~SUSUYORSAM SEBEBİ VAR ~

1122 Kelimeler
Hastaneye gitmemin ardından belki de saatler geçmişti fakat bizim tek yaptığımız Ferideyi beklemek, ağlamak ve cenazemizi hemen alabilmek adına dua etmekti. Bir kaç saat sonra koşarak yaklaşan ayak sesleri ile yaslandığım duvardan ayrılıp gelen bakmış dağılmış ifadesi ile buraya koşan arkadaşıma doğru ilerleyip sıkıca sarılmış ve dillendirmekten oldukça nefret ettiğim o cümleyi söylemiştim, " Çok üzgünüm, Huriye teyzeyi kaybettik başımız sağ olsun kardeşim" ————————————- Feride’nin geçirdiği baygınlıktan dolayı hızla acile kaldırılması ardından cenaze işlemlerinin halledilmesi ile hastaneden çıkışımız akşamı bulmuştu. Huriye teyzenin defni yarın öğle namazına mutabık kılıncak cenaze namazı ile defnedilecekti. Karşımdaki yatakta şişen gözleri ile sakinleştiriciler sayesinde zorla sakinleştirdiğimiz Feride’ye bakıp derin bir nefes almış, ardından ağlamaktan şişen gözlerimi ovuşturup yine ağlamaktan şişen başımı acı ile tutmuştum. Bu yaşanılanlar yetmezmiş gibi bir de Tuğrulu çağırdığım bir buluşma vardı… Sabah nasıl bir ruh hali ile bunu teklif ettiğimi bilmesem de şu an için geri dönüşü yok gibi duruyordu. Tek çıkar yolum Tuğrul’un söylediğim yere gelmemesi ya da haber vermemesiydi ki bu seçenek benim için şu anlık en işe yarar seçenek olacaktı. Ben kendi kendime Tuğrul’un gelmemesi için dua ederken telefonuma gelen mesaj sesi ile ettiğim duaların tutmadığını anlamış bulunmuştum, Tuğrul ağabey: Yarım saat sonra mahallenin aşağısındaki parkta… Okuduğum mesaj ile dertli bir nefes bıraksam da bundan daha fazla kaçamayacağım bilinci ile ayaklanmış ve zaman kaybetmeden, aynı zamanda Feride’yi rahatsız etmemeye çalışarak oturduğum berjerden ayrılarak odadan çıkmıştım. Alt kata indiğimde kimseyi göremeyince hızla ince hırkamı üstüme geçirip spor ayakkabılarımı giymiş, anahtarı alarak Feride’nin evinden ayrılmıştım. Bahçeden çıkıp mahallenin aşağısına doğru ezbere bildiğim yolda ilerlerken kuracağım cümleleri de aklımdan geçiriyordum. Ne diyecektim? ‘Ben seni seviyorum ama sen beni takmadan sürekli başkaları ile beraber oluyorsun.’ Mu diyecektim? Diyemezdim böyle açık sözlerle kendimi ifade edemesem de üstün körü kapalı cümleler kurarak duygularımı belli edecek iki gündür uzak durmamın nedenini anlamasını sağlayacaktım. Bir kaç dakika sonra küçüklüğümüzde birlikte oldukça zaman geçirdiğimiz eski parka gelince parkı çevreleyen kısa duvarlardan kendime yakın olan kısıma oturmuş ve Tuğrul’un gelmesini beklemiştim. Beklediğim gibi bir kaç dakika sonra uzaktan gelen adamı görünce oturduğum yerden kalkarak önümde durmasını bekledim. Bir kaç adım uzağımda duran adamın nefes sesleri bile kalbimdeki nehirleri çağlandırırken şu an bu sevginin belki de son kez hissedileceği bu ince çizgide durmak benim için oldukça zordu. Derin bir nefes alıp konuşmaya başlayacakken Tuğrul beni beklememiş ve karanlık ortamda sadece benim duyabileceğim bir sesle konuşmuştu, “Evet… Aramızdaki problem ne İpek? Benden iki gündür uzak durmana neden olan problem ne? Beni buraya çağırmanın sebebi ne?” Duyduğum art arda sorular heyecanım ve endişemi daha çok arttırırken gün içinde yaşadığım psikolojik durum ise normalde olmayan cesaretimin artmasına sebep oluyor, kaybedecek bir şeyim olmadığını için için kulağıma fısıldıyordu… Kendimi toparlamaya çalışmak adına sesimi düzeltmek için boğazımı temizlemiş ve aynı onun ses tonundan cümleye giriş yapmıştım, “Ben… Belki şimdi değil fakat daha sonra seninle bunu konuşacaktım zaten… Konuşacaktım konuşmasına ama hayat bunu daha erkene çekti… Yaşananlar, gördüklerim tavırlarıma ister istemez yansırken kendimi daha fazla durduramadım. Konuşulsun ve bil istedim… Konuşulsun ve bitsin istedim…” Tuğrul her söylediğim cümleden sonra kaşlarını daha çok çatarken sakin olmaya çalışarak sordu, “O ne demek kızım? Açık açık söyle, ne demek istediğini anlamıyorum. Ne bitecek, ne bileceğim?” Derin bir nefes alıp dolan gözlerini geçiştirmek için bakışlarımı gök yüzüne kaldırmış ve bir kaç kez kırpıştırarak tekrar karşımdaki adama dönmüştüm. Biliyordum cevabını ancak tekrar duymak ve konuya bu şekilde girmek istedim, “Neyiz biz?” Sorduğum soru ile önce kaşlarını çatıp beni incelemiş ardından yüzünü buruşturup cevap vermişti, “O ne demek İpek? Nasıl bir soru bu?” Dudaklarımdan dalga geçer gibi bir ses çıkmasını engelleyemedim, “Cevap ne Tuğrul ağabey? Merak ediyorum… Her gördüğünde seninle şakalaşan… Görmediği her an sana mesaj atıp halini hatırını soran sabah günaydın akşam iyi geceler diyen bir insanım ya ben… Bana bunları yaparken karşılık veren adam benim neyim?” Sorduğum soru ile seslice yutkunmuş ve bir adım yaklaşarak aramızdaki mesafeyi kapatmıştı, sesinden dahi sinirlendiğini anlayabileceğim bir tonda konuştu, “Bu konuşma sonunda pek hoşuma gitmeyecek şeyler duyacağım gibi hissediyorum İpek!” Bunu üstü kapalı duymak bile onu çıldırtmışken muhtemelen açık açık söylemem delirmesine neden olacaktı. Verdiği tepki ister istemez bozulmuş sinirimden dolayı kıkırdamama neden olsa da kendimi toparlayıp cevap verdim, “Cevap yok mu? Bundan önce bana karşılık verdiğin her hareketin cevabı yok mu Tuğrul ağabey?” Duydukları ile nefesinin sıklaştığını hissetsem de devam ettim, “Sana etrafımdaki hiç kimseye vermediğim değeri verdiğimi bilip bana bunun karşılığını verirken neyimdin? Senin bir kadınla öpüştüğünü görüp beraber olduğunu duyana kadar sana yaptığım her şakada verdiğim her ilgide başkasına vermediğin karşılığı verirken neyindim Tuğrul ağabey? Neyindim!? Söyle bekliyorum!” Her söylediğim cümleden sonra boş sokakta daha sık yankılanan nefesler en sonunda dişleri arasından bir bağırış bırakması ile düzene girmişti, “İpek..!” Boş sokakta yankılanan ses apartmanlardan çarpa çarpa bir kaç kez kulağıma dolduktan sonra kesilen çınlama ile dudaklarımın kıvrılmasını engelleyemedim… Gözlerimde yaş olsa da dudaklarımda üstü kapalı bile olsa sorgulamama tahammül edemeyen adama karşı bir gülüş oluşmuştu, “Ya Tuğrul ağabey… Susuyorsam bir sebebi varmış demek ki.” Derin bir nefes almış ve beni sinirle inceleyen adama karşı bir adım atarak etki alanına daha çok girmiştim, kuruyan dudaklarımı ıslatmak amacı ile yalayıp devam ettim, “Şimdi… Geldiğimiz noktada artık bana aramızdaki problem ne? Neden benden uzaklaştın sorularının cevabını aldığını düşünüyorum… Ne olduğumuz sorusuna sen cevap veremesen de ben sana ne olmadığımız sorusunun cevabını vereyim… Kardeş değiliz biz Tuğrul ağabey. Gün gelir de kardeşimsin diyerek olaydan sıyırılmaya çalışırsın diye söylüyorum. Biz kardeş falan değiliz…” sinirden titreyen vücudunu hissetsem de buraya gemileri yakarak geldiğim için içimdekileri dökmek adına devam ettim, “Duyduklarımdan ve gördüklerimden sonra ise sana eski İpeği göstermemi bekleme… Bir düşün, benim hayatımda biri varken ben bana ilgiyle yaklaşan bir kadına neden karşı gelmedim diye bir düşün olur mu…” Son söylediklerimden sonra aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapatan adam sinirle çenemi sıkıp suratımı kendine çekmiş, ardından dişleri arasından fısıldamıştı. “Bana bak! Kendi kafanda kurmuşsun bir şeyler, kafandan kurduğun şeyleri gelmiş karşımda söylüyorsun! Sıkma benim canımı İpek! Ayağını denk al! Bir daha ağzından ne bu tarz sorular, ne de böyle cümleler duymak istemiyorum!” Sıktığı çenemi hızla elleri arasından kurtarıp kendime hakim olamadan duyduklarımdan sonra ağlamaya başladığımda hiç bozulmayan ifadesi ile beni son kez inceleyip orada öylece bırakıp gitmişti. Gözden kaybolana kadar izlediğim bedeni tam olarak kaybolunca tutunduğum duvara oturmuş ve yüzümü ellerim arasına gömmüştüm, “Bitti… Bitti işte mutlu ol! Defol! Hayatımdan da kalbimden de defol!” O gün orada yaşadıklarım Tuğrul ile benim aramda bir son değildi… O gün orada söylediklerim gerçekleşmemiş, Tuğrul ne hayatımdan ne de kalbimden defolmuştu. Burada bitti sandığım yüzleşme bitmemiş… Bir sonbahar akşamında sokak lambasının altında yaşanan yüzleşme hikayemin asıl başlangıcı olmuştu. Bu bir son değildi… Bu benim hikayemin başlangıcıydı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE