Burnundan soluyarak indiği her bir basamağı adeta döve döve iniyordu. Bahçe kapısını sertçe geri vurup dışarıya çıktığında kulağındaki telefonundan beklediği sesi duydu. “Alo.” “Neredesin sen?!” Kükreyişiyle duraksayan genç kız tekrar konuşacaktı ki biraz önceye kıyasla daha da öfkeyle soludu. “Sen neredesin Hüma!” Ahizeden duyduğu gergin nefes sonrası kızın sesini işitti Mahir. “Kapatmam gerekiyor. Uçağa binmek üzr…” “Ne uçağı Hüma? Hangi cehenneme gittiğini zannediyorsun sen!” “Komutanım, Ahmet Binbaşıyla görüştüm ve..” “Siktirme bana iznini! Hemen..” “Höst be! Ne bağırıp sövüyorsunuz? Hem size ne! İstediğim yere giderim, hesap mı vereceğim!” Evet, açık açık meydan okuyordu Yüzbaşıya. Fakat unuttuğu mühim bir şey vardı. Mahir Yüzbaşı daha önce tanıdığı delilerin en rütbelisiydi.

