10. Bölüm

1554 Kelimeler
Geriye sadece bir hafta kala Alexander artık bir yol bulamıyordu. Bakabileceği her yere bakmıştı. Bulduğu en ufak dedikodunun bile sonuna kadar gitmişti. Buna karşılık eline geçen bir hiçti. Colin ile konuşmalarından da bir şey çıkmamıştı. Ne Amerika ne de Rusya bu konuda çaresiz kalmıştı. Dünyanın en güçlü iki klanıydılar. Ancak hiçbir şey yapamıyorlardı. Genç adam derin bir nefes alıp başını arkaya yasladı. Şimdi giderek daha da zorlanıyordu. Hayatı boyunca hiçbir kadının çevresinde zorlandığı olmamıştı. Bir kadının özü nasıl bu kadar harika kokabilirdi ki? Alexander ondan köşe bucak kaçıyordu. Sanki geçen her gün daha da zordu. O kadar cazip geliyordu ki delirecek gibi oluyordu. Ellerini saçlarının içinden geçirdi ve gözlerini kapattı. Şimdi bile o kadar net alabiliyordu ki yasemin kokusunu. Duyuları o kadar hassaslaşmıştı ki bunun nasıl olduğunu bile anlamıyordu. Onun nerede olduğunu, ne yaptığını, kiminle konuştuğunu, kime gülümseyip, kime kızdığını… Her şeyi oturduğu yerden ve sadece kokusundan anlayabilirdi. O yasemin kokusu onu delirtiyordu. Alexander kendisini kontrol edebilmek adına daha sık besleniyordu. Normal zamanda üç güne bir beslenmek onun için yeterliydi. Bir safkan olduğu için soylu ya da köle sınıfından daha sık kan içiyordu. Ancak son zamanlarda bunu günde iki defaya çıkarmıştı. Kathleen’de ona yardımcı oluyordu. Alexander ondan ne kadar kaçıyorsa o da erkekten o kadar kaçıyordu. Öyle ki genç kadını neredeyse bir haftadır görmemişti. Tabi ki onu daima izliyordu. Kathleen, ilk geldiği hafta evden hiç çıkmamıştı. İkinci hafta Alexander’ın aramalarına yardımcı olmaya çalışmıştı. Bu hafta ise kendi başına dışarı çıkıyordu daha çok. Yanında korumalar oluyordu elbette ve Alexander nerelerde gezdiğini biliyordu. Sık sık Kuran Yadigârlarının bulunduğu yere gidiyordu. Kendi başına bir şeyler bulmaya çalıştığı çok açıktı. Belki gözden kaçan bir şeyler vardır diye ikinci ve hatta üçüncü defa bakıyordu. Ancak Alexander durumu kabullenmişti. Hiçbir şey yoktu ortada. Bu laneti başlatmadan bitirecek ya da sonradan bozabilecek her şeye bakmışlardı. Kapısının çalmasıyla beraber erkek tokat yemiş gibi irkildi. Kapının önünde duran kadının kokusu aniden o kadar sert çarpmıştı ki erkek eliyle ağzını kapadı. Kendisini sakinleştirmek için bir dakika harcadı ardından hafifçe öksürüp boğazını temizledi. “Gel” Kâbuslarının ve rüyalarının kadını içeri girdi. Geceleri onu bekleyen rüyaları ve gündüzlerinin kâbusuydu. Zümrüt rengi gözlerini siyah perçemleri gölgeliyordu. O gözlerin şehvetle Alexander’a baktığı rüyalar erkeğin her gecesini süslüyordu. Kathleen, çekingen bir şekilde ona doğru yürüdü. Elinde beyaz bir zarf tutuyordu. “Müsait miydin?” diye sordu tedirgin bir şekilde. Kolay kolay bu odaya gelmezdi. Özellikle geçen günkü olaydan sonra ondan uzak durma konusunda son derece dikkatli davranıyordu. Alexader, doğrulup ona baktı. Bir eli ağzını kapatacak şekilde duruyordu. “Bir sorun mu var, Kathleen?” diye sordu. “Bir davetiye gelmiş” dedi genç kadın elindeki beyaz zarfı ona doğru uzatarak. “Baban evliliğimizi Rusya’ya tanıtma zamanının geldiğine karar vermiş” dedi sakince. Alexander sakince zarfı eline aldı ve diğer elini ağzından çekip dikkatle zarfı açtı. Kuran ailesinin Kral ve Kraliçesi yazıyordu başlıkta. Her ne kadar Alexander, bu malikânede yaşıyor olsa da Kuran Klanı çok büyük bir klandı. Bütün Rusya’ya dağılmışlardı. Henüz liderliği almasına biraz zaman vardı. Ancak Kade bu işi sağlama almak istiyor gibiydi. Kathleen ne kadar çabuk Kraliçe olarak tanıtılırsa o kadar çabuk Kuran ailesinin bir ferdi olurdu. Gece saat on iki de görünüyordu. Daha dört saat vardı. Ne kadar geç haberleri olursa o kadar mecbur kalacaklarını düşünüyor olmalıydı. Ne yazık ki babası onu tanıyordu. Erkek sertçe davetiyeyi masanın üzerine attı. Böyle bir formaliteyle başa çıkabileceğini sanmıyordu. Kathleen, derin bir nefes alıp arkasını döndü. “Ben gidip hazırlanacağım” dedi sakince. “İki saatlik kısıtlı bir zamanım var” Kadının odadan çıkması girmesi kadar hızlı olmuştu. Alexander, önünde duran davetiyeye baktı. Ardından sıkkın bir şekilde ayağa kalkıp odadan çıktı. Bu ülkede yalnızca Kuran ailesi yaşamıyordu. Pek çok soylu ve hizmetçi sınıfı vampirde vardı. Her birini Moskova’ya getirmek için en azından bir ay önceden davetiye gönderilmiş olması gerekiyormuş. Alexander evleneli daha bir ay olmamıştı. Babasının bu kadar kurula bağlı hareket edeceği aklının ucundan geçmemişti. Ancak işin aslı eğer emir direk Alexander’a gelseydi de yapacak bir şeyi olmazdı. Bu dünyada hiçbir vampir, kurula karşı gelemezdi. Duş alıp beslenmesi gerekiyordu. Belki de her zamankinden daha çok içmeliydi. Bütün gece Kathleen’in yanında durup kendisini kontrol edebilmek için buna mecburdu. Soğuk su erkeğin bedeninden aşağı akarken elleri yumruk oldu. Hemen yanındaki odadaki kadının da duşta olduğunu biliyordu. Sıcak su onun kokusunu daha da etkili hale getirmişti. Yaşadığı hisleri algılayabiliyordu. Hayal kırıklığının kokusu çok etkiliydi. Her şey geçen her dakika daha da zor oluyordu. Alexander sertçe suyu kapatıp dışarı çıktı. Kathleen’in kokusunun bu kadar baskın olması kadının jakuzide olduğunun göstergesiydi. Onu düşünebiliyordu. Çıplak bedenini suyun içinde, köpüklerle kaplı bir halde düşünebiliyordu. Kathleen Kourakin, lanetli denecek kadar güzel bir kadındı. O kadar güzeldi ki Alexander, bunca zaman boyunca pek çok kadınla beraber olmuştu ancak hiçbirinin yüzünü hatırlamıyordu. Gözlerini kapattığında onunki dışında hiçbir yüzü göremiyordu. Bunca zaman boyunca yatağından pek çok kadın gelip geçmişti. Alexander bunca zaman boyunca hayatında sadece bir kadına karşı özel ilgi duymuştu. Ancak onun bile yüzü Kourakin Rahibesi’nin yanında silinip gidiyordu. Beline bir havlu sarıp sertçe komodinin üzerinde duran zile bastı. Bir hizmetçi hemen içeri girdi. Adını bile hatırlamıyordu şuan. Hatta yüzünü umursamıyordu. Eliyle yanına gelmesini işaret etti. “Beslenmem lazım” dedi kadına bakmadan. “Emredersiniz” dedi kadın. Ardından dizlerinin üzerine çöküp boynunun bir kenarını açıp bekledi. Hizmetçilerin özelliği en düşük sınıf olmalarıydı. Çok nadir soylu kadın ya da erkek köle sınıfında olurlardı. Ancak onlarda genellikle liderlerin ya da asillerin yine kölelerden olma çocuklarıydı. Onların kanı içilmezdi. Ancak insandan dönüşen vampirler bu konuda gayet iyi birer besin kaynağıydı. Alexander bir eliyle kadının diğer omzunu tutup eğildi ve sivri dişlerini kadının etine geçirdi. Ağzına kan doldu. Burnunda ise yan odadaki kadının kokusu vardı. Genç adam gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı burnundan ve içebildiği kadar içmeye başladı. Biraz aşırıya kaçmış olmalıydı ki kadın kıpırdanarak inledi. “Lordum” diye yalvardı. Ancak elinin altındaki sıcak et ve ağzındaki tat o kadar iyi gelmişti ki Alexander onu bırakmakta zorlandı. Zorlayarak kadından uzaklaştı. Ancak çok kan kaybetmiş olan hizmetçi anında yere yığıldı. Erkek bir süre ona baktı. Giderek kaybolan kontrolü öfkelenmesine neden oluyordu. Zili tekrar aldı başka bir hizmetçi koşarak geldi. “Bayıldı” dedi Alexander kadını göstererek. “Götürüp besleyin bir iki günde dinlensin” dedi. Hizmetçi hiçbir şey demeden baygın kadını alıp odadan çıktı ve kapıyı kapadı. Çok fazla içmişti. Normalde içtiğinin iki katı kadar içmişti. Eğer biraz daha devam etseydi kadını öldürebilirdi bile. Hayatı boyunca hiç kimseyi öldürmemişti. Beslenmek konusunda her daim dikkatli olmuştu. Ama hala açtı. Gerçekten doymamıştı bile. O kadar kan içmesine rağmen hem de. Genç adam, dolabından bir takım elbise çıkarırken kapısı çalındı. Yaşlı kâhya Bartelemo içeri girdi. Kapıyı arkasından kapattı ve ellerini arkasında birleştirerek ona doğru baktı. “Hizmetkârlarla ilgili bir sorun mu var, Lordum?” Yaşlı tilki onunla dalga geçiyor olmalıydı. Öfkeli bir şekilde dişlerini göstererek gülümsedi. “Fazla lezzetliydi, Bartelemo” dedi hırlar gibi bir sesle. Bu tarz davranışların ona göre olmadığını bilen yaşlı adam derin bir nefes alıp verdi. Ardından ona doğru gidip takımını giymesine yardımcı olmaya başladı. “Lordum son zamanlarda hizmetçilerimi biraz fazla harcıyorsunuz” dedi en sonunda. “Açlığınızla en son ergenliğinizde hizmetçileri bu kadar zorlamıştınız.” Evet, o zamanda bu durumu defalarca yaşamıştı. O kravatına düğüm atarken küçük bir çocuk gibi huzursuzca kıpırdanıp durdu. “O koku beni baştan çıkarıyor” dedi en sonunda. “Hangi kokudan bahsediyorsunuz, Lordum?” “Kourakin Rahibesi’nin kokusu” dedi Alexander sabırsızlanmış bir şekilde. Nasıl olurda kendisi dışında kimse farkında olmaz bu kokunun? Bu kadar iştah açıcı bir yasemin kokusunu nasıl fark edemezlerdi? “Kanının kokusu.” Bartelemo sanki o çok ilginç bir şey söylemiş gibi kaşlarını kaldırarak genç adama baktı. Ardından hafifçe başını sallayarak işine geri döndü. “Biliyor musunuz, Lordum?” diye mırıldandı. “Hayatımda bende ergenlik dönemim haricinde bir kere kan şehvetine kapıldım” dedi en sonunda. “Kan şehveti mi?” Daha önce böyle bir şey duyduğunu hiç sanmıyordu. Bunca zamandır kan onun için basit bir besin kaynağıydı. Elbette ki geçen zamanda onu kendisine bağlamak için pek çok defa farklı yollarla ve türlü oyunla kanını içmeye çalışan ya da kanını içirmeye çalışan pek çok kadın olmuştu. Pek çok hizmetçinin kanını içmişti. Hiçbir kan onda böyle delice bir açlık hissiyatı yaratmamıştı. Bartelemo, ceketini tutup ona giydirdi. “O kanın kokusunu bugün bile unutmam” dedi burnundan derin bir nefes alarak. “Kiraz çiçeği gibiydi. Yanımda olmadığı zamanlarda bile kokusunu alırdım. Açlığım o kadar büyük olurdu ki çıldıracak gibi olurdum. Ben harici herkes o kokuya karşı koyabiliyordu hatta fark etmiyorlardı belki de” dedi. Bu daha öncede yaşanmıştı belli ki. Alexander tek ucubenin kendisi olmadığını bilmek onu mutlu etmişti. “Sadece bir kere mi yaşadın?” diye sordu. Bir umut ışığı bunun arada bir başına gelinebilecek bir şey olması yönündeydi. “Kan şehveti çok nadir bir şeydir, Lordum” diye cevap verdi Bartelemo. “Bazı soylular ve hatta safkanlar ömürleri boyunca hiç yaşamamış bile olabiliyor. Eğer yaşanıyorsa bile bir belki çok nadiren de olsa iki kere başa gelinebilecek bir olaydır” Pekâlâ, özel bir olay olduğu belliydi. Bunun Alexander’ı böyle etkilemesi çok ironik bir durumdu. Özellikle de bunu ona yaşatan kadının mecburi karısı olması daha da ironikti. Bartelemo, işini bitirmişti. Arkasını dönüp kapıya doğru gittiği anda Alexander’ın aklına başka bir şey takıldı. “O kadına ne oldu?” diye sordu birden. “Kiraz çiçeği gibi kokan kadına.” “Çok uzun süre birlikte ve mutlu yaşadık” dedi Bartelemo. “Karım olduğu için de bütün ömrüm boyunca çok mutlu oldum”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE