"Ben seninle birlikte oyun oynayan tek çocukluk arkadaşınım. Hatırladın mı beni?"
Yağmur'un kurduğu her bir cümleyle çocukluk anılarım tek tek gözümün önüne gelirken kaskatı kesilmiştim adeta.
Yağmur'u tanıdığımdan beri onun hakkında bir sürü şey düşünmüştüm. Aklıma bir sürü şey gelmiş, bir sürü şeyi düşünmüştüm ama tek bir kere bile onun çocukluğumda birkaç ay yanımda kalıp sonra birdenbire ortadan kaybolan kız olduğunu düşünmemiştim.
"Yağmur?"
"Bu sefer hatırladın değil mi?" dedi gözleri dolmasına rağmen gülümseyerek. Sanırım onun için onu hatırlamam çok önemliydi.
"Hatırladım ama anlayamadığım bir sürü şey var. Beni nasıl buldun, nasıl tanıdın, üstünden yıllar geçmesine rağmen nasıl hatırladın? Ben bile hatırlamazken babam seni nasıl hatırladı? Bunların hepsini çok merak ediyorum."
"Baban ne kadar süre içinde buraya gelir?"
"Bir saatten önce gelmezler."
"Ben de sana bir saatte anlatabildiğim kadar şeyi anlatayım o zaman. Şuraya oturalım mı?"
"Olur."
Yağmur'la birlikte onun gösterdiği yere gidip otururken Yağmur başını omzuma koydu ve titrek bir nefes aldı.
"İstediğin her şeyi sorabilirsin şimdi. Bu sefer hepsini anlatmaya hazırım. Sen sor ben cevap vereyim."
Ben de başımı Yağmur'un omzumun üstündeki başına koyup konuşmaya başladım. Şu andan itibaren hem sevdiğim kız hem de çocukluk arkadaşım olmuştu. Bu tarif edemeyeceğim kadar güzel bir duyguydu.
"İlk önce çocukluğumuzdan bahsedelim. Neden durup dururken ortadan kayboldun? Nereye gittiniz? Anılarımda o kadar az varsın ki sana dair her şeyi senden duymak istiyorum."
"Seninle sadece birkaç ay arkadaş kalabildik. O zamanlar baya küçüktük zaten. Yedi yaşında falandık. Sen bilmezsin ama benim babam ve senin baban arkadaşlar. O zamanlar da babam ve senin baban ortak bir iş buldular biz de Bursa'dan buraya taşındık. Her şey başta çok güzel gidiyordu. Babam da annem de ben de çok mutluyduk. Kader de daha yeni doğmuştu. Sonra babamın durumu günden güne kötüye gitti biz de onun yatırıldığı hastanenin olduğu yere taşındık. Bu yüzden ortadan kayboldum."
"Peki sonra ne oldu? Babanın durumu ne oldu? Ne yaptınız?"
"Babam aşırı sigara içtiği için akciğer kanserine yakalanmıştı. Başlarda hastalandığı zaman annemle çok kavga ettiler. Annem babama binlerce kez sigarayı bırakmasını söyledi ama babam hastalıktan nefes alamayacak duruma geldiğinde bile sigara içmeye devam etti. Durumu hiçbir zaman iyiye gitmedi. Hep bir umut küçücük yaşımda belki doktor bize umut verici bir cümle kurar diye aylarca bekledim ama hiçbir şekilde tek bir tane bile güzel, umut verici bir şey duymadım. Daha olayın bile tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Annem hep babanız hasta onu yormayın, üzmeyin derdi. Bir gün sabaha karşı babam hastanede biz de evdeyken annemin telefonu çaldı ve annem apar topar evden çıkıp gitti. Evde tek başıma kalıp daha bebek olan Kader'e korkarak sarılıp ağlıyordum. Yaklaşık bir saat sonra da teyzem gelip ikimizi ağlayarak arabaya bindirip götürmüştü. Meğersem babamın durumu çok kötüymüş ama son kez bizi görmek istiyormuş. Hastaneye o kadar hızlı gittik ki resmen ölüm saatine dakikalar kalan birini ölmeden önce son kez görmek için çırpınıyorduk. Hastaneye geldiğimizde ben ilk senin babanı dışarda ağlarken görmüştüm. O zaman gerçekten de artık babamın eskisi gibi olmayacağını anlamıştım. Çünkü her zaman ciddiyetini koruyan Fatih amca bile ağlıyordu ve o kadar kişi ağlayıp feryat etmesine rağmen o ağladığı için ben de korkup ağlamaya başlamıştım. Babamın yanına gittiğimizde o kadar sık ve kesik kesik nefesler alıyordu ki o görüntü üstünden yıllar geçmesine rağmen hala gözümün önünde. Babam o an gercekten de son nefesini alıyordu."
Yağmur ağlamaya başladığında elinden tutup onu durdurdum.
"İstersen şimdilik anlatma. Ben her zaman seni dinlerim. Daha iyi olduğun bir günde de anlatabilirsin."
Yağmur başını sağa sola salladığında her şeyi bugün anlatacağını anlamıştım. Onu her ne kadar durdurmak istesem de durduramamıştım.
"Bugün Kader buraya gelmeden halama neden ısrarla buraya gelmemesini söyledim biliyor musun?"
"Neden?"
"Çünkü babam benim adımı söylemeye çalışırken gözümün önünde son nefesini verdi. Gözü kapandı, kalbi durdu, zar zor aldığı nefes sesleri kesildi, dünyam başıma yıkıldı. Defalarca kez benimle konuşmaya çalışmıştı ama her zaman normal bir şeymiş gibi söylediği ismimi o gün söyleyememişti. Şu an bile keşke biraz daha erken gelebilseydim diyorum. Keşke hayatım boyunca her şeye geç kalsaydım ama babamın yanına o gün erken gidebilseydim. Bugün aynı korkuyu annem için de hissettim. Acaba dedim kendi kendime, acaba yine mi geç kaldım? Ne yaparsam yapayım o gün ne babam o yataktan kalktı ne de yüzünü görmeme izin verdiler. Herkes birbirine girmiş ağlıyordu. Beni de senin baban almıştı o koca kargaşanın içinden. Beni alıp sizin eve getirmişti birkaç saat boyunca. Sonra da teyzem gelip almıştı. Sen o gün hiç odandan çıkmamıştın."
Gözyaşlarım elimde olmadan tek tek gözlerimden dökülürken Yağmur'a tek bir tane bile teselli cümlesi kuramıyordum.
"Sonra uzun bir süre acımızı yaşadık. Ben okula uzun zaman gitmedim, annem psikolojik destek aldı, onlarca kilo verdi, iki çocuğu olduğunu unuttu ve günlerce sayıkladı. O kadar sayıkladı ki üzüntüden, stresten, dertten tümör oldu. Hastalığını yıllar geçmesine rağmen anlayamadık. Annem çok hasta olmasına rağmen bir kere bile bize hastayım demedi. O kadar sakladı ki bizden bir gün artık son noktaya geldi ve hastaneye kaldırıldı. O zamanlar üniversiteye yeni başlamıştım ve elimde bir meslek bile yoktu. Annemin hastane masrafları günden güne artmaya başladı. Kimseye muhtaç olmamak için gece gündüz çalıştım. Günde iki saat uyuduğum bile oldu ama bir şekilde çalıştım. Her an her yerde bize yardım ettiklerini söyleyen, bize küçümser gözlerle bakan akrabalarımdan para istemeyip kendi ayaklarımın üzerinde durmayı başardım."
"Annen ne zaman hastalanmış peki? Onu öğrenebildin mi?"
"Ben de tam bilmiyorum ama uzun zaman olduğunu söyledi doktor. Hastalık çok ilerlemiş durumda. Annem bazen nöbetler geçiriyor v-ve doktorlar yine bana umut verici şeyler söylemiyorlar. Yine kimse iyileşiyor demiyor. Hep ölümle burun buruna gelip tekrar hayata döndüğünü söyleyip duruyolar. Benim duymak istediğim şey bu değil ama bununla bile mutlu oluyorum artık."
"Babamla senin baban nerden arkadaşlar onu biliyor musun?"
"Biliyorum." dedi Yağmur başını omzumdan kaldırıp gülümseyerek. "Babam da annem de hep anlatırdı. İkisi üniversitede tanışmış. Bölümün en iyi iki mimarı onlarmış. Mezun olur olmaz da büyük işler bulup ortak olmuşlar."
"Peki babanın ölümünden sonra benim babam hiç size destek oldu mu? Onun tepkisi ne oldu?"
"Sanırım baban da en az bizim kadar dağılmıştı. Babamla uzun zamandan beri yedikleri, içtikleri ayrı gitmemişti. Baban babamın ölümünden sonra beni gördüğünde öönümde diz çöküp hiçbir suçu olmamasına rağmen o kadar özür dilemişti ki o an ağlamayı kesmiştim. Baban uzun bir süre babamı daha iyi bir hastaneye götürmediği için kendini suçlu hissetti. Bize yıllar boyunca yardım etti. Hala etmeye devam ediyordu ama beni uzun zamanlar görmediği için yüzümü belki de tam hatırlamıyordur. Bizimle çok görüşmek istedi ama ona bir türlü annemin de hasta olduğunu söyleyemedim çünkü biliyordum ki öyle bir şey söyleseydim bu sefer de annemi kurtaramadığı için kendini yıllar boyunca suçlu hissedecekti. Baban beni her zaman arar halimi hatrımı sorup bana da Kader'e de okul harçlığı gönderir. Bunu babam öldüğünden beri her zaman yapıyor."
"O telefoncunun babamın olduğunu biliyordum değil mi? Bunu ne zaman öğrendin?"
"Üniversiteye başladığım zaman oraya gelmek zorunda kalmıştım. Üniversiteye en yakın telefoncu olduğu için oraya gelirken senin babanı görmüştüm ve takip edip oranın size ait olduğunu öğrenmiştim. Babanı ilk gördüğümde o kadar sevinmiştim ki koşup boynuna atlamamak için kendimi zor tutmuştum. Ondan sonra neredeyse her gün oraya babanı görmeye gelmeye başlamıştım. Babanı görünce sanki babamı görüyormuşum gibi hissediyordum her seferinde. Sonra gele gele seni görmeye başladım. İlk başlarda kim olduğunu bilmiyordum ama sonra baban biriyle konuşurken senin aslında Ömer olduğunu öğrendim. İlk başta çok şaşırdım tabii. Seni küçük biriyken görmüştüm en son hatta ben senden daha uzundum ama sen çok değişmiştin."
Yağmur gülümsediğinde elimle saçını karıştırdım ve güldüm.
"Benden daha mı uzundun? Hayatta inanmam."
"Cidden senden daha uzundum. Hatta seni ilk gördüğümde ne ara bu kadar uzadı acaba diye düşünmüştüm ilk başlarda."
"Beni gördüğünde ne hissettin ilk? Daha doğrusu Ömer olduğumu öğrendiğinde?"
Yağmur'un o an ne hissettiğini çok merak ediyordum. Gerçi onun hakkındaki her şeyi merak ediyordum...
"Koca bir özlem hissettiğimi hatırlıyorum. Birlikte çok az zaman geçirmemize rağmen koca bir özlem... Yanına gelip defalarca kez seninle konuşmak istedim ama o kadar suratsız duruyordun ki çekiniyordum. Bu sefer de baban için geldiğim yere senin için gelmeye başladım."
"Ciddi misin yoksa dalga mı geçiyorsun?" dedim hem şaşkın hem de içim içime sığmaz bir şekilde.
"Ciddiyim. Bana güzel günlerimi hatırlattığınız ve geçmişimin bir parçası olduğunuz için hayatımda her zaman özel bir yere sahip oldunuz. Hele ki sen... Benim için çok farklısın. Bunu daha önce kimseye söylemedim ama bana son yıllarda iyi gelen tek şeysin."
Şaşkınlık...
Hissettiğim tek şey koca bir şaşkınlıktı. Yağmur karşımda gözlerimin içine baka baka bana karşı hissettiği her şeyi en saf bir şekilde dile getiriyordu.
"Beni çok şaşırtıyorsun." dedim başımı yere eğip gülümseyerek.
"Üniversiteye başladığımdan beri neredeyse her gün sizin yanınıza geldim. Bazen Anıl'la atışıyordun, bazen annenle konuşuyordun, bazen Emre'ye laf atıyordun ve bazen de babanla tartışıyordun. Hepsi tamam da babanla tartışman beni çok üzüyordu çünkü baban gerçekten kusursuz ve çok iyi kalpli biri."
Söylediği şeylere sessiz kalırken babamın Yağmur ve ailesi için yaptıkları aklıma geldi. Belki de yıllardır yüzünün binde bir gülmesinin sebebi birlikte işi kurduğu arkadaşıydı. Belki de ısrarla benim de onun gibi olmasını istemesinin tek nedeni sadece bana güvenebileceğiydi... Babam yıllarca bana o kadar sert davranmıştı ki hiçbir zaman davranışlarının altında başka nedenler aramamıştım.
"Beni hala çocukluğunda sevdiğin kadar seviyor musun peki?"
dedim başımı kaldırıp gözümün içine bakan gözlerine hayranlıkla bakarak. Ona kim olduğunu bilmeden aşıkken kim olduğunu öğrendikten sonra deliler gibi aşık olmuştum. Onun yanında içim içime sığmıyordu adeta.
"Bilmem. Belki."
"Belki?"
Üzgün bir şekilde kurduğum cümle Yağmur'u güldürürken durup konuşacağı sırada annem ve babam da içeri girdiler.
Telaşla etraflarına bakındıklarında ayağa kalkıp babama işaret yapmıştım. Babam beni fark edip hızla bize doğru yürürken Yağmur da ayağa kalkıp önce babama ve anneme sonra da bana baktı.
"Çok heyecanlıyım. Onlarla yıllar sonra tekrar konuşacağım."
"Onlarla da konuşacaksın ama bana vermen gereken önemli bir cevap da, konuşmamız gereken önemli konular da var."
"Zamanımız çok. Konuşuruz bir ara."
"Bir ara değil burdan çıkar çıkmaz ilk işimiz sakin bir yere gidip konuşmak olacak tamam mı? Söz ver."
"Tamam. Söz."
Başımı tekrar bize doğru neredeyse koşan babama çevirdiğimde o da yanımıza gelmişti bile.
"Ömer? Yağmur ve annesi nerde? Durumları nasıl?"
Babam sanırım Yağmur'u üniversiteden arkadaşım sanmıştı.
"İkisinin duruma da çok iyi." dedim gülümseyip Yağmur'a dönerken o da çoktan başını önüne eğmiş kendini birazdan oluşacak duygusal ortama hazır ediyordu.
"Yağmur burda."
Babamın bakışları aniden Yağmur'a kayınca ilk defa ağladığına şahit olmuştum. Tek bir kelime etmeden Yağmur'a sanki kendi kızıymış gibi sarılıp ağlamıştı sadece.
"Yağmur? Sen ne ara bu kadar büyüdün kızım? Kocaman kız olmuşsun ama bir kere bile amcamı görmeye gideyim demedim."
"Özür dilerim amca. Çok özür dilerim."
"Annen nasıl şu an? Nerde?"
"Ameliyathane odasınanda. Durumu iyi birkaç dakika sonra hepimiz onu görmeye gideriz."
Yağmur ve babam sarılmayı bitirdiğinde bu sefer de annemle sarılıp ağlamaya başladılar.
"Yağmur nasılsın kızım? Çok korktun mu kuzum? Niye bize haber vermedin? En azından yanında olurduk. Kader nerde?"
"Halam Kader'i eve götürdü. Ben de annemin yanında kaldım. Birazdan da onu görmeye gideriz hep birlikte. Eminim sizi gördüğüne çok sevinecektir."
"Ömer'i hatırlıyorsun değil mi?"
"Hatırlıyorum ama o beni pek hatırlamıyordu birkaç gün öncesine kadar. Biz de az önce çocukluğumuzdan bahsediyorduk."
Doktor birkaç dakika sonra gelip bize gerekli bilgileri verdikten sonra önce annem ve babam Yağmur'un annesini görmek için içeri girmişlerdi. Hastenden çıktıktan sonra hepimiz birlikte oturup uzun uzun konuşmalıydık. Hepimizin buna çok ihtiyacı vardı.
Annem ve babam onlara ayrılan süreyi doldurup kızarmış gözlerle odadan çıktılarında annemin söylediği ilk şey "Burdan çıkar çıkmaz direkt bizim eve geliyorsunuz." olmuştu. Yağmur da bu teklifi kabul etmiş ve bu sefer de ikimiz odaya girmiştik.
Yağmur'un annesinin gözleri biz ilk içeri girdiğimizde kapalıydı ama biz girer girmez de açılmıştı.
"Yağmur?"
"Anne? Beni çok korkuttun." dedi Yağmur gözyaşları içinde baş ucuna gidip. Ben de uzakta kalıp onları izledim. Yağmur annesine onu her an kaybedecekmis gibi telaşlı gözlerle bakıyordu ama Yağmur'un annesi iyi gibi görünüyordu.
"Korkma kızım. Sizi bırakmam asla." Sonra da bana bakıp Yağmur'a zar zor soru sormuştu.
"Okul arkadaşın mı?"
"Hayır anne. O Fatih amca ve Nazlı Teyze'nin oğlu Ömer."
Annesinin gözleri şaşkınca açılırken "Gerçekten mi?" demişti.
"Gerçekten. Çok büyümüş ve yakışıklı bir adam olmuş değil mi?" dedi Yağmur bana dönüp gülümseyerek. O kadar doğal ve tatlı görünüyordu ki...
"Maşallah koca adam olmuş. Çok da yakışıklı. Seni ona vermeyi düşünüyordum siz küçükken. Şimdi gözüm arkada kalmaz artık."
"Anne! Şimdi sırası mı böyle demenin?"
Yağmur'un annesi ve ben buna güldüğümüzde dönen sohbet çok hoşuma gitmişti.
Ben de durduğum yerden hareket edip yanlarına gittiğimde Yağmur'un annesinin solmuş yüzü daha da belirgin olmaya başlamıştı. Aslında çok yorgundu ama Yağmur'un da çok korktuğunu bildiği için güler yüzlü davranıyordu.
"Ömer nasılsın oğlum? Neler yaptın görmeyeli? İyi misin?"
"Ben çok iyiyim. Asıl sen nasılsın teyze? Çok zor dakikalar geçirdin."
"Ben iyiyim iyi. Arada bir bu kadar kötü duruma düşüyorum ama yine de iyiyim."
Yağmur'un annesinin sesi git gide kötüye gitmeye başladığında yorulduğunu anlamış ve sohbeti burda noktalamıştım.
"Biz şimdi gidelim sen de dinlen biraz. Bir şeye ihtiyacın olursa hepimiz dışarda seni bekliyor olacağız."
"Annen ve baban tekrar yanıma gelsin olur mu? Sakın beni yine unutmasınlar."
"Merak etme teyze. Bu sefer seni bırakmaya hiçbirimizin niyeti yok. Sen sadece dinlenmene bak."
Damla teyze gülümsediğinde ben ve Yağmur odasından çıkıp tekrar anne ve babamın yanına gitmiştik.
Yağmur gider gitmez babam onu kollarının altına aldığında aslında babamın ne kadar merhametli biri olduğunu gördüm. Oysaki onu Dünyanın en taş kalplisi olarak görüyordum yıllardır.
"Bir şeye ihtiyacın var mı Yağmur? Siz içerdeyken annenin doktoruyla konuştum. Yarın akşam taburcu edeceklermiş. Yarın hepimiz birlikte bizim eve gidiyoruz. Şimdiden söylüyorum itiraz etmek yok ve birkaç gün boyunca bizde kalacaksınız. Kocaman ev zaten. Biraz kalabalık olsun."
"Tamam. İtiraz yok." dedi Yağmur gülerek. Ben de heyecandan kafayı yiyordum işte.
Neden mi?
Çünkü Yağmur ve ailesi yarın bizim eve geleceklerdi. Hem de birkaç gün kalmaya.
BÖLÜM SONU.