16

3151 Kelimeler
Anıl'dan) Her sabah olduğu gibi işe geç kalmamam için annem kulağımın dibinde hiç de güzel olmayan sözlerle beni uyandırmaya çalışırken ben de onun inadına yatmaya devam ediyordum. Annem yıllardır onun beni çağırdıkça benim yattığımı bilmiyordu. "Anıl eğer kalkarsan sakın kahvaltıya gelme tamam mı? İşe bir dakika bile geç kalırsan kafanı kırarım." Annem odadan sinirle çıktığında ben de gülerek yataktan çıktım. Neredeyse her sabah olan bu olayı seviyordum. Normal insanlar önce elini yüzünü yıkayıp, dişlerini fırçaladıktan sonra üzerini giyiniyordu ama ben önce üzerimi giyip sonra elimi yüzümü yıkıyordum çünkü geç kalma ihtimaline karşı elimi yüzümü yıkamadan evden çıkabilirdim ama ayıcık desenli pijamalarımla çıkamazdım. "Allah  şu kolunu ne kadar özene bezene yaratmış yarabbim. Kendime aşığım." Aynadaki yansımama Allah'ın verdiği bir lütuf diye biraz iltifat ettikten sonra saate baktım ve gülerek odadamdan çıkıp yüzümü elimi yüzümü yıkamaya gittim. Dün gece diş macunum bittiği için dolap raflarındaki macunlara bakıp en dikkatimi çekeni yani küçük kardeşimin çilekli diş macununu çıkarıp fırçaya biraz sürdüm ve dişlerimi fırçalamaya başladım. Macunun kokusu o kadar güzeldi ki az daha yanlışlıkla çilek ayağına yutacaktım. Benim kullandığım diş macunlarıyla  da dişimi en fazla on saniye fırçalayabiliyordum. Bugünden sonra ben de artık çilekli diş macunu kullanmaya başlayacaktım. Hem daha ucuz hem de daha güzeldi. Sonuçta parayı yerde bulmuyordum. Ömer götvereni de bana hiç zam yapmıyordu. Dişimi bitirdikten sonra yüzüme de sadece iki kere su serpip banyodan çıktım ve ıslak yüzümle kahvaltı masasını kuran annemin yanına gidip yüzümü sırtıyla kurutmaya başladım. Annem önce irkilirken beni görür görmez kafama bir tane vurup geri çekilmemi bekledi sonra da güldü. "Napıyon ana kadın. Kafamı kırdın. Elin ne kadar ağırmış öyle. Daha önce bu kadar korunmasız olduğum bir anda bana vurmamıştin." "Ne ara uyandın sen?" "Sen odadan çıkmadan önce." "Ben odadan çıkmadan önce neden yatakta hareketsiz yatıyordun o zaman?" "Anne gerçekten bilmiyor musun yoksa bilmemezlikten mi geliyorsun aşkım?" Annem gülmeye başladığında onun da sabah sabah benimle uğraşmak için odama geldiğini biliyordum. "Su nerde? Uyanmadı mı daha? Onun diş macununu kullandım çok güzeldi. Nerden alıyorsunuz? Ben de alacağım." dedim masaya otururken. "Ne?" dedi annem ve içeri giren babam birlikte gülmeye başlarken. "Su'nun diş macununu nerden aldınız? Benim dün gece bitince onunkini kullandım tadı çok güzeldi." "Her yerden alabilirsin ama diş macununu kullandığını Su'ya söyleme ağlar." "Ben bu küçüklerin triplerini hiç anlamıyorum yemin ederim. Su'nun gölgesinden geçsem beni size şikayet ediyorlar. Baksana Ömer'in kardeşine. Cimcime o kadar seviyor ki Ömer'i onları görünce ben de keşke Su beni bu kadar sevse diyorum ama Su Hanım da ancaa bana şiddet uygulasın." "Ömer demişken, babasıyla hala durumu aynı değil mi? Konuşmuyorlar galiba hala?" diye soran babama cevap verdim. "Bildiğin gibi baba. Ömer her zaman babam hayallerimle oynadı diyor. Babası bence iyi biri ama ben bile ondan çekiniyorum. Bana çok iyi davranıyor siz de tanışıyorsunuz zaten ama ne bileyim ya farklı bir havası var. Çok soğuk biri. Ömer de haklı olarak ondan baba şefkati almadığı için ve babasının dediği her şeyi şimdiye kadar yapmak zorunda olduğu için onun hakkında biraz düşünüyor." Annemin Ömer'in annesiyle baya samimi bir dostluğu olduğu için o da üzüntü içinde sohbete katıldı. "Annesi bu duruma o kadar üzülüyor ki. Ömer karakter olarak babasına çok çekmiş. Kendinden asla ödün vermiyor ama annesi için de hep sessiz kalıyor. Tabii annesi de haklı olarak elinden bir şey gelemediği için kendini yetersiz hissediyor ve Ömer'in kendini yalnız hissettiğini düşünüyor." "Ömer'in kendini yalnız hissettiğini hiçbir zaman düşünmedim. O daha çok Kübra ve annesi için yaşıyor diyebilirim. Hele hele Kübra için her şeyi yapabilecek biri. Babasıyla olan sorununu hiçbir zaman onlara yansıtmıyor. Hatta bana bile bundan üniversite konusu açılınca bahsediyor. O aslında babasından nefret etmiyor ki. Onu tanıyan herkes babasından nefret ettiğini düşünüyor ama o aslında babasının baskın karakterinden nefret ediyor. Keşke herkes gibi ben de kendi istediklerimi yapabilseydim diyor. Evde babasıyla neler yaşadığını ben de sizin gibi bilmiyorum ama umarım bir an önce düzelirler." "Umarım. Sen de ona elinden geldiğince destek ol. Arada bir eve getir. Eskiden hep gelirdi ama son günlerde hiç gelmiyor. Özledim valla." Dediğim gibi benim annem ve Ömer'in annesi Nazlı Teyze çok yakın oldukları için annem Ömer'i de, Emre'yi de, Kübra'yı da çok sever kendi çocuklarından ayırmazdı. "Tamam getiririm bir gün ama bugünlerde çok işi var." dedim sırıtarak. Çünkü Ömer'in son haftalarda tek işi gücü Yağmur'du. "Ne işi? Yeni bir şeye mi başladı yoksa?" "Yok. İşe yeni birilerini aldı." dedim babama çaktırmadan anneme göz kırpıp kaş, göz işareti yaparken. Bu annemle bir iletişim şeklimizdi. "Haaa kimmiş bu yeni işçiler?" "Bizim üniversiteden bir kız. Siz tanımıyorsunuz. Ömer de o yüzden biraz yoğun. İşi biter bitmez kolundan tutup eve getiririm." "Tamam o zaman." Bardağımdaki son çay damlalarını da içtikten sonra işe gitmek için ayağa kalktım. "Ben gidiyorum artık. Kendinize iyi bakın canım ailem. Hoşçakalın. Bu hayırlı evladınızı da akşama kadar özleyin ve ona akşam için güzel yemekler yapın." "Tamam tamam. Hem özleriz hem de güzel yemekler yaparız." dedi annem gülerek. Ben de tam çıkacakken Su cadı gibi bir tiple içeri girmişti." "Bismillahirrahmanirrahim Su. Bu ne tip? Altıma s- yani ödüm koptu." "Anne abim durmuyor." Su her zamanki çirkinliğiyle beni anneme şikayet ettiğinde yanına gidip ona yukardan baktım. "Bir kere öpeyim mi cüce?" "Hayır." Su kaşını çatınca önünde diz çöküp gülümsedim. Her ne kadar ispiyoncu olsa da benim tek kardeşim ve bir tanemdi. "Lütfen öpeyim bir kere." Başımı biraz sağa eğdiğimde Su da kolunu açıp boynuma sarıldı. Ben de onu önce saçından sonra da yanağından öpüp tekrar ayağa kalktım ve "Görüşürüz." diyerek evden bu sefer çıktım. Evim iş yerine ne çok yakın ne de çok uzaktı. Bu yüzden önce saate sonra da yürüyerek mi yoksa servisle mi gideceğime karar verdim. Tam tamına yirmi bir dakikam vardı. Eğer yürüyerek gitseydim yetişemezdim. Bu yüzden durakta biraz bekleyip üniversitesi servislerine bindim. Tam iş yerinin önünde inerdim bu sayede. Birkaç dakika sonra telefonum birden çalınca cebimden çıkarıp aramayı yanıtladım. Arayan Ömer'di. "Efendim Ömer?" "Anıl gittin mi işe?" "Yoldayım. İki dakikaya ordayım. Sen gelmedin mi daha?" Emre okula geç kaldı da onu ben bırakmak zorunda kaldım. Ben bi yarım saatten fazla geç kalabilirim. Haberin olsun diye aradım." "Ha sorun yok ya keyfine bak sensen de bugün Yağmur'un ilk iş günü değil mi? Onunla sen ilgilenirsin diye düşünmüştüm. Gerizekalı Emre yine beni şaşırtmadı yemin ederim." "Fazla geç kalmam. Büyük ihtimalle sormaz ama bir ihtimal beni sorarsa Emre'yi okula bıraktığımı söylersin." "Tamam sen de hızlı gel." "Tamam görüşürüz." "Görüşürüz." Telefonu kapatıp üniversite arabasından inip birkaç saniye içinde mağazanın önüne geldim ve orda bekleyen Yağmur'a selam verdim. "Günaydın." "Günaydın." "Erkencisin. Bizden önce mi geldin işe?" diye gülümseyip içeri girdiğimde elimle Yağmur'un gelmesi için işaret edip hoş geldin dileklerimi diledim. "Yeni işinin ilk gününe hoş geldin." "Hoş buldum." Yağmur heyecanla içeri girdiğinde bizim iki aga da gelip üstlerini değiştirmek için içeri gitmişlerdi. "Şimdi sana ilk önce iş formalarını vereyim. Sen de soyunma odasında üstünü değiştirip hemen buraya gel olur mu?" "Olur tabii ki." "Gel bakayım." Yağmur'la birlikte personellerin olduğu tarafa gidip onu dış kapıda bırakarak içeri girdim ve üst formaları alıp tekrar çıktım. Aslında formalar altlı üstlü bir şekildeydi ama biz sadece üstünü giyiyorduk. "Sen burda değil, şurda üstünü değiştireceksin. İlk kız çalışanımız olduğun için o bölüm artık senin." "Biliyorum." "Neyi?" "İlk kız çalışanınız olduğumu." "Hadi ya." dedim gülerek. "Sen tam olarak bizim hakkımızda ne bilmiyorsun? Artık ona göre konuşmaya başlayacağım da." "Bilmem belki bildiğim şeylerden çok bilmediğim şeyler vardır." "Seninle iyi anlaşacağız." "Umarım." Yağmur tam ona gösterdiğim yere gidecekken yüzünü tekrar bana dönüp bir şey soracakmış gibi birkaç saniye baktı. "Bir şey mi soracaksın?" "Aslında evet." "Ne oldu? İstediğin her şeyi sorabilirsin." "Ömer nerde? Neden daha gelmedi ki? Yoksa bugün gelmeyecek mi?" Sorduğu soruya her ne kadar şaşırsam da bunu hiç belli etmeden sorduğu soruya cevap verdim. Şimdi Yağmur Ömer'i merak edip sormuş muydu? Bunu Ömer'e söylediğim an kendisi kalp krizinden Allah'ın rahmetine kavuşmak üzere hak yoluna çıkacaktı. "Aslında her zaman Ömer ilk işe gelir ama bugün kardeşi okuluna geç kaldı. Lise değiştirdiği için telafi sınavları vardı ve toplu taşıma araçlarıyla gitseydi sınava giremeyip derslerden kalacaktı. Bu yüzden Ömer onu okula götürdü. Bana da haber verdi zaten seninle iyi ilgileneyim diye. Birazdan gelir." Yağmur'un son iki cümleden sonra yüzü gülünce bu hali biraz tuhafıma gitti açıkcası. Hadi bizim oğlan kıza köpek gibi tutulmuştu da yoksa kızımız da mı öyle olmuştu? Hatta zaten uzun zamandır öyle miydi? Aklıma binlerce şey gelirken her şeyi berbat etmemek için sanki normal bir şeymiş gibi davranmaya karar vererek kasaya gidip oturdum ve Ömer'i bekledim. Ömer'den önce Yağmur yanıma gelirken ben de ayağa kalktım. "Formalar bende daha güzel duruyor ama sana da baya yakışmış. Hayırlı olsun." "Teşekkür ederim." Yağmur'la birlikte telefon raflarına gidip telefonlara göz gezdirdik. Ona birkaç yeni telefonu anlattım, en çok satan telefonları, en iyi telefonları, son zamanlarda satışı çok artan telefonları anlattım derken Ömer'in sesiyle arkamı döndüm. Şerefsiz gelir gelmez direkt Yağmur'la konuşmuştu. Sonra ona aşıksın dediğim zaman da bana kızıyordu. "Emre bize bir gün borçlandı ha." dedim sohbetlerine sazan gibi atlayarak. Emre bizim yerimize buraya bakabilecek en iyi elemandı tartışmasız. "Bunu ona söyledim zaten." Ömer tam da ondan beklediğim cevabı verirken ikimiz de gülmeye başladık. "Nasıl gidiyor?" Ömer tekrar tüm dikkatini Yağmur'a verirken yine şerefsizlik yapıp sohbete atladım. "Daha bir saat bile olmadı ama yemin ederim Yağmur harika bir çalışan. Elimden gelen her şeyi yaparım demişti ama elinden gelen şeylerin bu kadar fazla olduğunu bilmiyordum. Utanmasa benden daha  bilgili olacaktı ama buraların bir numarası benim." Cümlem biter bitmez üçümüz aynı anda kahkaha atmaya başladığımızda öbür iki çalışan bize bakınca daha yüksek sesle gülmeye başladım. Belki utanıp işi bırakırlardı. "Allah Allah o kadar iyi mi?" dedi Ömer keyifle. Tabi Yağmur şu an gülüyordu o keyifli olmasın da ben mi keyifli olaydım? "Benden sonra burdaki en iyi telefoncu olacak. Ona bir tane tamir bölümü de açabiliriz bence. Daha kazançlı olur onun da maaşı artar." "Abartma Anıl." Yağmur bir yandan gülüp bir yandan onu övdüğüm sözlerime karşı çıkarken bir müşteri gelmişti ve o da onların yanına gitmişti. Yağmur gittikten sonra bilmem kaç milyonuncu kez Ömer'e bahsettiğim şu konuyu tekrar açtım. Cidden artık o iki çocuğu işten çıkarıp yerine yeni çalışanları alabilirdi. Birkaç dakika boyunca bu konudan bahsettikten sonra Ömer Yağmur'un olduğu tarafa doğru gitti ve ben de derin bir iç çekip yerime oturdum. Her ne kadar eğlensem, gülsem de yalnız kaldığım her dakika kendimi çok değişik hissediyordum ve sadece Çağla'yı düşünmeye başlıyordum. Onu gercekten hala seviyor muydum yoksa Ömer'in dediği gibi sadece bir takıntı haline mi getirmiştim bilmiyordum ama hala bütünüyle aklımda olduğunu inkar edemezdim. Soran herkese onu sevmediğimi söyleyip duruyordum ama... Ne bileyim bütün  ilklerimi onunla yaşamıştım ve haklı bir salaklıkla onu özlüyordum. Telefonumu çıkarıp i********: hesabına girdim ve birkaç dakika boyunca attığı fotoğraflara bilmem kaç milyonuncu kez baktım. Onu acilen unutmam gerekiyordu yoksa çok zarar görecektim. Başımı kaldırıp Yağmur ve Ömer'e baktığımda ikisinin de yüzünün güldüğünü görünce ben de gülümsedim. Bunu şakasız söylüyorum, Ömer'in kız kardeşi Kübra dışında ilk defa bir kızın üstüne bu kadar titrediğini görmüştüm. Elinden gelse Yağmur'un her şeyini kendi hallederdi ama Yağmur kim olduğunu öğrenmek istemiyordu. Ömer bunu bana ilk söylediğinde çok üzgün bir şekilde söylemişti ama ben böyle olmalarını daha çok seviyordum. Yağmur Ömer'in kim olduğunu bilseydi belki de şimdiki kadar sıcak davranamazdı. Onların yanına gitmek istesem de bu sefer gerçekten yalnız kalıp biraz konuşsunlar diye gitmedim. Çünkü Ömer Yağmur'la konuştuğu ilk zamanlardan beri neredeyse böyle bir an bekliyordu. Sıkılgan bir tavırla dönen sandalyede kendimi bir sağa bir sola salladığımda kapının önünde, dış kapıya astığımız afişlerin arasından birinin içeriyi izlediğini fark ettim. Daha doğrusu ilk gördüğümde yanıldığımı düşündüm ama dikkatli bakınca tam olarak içeriye baktığını anladım. Hızlıca ayağa kalkıp oraya gidince kız beni fark etmemişti bile. Sanırım Ömer ve Yağmur'a bakıyordu. "Merhaba. Ne yapıyorsunuz?" Kız korkuyla birden bana dönünce bunun Yağmur'un kuzeni Kübra olduğunu gördüm ve şaşırdım. "Sen?" "Merhaba. Ben Kübra. Yağmur'un kuzeniyim." "Merhaba. Seni hatırladım." dedim gülümseyerek. "Korkuttum mu?" Kız cidden çok korkmuştu. Yağmur ve Anıl'a o kadar dalmıştı ki geldiğimi bile fark etmemişti. "Aslında biraz korktum ama sorun değil. Burdan geçerken sadece Yağmur ne yapıyor diye bakmak istedim. Onu kontrole geldiğimi düşünür diye içeri girmedim ama burdan görebildiğim kadarıyla izlemeye çalışıyorum." "Yağmur gerçekten çok iyi. Keyfi çok yerinde ve çok çalışkan bir çalışan. Keşke daha önceden gelseydi dedirtti ilk günden." "Çok sevindim. Ben de ayak uydurabilecek mi diye endişe etmiştim." "Çok güzel ayak uydurdu. Bu arada bir şey soracağım." "Tabii." "Sen de çalışmayı düşünüyor musun? Yani Yağmur'un yanında çalışabilme fırsatın olsaydı çalışır mıydın?" "Normalde olsa çalışmam ama Yağmur'la çalışacaksam seve seve kabul ederim. Keşke öyle bir şansım olsaydı. Hem onu merak etmez hem de günüm bomboş geçmezdi." "İşe alındın." "Ne!?" Kübra şok içinde kaldığında güldüm. Ben de bu kadar erken olmasını beklemiyordum ama fırsat bu fırsattı. Ömer bu sefer kesinlikle çocukları işten çıkaracaktı ve Kübra'ya ulaşmamız gerekecekti. Ben de işi daha kolay hale getiriyordum. "Bugünden itibaren iki çalışanımız işten çıkarılacak. Birinin yerine Yağmur geldi, öbürünün yerine de sen gel. Çalışana ihtiyacımız var. Sen de Yağmur'u daha rahat bir şekilde kontrol edersin hem." "Yaa." Kübra utangaç bir tavırla gülümsediğinde içimden ne kadar tatlı bir kız demiştim. Çok doğal ve içinden geldiği gibi davranıyordu. "Ne desem bilemedim ki." "Kabul et işte. Bundan daha iyi bir fırsat ayağına gelmez." "Çalışanlar yeni kişileri alabiliyor mu ki?" "Ben çalışanım da arkadaşım buranın sahibinin oğlu. Yani küçük patron. Burayı o bu hale getirdi desem yeri olur. Babası daha büyük işlerle ilgileniyor. Biz de burayla ilgileniyoruz. Ömer benim yeni birini almamı da sorun etmez hatta teşekkür bile eder. Burası ikimizin yeri der durur her zaman." "Cidden mi? Şimdi o çocuk buranın sahibi mi?" "Evet." "Vay be. Zaten aşırı havalı biri. Bunu nasıl anlamadım." "Allah razı olsun ya. Beni de arada çok övdün." Kübra dediğim şeye kıkırdamaya başladığında o da gelse buraların harika olacağını düşündüm. Yağmur ve Ömer aşk tazelerken biz de dedikodu yapıp eğlenirdik. "Ben burayı uzun zamandır biliyorum ve sen bana daha tatlı geliyorsun merak etme." "Teşekkür ederim de şaka yaptığını biliyorum." "Ciddiyim. Ben daha çok eğlenceli insanları seviyorum. Buraya şimdiye kadar birkaç defa geldim ve hep eğlenceli taraflarını gördüm. O yüzden aklımda eğlenceli biri olarak kaldın." "Anıl?" Ömer'in yüksek sesi dışarıya kadar gelince kafamı içeri sokup cevap verdim. "Ne oldu?" "Nereye kayboldun abi sen? Sabahtan beri seni arıyorum." "Burdayım. Geliyorum şimdi." "Tamam." "Hadi içeri gel seni yeni iş arkadaşlarınla tanıştırayım." dedim Yağmur'a kapıyı işaret edip. "Şimdi mi? Sen ciddi misin? Gerçekten beni işe mi alacaksın?" "Şaka yapıyor gibi mi görünüyorum?" "Cidden şaka yaptığını düşündüm." "Hayır şaka yapmıyorum. Acilen yeni birine ihtiyacımız var. O kutlu insan sen olmak ister misin?" "Değişik bir iş teklifi ama tamam." Kübra gülümseyip içeri girdiğinde Ömer ikimizi gördü ve şaşkınca yanına gitmemizi bekledi. Biz de yanına gittik ve ben konuşmaya başladım. "Yeni elemanı buldum. Hem de dışarda sizi keserken. Hem çok iyi bir ajan hem de çok iyi bir çalışan olabilir. Zaten eski bir müşterimiz. Çok da eski sayılmaz ama bize faydası dokunacağına eminim. Kübra'yı işe aldım. Bir itirazın var mı?" "Yok ne itirazı. İyi yaptın. Bizim de zaten acil olarak birini bulmamız gerekiyordu. Benden önce bulduğun için teşekkürler. " dedi Ömer şaşkınca. Her şeyin bu kadar erken olmasını o da beklemiyordu. "Bak gördün mü? Nasıl aldım ama seni iki dakikada işe?" Kübra bana bakıp güldüğünde bu sefer Yağmur'un yanına gittik. O da tek başına oturmuş telefonlara bakıyordu. "Selam." Yanına gidip dikkatini üstümüze çekip Kübra'yı görünce vereceği tepkiyi bekledim. Sanırım Kübra'nın onu ziyarete geldiğini düşünmüştü çünkü hiç şaşırmamıştı. "Hoş geldin Kübra. Dersin bitti mi?" "Evet yarım saat önce bitti. Ben de bir sana uğrayayım dedim. Sonra da az önce bir iş teklifi aldım." "İş teklifi mi? Nerden?" "Benden." Yağmur bir bana bir Kübra'ya bakıp hiçbir şey anlamamış ve sonra tekrar bana bakmıştı. "Ne?" "Yeni bir çalışana ihtiyacımız vardı ben de bu görevi Kübra'ya teklif ettim." "Ciddi misin?" Yağmur olayı yeni yeni idrak edip mutlu olmaya başladığında kendimle bir kez daha gurur duydum. Yine her şeyin en iyisini yapıyordum ya. "Evet." "Yaa çok sevindim." Yağmur Kübra'ya ssarılmaya başladığında ben de büyük bir mutlulukla iki kuzeni izliyordum. Sonra Ömer de yanımıza gelince Kübra ve Yağmur'u gördüğü gibi gülümsemeye başlamıştı. "Kübra'yı nerde gördün?" dedi Ömer kısık bir sesle. "Dışarda birinin içeriyi izlediğini fark ettim ben de gidip baktığımda bunun Kübra olduğunu gördüm. Yağmur'a bakmak için gelmişti ama büyük ihtimalle Yağmur seninle mutlu bir şekilde konuştuğu için içeri gelmek istemedi. Sonra ben de ona durumu anlattım ve bize katılmasını söyledim." "Çok iyi yaptın." "Biliyorum." "Yine günlerden aşırı mütevazi olduğun bir gün." "Onu da biliyorum." "Siktir git ya." Ömer gülüp omzuma vurduğunda ben de Kübra'ya seslendim. "Kübra? Benimle gelir misin iki dakika? Çalışma saatlerinizi ders programınıza göre yapıyoruz. Zaten okullar tatil olmak üzere. Bir ay buna katlanacağız. "Tamam geliyorum." Kübra Yağmur'un yanından ayrılıp benim peşime düşerken bu kadar mutlu olması aşırı hoşuma gitmişti. Etrafa çok fazla pozitif enerji yayıyordu. Buraya gelmeden önce bok gibi olan moralimi bile kıpır kıpır hareketleriyle düzeltmişti. "İlk önce Pazar gününün boş günümüz olduğunu söyleyeyim." "Biliyorum. Geçen gün Pazar günü bir işim vardı ama burası kapalıydı. Ben de başka bir yere gitmiştim." "Tüh." dedim gülerek. Sonra da anlatmaya devam ettim. "Şimdi bana hafta içi derslerinin saatini teker teker söyler misin?" "Ders programı telefonumda hemen söylüyorum." dedi Kübra telefonunu cebinden çıkarıp. Sonra da bütün derslerini teker teker saydı. Dersleri o kadar iyi saatlerdeydi ki neredeyse Yağmur onun o da Yağmur'un tüm açıklarını kapatıyordu. "Ders saatlerin çok güzel. Yağmur'un olmadığı saatlerde sen, senin olmadığın saatlerde Yağmur var." "Evet. İkimiz hep bu durumdan yakınırdık birlikte gidemiyoruz diye ama bu durum ilk defa işe yaradı galiba." "O zaman yeni bir işin var diyebilir miyiz artık? Yarından itibaren gelip başlayabilirsin. Bu arada bu işten anlıyorsun değil mi?" "Bu işten çok çok iyi anlıyorum diyemem ama kasa işlerini çok seviyorum. Onu yapsam benim için daha iyi olacak ama ben de Yağmur gibi çalışmak istiyorum. Yeterli bilgim var ama daha iyisi için de çalışacağım emin olabilirsin." "Sana güveniyorum o zaman." "Teşekkürler." "Bitti mi işiniz? Ayarladınız mı saatleri?" "Evet ayarladık. Kübra'nın saatleri çok iyi. Yağmur'un açığını kapatıyor. Yağmur da onun açıklarını kapatıyor. Dördümüzün  de tüm gün yan yana olduğu Cuma ve Cumartesi günleri var. Onun dışında yok ama yine saatlerin çakıştığı günler de var. Şimdi sen de gidip bizim bitirim ikiliye güzel bir şekilde burdaki son dakikaları olduğunu söyle yoksa ben söyleyeceğim." dedim Ömer'e bakıp. Bu dakikadan sonra artık kesinlikle bunu onlara söyleyecekti. Çünkü bunu yapmak zorundaydı. "Ben konuşurum birazdan." "Tamam o zaman. Birlikte çok iyi bir dörtlü olalım ve işimizi en güzel şekilde yapalım tamam mı?" "Tamam." "Tamam." "Emredersiniz." Son cümleyi Kübra kurmuş ve beni güldürmeyi başarmıştı. Sanırım o ne derse desin sırf pozitif enerjisinden dolayı söylediği her şeye böyle mal mal gülümseyecektim. Yıllardır sadece iki kişi olarak takılıyorduk. Tabii ki okulda arkadaşlarımız da vardı ama hiç öyle aşırı samimi olup işe almak istediğimiz arkadaşlarımız olmamıştı. Şimdi de ikimiz de hayatımıza yeni giren ama onların bizi uzun zamandır tanıdığı yeni bir arkadaşlık kurma peşindeydik. Daha doğrusu tanımadığımız insanlar için elimizden gelen her şeyi yapıyorduk. Bu durumun her ne kadar beni rahatsız etmesi gerekirken hoşuma gidiyordu. Bu gerçekten tuhaftı ama sanki hayatıma yeni giren iki kız değil de sanki yıllardır tanıdığım iki kızdı Yağmur ve Kübra. Şu an düşündüğüm tek şey ise hepimizin yüzünün son dakikaya kadar şu anki gibi gülmesiydi. Hayat karşımıza neler çıkarır bilemezdik ama güzel şeyler çıkarmasını ummaktan başka çaremiz yoktu. Hem de hiçbirimizin...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE