Tuğrulun akşam bize gelmesi ile kısaca selam vermiş, akabinde ağabeyim ile bahçedeki çardağa gitmişlerdi. Yüzünü dahi bugün duyduklarımdan sonra görmek istemediğim adama şu an için ikramda bulunma zorunluluğu midemi bulandırsa da hiç bir şey söylemeden çayları doldurup hazırladığım kekler ile bahçeye götürdüm. Çardakta oturan ikiliye çaylarını ikram edip keklerini masaya koyduktan sonra içeri geçecektim ki Tuğrulun konuşması ile çardağın önünde kala kalmıştım.
“Kız cimcime, gelsene sen de.” İstemesem de yüzüme bir gülümseme yerleştirip başımı hayır anlamında salladım,
“Yok ağabey, siz takılın.” Ağabeyim bu sefer söze atlayınca bir şey diyememiş ve oturmuştum,
“Kızım bir sıkıntın mı var bugün? Gel otursana…” Oturdum,
“Bir sıkıntım yok ağabey, çok şükür iyiyim.”Tuğrul, yani moralimin bozulmasının asıl noktası olan adam ortamı yumuşatmak adına konuşmuştu,
“Kardeşim ben biliyorum onun derdini, ilacı da bende.” Ağabeyim kaşlarını çatıp Tuğrula döndü,
“Neymiş ilacı?” Tuğrul yaptığım kekten bir lokma alıp cevap verdi,
“İş arıyormuş, ben de sabah dedim ki gel kendi mesleğinde iş bulana kadar benim kafede çalış.” Ağabeyim şaşkınca bana döndü, stresle dudağımı ısırdım,
“İş mi arıyordun, benim neden haberim yok?” Yutkundum,
“Aslında bugün karar verdim ağabey, ondan haberin yok…” Tamam alamında başını salladı,
“Tamam git Tuğrulun yanında çalış bir süre, benim de aklım kalmaz.” Gözlerimi kırpıştırıp derin bir nefes bıraktım,
“Aslında…” ağabeyim reddedeceğimi anlayınca sözlerimi ağzıma tıkmıştı,
“Aslındası falan yok, ya orada çalış ya da kendi mesleğin veterinerlikte iş bulana kadar dinlen.” Sıkıntılı bir nefes aldım,
“Ne alaka ağabey?” Çayından bir yudum alıp cevapladı,
“O alaka, son sözüm budur.” Ağabeyimin inat halleri sinirlerimi bozarken tamam anlamında başımı salladım.
“Tamam çalışmıyorum o zaman.” İstediğini almış gibi gülümsedi,
“Bence de en mantıklısı.” Beni tongaya düşürdüğünü fark ettiğimde sinirle devam ettim,
“Yani başka yerde çalışmıyorum o zaman, Tuğrul ağabeyin kafesinde çalışmayı kabul ediyorum.” Tuğrul birden el çırpınca içten içe yüzümü buruştursamda midemin bulandığını belli etmeyip samimi olmayan bir gülümseme takındım,
“Hayırlı olsun o zaman cimcime, yarın gel iş başı yap.” Tamam anlamında başımı sallayıp şimdiden kabul ettiğim için pişman olurken, pişmanlığımı belli etmemeye çalışarak yanımda oturan adama gözlerimi değdirmeden konuşmalarını dinlemeye başladım. Her ne olmuştu bilmiyorum ama Tuğrul bilmeden kalbimi kırmış ve ona olan sevgimi alaşağı etmişti. Hala seviyordum… Seviyordum ama bir umut da duyduklarımın gerçek oladığını öğrenmeyi beklemiyor değildim, umudumun adı yaşananların gerçek olmamasıydı. Eğer bugün kuaförde konuştuğumuz olay gerçek değilse Tuğrula karşı olan kırgınlığım o zaman geçerdi. Ağabeyim ve Tuğrulun konuşmalarını dinlerken kendi daldığım diyarladan çıkıp onların muhabbetine kulak kabarttım,
“E bu sefer oluyor mu?”Ağabeyimin sorduğu soruyu pek anlayamasam da Tuğrulun çapkın gülüşü bu sorunun da kadınlar ile ilgili olduğunu anlamamı sağlamıştı,
“Yok be oğlum. Şimdi konuşturma beni…” Yüzüm istemsizce buruşurken benden dolayı net konuşmadığını fark edip işime gelen bir şekilde ayaklandım.
“Annem içeri çağırmıştı, çok oyalanma dedi. Siz keyfinize bakın, sonra tekrar konuşuruz.” Tuğrulun, sahici bir gülüşle yüzüme baktığını görünce kendimi sıkabildiğim kadar sıkıp zorla da olsa dudaklarıma küçük bir gülümseme kondurabilmiştim.
“Tamam cimcime bugün iyice dinlen yarın saat sabah sekizde iş başı. Ona göre…” Normalde cimcime lafına kızacağımı bildiği için kullandığını bakışlarından bile anlıyordum fakat şu an ne ona takılmak ne de takılmalarına karşılık vermek istiyordum o yüzden onu da şaşırtacak bir tepki vererek başımı tamam anlamında sallamış ve eve girmeden mırıldanmıştım,
“Yarın görüşürüz, iyi akşamlar.” Bana şaşkınlıkla bakan gözleri görsem de görmemiş gibi devam ederek eve girmiş ve odama çıkarak kapımı kilitleyip bu saçma sapan bok çukurundan nasıl çıkacağım konusunda belli teoriler üretmeye çalışmıştım. Bu adamdan bir şekilde kurtulmalı, ona senelerdir duyduğum aşktan sıyrılmalıydım…
Ben kendi düşüncelerim arasında belki de iki saat kadar boğuşmuş bir şekilde uykuya dalacakken aşağıdan gelen bir bağırış sesi ile uykuya dalmaya meyillenen zihnimin açıldığını ve yatağımdan sıçradığımı hissetmiştim. Ne oluyordu? Hızla odadaki camımı açıp aşağıya göz attım. Gördüğüm kız tanıdık geliyordu ancak tam da çıkaramıyordum. Daha sonra aklıma gelen sözler ile kendi kendime mırıldanmadan edemedim,
“Bu o kız mı acaba?” Kız ile Tuğrulun hararetli bir şeyler konuştuğunu duyunca hızla pencereyi kapatıp odadan çıkmış ve bahçeye doğru koşarak inmiştim. Kapıyı açtığım anda Tuğrul ile kavga eden kızın elindeki bir kağıdı yüzüne fırlatıp gittiğini görmüş ve küçük kare kağıdın ne olduğunu az buçuk anlayarak olduğum yerde kalakalmıştım. Söylenenler gerçekti… Söylenenler gerçekti ve Tuğrul baba oluyordu. Yutkunmamı engelleyemeden giden kızın ardından bakarken Tuğrulun çardağa oturup dirseklerini masaya yasladığını ve başını elleri arasına aldığını gördüm. Bu görüntü gerçek anlamda kızla bir şeyler yaşadığını en büyük göstergesiydi… Çocuğu olmasa bile o başkasının olmuştu, bir de cabası gibi çocuğunun da olması artık benim ondan vazgeçmem için bu mevzuyu en büyük neden haline getirmişti. Ağabeyimin birden sesini yükselttiğini duyup olduğum yerden yavaşça hareket etmemi engelleyemedim,
“Ne bok yedin oğlum sen!? Kız hamileyim diyor lan hamileyim! Baba olmak kolay mı lan!? Bekar baba olmak bu kadar kolay mı!? Aptal herif! Bir bok yiyorsun bari adam gibi ye o boku!” Ağabeyimin bağırışları benim daha da yıpranmama neden olurken ikilinin yanına yaklaşıp ağabeyimin beni görmesini sağlamıştım, bana bakan sinirli gözlere hitaben sakince konuştum,
“Akşam akşam ne oluyor? Sesiniz yukarıya kadar geliyor…” Tuğrul sesimi duyması ile kafasını kaldırınca midemin bulandığını hissetmiştim. Bu bakışlar, bu yüz, bu ifade şu an için benim midemi anlayamadığım ve çözemediğim bir şekilde bulandırıyordu…
Ağabeyim, yüzüme bakıp sakince eliyle kapıyı gösterdi,
“Sen karışma İpek, yukarı çık…” Ağabeyimin söyledikleri ile yüzüme bakan adama iğrenir bir şekilde bakmaktan kendimi alıkoyamadım. Bakışımı fark eden Tuğrul’un yutkunduğunu hissetsem de yüzüne bakmayı kesip ağabeyimin dediğini yapmış ve indiğim merdivenleri tırmanmaya başlamıştım…
Odama çıktığımda hızla bahçeye bakan camımı aralayıp perdenin ardından yüksek sesle konuşan ağabeyimi dinliyor, içten içe Tuğrulun yediği bokun gerçekliğini tartıyordum. Ağabeyimin birden kısılan sesi ile dolan gözlerimi yukarı kaldırıp yaşlarımı geri göndermeye çalışırken aşağıdaki konuşmaya da daha yüksek sesle kulak kabartmıştı,
“Oğlum olmaz lan! Olamaz benim çocuğum falan, çok dikkat ettim, çok dikkatli davrandım!” Duyduklarım ağabeyimden değil Tuğruldan çıkan sözlerdi, aklında az önce bahçemize gelen kızla Tuğrulun görüntüleri canlananınca tuttuğum midem ve ağzıma hızla banyoya koşmuş ve içinde ne varsa çıkarmıştım. Klozetin önünde oturup kendime gelmeye çalışırken aklımda sürekli aynı cümleler yankılanıyordu,
“Çok dikkatli davrandım!”
“Çocuğum olamaz!”
“Dikkatli davrandım!”
“Dikkatli davrandım!”
“Dikkatli davrandım!”
Aklımda yankılanan sözleri susturmak adına başıma vurup kendi kendime kızdım,
“Sus! Sus! Aynı şeyleri tekrarlama! Sus!” Şu an rahat davranmamın tek sebebi kapının kilitli olması ve benim de banyoda olmamdı, yoksa bu acıyı bu şekilde bu evde rahat bir şekilde yaşayamazdım. Tuğrulun az önce pişkince söylediği sözler tekrar aklıma gelince tekrar midemin bulandığını hissetmiş ve midemde bir şey olmasa da kusmaktan bitap düşmüştüm. Kusmanın etkisi ile yorgun düşen vücudumu biraz zorla oturduğum yerden kaldırıp aynanın karşısına geçtiğimde anında moraran göz altlarım ve tek günde çöken yüzümü görmüş ve yüzümü yıkarken kendi kendime mırıldanmıştı,
“Unutacağım! Unutacağım ve hayatıma hiç olmamışsın gibi devam edeceğim!” Soğuk suyun etkisiyle biraz kendine gelen vücudumu yorgunlukla odaya taşıdığımda camı açıp hala konuşup konuşmadıklarını görmek için bahçeyi incelemiştim ancak görünürde kimseyi göremeyince Tuğrulun gittiğini anlayarak pencereyi tekrar kapatmış ve her unutmak istediğimde yaptığım gibi uyumayı tercih etmiştim. Yarın o işe gitmeli miydim yoksa Feride gibi bulunduğum yerden kaçmalı mıydım emin değildim. Belki bir süre Feride’nin yanına gidip orada çalışır biraz kendime gelince tekrar Ankaraya dönerdim…
O gece uyuduğumda aklımda bir sürü plan varken sabah olunca hayatın bana kıçıyla güldüğünü ve kurduğum tüm planların suya düşüp hayatın bana yeni bir rota çizdiğini görecektim.