
Hayat garip bir yerdi. İnsan bir gün seviyorum diyor, diğer gün vazgeçiyor; bir gün vazgeçerken diğer gün savaşmak istiyordu.
Ben bir çok kadından farklı olarak beni sevip sevmediğini söylemeyen fakat her uzaklaştığımda bana bir adım daha yaklaşan adama karşı tüm gururumu ayaklar altına alıp sevgimi göstermeyi seçtim fakat bir an geldi ,yaşadığım bir çok anı tek kalemde sildi. O an gurursuz bir kadın olmakla suçlandım, ağzımı açıp gurursuz değilim diyemedim.
O bilmiyordu fakat gurursuzluk değildi yaptığım, sadece aşıktım…
“Kızım gurursuz musun sen? İstemiyorum…Hayatımda biri var İpek, seni sevmediğimi ve istemediğimi anla ve benden uzak dur!”
Duygusuzca gülümsedim, dolan gözlerim bana zorluk çıkarsa da karanlık sokakta bir sokak lambasının altında bana yaşattırdığı bu acıyı unutmayacaktım, içimden taşan acı ile düşünmeden kelimeler ağzımdan döküldü,
“ Bu sokağı da, bana bugün yaşattığın acıyı da unutma. Andım olsun ki bir daha adın ağzımdan dökülmeyecek. Bundan sonra ölün ölüme, dirin dirime ama Allaha duamdır Tuğrul ağabey… Tek duam, benden aldığın ah seni bulsun. Bana verdiğin her bir ümit kırıntısı seni kapımda süründürsün. Gün gelir kapıma gelmeyi düşünürsen sakın gelme çünkü sana verdiğin söz gibi kendime de bir söz veriyorum, olur da yolun kapıma düzerse tek yapacağım yüzüne tükürüp seni o kapıdan kovmak olur. Bu saaten sonra benim için ağabeyimin arkadaşı Tuğruldan başka hiç bir şey değilsin, herkes gibisin…” arkamda bıraktığım bedeni umursamadan göz yaşlarım ile yirmi beş yılımı ardımda bırakıp yürüdüm, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı…

