Kafenin kapısı açıldığında, soğuk havayla birlikte içeriye uzun boylu bir adam girdi. Gözlerim hemen ona kaydı, istemsizce bir an hareketsiz kaldım. İki metreye yakın uzunlukta, ensesine gelmeyecek kadar dalgalı saçları vardı. Koyu renk gözleri, sanki her şeyi bir bakışta çözüyor gibiydi.
Zarif ama güçlü bir duruşu vardı, ağır adımlarla kasaya yaklaşırken çevresine kısa ama bilinçli bakışlar attı.
Üzerinde siyah, vücuda tam oturan siyah ceket vardı. İçine koyu renk bir kazak giymişti, bileklerinden görünen ince ama kaslı elleri dikkat çekiciydi. Ellerini cebinden çıkardığında, bana doğrudan baktı. Bakışlarında garip bir sıcaklık vardı, ama mesafeli bir sıcaklık. İlginçti.
“Bir Espresso Macchiato alabilir miyim?” dedi. Sesi beklediğimden daha derindi. Hafif pürüzlü ama yumuşak bir tınısı vardı, sanki insanın içine işleyen bir melodi gibi.
Başımla onaylayarak espresso makinesine yöneldim. Portafiltreyi alıp öğütülmüş kahveyi koydum, sıkıştırdım ve makineye yerleştirdim. Tek bir düğmeye bastığımda koyu, yoğun bir espresso akmaya başladı. Sıcak süt köpürtme çubuğunu çalıştırdım, tam Macchiato kıvamına getirecektim ki adamın sesi tekrar duyuldu.
“Bir şey daha…”
Başımı kaldırıp ona baktım. Kaşlarını hafifçe çatmıştı, düşünceli bir ifadeyle devam etti.
“Lütfen içine tarçınlı vanilya şurubu ekler misin?” dedi.
Bir an duraksadım. Bu hiç alışılmış bir şey değildi. Espresso Macchiato zaten sade içilen, yoğun aromasıyla bilinen bir içecekti. İçine tarçın ve vanilya eklemek... Şu an düşündüğüm kadarıyla kimse böyle bir şey istememişti. Ama adamın yüzüne baktığımda, bu isteğin onun için önemli olduğunu anladım.
“Tabii.” dedim, belki de farkında olmadan sesimde bir merak kırıntısıyla.
Hareketlerimi hızlandırdım. Önce espressoyu hazırladım, ardından süt köpüğünü dikkatlice ekledim. Son olarak birkaç damla tarçınlı vanilya şurubu kattım. Karışımın kokusu anında yükseldi, tarçının baharatlı sıcaklığı ile vanilyanın tatlı aroması birleşerek havaya yayıldı. Hafifçe kaşıkla karıştırdım, ardından fincanı adamın önüne koydum.
Adam bardağı aldı, içindeki sıcak sıvıya kısa bir an baktı, sonra kokusunu içine çekti. Gözleri hafifçe kapandı, ardından küçük bir yudum aldı. Dudaklarında beliren memnuniyet dolu hafif gülümsemeyi kaçırmadım.
“Güzel iş.” dedi. “Bunu her yerde bulamıyorum.”
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım. “Kimse böyle bir şey istemediği için olabilir.” dedim, sesimde hafif bir alay vardı.
Adam gözlerini bana çevirdi. Gülümsemesi yüzünden gitti ama bu defa gözlerinin içine kadar ulaştı.
“Öyle olabilir.” dedi sadece.
Birkaç saniye boyunca gözlerimi ondan kaçırmadım. Bir şey vardı bu adamda. Ne olduğunu bilmiyordum ama içimden bir his, onun sıradan biri olmadığını söylüyordu.
“İsmin nedir?” diye sordu aniden.
Bir an düşündüm. Sonra kelime, ağzımdan doğal bir şekilde döküldü.
“Aysa.”
Başını hafifçe eğdi. “Güzel isim.” dedi ve fincanını alıp kafenin bir köşesine yöneldi.
Bense ona bakarken, içimde adını koyamadığım bir merak büyüyordu. O tarçınlı vanilya şurubu olan espresso macchiato artık bana bu adamı hatırlatacak gibiydi...
****
Şimdi de küçük ama hareketli bir bara geldim. İçeride hafif loş bir ışık, bardan yükselen cam şişe sesleri ve hafif bir müzik vardı. Tezgâhın arkasında, bana işi öğretecek olan kişi Doruk duruyordu. Uzun boylu, kolları dövmeli, yılların tecrübesini taşıyan bir adam. Gözleri beni şöyle bir süzdü, sonra hafifçe gülümsedi.
"İçki içmesini biliyor musun?" diye sordu.Başımı iki yana salladım. "Hayır, ama yapmasını öğrenmeye geldim."
Doruk başını sallayıp bir viski bardağı aldı. "Tamam, önce temel malzemeleri tanıyalım. Burası likörler, burası baz içkiler: votka, rom, viski, cin ve tekila. Şu karışımlar ise kokteyller için. Buz her şeyin temelidir, kötü buz her şeyi mahveder."Dikkatle dinledim. Bardaki şişelerin dizilişine, ölçü kaplarına, shaker’a odaklandım. Doruk bir martini bardağı çıkardı.
"Martini yapalım. Klasik bir içki, hem de en önemli sunum gerektirenlerden biri." dedi ve eline bir shaker aldı. "Önce buz ekliyorsun, sonra iki ölçü cin, bir ölçü dry vermut koyuyorsun. Karıştırmak mı istiyorsun, çalkalamak mı?"
Ne fark ettiğini bilmiyordum, gözlerimi kısıp düşündüm.
"Çalkalarsan içecek biraz daha sulanır ve daha soğuk olur. Karıştırırsan içkinin berraklığı korunur." dedi, ardından sıvıları shaker’a koyup ustalıkla salladı. Sonra süzerek bardağa döktü ve zeytin ekledi. "İşte klasik martini. Şimdi sen dene."
Elim biraz titreyerek shaker’a uzandım. Buzu ekledim, ölçüleri koydum, sonra dikkatlice salladım. Buzların birbirine çarpan sesi hoşuma gitti. İçimi garip bir heyecan kapladı. Doruk beni izliyordu.
"Güzel. Ama fazla sert çalkalama, yoksa köpürür. Şimdi bir de margarita yapalım. Kenarını tuzla kaplamayı unutma, çünkü sunum en az lezzet kadar önemli."
Daha fazla içki yapmayı öğrenirken içimden tek bir şey geçti: Ne gerekiyorsa yapacağım. Kahve yapmayı öğrendim, şimdi de kokteyl yapmayı öğrendim.
Saatler ilerledikçe benim uykum geliyor ama içerisi her geçen dakika daha da hareketlenmeye başlıyordu. Buradan gece 3 gibi çıkacaktım. Bir kaç saat önce tuttuğum motelin odasına gidip uyumak için can atıyordum. Kolumdaki saate baktım gece yarısını çoktan geçmişti. Şuan için iyi ilerliyordum yarın iyice pekiştirecektim artık...
" Aysa!"
Doruk'un sesiyle ona döndüm. Elindeki bardağı bana uzattı. " Sağdan ikinci." dediğinde başımla onayladım ve yüzüme yerleştirdiğim sahte gülümseme ile bardağı dediği kişiye uzattım. Uzun sakallı, orta yaşlardaki adam bardağı alırken ellerime değmeyi ihmal etmemişti ve yüzündeki iğrenç gülümseme ile, " Teşekkür ederim güzelim."
" Afiyet olsun." diyerek tekrar işimin başına döndüm .Artık bugün bitsindi...
Saat gece üçü geçmişti. Barın önüne çıktığımda soğuk hava yüzüme çarptı. Yorgundum ama zihnim hâlâ çalışıyordu. Önümden geçen ilk taksiyi çevirdim ve motele gitmek için bindim. Şoför dikiz aynasından bana şöyle bir göz attı, sonra sessizce yola koyuldu.
Telefonumu çıkardım. Parmaklarım otomatik olarak arama çubuğuna gitti ve “soğuk kahve tarifleri” yazdım. Ekrana düşen videoları izlemeye başladım. Buzlu latte, cold brew, frappé... Her biri dikkatlice anlatılıyordu.
"Cold brew yapmak için kahveyi en az on iki saat demlemek gerekiyor. Buzlu latte için espressoyu önce sıcak hazırlayıp sonra soğutmalısın." diye anlatıyordu videodaki ses.
Gözlerimi kırpıştırıp telefon ekranına odaklandım. Bir yandan içimden tekrar ettim: Espresso, süt, buz... Kahveyi soğutmanın püf noktası neydi? En iyi krema kıvamı nasıl elde edilirdi? Detayları zihnime kazıdım.
Taksi motele yaklaştığında başımı kaldırdım. Yorgunluktan göz kapaklarım ağırlaşmıştı ama beynim hâlâ çalışıyordu. İçimden bir kez daha söyledim: En iyisi olmalıyım. Ne gerekiyorsa yapacağım.