve tavrını tek görüşte anlardınız. Yavuz benim için fazla dobra ve kendini de saklamıyordu. Açık açık ve benim onu okuyacağım netlikte davranıyordu.
Neden buraya gelmekle yanlış yaptığımı düşünüyorum. Bu hissi hiç sevmedim.
Bakışlarım durgunlaşmış ve karşıma dalgınca boş boş bakarken aniden birinin arabanın cama vurması ile sıçradım. Dahası elimdeki tabancayı hiç bekletmeden ona doğrultmuştum. Kendimden bağımsız olmuştu. Cama vurulunca bakışlarım bile sen kimsindi? Damarımda akan canlı kana ilk kez şahit oluyordum. Tetiği çekecek ben değilmişim gibi korkusuz olmama ise diyecek söz bulamıyordum. Ellerim, ellerim bile birini öldürecek olmanın verdiği endişeye kulak asmıyordu. Titrese desem, titremiyordu.
Yavuz boylarında biri karşımdaydı. Kabul etmeliyim en az Yavuz kadar yakışıklıydı. Teröristler yakışıklılığa ile adam kandırmayı tercih ediyorlarsa ne de güzel taktik. Ona tabancayı çektiğimi görünce o da şaşırmıştı. Ufak, minyon tipli benim gibi birinin ona tabanca çekmesine şaşırsa da tabancanın sahibini tanıyor ve buna göre davranıyordu. Hatta kaşlarını çatmıştı. Dudakları düz bir çizgi halini bulmuş ve ateş püskürten bakışları hemen beni buldu. Sebebini bilmiyorum ama beni öldürmek ister gibi bakıyordu. Bunu da onun bilinçli yaptığına emindim.
Eğleniyordu. Yaptığım şeyi eğlenceli bulmuş ve basbayağı dudağının bir yanı sadistçe kıvrılmıştı. Mazoşist mi? Onu öldürecektim ve o benden bunu istiyordu. Resmen madem çektin hadi beni vursana diye bakıyordu. Manyak...
Ben namlunun ucunu ondan çekmezken gözleri gözlerimi buldu. Tek kaşımı onunla eğlenir gibi havaya kaldırdım. Diyorum ya şuan nötr kaldığım gibi korkusuzdum. Bu adam beni ne sanıyordu. Yavuz elimdeki tabancayı verirken bana yaklaşan olursa düşünme ve indir demişti. Gerçekten onu vuramayacağımı sanıyorsa karşı taraf söylemeliyim çok büyük yanılgı içindeydi. Bunu yapardım. Yalnız onu vurmamış ve hala ateş etmediysem bu daha çok onun iyiliğine ve yakışıklı yüzü içindi. Bebeleri olursa onun gibi güzel olurdu. Tamam onu öldürmek istemiyordum ve yaralama işinde ben nasılım onu bile bilmiyordum. Gerçekten bir insan nasıl yara alırdı? Ölümcül yerlerini bilirdik de yaralama işinde iyi olduğumu pek bildiğimi pek sanmıyorum. Sonuçta bunu hiç denemedim. Daha ilginci ne var biliyor musunuz ellerim kaç kilo ağırlığında tabancayı tutarken hiç mi hiç titremiyordu. Bu karşı tarafında ilgisini çekmişti. Yorulup indirmemi bekliyordu. Haklıydı yorulmuştum. Bunun için emniyet kilidini indirdim. Bu sefer onu gerçekten vuracağımı da anlamış ve sonunda pes eden taraf o olarak konuşmuştu. Hahh şöyle hizaya gelsindi. Dünyadan şükür kızlar yakışıklı bir erkek eksilmemişti. Valla kendisi bilirdi.
"Polat Kirven. Memleket Malatya.... Diyarbakır Kulp'ta Askerim." asker? ona zerre inanmadığımı görünce oflayarak ceketin cebinden 'Buna gerek var mı?" der gibi kimliğini çıkardı. Söylediği gibi kimlikte adı ve soy adı hatta asker olduğu da yazıyordu. Yine de ona inanmadığımı belli edercesine "Bekle." dedim. Tabancayı hala indirmemiştim ve telefonum öyle ansızın vurunca elimden kucağıma düşmüştü. Ondan bakışlarımı almadan mesaja tıklayıp Yavuz'u aradım. Şimdi ikimizde oyun oynamıyor fazla ciddiydik. Kusura bakmayın ama bir not kağıdında Aksungurlu yazarken bu kapıyı bana o bu değil Yavuz'dan başkası açtıramazdı. Ölümden korkum yoktu ama annemi ister istemez düşünüyordum. Bir de tabi pisi pisine gitmek vardı ki bakın bunu bende istemezdim. Kimse istemezdi.
Aradığım numaranın çok çalmadan açmış olması ile Yavuz'un içimi ısıtan sesini duydum. "Endişe etme Efnan. Polat seni buradan alıp güvenli bölgeye götürecek. Az önce karargahtan senin için emir geldi. İfade vermen istendi. Kusura bakma. O kadın aranan bir isim. Seni nasıl buldu bilmiyorum ama tüm birlik peşindeyiz. Bende işim bitince ancak yanında olacağım." içine nefes dolduran Yavuz ile elimdeki tabancasını indirip kucağıma koydum. Arabanın kilidini ise güvenip hala açmamıştım.
Yavuz ben konuşmadan tekrardan konuştu. "Özür dilerim. Düşman uyumuyor Efnan. Aptallık ettim. Senin yanına gelerek çok büyük aptallık ettim." kendini suçluyordu. O sırada benim kapıyı açmam için cama vuran adama telefonda konuştuğumu gösterdim. Az mahreme saygı göstersin ve beklesindi. Mis gibi dışarda Diyarbakır havası solurdu. Sabırsız çocuk! Burda konuşma yapacaktım ve onun duymasını istemiyordum kısacası. Benimki de gururdu. Yine mi terk ediliyorum ne? Öğrenmem gerekiyordu ki biz onunla her hangi bir ilişkiye bile başlamamıştık.
"Yavuz, hayrola! Biz sevgili olduk da bu da bir ayrılık konuşması mı?" Yavuz söylediklerimi komik bulmuş olmalı sinirle güldü. Ben onu görmesem de onun soluk alıp verişlerinden güldüğünü anlamıştım. Dudaklarının birbirine çarpması ve kendini sanırım daha iyi hissetmiyor olmalı ki benim konuşmamı bu defa bekliyordu. Konuşurdum. Konuşmam ona iyi geliyorsa ben istediği kadar konuşurdum. Kaldı ki onunla konuşmak bana da iyi geliyordu. Kendimi memleketim de hissettiriyordu. Ülkem gibiydi.
"Seni orada bekliyor olacağım Asteğmenim. Bence bunu yüz yüze konuşalım çünkü bende kadını eski sevgilin filan sanmıştım." ne vardı canım öyle sanmıştım. Dışarda oflayan adamın az sonra yine cama vuracağını bildiğimden el işareti yaptım ve anahtarın düğmesine basarak içeri girsin diye kapıları açtım. Tabi o o kadar hızlı açıp bindiği için Yavuz'a son söylediklerimi duymuştu.
"Yavuz Bey..." diyen sesle telefonu kapattım. Sanırım hamile kadınla ilgili bir gelişme olmuştu. Kaldı ki bende onu daha fazla telefonda tutmak istemiyordum. En azından orda ki işini hallederdi de ve işi bitince de beklemek yerine Yavuz yanıma gelirdi. Eğer hala benim konuşmama ihtiyacı olursa da onunla yüz yüze konuşurduk. Daha sağlıklı olurdu.
Sürücü koltuğuna yerleşen Polat yerine bir güzel kurulunca bana baktı. "İzninle senden şu bizimkini alsam." bizimki? Bana doğru elini uzattı. Ben ise kucağımda duran Yavuz'un silahını kendime çektim. Ne münasabetti! Bu çocukta söylüyorum yakışıklı olduğu kadar ayran gönüllü çapkın edası vardı. Tabancaya sıkı sıkı sarıldım ki ona vermeyecektim. Kırk yılın başı elime silah verilmişti ve ben onu hemen de başka birine kaptırmayı düşünmüyordum. Bunu ona vermeye inanın niyetim dahi yoktu. Sahibi gelir benden paşa paşa alırdı. Hem ona neydi değil mi. Az daha kalsındı.
"Onu bana veren sen misin de sana vereceğim." omzumu silktim. "Sahibi gelsin ben ona bizzat kendim iade ederim. O vakte kadar da bu sende değil ben de." tabancayı benden alır korkusu ile ne olur ne olmazdı alel acele çantama koydum. Polat vermeyeceğimi anlamış ve halime gülerek gitmemiz için arabayı çalıştırdı. Bence de artık gidelimdi.
Bedenim fazlaca yorgundu. Yol yorgunu olmak beni daha yorarken ben yol boyunca uyumak şöyle dursun gözümü bile kırpmamıştım. Diyarbakır'a ayak basar basmaz da başıma gelenleri düşünecek olursam bedenim kendiliğinden paydos ediyor ve gözlerim kapanıyordu. Gözlerimi açık tutmak adına yol ile ilgilenen Polat'a baktım. Sanırım Yavuz ile bizi sevgili sanıyordu. Bence kesinlikle böyle sanıyordu. Sanmasında çok sorun yoktu da konuşmuyor olması büyük mesele.
"Malatya güzel yer. Severim." arabanın içindeki sessizlik dağılsın diye onun memleketinden konu açmış ve uykum açılsın istemiştim. Eğer ses olursa uykum açılır ve onun beni götürdüğü yere kadar da dayanırdım. Neden buraya gelmeden önce fazlaca uyumadım ki!
Beni onaylarcasına Polat aşağı yukarı başını salladı. "Memleketim Malatya olsa da ben aslında orada çok fazla bulunmadım. Çocukluğum, en çok da gençliğim Sivas da geçti." Sivas mı?
Sivas'a hiç gitmemiştim. Malatya'da da annemin tayın sebebi ile 3 yıl kadar bulunmuştum. Bu yüzden Malatya'yı ve orasını çok severdim. Orasının kayısı hakikaten güzel olurdu ki memleketimizin her bir karışı ayrı ayrı güzeldi. Ama yine de şu gün oldu orda yediğim kayısıların tadını unutamam.
Başımı onu anladım dercesine salladım. Anlaşılan sessiz bir yolculuk olacaktı. Başımı camdan tarafı çevirdiğimde bu sefer konuşan kişi Polat oldu. Bu beni şaşırtmıştı. Sessizlik can sıkıcıydı ki onun konuşması ile ona baktım.
"Yavuz'la..."
Onun sözünü ben tamamladım. "Teğmen beni buldu." gerçekten de o beni bulmuştu. Ben ne uçak saatini ne de adresimi söylemiştim. Diyarbakır'a gideceğim demiştim ki ona gel beni al filan dememiştim. Bir bakıma Yavuz'un burada olması bu bana büyük sürpriz olmuştu.
Bu sefer baş sallayan o olsa da Polat, aramızdaki yersiz ve anlamsız buzları eritmeye çalışır gibi, gülümsedi. Evet Yavuz ve Polat'ın yaşları benden az biraz büyük duruyordu. Ama çok olduğunu da sanmıyorum.
Polat, "Bu arada senin burada ne işin var? Bu arada kusura bakma. Seni bulan o kadın, onunla Yavuz da olsun bizde olalım hiçbirimizin pek hoş bir mazisi yok. Her şey çok ani oldu. Adam akıllı tanışamadık." bana yazıldığını düşünürdüm de daha çok ağzımdan laf almak ve Yavuz için yardımcı olmak isteyen birisi karşımda vardı. Sanırım yakın arkadaşlardı. Hoş bir mazimiz yok dediğine göre de ona inanıyordum ve böyle olmalıydı. Mazilerini bilemezdim ama kadının Yavuz'la bir derdi olduğuna emindim. Polat'ta kendini araya katmıştı ki yanlış anlaşılma olsun istemiyor olmalıydı. Bu Polat'ı sevdim. Akıllıydı.
"Efnan... Efnan Aksungurlu." elimi ona uzatmadım. Araba kullanıyordu ki bunu yaparsam tuhaf olurdu. "Öğretmenim. Atamam buraya, Kulp'a yapıldı." benim bunu dememle Polat ufak çaplı bir şok yaşamış ve gözlerimiz o an onunla çakıştı. Kulp'ta olmama mı şaşırdı yoksam...
"Öğretmensin?" sesindeki bu tınıyı tanıyorum.
Allah'ım bu şaşkınlık edasını biliyordum. Polat çekinmeden bana baktı. "Ben senin burda öğretmen olmandan çok öğrenci filan olduğunu düşünmüştüm. Ayrıca puanın çok yüksek olmamalı. Neden Kulp?" ilk söylediğini Polat bir nevi telafi etmek istiyor olmalı ki yanlış gitmesin diye çeviriyordu. Burasını genelde tercih edilince istekten çok puanlar sebep oluyordu. Ona hak veriyordum da öğrenci olduğum kısmına değildi.
Hayır puanım düşük filan değildi. Benim şükür puan gibi bir derdim bile yoktu. Benim derdim burasıydı. Elinde sonunda buraya gelmeyi aklıma koymuştum. İstediğimi de aldım.
"Sizin boyunuzun uzun olması beni çocuk yapmıyor. Siz fazlaca sulak arazide yetiştiyseniz benim burda suçum ne? Ayrıca görüntü aldatıcıdır bayım. Ben de sizi görünce bu adam kesin Dabless ( Kürtçe, Ayran gönüllü demek.) dedim. Öyle sandım. Ama bakın ki insanlar yanılabiliyor." bana çocuk demeyi kesmelilerdi. Yavuz bile bir yerden sonra kısa oluşumdan dem vursa da kadın diye yaşıma da baskı yapmıştı. Lütfen biraz nezaketti.
Kürtçe konuşmamın ardından Polat Kürtçe biliyor olmalı ki gülerek başını salladı. "Öğrencilerin çok şanslı. Onların en büyük sıkıntısı iki tarafın birbirini anlamıyor oluşu biliyor musun. Bir tarafın gayret göstermesi iki tarafı dengede tutar. ne deyim Hoşgeldin Diyarbakır'a, Efnan." insanların gönüllerinde taht kurmak diyorduk biz buna. Yine de şu hoş geldin denilmesi bunu istemiyordum ve artık beni tırstırıyordu.
Allahım yalvarıyorum şu saatten sonra biri daha bana ne olur hoş geldin demesindi. Bana her hoşgeldin diyenle farklı bir olay yaşıyorduk. Yani bu kadar hoş geldin tamamdı. Hoş gelmekten tırsar olmuştum. Kadın da notunda hoş geldin demişti. Cidden o kadın kimdi? Yavuz'la bunu daha detaylı konuşmak istiyordum. Hakkım var mı bilmesem de kediyi öldüren de bu merakıydı.
Polat'la yol boyu konuşmuş ve o benim ağzımdan bilgi almak isterken bende Yavuz hakkında epey bir bilgi toplamıştım. Buradaki Kürt halkı Yavuz'u fazlaca severken dağda ki terör yanlıları anladığım kadarı Yavuz'dan hiç mi hiç haz etmiyorlardı. Bunu Polat söylemişti ki Polat'ın anlattığına göre kadının orda olması ve dahasında olanların da hepsi buydu. Kadın teröristti. Gelme sebebi ise ne bunu tam olarak bilmesem de Diyarbakır da haber çabuk yayılıyordu. Bir yerden haber uçmuş ve duymuş olmalıydı.
Artık düşüp bayılacak bir halde olduğum için Polat halime acımıştı ve dinlenmem için beni bir odaya getirdiğinde ona teşekkür edercesine baktım. Gerçekten ayakta duracak halim kalmamış artık uykuya direnecek o gücüm bile yoktu. Diyarbakır seyahatimin bu kadar olaylı ve curcunalı geçeceğini bilsem yemin ederim 1 hafta demeden gece gündüz uyur ve güç kazanırdım. Gelir gelmez burda bir şey yapmasam da çok fazla yorulmuştum. Ben bu tempoya alışık değildim.
Polat odadan çıktığında temiz çarşaf serili yatağa baktım. Bana şuan bulunmaz bir nimet gibi gelen yatağın üzerine gelişi güzel uzandım. Ne üstümü umursayacak ne de değiştirmek için bekleyecektim.
Zaten gözlerim yatağa yatar yatmaz kapanması bir oldular. Bedenim yorgunluktan çoktan uykuya yenik düşmüştü. Bence çok bile dayanmıştım.
Uyamadan mırıldandım. Acaba burası kimin odasıydı?
------------------------------------------------
Bölüm notu, kısmını buraya koyuyorum. Var mı hikayede bir problem?
Anlaşılmayan yer varsa sorabilirsiniz. Kitap hakkında yorum yapmak isterseniz hikaye elinizin altında. :)) güzel yorumlarınız varsa hiç almam, kabul etmem, filan demem.