Sabahın köründe çalsın diye kurduğum alarmı kapatıp yatağa iyice sokuldum ama sonra aklıma gelen ani şeyle gözlerimi hızla açıp oturur pozisyona geldim. Bugün Yağmur işe gelecekti...
Her ne kadar erken uyansam da mağazayı yine aynı saatte açmak zorundaydım ama bu sabah evde biraz zaman geçirdikten sonra işe gitmek istiyordum çünkü ciddi anlamda uzun zamandır sabah saatlerinde neredeyse hiç ailemle oturup bir kahvaltı bile yapmamıştım.
Ayağa kalkıp lavaboya gitmek için odamdan çıktığımda babamın sesiyle durup söylediği şeyleri dinledim.
"Ömer'e o iki çocuğu işten çıkar dedim ama çıkarmadı. Büyük ihtimalle benden bekliyor. Bu çocuk ne zaman sorumluluk alacak artık? Neden her şeyde bu kadar çekingen davranıyor?"
Babamın sesi sinirli değil daha çok sitem eder gibi geliyordu. Normalde olsa kızması gereken bir şeyde sakince konuşuyordu. Hayret.
"Ömer'i bilirim ben. Kesin çocukların durumu iyi değildir diye düşünmüştür. Yoksa benim oğlum her sorumluluğu da alır."
"Okuluna da gitmiyor. Son bir senesi kalmıştı zaten. Şimdi okusaydı telefon işleriyle uğraşacağına kendi mesleğini yapardı."
Konu dönüp dolaşıp yine benim okuluma gelince gerisini dinlemeyip tekrar yürümeye başladım. Ben de babamdan ne beklediysem artık.
Lavaboya girip işlerimi hallettikten sonra çıktım ve ben çıkarken odasından çıkan babama sadece "Günaydın." diyerek geçip gittim. Her ne kadar hayallerimle oynayan baş kişi olsa da babamdı sonuçta. Onunla aynı yerden geçerken onu görmezden gelemezdim.
"Günaydın. Bir dakika Ömer."
Babam beni durdurduğunda ona dönüp konuşmasını bekledim.
"İşe aldın mı yeni birini?"
"Evet. Bugün başlayacak."
"Deneyimli biri mi?"
"Evet. Elinden gelen her şeyi yapacağını söyledi zaten. Bir sıkıntı çıkmaz."
"İsmi ne peki?"
Birkaç saniye durup öyle cevap verdim.
"Yağmur. İsmi Yağmur."
"Yağmur mu?" dedi kaşlarını çatıp. Sonra da biraz düşünüp "peki." diyerek gitti. Ben de yaptığı bu şeylere fazla takılmayıp kendi odama gittim.
Odaya gider gitmez yüzümü kuruttuktan sonra pantolon ve tişörtümü giyip telefonuma baktım. Yağmur aktif değildi ama birazdan olurdu büyük ihtimalle.
Her ne kadar birazdan benim yanıma gelecek olsa da ona ilk iş günü için iyi dileklerde bulunmam gerekiyordu.
omerkayabasi: Psikopatlık yaptığı telefoncuda işe giren kız naber?
omerkayabasi: Bu olmadı bir dakika
omerkayabasi: Selam duvar kağıdımdaki kız. Bugün işteki ilk günün bol şans.
omerkayabasi: Off bu da olmadı chxchxn
omerkayabasi: Her neyse bugün işteki ilk günün. Gördüğün herhangi bir telefonda fotoğraf çekip duvar kağıdı yapmadan güzel bir gün geçir. Bol şans.
yagmurozer: Sana da günaydın:))
yagmurozer: Şimdiye kadar aldığım en güzel ilk iş günü mesajı (!)
yagmurozer: Hayatımda böyle bir yaratıcılık görmedim desem inanır mısın?
omerkayabasi: İnanırım tabii ki sonuçta mesajı ben attım:')
omerkayabasi: Şaka maka bir yana ilk defa birine ilk iş günü için şans dilekleri mesajı atıyorum. Olmadıysa kusura bakma:)
yagmurozer: Düşünmen bile yeterli.
omerkayabasi: Heyecanlı mısın? Nasıl hissediyorsun?
yagmurozer: Her zaman yaptığım şeylerden biri de çalışmak ama bu sefer biraz değişik ve heyecanlı hissediyorum.
yagmurozer: İlk defa bir işe isteyerek ve hiçbir endişem olmadan gidiyorum.
omerkayabasi: Sana iyi davranmadıkları zaman bana hemen yaz. Ben bakarım icaplarına.
yagmurozer: Ne yapacaksın ki ruhchxnkxruru
omerkayabasi: Oha sen random mu attın?
yagmurozer: Konumuz benim attığım random mu cidden rudbxnnsmsms
omerkayabasi: Bak yine attın işte. Bu her zaman yaptığın bir şey değil. Komik bir şeyde bile ciddi ciddi yazıyorsun normalde
yagmurozer: Mutlu olduğumda yazım şeklim bile değişiyormuş demekki.
omerkayabasi: Hep random at o zaman artık.
yagmurozer: Yani her zaman mutlu ol artık diyorsun?
omerkayabasi: Evet. Tam olarak öyle diyorum.
omerkayabasi: Şimdi güzel bir kahvaltı yapıp en iyi halinle işe git ve herkese ne kadar mükemmel biri olduğunu kanıtla.
omerkayabasi: Çok kanıtlamana da gerek yok aslında. Ya da hiç kanıtlama işe gidip gel sadece.
yagmurozer: Tamam o zaman. Ben şimdi kendimi çok kanıtlamamam gereken işime gidiyorum.
yagmurozer: Görüşürüz.
omerkayabasi: Daha erken değil mi? Neden bu kadar erken çıkıyorsun evden?
yagmurozer: Biraz yürümek istiyorum sadece. Yürüyerek gitsem aşağı yukarı tam zamanında orda olacağım.
omerkayabasi: Tamam o zaman ben de gideyim bari. Tekrardan bol şans. Görüşürüz sonra.
yagmurozer: Görüşürüz.
Yağmur'un attığı son mesajı beğenip ben de odadan çıktım ve mutfaktan Emre'ye son ses bağıran annemin yanına gittim. Normalde olsa evden uzun zaman önce çıkmıştım.
"Ne oluyor anne? Neden bağırıyorsun?" diye mutfağa girdiğim anda annem susup şaşkınca bana döndü.
"Ömer? Evde miydin oğlum sen?"
"Evet. Bugün erken gitmek istemedim. Sen neden bağırıyorsun?"
"Emre okula geç kalacak ama hala uyanmadı. Sabahtan beri bağırıyorum ama bana mısın demiyor. Sen şu menemenin başında dur ben hemen uyandırıp geleyim."
"Sen işini yap, ben giderim. Şimdi uyanmasın bakalım." diye sırıtıp odasına gittim. Emre tabiri caizse camış gibi uyuyordu.
"Emre kalk lan. Annem sabahtan beri sana seslenmiyor mu?"
Emre beni de takmadığında tam ayak ucuna gidip ayağına bir tane vurdum. Emre bununla sadece biraz kıpırdadığında bu sefer de saçını hafif bir şekilde çekmeye başladım çünkü saçı her ne kadar çaktırmasa da onun en zayıf noktasıydı.
"Kalksana lan artık."
"Saçımı bırak!"
Emre sıfır uykulu sesiyle konuştuğunda "Sen uyanık mıydın?" diye sorup daha fazla çektim.
Emre uyuduğu yerden aniden fırlayıp ayağa kalktığında önce duvardaki saate baktı sonra da yüzüme.
"Neden uyandırmıyorsun abi ya? Sıçtım. Kesin geç kalacağım. Okulum eve çok uzak ve sınavım var. Hayatta yetişemem."
Başta her ne kadar dalga geçsem de ben de ciddi ciddi konuşmaya başladım.
"Cidden sınavın mı var, yoksa benimle kafa mı buluyorsun?"
"Sınavım var ve kaldım sanırım. Dersimin başlamasına sadece yirmi beş dakika kalmış ama ben yarım saatten önce hayatta orda olamam. Çok fazla trafik de vardır ve özel araçla bile gitmiyorum. Servisle de yetişebilmem mümkün değil."
"Sen hemen hazırlan ben beş dakika içinde yanına geliyorum ve çıkıyoruz. Çok çabuk hazırlan ama."
"Tamam."
Telaştan eli aayağına dolanan Emre'yi odasında bırakıp annemin yanına gittim.
"Anne Emre'nin sınavı varmış ve geç kaldı. Kesin kalacağım diye telaş yaptı odada. Babamdan arabanın anahtarını alır mısın? Onu acilen okula bırakmam gerekiyor."
"Ben ona o kadar dedim kalk diye. Ah Emre ah!" Annem söylene söylene mutfaktan çıkıp birkaç dakika sonra geri geldi.
"Al oğlum, hemen götürüp gel. Onun yüzünden sen de geç kalacaksın. Dikkatli sür arabayı."
"Benim yerime Anıl bakabilir ama onun yerine başkası sınava giremez. Onu bırakıp arabayı bıraktıktan sonra ben de hemen işe giderim. Merak etme sen."
"Arabayı getirme direkt ordan işe git."
"Ama babam?"
"Bir kere de o toplu taşıma kullansın değil mi?" diye gülümsedi annem.
"Olmaz. Ben yarım saat içinde arabayı getiririm."
"Baban getirmesin ordan direkt işe gitsin dedi zaten. Sen dert etme de hemen git. Yoksa bugün hepiniz başıma kalacaksınız."
"Tamam o zaman." diye gülümseyip annemin yanağından öpüp koridordaki Emre'yle birlikte evden çıktık.
"Bugün evde kahvaltı yapayım diye düşündüm ama bu düşünceme sıçtın abicim."
"Özür dilerim abi ya. Sınavı tamamen unuttum. Ben lise değiştirdim ya eski lisemde olmayan bir dersin telafi sınavına gireceğim. Bu sınava herkes de girmediği için unuttum."
"Neyse artık. Oldu bitti." dedim arabanın kapısını açıp içeri girerek. "Şimdi ehliyetin olsaydı tek başına da okula gidebilirdin. Ben on sekizime basar basmaz almıştım."
"Ondan önce de araba sürmeyi biliyordun zaten."
"Senin de öğrenmen gerek."
"Şu lise bir bitse söz ben de öğreneceğim."
"Bir sene sınıfta kalmasaydın bitmişti şu an tembel." dedim gülerek. Bir yandan da hızla arabayı sürüyordum. Emre'yle de aklına sınav gelip stres yapmasın diye sohbet ediyordum.
"Sınıfta kaldığımı kimse bilmiyor zaten. Sen de bundan bahsetmesen?"
"Sınıfta kaldığın için lise değiştirdiğini bilmiyor mu kimse gerçekten?" dedim kahkahayı basıp. Emre hem tembellikten hem de yine tembellikten sınıfta kalmıştı.
"Onlara söylemek için mi lise değistirdim sence?"
"Haklısın. İn hadi. Sınıfına gidip sınava girmene tam tamına sekiz dakikan var. Bu iyiliğimin karşılığını mutlaka öde."
"Sen yeter ki iste beee. Dile benden ne dilersen. " Emre arabanın kapısını açıp adeta okula fırlarken peşinden gülüp Anıl'ı aradım.
"Efendim Ömer?"
"Anıl gittin mi işe?"
"Yoldayım. İki dakikaya ordayım. Sen gelmedin mi daha?"
"Emre okula geç kaldı da onu ben bırakmak zorunda kaldım. Ben bi yarım saatten fazla geç kalabilirim. Haberin olsun diye aradım."
"Ha sorun yok ya. Keyfine bak sen de bugün Yağmur'un ilk iş günü değil mi? Onunla sen ilgilenirsin diye düşünmüştüm. Gerizekalı Emre yine beni şaşırtmadı yemin ederim."
"Fazla geç kalmam. Yine onunla ben ilgileneceğim. Büyük ihtimalle sormaz ama bir ihtimal beni sorarsa Emre'yi okula bıraktığımı söylersin."
"Tamam söylerim. Sen de hızlı gel."
"Tamam görüşürüz."
"Görüşürüz."
Telefonu kapatıp yan koltuğa attığımda arabayı daha hızlı bir şekilde kullanmaya başladım. Ben de Yağmur'u karşılamayı çok isterdim ama olmamıştı.
Bana dünyanın en uzun şeyiymiş gibi gelen yollar uzun dakiklar sonra bittiğinde arabayı park edip hızla mağazaya gittim. İlk önce Anıl'ı gördüm sonra da Anıl'ın önünde kalan Yağmur'u..
Yağmur'un duygularını izlemek adına yavaş yavaş onlara doğru yürüdüğümde beni ilk o fark etmişti.
"Merhaba hoş geldin." diye gülümseyip kafamı sakladığımda Yağmur da,
"Hoş buldum. Sen de hoş geldin." diye kafasını hafifçe eğmişti.
"Emre bize bir gün borçlandı ha. Bizim yerimize bir gün buraya bakacak."
"Bunu ona söyledim zaten." dediğimde ikimiz de birlikte gülmeye başladık.
"Nasıl gidiyor?" dedim Yağmur'a dönerken. O tam cevap vereceği sırada Anıl ondan önce söze atlamıştı.
"Daha bir saat bile olmadı ama yemin ederim Yağmur mükemmel bir çalışan. Elimden gelen her şeyi yaparım demişti ama elinden gelen şeylerin bu kadar fazla olduğunu bilmiyordum. Utanmasa benden daha bilgili olacaktı ama buraların bir numarası benim."
Birkaç saniye durup üçümüz aynı anda gülmeye başladığımızda bir kez daha burasının Yağmur için en iyi seçenek olduğunu anladım. Kantinde yüzünde hiçbir mimik kıpırdamaken burda bizimle birlikte gülüyordu. Bu çok çok güzel bir şeydi.
"Allah Allah o kadar mı iyi?"
"Benden sonra burdaki en iyi telefoncu olacak. Ona bir tane tamir bölümü de açabiliriz bence. Daha kazançlı olur onun da maaşı artar."
"Abartma Anıl."
Yağmur bir yandan gülüp bir yandan konuştuğunda içeri zamansız giren bir müşteri olmuştu. Tam konuşmanın ortasında da gelinmezdi ki ama.
"Ben ilgilenirim."
Yağmur yanımızdan ayrılıp müşterinin yanına gittiğinde Anıl direkt bana bakıp konuşmaya başladı.
"Şu iki gereksizi kovmaman için hiçbir nedenin kalmadı artık. Kübra da buraya gelse var ya mükemmel olur. Hem eğlenir hem çalışırız."
"Yağmur'un yüzünü güldürebiliyorsun." dedim gülümseyerek. Başka bir erkek olsa böyle gülümseyebileceğimi düşünmüyordum ama Anıl olunca farklıydı.
"Evet ya. Artık birinci kankam Yağmur. Seni tanımıyorum. Maaşıma yüzde beş zam yaptıktan sonra ve şu iki çocuğu işten çıkarıp Kübra'yı alırsan yine sen olursun."
"Neden yüzde beş?" dedim merakla.
"Uğurlu sayım çünkü."
"Tamam neyse işine dön hadi. Sen bugün kasa işiyle ilgilen ben de Yağmur'un yanına gidiyorum."
Anıl hiç itiraz etmeden kasaya gittiğinde ben de Yağmur'un yanına gittim ve onu dinlemeye başladım.
"Evet bu cihazımızın fiyatı daha düşük ama size ilk başta gösterdiğim cihaz daha fazla alana sahip. Birisi 64 gb öbürü de 128 gb."
Yağmur kadına o kadar sakin ve güzel bir şekilde telefonları anlatıyordu ki oturup sadece onu dinlemek istiyordum.
Yağmur birkaç dakika daha kadınla ilgilendiğinde kadın aklına en yatan telefonu alıp Yağmur'a teşekkür ettikten sonra Anıl'a doğru gitti.
"İlk gününe göre baya iyisin." dedim bana bakan Yağmur'a gülümseyip. Cidden bu kadar olabileceğini düşünmedik ikimiz de.
"Buraya gelmeden önce telefonlar hakkında ufak bir araştırma yaptım diyelim."
"Programlar sana uyuyor değil mi? Eğer herhangi bir gün sana sıkıntı çıkaracaksa bana çekinmeden söyle. Saatleri hemen değiştirebilirim."
"Yok teşekkür ederim. Saatler çok uygun."
Yağmur bakışlarını arkamdaki rafa çevirince çok kısa bir süre ona baktım ve belki benden rahatsız olur diye ben de bakışlarımı ondan çekip yere bakmaya başladım. Ona soracak bir sürü şeyim olmasına rağmen tek bir şey soramıyordum ama yanından da gitmek istemiyordum.
"Okula neden ara verdiniz?"
Yağmur birden bu soruyu bana sorunca hem şaşırmış hem de sohbet etmek istediği için sevinmiştim.
"Çok uzun mesele. İkimiz de devam edemeyeceğimizi anladığımız an hiç uzatmadan dondurup buraya geldik."
"Sen bizi uzun zamandan beri tanıdığını söylemiştin değil mi? Ama biz seni hiç görmedik galiba. Ya da gördük de bizim mi haberimiz yok? Ben seni hiç hatırlamıyorum."
"Öyle mi?"
Yağmur buruk bir şekilde gülümsediğinde yanlış bir şey söylediğimi düşündüm. Onu hatirlamadigimi söylerek onu kırmış olabilir miydim ki?
"Yani belki görmüşümdür ama farklı bir yapıya sahip olduğun için hatırlamıyorumdur. Benim hafızam biraz berbat da."
"Olabilir. O zamanlar saçım uzundu ve sarıya boyamıştım."
"Kesin o yüzden hatırlamıyorum."
"Ama insanların her zaman gittiği yerler farklı olmasına rağmen senin buraya gelmen hala bana garip geliyor. Neden o kadar yer varken sıradan bir telefoncuya gelir ki insan?"
"Sıradan bir telefoncu olduğunu kim söyledi?"
"Sıradan değil mi sence de? Bizim ne özelliğimiz var ki? Koca şehirde bizden binlerce vardır. Bizi yıllardır tanıman, hep buraya gelip gitmen ne yaparsam yapayım bana değişik geliyor. Nedenini sorsam kesin anlatmazsın ama yine de anlatmanı çok isterim."
"Anlatırım bir gün ya." dedi Yağmur gülümseyerek. Sonra da son kez yüzüme bakıp bir cümle kurdu ve ardından beni tek başıma bırakıp gitti.
"Bir de koca şehirde aynısından binlerce olmasına rağmen favorim olan yere ikide bir sıradan demezsen sevinirim."
BÖLÜM SONU.
Kitabı yazdığımdan beri ilk defa buraya bir şeyler yazacağım. Öncelikle buraya kadar gelip okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yağmur'un o kadar kırıcı ve hassas bir hayatı var ki lütfen onun hayatını okumam için sonuna kadar benimle olun.
Tekrardan herkese teşekkürler.