~BABA OLUYORMUŞ~

1357 Kelimeler
Belli mi ediyordum artık? Sevgimi saklayamıyor muydum? Neden hiç bir şey demeden çekip gitmişti, neden bakışlarımı öyle incelemişti? Nedenini bilmiyordum… İki gece önceki o gidişinden beri ne görmüş, ne de duymuştum, sadece düşünmüştüm. Yatağımda yatarken yine aklıma gelen bu mevzu ile dayanamayıp bir bahane bularak mesaj bölümünü açtım, İpek: merhabalar Tuğrul ağabey, müsait misin? Bir şey soracaktım. Bir kaç dakika beklemenin ardından telefonuma bildirim olarak düşen mesaj ile hızla atan kalbimi tutarak mesajı okumak için açmıştım, Tuğrul: müsaitim ağabeyim, arıyım istiyorsan? Gördüğüm mesaj ile aramasını beklemeden hızla numarasını çevirip kulağıma dayadım. Bir kaç saniye içinde açılan telefon ile sakince konuşmuştum, “Nasılsın Tuğrul ağabey, rahatsız etmedim inşallah.” Telefonun ucundan sakin bir boğaz temizleme sesinin gelmesi ardından cevap vermişti, “Çok müsait değilim aslında, önemli bir şey mi oldu?” Kendisi müsaitim dememiş miydi? Dumura uğrayan suratım ile normalde beni geri çevirmeyen adamın geri çevirmesini yedirememiş ve konuşmuştum, “Öyle mi… Ben seni rahatsız etmeyim. Çok önemli bir mevzu değildi, işle ilgili şeyler.” Söyleyeceğim yalanı bile şimdi uydurduğum için biraz gergin olsam da işle ilgili olduğunu duyunca meraklanmış olacak ki biraz önceki sesinden daha samimi bir şekilde cevap verdi, “Hayırdı, bir problem mi çıktı? Patronun falan arayıp rahatsız mı etti?” Yüzümü buruşturup gözlerimi devirirken içimden söylenmeden edemedim, ‘Patronum rahatsız etse seni mi ararım?’ “Yok ya, iş arıyordum da. Senin iş yerinin yanındaki kafelerin patronları arkadaşın, bir sorabilecek misin, garson arayışları varsa iş bulana kadar yanlarında çalışayım?” Uydurduğum yalan ile yüzümü buruşturup alnıma bir tokat attım. ‘Çalışmak istemiyorum ki’ “E sen kendi mesleğime başlayacağım diyordun, ne oldu?” Hala aynı düşünüyorum, senin sesini duymak için attığım yalanlar ayağıma dolanmaz inşallah, “Piyasa durgun biraz ağabey, işe giremem muhtemelen bir kaç ay daha… En azından girene kadar birikim yapayım dedim.” Anladığını belirten bir ses çıkarıp cevapladı, “Anladım… Ben bugün soruştururum, açık pozisyon olursa ararım seni olur mu?” Telefonu açtığı ana göre daha içten olan ses beni rahatlatırken her hangi bir problemimizin olmamasından dolayı mutlu olmuş ve keyifle cevaplamıştım, “Tamam ağabey, olursa haber veririsin. Hayırlı işler, bol kazançlar.” Tam telefonu kapatmak için kulağımdan çekiyordum ki duyduğum sesle yine kulağıma dayadım, “Aslında İpek!..” “Efendim?” Biraz kararsız olduğu belli olan bir sesle cevapladı, “Aslında benim kafede eleman açığı var, gel burada çalış. Mutfak bölümünde…” beklemediğim teklif ile kaşlarım havalandı, “Nasıl olur ki bilemedim…” “Sen bir düşün, bana haber verirsin oldu mu? Başka yerde çalışacağına benim yanımda çalış, hem annen ve ağabeyin de daha rahat hisseder.” Duyduğum teklif dudaklarımın iki kenara gerilmesini sağlarken sesimden anlamaması için gülüşümü saklayıp cevapladım, “Tamam ağabey, ben bir düşüneyim, sana haber veririm.” “Tamam kardeşim, kendine dikkat et.” Sürekli duyduğum kardeşim kelimesi ile kalbimde bir sızı oluşurken belli etmeyip sakince cevapladım, “Teşekkür ederim, sen de dikkat et.” Ardından telefonu kapatmış ve oturduğum yatağa sakince yayılmıştım. “Nasıl olur ki? Çalışabilir miyim yanında?” Aklıma gelen şeyle heyecanla gülümsedim, “Tüm gün yüzünü görmüş olurum, bu bile yeter bana.” Başımı evet anlamında salladım, yeter de artardı. Gün içinde kabul ettiğimi haberini vermeyi aklımın bir köşesine yazarken yatağımdan kalkıp aşağıya indim, annemin gündüz kuşağını izlediğini görüp mahallede takılacağım için terliklerimi giymiş, elime anahtarlığımı telefonumu almış ve anneme seslenmiştim, “Anne ben çıktım, kuaför Necla ablaya uğrayacağım. Oradan da mahalledeki kızlarla biraz oturup gelirim.” Annemin onaylayan sesini duyunca zaman kaybetmeden kapıyı açıp evin bahçesine çıktım. Bahçeye göz gezdirirken bu boş zamanlarımda burayla biraz ilgilenmeyi aklıma koymuş ve kuaföre doğru ilerlemiştim. İki sokak aşağıda olan kuaföre girip içeride olan tanıdık yüzlere keyifle selam verdim, “Selamlar hanımlar.” Necla abla sesimi duymuş olacak ki kaşını aldığı kadının üstünden doğrulup ağzındaki sakızı çıklata çıklata çiğneyerek gülümsedi, “Hoş geldin kız! Geç otur şuraya işimi bitirip geliyorum hemen.” Randevum olduğu için başımı sallayıp söylediği yere oturup sıranın bana gelmesini beklemiş o sırada kuafördeki kadınlarla ayak üstü sohbet etmiştim. Sıra bana gelince Necla abla yanıma yaklaşıp kapalı odayı gösterdi, “Sen içeri geçip hazırlan anacım, ben bir havalanıp geliyorum.” Söylediği şeyi anladığımda bu haline gülüp başımı salladım, söylediği gibi ağda odasına girip hazır hale gelirken kapının tıklatıp açılması ile uzun süredir gördüğüm yüz odaya girdi. Hızla karışımı hazırlayan kadın zaman kaybetmeden oturup işleme başlarken her ağda zamanı yapılan dedikodu başladı, “Kız İpek, bizim Tuğrul yok mu?” Duymayı beklemediğim isim ile kaşlarım kalkarken dümdüz yattığım yerden kafamı doğrultup Necla ablayla göz göze geldim, “Ne olmuş Tuğrula… Yani Tuğrul ağabeye?” Ağzındaki sakızı cıklatıp elini ne olmamışki der gibi salladı, “Kız bunun bir kırığı varmış ya. Kız bizim üç aşağı mahalledenmiş.” Ee der gibi başımı salladım, çok ilgilendiğimi belli etmemeye çalışıyordum, “Bunun kankası var bizim mahalleden o gün ağdaya geldi, konu bizim mahallenin bekar delikanlılarından açılınca bu birden ağzından kaçırdı.” Kaşlarımı çatıp daha rahat işini halletmesi için bacaklarımı araladım, “Neyi kaçırdı abla? Meraklandım vallaha.” Kulak memesini sıkıp üç kez yanındaki tahta masaya vurup konuştu, “Ay yalandır inşallah da, bu kız dedi ki Tuğrul hele bir baba olacağını öğrensin evlenir, bekardan sayma onu dedi.” Duyduklarım ile gözlerim büyürken bacaklarımı kapatıp oturur pozisyona geldim, “Kız! Ağdayı almadım, yapış yapış olacaksın ayol!” Duyduklarımı sindirmeye çalışırken fısıldadım, “Ne dedi!? Ne dedi!?” Necla abla yüzünü buruşturup bacağıma kısa bir tokat atmış ve iterek yine yatırıp bacaklarımı açarak ağdayı temizlemeye başlamıştı, “Ay bağırma başımda! Ne oluyor sana kız, babaysa baba bize ne… Kız sonra çevirdi lafı ama anladığım kadarı ile hamile o kız. O gün de millet mahallede öpüşürken görmüş bu ikisini, dedikodular aldı başını gitti. Tuğrul da manyak mıdır nedir? Böyle değildi bu çocuk anacım aklını kaybetmiş gibi aptal aptal davranıyor.” Dümdüz yattığım ağda koltuğunda gözlerimle tavanı izlerken duyduklarımı hazmetmek için derince yutkundum. “Kendi haberi yok muymuş?” Necla abla hemen cevaplamıştı, “Cık, baba olacağını duyunca hemen evlenir dediğine göre yok bence haberi.” Dolan gözlerimi geçiştirmek için derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım, kısa süre içinde doğrulan kadın ile gözlerimi açtığımda eldivenlerini çıkardığını görmüştüm, “Hadi anacım geçmiş olsun, ben çıkıyorum sen de toparlan. Ağda 250₺ oldu çıkarken atarsın kasaya ben bir hava alayım.” Başımı tamam anlamında sallayıp çıkmasını beklemiş, çıktıktan sonra daha fazla dayanamayarak çıplaklığımı önemsemeden kapıyı kilitleyip dizlerimin üstüne çökerek göz yaşlarımı serbest bırakmıştım. “Çocuğu olacakmış…” “Çocuğu olacakmış, ben nasıl dayanacağım bu görüntüye?” Bir kaç dakika içimi boşalttıktan sonra kenarda duran peçetelerle yüzümü silip hızla giyinmiş, odadan çıkarken kimsenin yüzüne ağladığım anlaşılmasın diye bakmayarak kasaya 250₺ bırakarak hızla kuaförden çıkmıştım. Eve doğru yürürken mahallenin kızlarının köşede oturduğunu görünce kimseye belli etmeden hızla eve doğru yürüdüm, tek isteğim hemen eve ulaşmaktı. Arkadan adımı seslenilmesi ile duymamış gibi yapıp hızla eve girmiş ve anahtarla açıp odama koşmuştum. Orta katta ağabeyimi görünce hızla odaya girip kapımı kapattım. Bir kaç dakika sonra ağabeyim kapımı tıklatıp komutum ile içeri girmişti. İçeri kafasını uzatıp yüzümü inceledi, “Bir sorun yok di mi?” Yüzüm gelen kadar toparlandığı için şükür edip gülümseyerk cevap verdim, “Yok ağabey, ne sorun olacak.” Biraz daha kuşkuyla inceleyip başını salladı, “Öyle olsun bakalım. Akşama Tuğrul gelecek, senin şu havuçlu kekten yapsana.” Duyduğum isimle yüzüm düşerken kendimi kaybedip fısıldadım, “Zıkkın yesin.” Ağabeyim fısıldadığım için duymamış olacak ki kulağını uzatıp sordu, “Ne?” Hızla toparlanıp tekrar o yapmacık gülümsememi takınıp cevapladım, “Yaparım dedim ağabey, istediğin kek olsun.” Başını sallayıp yaklaştı ve yanağımdan bir makas aldı, “Ağabeyin her zaman yanında unutma bir sorun olursa bana geliyorsun, tamam mı?” Başımı içten bir şekilde tamam anlamında salladım, “Aferin benim güzelime.” Küçük çocuk sever gibi konuşması ile yüzümü buruştursam da beni takmadan odadan çıkmasını izledim. Odada yalnız kalmamdan bir kaç dakika sonra ayaklanmış ve saçımdaki topuzu sıkılaştırmıştım. Kendi kendime moralimi düzeltmek için telkin verip odadan ayrıldım. “Düştüysek kalkarız ayol ne yapalım?” Oldukça üzgün hissetsen de akşam yalnız kalmayı bekleyip o zaman dedimle baş başa kalmak istemiştim. Derin bir nefes alıp fısıldadım, “Tuğrulu görmeden günü bitirirsem ne mutlu bana.” Ama hiç bir şey İpeğin düşündüğü gibi olmamış, o akşam kızılca kıyamet kopmuştu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE