Gözlerim kapandı ve onu duydum ve o gözleri gördüm. Araf Atabay diye söylendim ama ben bile sesimi duymuyordum. Sen kimsin ? neden sonum olacaksın ? ve neden benim sonum olmak için doğdun...
Bazen geçmişe dönmek ve geçmişte güzel bir anınızın içinde yaşamak, o anda sonsuza kalmak isterdiniz.
Bu bazen dediğimiz geçmiş,belki de ilk kez benim için anıların yok olduğu ve ne geçmiş ya da ne gelecek için yaşama şansımın olmadığını hissettiriyordu.
Bir insanın elinden herşeyi alabilirdiniz. Geçmişini ,geleceğini , sevdiklerini ama umut evet umudunu almak için sonuna kadar savaşırdınız.
Çünkü umut son ana kadar sizinle olsa bile bir süre sonra kül olup gidiyordu.
Eğer çok şanslıysanız anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğuyordu. Benim ki kaçıncı kez kül olup doğacaktı ? Kaçıncı kez bu şansı kullanacaktım.
Git gide kararan iç dünyam ve dış dünyam ile birlikte ruhumun parçalandığını hissediyordum.
Bedenimden vazgeçeli çok uzun zaman olmuştu. Çöken göz altlarımı , verdiğim kiloları , aldığım yaraları, geçmek bilmeyen yaralarıma kör olmuştum.
Ruhumu toparlamak benim için daha önemliydi. Baş ağrım ile düşünmek berbattı, her zaman düşünmek berbat olmuştu.
Kayaoğlu ailesinde düşüncelerinizde bile özgür değildiniz. Hayalleriniz bile sizinle tutsak bir şekilde acı çekiyordu.
Rüyalar çoktan kabus olmuştu. Artık uyanmaya ve gözlerini açık tutmak zorunda olmaya bırakılıyordun. Haydi ! Uyan ! Uyan Sara ..!
Gözlerimi açmaya çalışıyordum. Kör mü olmuştum,şimdide vücudumda hissettiğim acılar kendini belli ediyordu.
Kesinlikle sandalyede değildim , ama rahat da sayılmazdım. Hissettiğim doğruysa bir yataktaydım.
Ama gözlerim bağlıydı kendime geldiğimde bunu idrak etmiştim. Saatler geçmişti, belki de günler , belki de haftalar. Kayaoğlu ailesinin beni aradıklarına emindim..
Biricik kızları için ortalığı yakacak değillerdi. Tek istedikleri varisi olduğum Kayaoğlunun mirasını almalarıydı.
Abilerim varken varis olmam. Büyük hanımı delirtmişti..
Belgeller avukatta olmalıydı ve yasal süreçte beni deli göstermek için ellerinden geleni yapacaklardı.
Adalete güvenmek istiyordum ama gittikçe bu güvenim sarsılıyordu.
Babamın mektubu beni kurtaracak sanmıştım.Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum,tek istediğim babama kavuşmaktı eğer yaşıyorsa elbet bir sebebi vardı.
Yoksa beni bu avcıların eline bırakacak değildi. Bir yanım ne kadar hak verse de bir yanım buna katlanamıyordu, her ne olursa olsun canım yanıyordu. Çok öfkeliydim..
Bağırmak istiyordum,günlerdir belki de haftalardır aç ve susuzdum.
Son gücümü de kullanmıştım,halen ayakta olduğuma inanamıyordum.
Kıpırdanmaya çalışsam bir o kadar canım yanıyordu,daha ne olabilirdi ? Artık bitsin istiyordum. Lütfen bitsin ! lütfen..!
Geniş bir yatak olduğunu hissediyordum, kaçırıldığım yerde ki gibi bir koku yoktu.
Aksine çok güzel bir koku vardı,bu da daha fazlasını istememe sebep oluyordu.O rutubet,kan ve küf kokusundan sonra bu koku cennet kokusu gibi hissettiriyordu.
Dışardan kuş cıvıltılarını duyuyordum sanki..
Mardin 'nin neresindeydik? Ne ! Belki de Mardin de bile değildik...
Umarım beni kaçıran kişi Mardin'den uzak bir yere kaçırmıştır. Ne olursa olsun bir plan uygulayacaktım..
Babamın dediği gibi ben güçlü biriydim,pes etmeyen ama pes ettirene kadar acı çeken birisini kolay kolay yıkamazdınız.
Yine de ben de bir insanım değil mi ? Ne kadar güçlü kalmaya devam edecektim, bunu bilmiyordum.
Geniş olan yatakta iyice debelendim,ellerim kollarım bağlıydı ama biraz da insafa gelmişler de ağzımı bağlamamışlardı.
Bu işime gelmişti,nefes alamıyordum haliyle bu işimi zorlaştırıyordu. Çoğu zaman nefes alamasam da ihtiyaç duyuyordum normal olarak ve ağzımdan nefes alıp veriyordum.
Yeni hayatımı kurabilseydim,ameliyat olup yeni bir başlangıç yapıp,tertemiz bir sayfa gibi yeniden doğmuş bir hayata başlayacaktım.
Bağırabileceğimden emin değildim ama yine de sesimi çıkarmaya çalıştım..
Dışardan sesler geliyordu birisi merdiveni çıkıyormuş gibiydi.
" Lütfen sesimi duyan yok mu ? Lütfen yardım edin .." bunun saçma bir fikir olduğuna kapıldım. Şayet beni kaçırdılarsa kim bana yardım edebilirdi ki ..?
Sokak kedisi değildim ki ben , yemeğimi verip başımı biraz okşayıp sonra salacakları o zavallı ,masum kedi değildim. Bu yüzden bu çok saçmaydı ve sustum. Yine susmayı tercih ettim..
Kapının açılma sesi ile donup kaldım,kendimi ne savunabilirdim. Ne de herhangi bir şey yapabilirdim. Kediyle benzer yönümüz buydu işte zavallı ve kendini savunamayan zavallı bir kızdım. Üstüne üstlük ellerim, kollarım ve gözlerim bağlıydı...
" Sevgili Sara,hiç uyanmayacaksın sanmıştım. Yazık olurdu değil mi ? Bu kadar beklemiş birine ihanet etmiş olurdun.."
Cevap verecek halim yoktu,karşımda ki psikopat herif de bunu anlamış olacaktı ki
"Su getirin" diye seslendi..
Öldürecekse de öldürsün kimsenin hikayesini dinlemek istemiyordum. Umrumda değildi..
Bu şartlar altında sadece kendimi düşünecektim.
"Efendim suyu getirdim"
"Masaya bırak ve çık"
Yavaş adımlarla yanıma yaklaşmıştı,ellerinin sıcaklığı tenime deyince ürperdim. Bu yüzden ipleri yavaşça çözmüştü..
"Sevgili Sara biliyor musun beni çok yoruyorsun."
içimden çokta umrumda demiştim tabi o bunu duymamıştı.
"Demek cevap yok sen bilirsin ."
Bacağıma kadar sarılı olan ipleride çözdükten sonra nihayet gözlerimde olan kumaşı da çözmüştü. Bundan zevk aldığı o kadar belliydi ki yavaşça çözmüştü..
"Hmm sevgili Sara,alınma ama ne kadar çirkinmişsin yakından daha fazla belli oluyor yine de giderin var." deyip güldü ..
Bir bilse içimden ona ne kadar sayıp, sövdüğümü..
"Suyunu içecek misin yoksa ben mi içiriyim?"
Kendime gelmeye çalıştım,gözlerimin ışığa alışmasına izin verdim. Odaya göz gezdirdiğimde duvarlar siyahtı ve bu ortamı daha kasvetli bir hâl almasını sağlıyordu.
Karşı tarafta banyo diye tahmin ettiğim kapısı kapalı olan oda. Bir oda daha vardı belki çalışma odası ya da giyinme odası olmalıydı diye düşündüm. Oda baya büyüktü ama Mardin havasını hissedemedim...
Taş duvarlar değil ,gayet şehir de ki gibilerdi. Her ne kadar Mardin dışına çıkmasam da bunu bilmek için farklı yerlere gitmek gerekmiyordu bir an sevinsem de kurtuluşumun olmadığına emin olduğum için hevesim kursağımda kalmıştı.
Pencerenin olduğu kısım hep istediğim gibiydi,boydan yere kadar camdı ve demir parmaklıklar yoktu ve bu dışarda ki gün batımının ,içeriye girmesine neden oluyordu.
Duvarın rengi her ne kadar siyah olsa da içeriye giren ışık ile muhteşem bir uyum içinde görünüyordu. İki cam vardı ve ikisi de boydan yere kadardı oda da en çok hoşuma giden şey bu olmuştu.
Dışarıya bir kez daha baktım etrafımız orman olmalıydı, dışarıda ki korumaları görebiliyordum onlar bile bu atmosfere ayak uyduruyordu. Silahları bile bu atmosferde kötü durmuyordu,her ne kadar silahlardan nefret etsem de bu gün batımı çok hoşuma gitmişti.
Odaya tekrar baktığımda kocaman yatak ve yanında tek komodin bulunuyordu yatak da oda da ki duvarın rengi ile aynıydı. İç içe geçmişlerdi ama çok güzel görünüyordu.
Yatak kocamandı ve çok rahattı oda da başka bir şey yoktu.
"Sence de çok fazla incelemedin mi ? Ha kaçmak istiyorsan bu pek mümkün değil , dışarıda ki korumaları ve yüksekliğide görmüş oldun."
"Şimdi sevgili Sara şu suyunu iç "
Emir vermeyi ne çok seviyordu,beni adamlarıyla karıştırmış olmalıydı.
Dediği gibi suyu büyük bir sevinçle içtim, su içmeyeli yemek yemeyeli ne kadar olmuştu. Kim bilir ?
Ayağa kalkmıştı , sanırım kendime gelmemi bekliyordu. Odada volta atarken resmen başım dönüyordu..
"Lütfen durur musun ? Kendime gelmemi bekliyorsun ama başımı döndürüyorsun"
"Hmm öyle mi ? " deyip daha hızlı volta atmaya başladı. Gözlerimi ondan ayırıp gün batımına doğru baktım o kadar güzeldi ki bir kez daha hayran kalmıştım.
İşte ! insanın yaşama umudu bu şekilde oluyordu ,ya doğanın sunduğu güzelliklere hayran kalarak ,ya da birinin varlığı ile ayakta kalabiliyordunuz..
Tek istediğim böyle bir evim,bu şekilde boydan yere kadar bir cam , ve gün batımını gören bir evim olmasıydı.
Bu imkansızdı ve canımı çok yakıyordu.
Neden böyle olmak zorundaydı. Neden ?
Buna sebep olan hiç kimseyi affetmeyecektim.Bu yüzden büyük bir zevkle baktım ve son kez görecekmiş gibi ...
Gözümden süzülen yaşla bulanık görsem de bu manzaraya bakmaya devam ettim.
Karşımda ki herif kafamı sertçe kendisine çevirdiğinde, ağladığımı gördüğünde tepkisiz bir şekilde bana bakıyordu. Çenemde ki eli sıkı tuttuğu yetmiyormuş gibi daha fazla sıkıyordu..
Canımı yakıyordu ve bu yetmiyormuş gibi öfkeli bakışlarına, bana yaptıklarına maruz kalıyordum.
Çenemi sertçe itip kafamın yana yatmasına sebep oldu. Gözlerim pencereye kaydığında çoktan havanın karardığını gördüm..
"Gün batımını çok mu seviyorsun Sara Kayaoğlu? Şunu unutma bir ömür boyu karanlığa mahkum olacaksın bu yüzden sana tavsiyem gün doğumunu özlemen olacak"
"Ne saçmalıyorsun sen ? Ben ne yaptım ki ! beni kaçırdınız,beni bunlara mahkum etmekle tehdit ediyorsun ,söylesene ben ne yaptım da benim canımı yakmaya çalışıyorsun?"
"İnan bana sana hepsini anlatacağım ama senin bunları duymak için yaşayacak zamanın olacak mı bilmiyorum?"
"Ama sana bunları anlatana kadar seni sağ tutacağım. Ondan sonrası bana kalmış sana öyle şeyler yaşatacağım ki ölmek için yalvaracaksın."
Kendine gel Sara ! sen zayıf değilsin göster şuna haddini hadi kızım ..!
"SEN KİMSİN YA ! KİM ? ŞEREFSİZ HERİF BENİ TANIDIĞINI DÜŞÜNMÜYORUM. BU YAŞIMA KADAR YAŞADIKLARIMI BİLEMEZSİN VE BENİM CANIMI DAHA FAZLA YAKAM-"
son sözümü söyleyecekken hızla beni yatağa atması ve üstüme çıkması bir oldu,bileklerimi öyle bir sıkıyordu ki canımı acıtıyordu. Bileklerimin hissizleştiğini hissediyordum..
Üstümde olduğu yetmiyormuş gibi iyice yüzüme doğru eğildi. Konuşsam dudaklarım onun dudaklarına değecekti..
"Bir bana sesini yükseltmeyeceksin, iki ben tanıdığın kimselere benzemem , ve son olarak benim karım olacaksın. Böylece herşeyi başlatmış olacağım.." dedi ve " Neyin içinde olduğunu bilmiyorsun ? "gözlerimin içine bakarken bir cevap arar gibiydi.
"Düşman topraklarında, kazanan ben olacağım sevgili Karıcığım."