17

3213 Kelimeler
(12 gün sonra) Bu bölümden sonra bütün taşlar tek tek yerine oturacak. Aklınızdaki bütün soru işaretleri 10 bölüm içerisinde geçer umarım - Her şeyin çok normal başladığı bir güne başlamıştık. Ben yine sabah erkenden uyanmış işe gelmiştim, sonra Anıl sonra da Yağmur gelmişti. Yağmur ögleden önce çalışıp yerini Kübra'ya bırakırken son birkaç saat yine dördümüz toplanıp çalışmaya başlamıştık. Her şey o kadar normaldi ki sanki her zaman böyle olacakmış gibi hissediyordum. Aklıma son iki haftadır hiçbir şekilde kötü düşünce gelmiyor ve biraz da mutlu olabilen Yağmur'la vakit geçiriyordum. Sohbetimiz, samimiyetimiz hem benim fake hesabımdan hem de işte çok ilerlemişti. Yağmur artık her iki yerde de bana karşı daha iyimser davranıyordu. Sonra kötü bir şey oldu. Hiçbirimizin hiç beklemediği bir anda beklenmedik bir şey oldu. Önce bir telefon çaldı, sonra kısa bir konuşma ve sonra bağırış sesleri. Yağmur'un acı çığlıkları... Benim şok olmam, konunun ne olduğunu bile bilmemem ama yine de bir şeyler yapabilmek için çabalamam... "Yağmur lütfen sakin olur musun?" dedim yere diz çöküp hüngür hüngür ağlayan Yağmur'a. "Lütfen ağlama ve bana ne olduğunu söyle." "A-nnem. Beni anneme götürün lütfen. Yalvarırım beni annemin yanına götürün." Yağmur'un sesi o kadar kötü çıkmıştı ki sadece başımı kaldırıp Yağmur gibi yere çökmüş ama onun aksine hiçbir tepki vermeyen, sadece yeri izleyen Kübra'ya baktım. O da şoka girmişti ama Yağmur'un şu an ona bizden daha çok ihtiyacı vardı. Hatta şu an ona en çok destek olması gereken kişi Kübra'ydı. "Kübra. Kendine gelir misin? Bizi Yağmur'un annesine götürmen lazım." dedi Anıl Kübra'ya ama Kübra hiçbir şekilde tepki vermiyordu. "Biri beni anneme götürsün lütfen." Yağmur kendini kaybetme noktasına gelirken Anıl Kübra'nın yüzünü iki elinin arasına alıp gözlerine çevirdi. "Kübra? Beni duyuyorsun değil mi güzelim? Şimdi bu kadar güçsüz davranmayı bırakıp bizi Yağmur'un annesine götür tamam mı? Bize yardım edebilecek tek kişi sensin şu an. Ben de Ömer de Yağmur hakkında hiçbir şey bilmiyoruz." "Ölmedi değil mi? Yağmur'un ondan başka kimsesi yok ölmüş olamaz değil mi? Anıl yengem ölmedi değil mi?" Kübra da Yağmur gibi hüngür hüngür ağlayıp sayıklamaya başladığında Anıl onu kendine çekip sarıldı. "Ölmedi tamam mı? Kimse öldü demedi bize. Sadece bize nerde olduğunu söyle oraya gidelim ve nasıl olduğunu öğrenelim olur mu?" "T-tamam." Kübra başını salladığında Anıl ayağa kalkıp ona elini uzattı ve Kübra onun elini tutup ayağa kalktı. Ben de başımı omzuma koyan Yağmur'a hiç seslenmeden ayağa kalkıp onu kucağıma aldım. O kadar berbat görünüyordu ki yürüyebilecek hali olduğunu düşünmüyordum. Dördümüz birlikte mağazadan çıktığımızda içerde kimse olmadığı için Anıl direkt kapıyı kilitleyip babamın arabasını getirmek için bizim eve doğru koşmaya başladı. En fazla on dakika içinde burda olurdu. Ben Kübra ve Yağmur durağa gittiğimizde Yağmur'u kucağımdan indirmeden yolun kenarındaki banka oturup Anıl'ı beklemeye başladım. Kübra da çok kötü görünüyordu ama şu an gözlerim sadece Yağmur'u görüyordu. "Yağmur iyi misin?" dedim başımı biraz eğip ağlamayı bırakıp sayıklamaya başlayan Yağmur'a. Benim de gözlerim ikide bir doluyordu ama ağlayıp Yağmur'u daha fazla etkilememek için ağlamıyordum. "Ömer anneme ne oldu? O iyi değil mi? Neden hastaneye kaldırmışlar ki? Bana iyiye gittiğini söylediler. Benden istedikleri her şeyi yaptım. Annemi iyileştirecek her yola başvurdum ama annem yine o yere gitti. Neden herkes benimle oynuyor? Neden kimse bana doğruları söylemiyor? Neden annemin iyileştiğine dair bana umut verip duruyorlar bu insanlar? Ya annem de ölürse? Ya kimsesiz kalırsam? O zaman ne yapacağım ben Ömer? Belki de annem çoktan ölmüştür ama bana söylemiyorlardır. Kardeşim de çok korkmuştur şimdi. Neden gitmiyoruz oraya? Yalvarırım beni anneme götür." Yağmur'un acı dolu cümlelerini dinlerken bile paramparça olmuştum. Şu an hissettiğim tek şey acıydı. Sanki biri kalbimi eline almış ve sıkıyordu. Ben bu şeyleri sadece duyarken bu kadar paramparça olmuştum ama Yağmur... Yağmur hepsini yaşamıştı. Ya annem de ölürse demişti. Ya annem de babam gibi beni tek başıma bırakıp ölürse? Kurduğu her bir cümlede binlerce kırgınlık saklıydı ve benim ona verebileceğim tek şey küçük bir teselliydi. "Annen iyi olacak. Düşündüğün hiçbir şey olmayacak. Sana söz veriyorum annen iyi olacak. Biz yanında olacağız. Hem kardeşim var dedin değil mi? Kardeşinin şu an dört gözle beklediği birisin. Ona destek olacak, güç verecek tek kişi sensin ama sen ondan daha güçsüz davranıyorsun. Şimdi ağlamayı bırak ve biraz dinlen tamam mı? Annenin yanına gittiğimizde o kadar güçlü ol ki kardeşin de sana bakıp benim annem kesin yaşamaya devam edecek desin. Şimdi sadece birazcık bile olsa dinlen tamam mı?" dedim saçından öpüp. Onu tanıdığım ilk günden beri bana ilk defa bu kadar yakındı. Kalbim hem bu yakınlık için hem de annesinin başına bir şey gelmiş olma ihtimaline karşı küt küt atıyordu. Yağmur derin bir sessizliğe gömülürken Anıl da hızla gelmiş ve hepimiz beraber arabaya binip Kübra'nın tarif ettiği yere gidiyorduk. Yağmur'un annesi hep aynı hastaneye kaldırıldığı için Kübra yolu rahat bir şekilde hüngür hüngür ağlayarak tarif ediyordu. Anıl ikide bir dolan gözlerini silip Kübra'yı sakinleştiriyordu, Kübra tepkisiz kaldığı ilk dakikalardan sonra ağlamaya başlamış ve hiç durmamıştı. Ben de arkada oturmuş başını dizimin üstüne koymuş gözlerinden gelen yaşların dizime döküldüğü Yağmur'u ağlayarak izliyordum. İçim paramparça olmuş ama sessizce ağlıyordum sadece. Ona sakin olması gerektiğini söylerken ağlıyordum, ona güçlü olması gerektiği söylerken Dünyanın en güçsüz insanı hissediyordum kendimi... Bir elim sol yanağında akan yaşlarını silerken diğer elim de buz gibi olan elinin üstündeydi. Şu an uyanık da olabilirdi, uyuyor da olabilirdi. Her ne olursa olsun onu rahatsız etmemek için neredeyse nefes bile almıyordum. Şu an istediğim tek şey sadece ama sadece annesinin iyi olmasıydı. Eğer annesinin durumu kötüyse ne yapardım ya da ne yapardık hiç bilmiyordum. "İlerde sağa dönersen hastaneye gelmiş oluyoruz. Lütfen biraz hızlı sürer misin?" Anıl zaten hızlı sürdüğü arabayı daha da hızlı sürmeye başlarken yaklaşık iki dakika sonra hastanenin önüne gelmiştik. Anıl ve Kübra arabadan indiğinde ben de Yağmur'u uyandırıyordum. "Yağmur? Geldik." Yağmur ona seslenir seslenmez gözünü açıp birkaç saniye bekledi ve başımı dizimden kaldırıp oturdu. "Annemin yaşadığına olan inancım tam ama..." Yağmur'un çenesi titrediğinde elini daha sıkı tutup konuşmaya devam etmesini bekledim. "Eğer olur da farklı bir şeyle karşılaşırsak ve kardeşim ordaysa onu alıp burdan götürür müsün? Onun da benim gibi çocukluk travması geçirmesini istemiyorum. Öyle bir şey olduğunu hissettiğin saniye kardeşimi ordan çıkar ve ağlarsa bile buraya asla gelemeyeceği bir yere götür. Eğer bunu yaparsan hayatım boyunca sana minnettar olacağım." "Böyle bir şeye gerek kalmayacak ama yine de ne istiyorsan onu yapacağım." dedim küçücük kalmış bedenini kollarımın arasına alıp. Sonra da ikimiz de arabadan çıktık ve hastaneye gittik. "Annenin ismi ne? Ben nerde olduğunu öğreneyim." "Nerde olduğunu biliyorum. Sormana gerek yok. Bu olayı her zaman yaşıyorum. Sadece son zamanlarda yaşamadığım için kendimi annemin tamamen  iyileştiğine dair kandırıp duruyordum." Yağmur asansörün önüne gelip bakışlarını yere sabitleyince Kübra da hemen yanında durmuş ağlamamaya çalışıyordu. Asansör gelince dördümüz de bindiğimizde Yağmur beşinci kata basıp asansörün kapanmasını bekledi. Asansör kapanıp birkaç saniye sonra beşinci kata gelince hepimiz inip önümüzde içinde kendiyle büyük bir savaş veren Yağmur'u takip ettik. Yağmur buraya geldiğinden çok daha sakindi ve bu sakinliği beni korkutmaya başlamıştı. Sanırım kendisini annesinin ölümüne hazırlamıştı biz buraya gelene kadar. O yüzden o kadar ağladı yolda ve bana kardeşini burdan alıp gitmemi istedi. Yağmur uzun ve bir sürü insanın olduğu bir koridora gidince sağa dönüp birkaç kişinin olduğu bir ameliyat kapısının önünde durup bir kadınla konuşmaya başladı. "Hala?" Yağmur bu küçücük cümleyi kurup hala dediğin kadına sarılıp ağlamaya başlayınca Kübra da yanlarına gidip onlara sarıldı. "Anne yengem iyi mi?" "İyi olacak kızım. İyi olup tekrar eski günlerdeki gibi aramıza dönecek. O bize abimden hatıra kalan en değerli kişi. Onun için her şeyi yaparız." Kübra'nın annesi olduğunu öğrendiğim kişi hem Kübra'yı hem de Yağmur'u sakinleştirirken ne yapacağımı bilemez bir durumda sadece Yağmur'u izliyordum. "Kader nerde?" "O okulda. Annenin fenalaştığını bilmiyor. Enişten birazdan gidip onu alır ve buraya getirir." "Onu direkt eve götürse olmaz mı? O daha çocuk buraya gelip binlerce defa gördüğü bu manzarayı tekrar görmesini istemiyorum. Zaten çok korkuyor. Bunları atlatamaz." "Buraya gelmesi gerekiyor ama." dedi Yağmur'un halası ağlamaya başlarken. "Annene bir şey olursa ve bu durumu ondan sakladığımız düşüncesine kapılırsa hayatı boyunca bizi affetmeyecek ve sizin yüzünüzden annemi son kez göremedim diyecek. Şu an küçük bir çocuk olabilir ama büyüyünce o da her şeyin farkına varacak. Buraya gelsin tamam mı?" Yağmur yere oturup sırtını duvara yaslayınca hemen yanına gidip önünde diz çöktüm ve elini tuttum. "Yere oturma. Bir sürü boş yer var gel şuraya otur." dedim ayağa kalkıp tuttuğum ellerinden güç almaya çalışırken. Kendimi en az onun kadar berbat hissediyordum. Yağmur hiç karşı çıkmadan ayağa kalkıp ona gösterdiğim yere oturunca ben de yanına oturdum. Annesi ameliyata alınmıştı ve onu sadece ben, Anıl, Kübra, halası ve eniştesi bekliyordu. Daha kimse fenalaştığını duymamıştı bile. Kendi kızı bile bilmiyordu. Annesi şu an hayat savaşı verirken onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Saatler, dakikalar, saniyeler, saliseler... Zamanın ilk defa bu kadar uzun geldiği süre zarfları tek tek geçerken hiçbir bilgi alamamıştık daha. Herkes bir köşeye oturmuş sadece güzel bir haber bekliyordu. Umut verici tek bir cümle... Yağmur'un eniştesi halasıyla birkaç şey konuşup giderken Yağmur'un kardeşi Kader'i almaya gittiğini anlamıştım. Yağmur'a baktığımda ise saatlerdir olduğu gibi yere baktığını gördüm. Onunla biraz konuşmak istiyordum ama bundan biraz çekiniyordum. Benim annem bu durumda olsa benimle konuşmaya çalışan birine cevap bile vermezdim, veremezdim büyük ihtimalle. "Hiç kimse annenin hastanede olduğunu bilmiyor mu, yoksa burda akrabanız mı yok? Neden bu kadar çok az insan var?" "Hepsi Bursa'da çünkü. Biz de buraya Bursa'dan geldik. Onlar da gelir büyük ihtimalle haberi duyunca ama gelmelerini hiç istemiyorum." dedi Yağmur bitkin bir şekilde. "Neden?" "Geçen sefer yine annem böyle ölüm döşeğindeyken çoğu yeni arabasından, yeni evinden, yeni işinden bahsediyordu. Sadece birer görüntü kirliliği hepsi. Onun dışında hiçbirinin faydası yok. Sadece beni daha çok üzüyorlar." "Doktor geldi." Yağmur'un halası heyecanla ayağa kalkıp kapıdan çıkan doktora adeta koşarken bizim de ondan farkımız yoktu. "Durumu nasıl Damla'nın?" Yağmur'un annesinin ismi Damla'ydı... "Doktor maskesini çıkarıp yüzünü bize gösterdiğinde söylediği şeyleri duymadan derin bir nefes aldım. Çünkü yüzünde zafer gülümsemesi vardı." "Damla Hanım bizi hep böyle zorluyor ama son anda her zaman yüzümüzü de güldürüyor. Damla Hanım'ın durumu için eskisinden daha güzel bir şey söyleyemem ama kendini zorlamaması lazım. Kol ve bacak kasları uzun zamandır yatmaktan dolayı çok zayıfladığı için ani hareketlerden kaçınmalı. Beyin tümörü olduğu için ani hareketler başının dönmesine sebep olup kafasını bir yere çarpmasına ve bu da ani bir beyin kanamasına neden olabilir. Son günlerde hiç ayağa kalkmaya çalıştı mı?" "Evet." dedi Yağmur rahatlığın verdiği bir duygusallıkla. Bu sefer de annem bizi bırakmadı mutluluğu vardı yüzünde. "Öyle şeyler yapmasına sakın izin verme. Şu an bilinci kapalı olduğu için sizinle görüşmeye hazır değil ama üç saat sonra hastayı görebilirsiniz." "Çok teşekkür ederiz." "Görevimiz." Doktor yanımızdan ayrılıp gittiğinde Yağmur'un yaptığı ilk şey bana dönüp boynuma atlamak olmuştu. Bu ani hareketi karşısında gülümseyip sevincine ortak oldum ve kollarımı beline sardım. "Sana hiçbir şey olmayacak demiştim değil mi? Bak olmadı işte." "Bu sefer de kazanan biz olduk. Çok mutluyum gerçekten. Resmen annem hala yaşıyor." Yağmur'un halası ve Kübra sarılıp sevinç gözyaşları döktüğünde ben de bize bakmamalarını fırsat bilerek Yağmur'u deli cesaretiyle yanağından öpmüştüm. Yağmur bu yaptığım şey karşısında şaşırmaktan çok utanırken bu haline gülümsedim. Sanırım bu kıza gerçekten de deliler gibi aşıktım... Bunu ilk defa bu kadar net ve emin bir şekilde hissediyordum. Burdan çıkar çıkmaz bana her şeyi anlatmasını isteyip ona kim olduğumu ve onun benim için ne ifade ettiğini söyleyecektim. Artık ne yaparsam yapayım ondan bu şekilde uzak durup onun için sadece internet üzerinden konuştuğu biri olmak istemiyordum. Her ne kadar yanımda benimle çalışsa da, şu an ona sarılı bir şekilde olsam da kim olduğumu da bilmesini isterdim. "Burdan çıktıktan sonra saatlerce konuşmamız gereken konular var farkındasın değil mi?" dedim yüzüne bakmaya çalışırken ama Yağmur başını tam göğsüme koyduğu için yüzünü göremiyordum. "Farkındayım." "Nasıl hissediyorsun?" "Uçuyormuş gibi. Hem annem kurtuldu hem de-" "Hem de ne?" "Sonra söylerim. Senin kalbin neden bu kadar hızlı atıyor peki?" "Çünkü kalbimin sevdiği-" "Sevdiği ne?" "Sonra söylerim." dedim ben de aynı onun gibi. Şu an o kadar neşeli görünüyordu ki her an sokağa çıkıp sevinçten çığlık atacak bir havası vardı. "Peki. Şimdi halamın yanına gidebilir miyim?" Her ne kadar burda kalsan daha iyi olur demek istesem de kollarımı gevşetip gitmesine izin verdim ve Anıl'ın yanına gidip oturdum. O da çok üzülmüştü ve şimdi herkes gibi mutluydu. "Hayatımda aynı anda bu kadar berbat hissedip birkaç saat sonra da bu kadar mutlu hissettiğim tek bir günü bile hatırlamıyorum. Bugün hayatımın en unutulmaz günü galiba." "Al benden de o kadar." Anıl'la konuşmaya devam ederken Yağmur'un eniştesi yani Kübra'nın babası yanında ortaokul çağlarında bir çocukla bize doğru yürüyorlardı. Kız Kader'in kardeşiydi galiba çünkü aşırı benziyordu. Yağmur'un küçük hali gibi bir şeydi kısacası. "Abla? Anneme ne oldu?" Kader telaşla Yağmur'a doğru giderken Yağmur ona dönüp Kader'in yanına gitmesini bekledi ve Kader yanına gider gitmez ona sarıldı. "Annemizin durumu şu an iyi. Sadece küçük bir işlem yaptılar. Hiç kötü bir şey olmadı. Seni de burdan eve gidelim diye çağırdık. Annem bu gece de burda kalacak hatta birkaç gün kalabilir her zamanki gibi. Sen de halamlara eve git tamam mı? Ben de annemizi alıp eve gelirim. Olur mu?" "Annem iyi değil mi?" Kader inanmaz bir şekilde Yağmur'a soruyu tekrar sorduğunda Yağmur sakin bir şekilde tekrar konuştu. "İyi küçüğüm. Annemizin durumu çok iyi. Korktuğumuz gibi bizi bırakıp gitmeyecek. Şimdi sen eve git tamam mı?" Yağmur halasına bakıp Kader'i işaret ettiğinde halasının burda kalmak gibi bir istediği var gibi görünüyordu ama şu an yapacağı en iyi şey Kader'i alıp gitmek olacaktı. "Kader gel biz eve gidelim halacım. Yarın tekrar anneni ziyarete geliriz. Durumu şu an iyi zaten. Doktor biraz dinlensin dedi. Onu yormayalım. Hadi gel bir tanem." Kader gidip halasının elini tutunca Yağmur Kübra'ya da gidip dinlenmesi gerektiği söyledi. "Kübra şimdi sen de Kader'le git. Kader'in sana ne kadar düşkün olduğunu biliyorsun. Şimdi onu eve götür ve iyice dinlenip gece yanıma gel tamam mı?" "Şimdi de yanında kalabilirim ama." "Ben burda tek başıma durabilirim ama Kader sizin evde tek başına duramaz. Onu eve götürüp güzelce konuş. Bana yapacağın en büyük iyilik kardeşimin kötü etkilenmemesi için bana yardım etmen." "Tamam o zaman ben gidiyorum. Anne, baba siz Kader'le arabaya binin ben hemen geliyorum." "Tamam." Kübra'nın annesi, babası ve Kader giderken Kübra da direkt Anıl'a doğru yürümeye başladı. Yanına gelip oturdu ve yüzüne baktı. "Teşekkür ederim Anıl. O kadar kötü bir durumdan çıkardın ki beni ne kadar teşekkür etsem de azdır." "Olur mu öyle şey canım? Lafı bile olmaz.  Kendini kötü hissettiğin anda yanında olduğum için teşekkür etmene bile gerek yok. Bunu her zaman yaparım." Anıl Kübra için o kadar telaşlanmıştı ki buraya geldiğimizden beri gözü üstündeydi resmen. "Ben şimdi gidiyorum. Sonra görüşürüz." "Görüşürüz." Kübra bu sefer bana dönüp gülümsediğinde ben de aynı şekilde karşılık verdim. "Görüşürüz Ömer." "Görüşürüz." Son olarak Kübra da yanımızdan gittiğinde geriye ben, Yağmur ve Anıl kalmıştık. Anıl daha Yağmur'la tek kelime bile konuşmadığı için ayağa kalkıp yanına gitti. "Telaştan ve şaşkınlıktan yanına gelmeyi unuttum Yağmur. Geçmiş olsun. Umarım bir daha aynı şeyi yaşamayız." "Teşekkür ederim Anıl. Senin sayende bu kadar kısa bir sürede buraya gelebildim. Her şey çok daha kötü olabilirdi ama olmadı. Yanımda olduğunuz için teşekkür ederim." "Lafı bile olmaz. Sen iyi ol da yeter." "Sen şimdi mağazaya git artık. Hatta Ömer de gelsin. Hepimiz telaşla buraya geldik. En azından birinizin orda olması gerekiyor." Bunun üzerine ben de kalkıp yanlarına gittim ve konuşmaya başladım. Yağmur'u asla tek başına bırakamazdım ama Anıl işe geri dönebilirdi. "Yağmur haklı Anıl. Sen git ben burda kalırım." "Annen de çok telaşlandı arabayı birden getirince. Önemli bir şey yok dedim ama ona da haber vermeyi unutma. Baban da evdeydi. Onlara kesinlikle haber ver. Çok korktular." "Tamam ben haber veririm. Sen de arabayı alıp git. İşten sonra da istersen direkt eve git hiç buraya gelme. Yarın gelirsin erkenden." "Akşam eve gitmeden önce yanınıza bir uğrarım. Bir şeye ihtiyacınız olursa beni kesinlikle arayın tamam mı?" "Tamam. Dikkatli git. Görüşürüz." "Görüşürüz. Kendini fazla üzme Yağmur olur mu? Bak annem iyi işte. Doktor ne dedi hem? Annenin sizi bırakma gibi bir niyeti yok." Yağmur bütün samimiyetiyle Anıl'a gülümsediğinde derin bir nefes aldım. Artık yaşadığı şeylerin hepsini neredeyse öğrenmiştim. Bir aydan fazla bir süredir öğrenmek istediğim her şeyi birkaç saat içinde öğrenmiştim. Şimdi de yapacağım tek şey sonuna kadar yanında olduğumu hissettirmekti. Şu saatten sonra Yağmur ne yaşarsa yaşasın yanına ilk ben koşmak istiyordum. "O zaman kaçtım ben canım arkadaşlarım. Birbirinize benim için iyi bakın. Akşam yine yanınızdayım. Görüşürüz." "Görüşürüz." "Görüşürüz." Anıl da yanımızdan gittiğinde geriye ben ve Yağmur kalmıştık. Anıl gözden kaybolur kaybolmaz Yağmur yüzünü bana dönüp gözlerimin içine bakmıştı. "Ailene haber vermelisin." "Haklısın. Annemi arayıp geliyorum hemen." "Bekliyorum." Yağmur'dan birkaç adım uzaklaşıp telefonumu cebimden çıkardım ve şifreyi açmadan önce ekrandaki kocaman gülümseyen Yağmur'a baktım. Onu ilk tanıdığımda daha doğrusu ilk gördüğümde böyle bir hayatı olduğunu bir kere bile düşünmemistim. Şifreyi açıp rehbere girdim ve rehberin en üst kısmında olan annemin ismine basıp aramanı cevaplamasını bekledim. "Ömer? İyi misin oğlum? Anıl neden o kadar telaşlı görünüyordu? BBaşınıza kötü bir şey mi geldi?" Annemin sesi o kadar telaşlı çıkıyordu ki nefes nefese konuşuyordu. "Bizim başımıza bir şey gelmedi ama Yağmur'un annesi birden fenalaştı. Zaten hastalığı varmış. Birden bir telefon geldi ve Yağmur'un çığlığıyla ben de Anıl da ne yapacağımızı şaşırdık. Yağmur bize annesine götürmemiz için yalvarıyordu. Ben de ne yapacağını bilemedim ve aklıma sadece onu arabayla götürmek geldi." "Annesinin ne hastalığı varmış?" Annemin titreyen sesiyle birlikte ağlama sesi de kulağıma gelince derin bir nefes aldım. Sanırım bu kadar duygusal olmamı anneme borçluydum. Bu özelliğimi ondan almıştım. "Beyin tümörüymüş." Annemin sessiz kaldığı dakikalarda ağladığını biliyordum. Annem öyle bir kadındı ki başımız bile ağrısa ağrıyan başımız için oturup saatlerce ağlayabilirdi. "Yağmur'un soy ismi ne oğlum? Baban soruyor." "Özer." "Ne!?" Bu sefer annemin değil babamın şok dolu sesi yüksek bir sesle gelirken kaşlarım çatılmıştı. "Neden o kadar şaşırdı babam anne?" Annemin yerine telefonda bu sefer babam bana cevap verince ben sadece şok içinde olanları izliyordum. "Şu an hangi hastanedesiniz?" "Baba bir şey mi oluyor? Neden bu kadar telaşlandın ki?" Aklımdan saniyeler içinde milyonlarca şey geçerken sadece babamın bana vereceği cevabı bekliyordum. Babamın Yağmur ve annesiyle ne gibi bir bağlantısı olabilirdi ki? Neden bu kadar telaşlı bir duruma girmişti? "Daha sonra anlatırım. Şimdi nerde olduğunu söyle de yanına gelelim." "Annemi de mi getireceksin?" "Annen Yağmur ve annesini tanımıyor aslında ama Yağmur'un babasını tanıyor. Oraya gelince her şeyi konuşuruz ama şimdi bize sadece adresi söyle." "Ben mesaj olarak sana atarım." "Tamam bekliyorum." "Tamam." Telefonumu kapatıp hastane adını mesaj olarak babama atıp birkaç saniye telefon ekranına baktım. Annem bile Yağmur'un babasını tanıyordu ama ben ona dair hiçbir şey bilmiyordum. Bildiğim her şeyi de bugün öğrenmiştim. "Konuştun mu?" Yağmur'un bitkin sesi arkamdan gelirken  ona döndüm ve konuşmaya başladım. "Konuştum. Annem de babam da buraya geliyor." "Ne!? Annem ve baban buraya mı geliyor?" dedi Yağmur şaşkınca. "Böyle bir şeye gerek yoktu. Keşke zahmet etmeselerdi." "Babamı tanıyorsun değil mi?" dedim birden. Yağmur'un annemi de babamı da tanıdığına adım kadar emindim. Benim bilmediğim bir bağ vardı aralarında ama ne olduğunu ben de bilmiyordum. "Aslında... Evet. Babanı da anneni de seni de çok daha önceden tanıyordum. Senin bildiğin zamandan bile daha önceden." "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sordum şaşkınca. Yağmur başını sağa sola salladığında bu sefer sinirden gülmeye başladım. Cidden artık dayanacak gücümün olabileceğini sanmıyordum. "Artık bana ne olduğunu, kim olduğunu ve beni, ailemi nerden tanıdığını anlatır mısın? Cidden artık dayanacak gücüm kalmadı. Senin hakkında bir şeyler öğrenmek benim için çok önemli ve o şeyleri zorlaştırma lütfen." "Ben daha küçük yaştayken babası ölmüş ve yeni taşındığı şehirde parkta salıncakta sallanıp ağlayan o küçük erken çocuğunun yanına oturup onunla birlikte ne için ağladığını bile bilmeyen o küçük kızım." dedi Yağmur gözleri dolarak. "Ben seninle birlikte oyun oynayan tek çocukluk arkadaşınım. Hatırladın mı beni?" BÖLÜM SONU.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE