"Hekimde yok çaresi, dile kolay kalbe zor söylemesi. Sende de hava kışa dönmüştür, eminim ellerin dizlerini dövmüştür. Bir ışık yakmaz hayat mecbur ayrılığımız aşka küstürmüştür. İnşallah unutursun unutursun sen de. Kendimi avuturum, uyuturum ben de. Zamanla unuturum ben de..."
Bir yandan Anıl'ın açtığı ve tüm mağazada hafif yüksek sesle çalan şarkıya kulak verip bir yandan da Yağmur'u bekliyordum. Kübra'nın attığı mesaja göre Yağmur buraya gelmek için yola çıkmıştı ve birazdan burda olacaktı.
Gün boyu kendimi bu konuşmaya hazırlamıştım ve hiçbir açık vermemek için sakin davranmak için çok çabalamıştım. Şimdi geriye kalan şey sadece Yağmur'u işe almaktı.
"Ömer Sıla'nın herhangi bir şarkısını açsana tekrar." Anıl oturduğu yerden bana seslenince ben de Sıla ismini yazıp karşıma çıkan ilk şarkıyı açtım ve bu sefer de bunu dinleyemeye başladık.
"Teşekkürler."
"Rica ede-"
Yağmur içeri girdiğinde cümlem yarıda kalmış ve ona bakmaya başlamıştım.
Tamam Ömer sakin ol, sakin ol, sakin ol...
"Hoş geldiniz."
Üstümdeki gerginliği ve onu aniden görmeye oluşan şaşkınlığı atıp güler yüzlü bir şekilde onu karşılamıştım.
Geldiğinden beri gözlerimin içine bakan Yağmur da hafif bir gülümsemeyle "Hoş buldum. " demişti.
"Telefon bakmaya mı geldiniz? Ya da telefon tamir işi için mi geldiniz?"
"Hayır iş için gelmiştim. Arkadaşım sizinle konuşmuş galiba. Ben ilanı görmedim ama o görüp sizinle konuştuğunu söyledi. Ben de görüşmeye geldim."
"Evet evet. Siz Yağmur olmalısınız."
Normalde çabalasam söyleyemeyeceğim yalanları bir dakika içinde söylemiştim.
"Evet."
"Hoş geldiniz. Arkadaşınız sizin için çok çabaladı gerçekten. Şuraya oturun lütfen."
Yağmur işaret ettiğim yere oturunca karşısına geçip oturdum ve tıpkı onun bana baktığı gibi ona bakmaya başladım. Şimdi birkaç soru sormam gerekiyordu ama soruları sormak yerine sadece karşısında oturmak istiyordum.
Anıl bizi yeni fark etmişti sanırım çünkü hızlıca bize doğru yürümeye başlamıştı. Gergin olduğumu en iyi o biliyordu çünkü ne olursa olsun Yağmur'u bu işe almamız gerekiyordu.
"Hoş geldiniz."
"Hoş buldum."
"Aa ben seni tanıyorum." dedi Anıl yalancı bir şaşkınlıkla.
"Ben de sizi tanıyorum." dedi Yağmur da Anıl'a gülümseyip. "Burada çalışıyorsunuz değil mi?"
"Çok yaratıcısın gerçekten." dedi Anıl bu sefer gerçek bir kahkaha atarken. "Ben de herhalde normalde bir yerlerde görüp tanıyor diye düşünmüştüm."
"Dışarda da tanıyorum."
"Nasıl?"
"Hatta geçen gün ikinizi de üniversitede gördüm." dedi Yağmur tekrar bana bakarken.
"Vay be. Hatırlıyorsun. Biz de seni gördük. Kantinde çalışıyordun."
"Aynen."
"Peki daha önce hiç iş deneyimin oldu mu?" dedim merakla. Bu şekilde nasıl işlerde çalıştığını da öğrenebilirdim.
"Evet. Çoğu işte iyiyimdir. Garsonluk yaptım, bulaşık yıkadım, kasiyerlik yaptım... Bir sürü işte çalıştım diyebilirim."
"Neden bu kadar çok iş değiştiriyorsun ki?" dedim aynı merakla. Yağmur'un her hareketi bir
şekilde beni meraklandırıyordu.
"Öyle yapmak zorunda kaldım diyelim. Girdiğim işler okulumu aksatmama sebep olduğu an çıkıp yeni bir işe giriyordum."
"Peki telefonlardan anlıyor musun? Öyle çok şey bilmene gerek yok ama şu iki gereksiz gibi olmasan çok iyi olur."
Anıl el işaretiyle öbür çalışanları gösterirken Yağmur oraya baktı ben de Anıl'a sinirle baktım. Mal mal konuşmada iyi olurdu.
"Gerekli bilgilere sahip olduğumu düşünüyorum. Bu telefoncuya da eskiden hep gelirdim zaten. Neredeyse her şeyin nerde olduğunu biliyorum."
"Ne?"
Sesim o kadar şaşkın çıkmıştı ki Yağmur bana bakmıştı. O eskiden hep buraya mı geliyordu yoksa ben mi yanlış anlamıştım?
"Yani eskiden hep buraya mı gelirdin?"
"Evet."
"Eskiden derken? Tam olarak ne zamandan bahsediyorsun?"
"Geçen sene ve ondan bir önceki sene."
"Şaşırdım. Telefoncu hep gelebileceğin bir yer değil ki. Arada işin ya da ihtiyacın olursa gelirsin ama sen hep geliyormuşsun." dedi Anıl şaşkınca. Ben de en az onun kadar şaşkındım.
"Tam olarak benim de ihtiyacım vardı." dedi Yağmur gözlerimin içine bakarak.
"Seni bir kere bile görmedim ben. Görsem bile hatırlamıyorum."
"İkiniz de o zaman çalışmaya yeni başlamıştınız galiba. Çünkü yanınızdan geçtiğim her an bir şeylerden yakınıyordunuz."
Ne diyeceğimi bilmiyordum gerçekten. Yağmur yıllardır beni de Anıl'ı da tanıyordu. Yıllar önce neler konuştuğumuzu biliyordu, yıllar önce buraya sık sık geliyordu ve biz bunların hepsini sadece birkaç dakika içinde öğrenmiştik. Onu tanımadan geçen yıllarım nedense bana bir kayıp gibi gelmişti birden.
Onun beni tanıdığı ama benim onun varlığından haberimin bile olmadığı yıllar...
"İnanamıyorum abi ya. Sürekli müşteri gibi bir şeysin sen ama öylece gelip giden sürekli bir müşteri. İşe alındın o zaman. Başka bilgiye gerek yok." dedi Anıl gülerek.
"Teşekkür ederim. Yarın başlarım o zaman."
"Ama ondan önce ders programını almamız lazım. İş saatlerin ders programına göre ayarlanacak."
Anıl kasadan kağıt ve kalem alıp oturduğumuz yere geldiğinde ben hala Yağmur'un yıllardır buralarda olmasına ve benim onu hiçbir zaman farkedemememe yanıyordum.
"Haftada altı gün çalışıyoruz." dedim Anıl'ın elindeki kağıt ve kalemi alırken. Yağmur'la benim ilgilenmem gerekiyordu.
"Pazar günü hiç iş yok o zaman dinlenirsin. Cumartesi günleri saat onda başlayıp dörtte işi bitiriyoruz. Onun dışında hafta içleri sabah sekizde açıp akşam sekizde kapatıyoruz. Şimdi derslerinin kaçta başlayıp kaçta bittiğini söyler misin?"
"Peki." Yağmur telefonunun ekranını açıp ders programını açınca bana sırayla okumaya başladı. Nedense benimle konuşurken sanki daha çekingen davranıyordu. Anıl'la konuşurken daha rahat gibiydi.
"Pazartesi öğleden önce dersim yok. Ögleden sonra saat 2'den 5'e kadar bir dersim var."
"Pazartesi günleri öğleden önce gelir dersin başlamadan bir saat önce hazırlanıp burdan okula gidersin. Kendini yorgun hissedersen ordan direkt eve gidebilirsin ama eğer kendini iyi hissedersen muhakkak buraya gel."
Yağmur'un gözlerinin içine bakarak öyle böyle kurup bitirdiğim uzun cümleden sonra sıra Salı gününe gelmişti. Yağmur'un her ne kadar her dakika sadece burda olmasını istesem de öyle bir şey mümkün değildi.
"Salı günü sabah 9'dan 3'e kadar var. Bu biraz sıkıntılı bir gün. Sorun olmaz değil mi?"
"Olmaz. Salı günü 3'ten sonra gelirsin."
"Peki. Çarşamba günü sabah 8'den 10'a kadar var."
"Dersin bittiğinde gelirsin."
"O zaman anladım ben ders saatlerinde okulda onun dışında burda olacağım. Öbürlerine bakmamıza gerek yok."
"Maaş konusuna gelecek olurs-"
"Hayır hayır. Bu konuyu konuşmamıza gerek yok. Hakkım olan neyse verirsiniz zaten."
Yağmur konuşmama izin vermeden hızlı bir şekilde konuşurken ders programından dolayı sıkıntı yaptığını anladım. Kesin ders programını çok yoğun bulup derslere daha çok zaman gittiğini düşünüp üzülüyordu."
"Ders programını sıkıntı ediyorsun değil mi?"
"Aslında evet. Ders saatlerim biraz sıkıntı. İkiniz de sesinizi çıkarmadınız ama yine de sıkıntılı diye düşünüyorum."
"Benim için hiçbir sıkıntı yok. İşini en iyi şekilde yapacağına eminim. O yüzden içim rahat."
"Ben de öyle düşünüyorum." dedim Anıl'a katılıp. İnsanlar daha rahat olayım diye iş saatleri kısa olsun derdi Yağmur da iş saatleri kısa diye kendini üzerdi. Cidden bu kızın kendisiyle alıp veremediği ne vardı?
"Teşekkürler. Ben yarın sabah gelip başlarım o zaman."
Yağmur ayağa kalkınca ağzımdan birden "Gidiyor musun?" sorusu çıkmıştı. Biraz zamansız bir soru olduğunun farkındaydım ama en azından biraz daha oturabilirdi.
"Gidiyorum." Yağmur gülümsemeye başladığında biraz olsa da rahatlamıştım.
"Öyle demek istememiştim. Yani yarın kesin gelip başlıyorsun değil mi? Ona göre sana çalışma kıyafetleri ayarlayalım."
"Kesin başlıyorum."
"Tamam o zaman."
"Görüşürüz o zaman." Yağmur arkasını dönüp yürümeye başlayınca ben de arkasından gidip ona yetiştim. Buraları çok iyi bildiğini bilmeme rağmen yine de hava karardığı için tek başına gitsin istemedim.
"Yağmur?"
Yağmur dönüp bana bakınca tam önünde durup konuşmaya başladım.
"Durağa mı gidiyorsun?"
"Evet."
"Benim de oralarda bir işim var birlikte gidelim mi? Tek başına yürümek istiyorsan bir şey diyemem ama."
"Sorun değil gidelim."
Gülümseyip ona ayak uydurduğumda Anıl'a da mesaj atmayı ihmal etmemiştim.
Ömer: Anıl benim çok kısa bir işim var. Yirmi dakikaya gelirim hemen. Haberin olsun.
"Geçen gün durakta da karşılaşmıştık değil mi?"
"Evet. Sen tam bir şey diyecekken servis gelmiş ve gitmiştin."
"Evet."
Elimi cebime koyup sessizce yürümeye devam ederken şu an çok huzurlu olduğumu iliklerime kadar hissediyordum. Resmen istediğim şeyi yapmış ve bunun mutluluğu içerisindeydim.
Durak mağazaya çok yakın olduğu için hemen gelmiştik. Yağmur yürümeyi bıraktığında ben de bırakmış ve ona bakmıştım.
"İşin buraya çok uzak mı?"
"Hayır şurdan sigara alıp gideceğim ama önce sen git. Sen gittikten sonra ben de hemen giderim."
Yağmur belli belirsiz güldüğünde ben de güldüm. O gerçekten bugün çok neşeliydi. Sanırım o işten gerçekten de çıkmak istiyordu.
Yağmur'un muhtemelen bindiği dolmuş gelince bana dönüp "Yarın görüşürüz." dedi ve bindi.
Yağmur gidince ben de hazır buraya kadar gelmişken bir paket sigara alıp yürümeye başladım. Yürürken bir yandan da sigara içiyordum.
Mağazaya gelip içeri girince telefonuma gelen mesaja bakmak için pantolonumun cebindeki telefonu çıkardım ve gelen mesaja baktım. Mesajı Yağmur atmıştı.
Gülümsedim.
yagmurozer: Yeni bir işe girdim. Kantinde çalışmamı kimse sevmiyordu galiba:')
omerkayabasi: Ne? Ne zaman girdin?
yagmurozer: Az önce.
yagmurozer: Bil bakalım nerde çalışıyorum?
omerkayabasi: Dönerci Ahmet Abi'de?
yagmurozer: Seni şakacı senii
yagmurozer: Telefoncuda başladım. Şu her şeyi başlatan, başıma seni musallat eden telefoncuda
omerkayabasi: Aşk olsun öncelikle:( beni bir musallat olarak görüyorsun demek.
omerkayabasi: Sonrasında da neeee? Telefoncuda mi mı? Ciddi misin? Nasıl oldu bu?
yagmurozer: Bilmem nasıl oldu acaba? Şans mı yüzüme güldü yoksa "birinin" parmağı mı var anlayamadım.
omerkayabasi: Bence şans yüzüne güldü.
omerkayabasi: Hemen işe mi alındın?
yagmurozer: Evet hemen alındım. Yarından itibaren başlıyorum.
omerkayabasi: Canın sıkılırsa beni de çağır arada bir oralara:) sen kim olduğumu bilmek istemiyor olabilirsin ama ben sana kim olduğumu en başından beri gerçekten söylemek istedim.
yagmurozer: Şimdi söylemek istemiyor musun?
omerkayabasi: Bilmem. Belki de eskisi kadar söylemek istemiyorumdur belki de eskisinden bile daha çok istiyorumdur.
yagmurozer: Bir karar vermeni istesem?
omerkayabasi: Hala istiyorum derim sanırım. Çünkü böyle zaman harcamak yerine kim olduğumu bilerek benimle daha rahat bir şekilde konuşmanı isterdim.
omerkayabasi: Canın sıkıldığında, bunaldığında yanına gidecek kişilerden biri de ben olmak isterdim.
omerkayabasi: Ayrıca o boktan yerden kurtulduğun için de çok mutluyum. Nihayet doğru düzgün bir işin olacak.
yagmurozer: Teşekkür ederim Ömer.
omerkayabasi: Ne için?
yagmurozer: Ne için olduğunu bilmene gerek yok ama hayatımın her anında sana minnettar olduğumu bil. Hem de seni tanıdığım ilk günden beri.
omerkayabasi: Beni uzun zamandır tanımıyorsun ki. Bu yüzden teşekkür etmene gerek yok. Ne için olduğunu bilmesem de bana hiçbir zaman minnettar olup kendini borçlu hissetme.
omerkayabasi: Sana küçücük bir yardımım dokunduysa bile bunu bana teşekkür et diye yapmıyorum ya da başka bir amacım yok. Sadece yanında olduğumu bilmeni istiyorum.
omerkayabasi: Ona anlatacağın şeyleri ve kendini tanıtmayı dört gözle bekleyen biriyim sadece:) sıradan biri.
yagmurozer: İşte tam olarak bunun için teşekkür ederim.
yagmurozer: Şimdi gitmem gerekiyor. Kendine iyi bak. Görüşürüz.
omerkayabasi: Sen de. Görüşürüz.
Konuşma bittiğinde sohbetten çıkıp telefonumun ekranını kilitledim sonra da kilidi açıp ekrandaki Yağmur'a baktım. Ona dair attığım hiçbir adımdan yaptığım hiçbir şeyden pişman değildim.
Keşke onun beni görüp tanıdığı zamanlardan beri ben de onu tanısaydım. Belki şu an her şey daha farklı olabilirdi...
Anıl yanıma gelince hiç beklemeden konuştum.
"Yağmur ikimizi de tanıyormuş demekki."
"Evet ya. Çok şaşırdım. Böyle bir şeyi asla beklemiyordum. Hem de biz burda çalışmaya başladığımız zamanlardan biri tanıyormuş. Ben hiç gördüğümü hatırlamıyorum. Senin hiç aklına geliyor mu onu gördüğün bir an?"
"Ben de bir türlü hatırlayamıyorum. Belki de o zaman fiziksel özellikleri biraz farklıydı. O yüzden hatırlamıyor olabiliriz. Buraya da sürekli geliyormuş zaten. Kesin ikimiz de onu görmüşüzdür ama hatırlayamıyoruzdur."
"Öyle de lan resmen kızı işe aldın şerefsiz. Orda çalışmasını istemedin ve mis gibi bir işe aldın. Hem de o bizim programımıza değil biz onun programına uyuyoruz. Yemin ederim beni bu denli düşünen biri olsaydı anında nikahı basardım."
"Yine abartıyorsun Anıl ama cidden işe girdi ya onun için çok mutluyum. En azından birileri onu gün boyu izleyip üstüne iddiaya girmeyecek. O da bin şeyi aynı anda düşünmeyecek. Hem benim hem de onun kafası rahatlatacak."
"Patron ben de sabahları işe biraz geç gelsem olur mu? Sadece yarım saat da olur ama sen bir iki saat geç gelebilirsin diyorsan hiç sıkıntı etmem. Sen ne dersen o. Yeterki sen iste."
"Yarından itibaren işe bir dakika geç gelirsen her dakika başı maaşından beş lira kesilecek ona göre."
"Off bir kere de şu arkadaşımın götü iki dakika yere gelsin demiyorsun ha. Yazıklar olsun sana. Seninle tanıştığım günün sabahını si-"
"Saat de sekiz olmuş." dedim yüksek sesle sırf Anıl cümlesini tamamlayamasın diye.
"Bu günden sonra çıkış saatinden sonra burda kaldığım her dakika için senden beş lira alırım ona göre. Görürsün sen."
"Siktir git." dedim gülerek. İkimiz de işin dalgasında olduğumuz için ben hiç ciddi değildim ama Anıl son söylediği şeyde ciddi olabilirdi. Para onun için oksijenden sonra gelen en önemli şeydi.
"Ben ciddiyim haa."
"Tamam ben babamla konuşurum bu konuyu. Anıl daha fazla para istiyor der cevabını sana söylerim."
"Ay yok yok kalsın. Baban beni ayakta si- sever. Sen hiç ona anlatma. Sen de az şerefsiz değilsin. Hiç maaşıma da zam yapmıyorsun."
"Lan götveren bunu sana söylemeyecektim ama zaten en çok maaş verdiğimiz kişi sensin. Senin maaşını hep ayrı veriyoruz."
"Yemin et?"
"Valla."
"Yaa canım kardeşim benim." Anıl kolunu bana sardığında gülerek kafasına vurdum.
"Dönek."
İkimiz de gülüşerek yürümeye devam ettiğimizde uzun zamandır olmayan bir şey olmuştu. Sanki bütün Dünya aynı anda birkaç dakika boyunca mutlu olmuştu ya da,
Ya da Yağmur mutlu olduğu için ben bütün Dünya'yı mutlu sanıyordum...
BÖLÜM SONU