HATASIZ NE KUL OLURMUŞ NE DE AŞK!
Sen aşk ile kutsanan güzel kadın.
Ne güzel şey varlığın, dilime duadır adın.Olduğun yer gönlümün mabedidir.Sanadır kalbimdeki her adım.Sen ömrüme yazılan güzel kadın.Ne güzel şey varlığın, dilime duadır adın.Olduğun yer cennetin bahçesidir.Sanadır attığım her adım...Sevilmek ne çok yakışır sana.Adının yanında ne güzel durur adım....Al cennetine kabul et sen beni...Seni çok seviyorum güzel kadın...
RAVİŞ - GÜZEL KADIN
GECEYİ ATEŞ VEREN BİR ADAM!
GECENİN ATEŞİNDE KAVRULAN BİR KADIN
Sakin!
Sakinim. Sakin!
Sakin olmak zorundayım. Sakin kalmazsam her şeyi altüst edebilirim. Sakinim. Hiçbir sorun yok. Şimdi oraya gideceğiz ve her şey güzel olacak...
Galiba yapamayacağım, diyerek Onur'a baktım. Ben bunu yapamayacaktım. Bir türlü sakin kalamıyordum. Aslında gözümü korkutan tek şey nikah gibi gelse de hiçte öyle olmamıştı. Aksine nikahımız sorunsuz bir o kadar da sorunsuz geçmişti. Hiçte öyle zor olmamıştı ama bu şey... Az önce gerçekleşecek olan şey ödümü patlatıyordu.
"Korkma güzelim, yanında ben varım."
Onur elimden tutup sıktığında başımı kaldırarak gözlerinin içine baktım. Bana ilk kez güzelim demiyor olsa da bu en içten güzelim deyişiydi. Öyle ki nikahımızdan sonra alnıma bıraktığı o sıcak öpücükten sonra bir kez daha içim ısınmıştı.
"Senin için zor olduğunun farkındayım. Ailenle yüzleşecek olman seni ürkütüyor. Aynı zamanda da korkuyorsun. Şunu bilmeni isterim senin korkunun sebebi onların seni karşına alma ihtimalleri ki sen yalnızca onları kaybetmekten korkuyorsun. Önce korkunun sebebini bil istedim. İnsan ancak korkularının kaynağını bildiği sürece onlarla baş edebilir."
"Yine de..."
"Defne, sana asla yalan söylemem. Ailen içeride sana çok büyük tepki gösterecek. Belki evlendiğin için en çokta benimle evlendiğin için aşırıya kaçacaklardır. Öyle ki, ben seninle evlenirken ağabeyinden bir posta dayak yemeyi göze alarak evet, dedim. Sende kendin için bir şeyler yapabilirsin değil mi?"
Kendimden ödün vermemi istemiyordu. Her şeye rağmen güçlü olmamı istiyordu. Tek bilmediği şey ben sandığı kadar güçlü değildim. Korkuyordum. Ailemin tepkilerinden ölümüne korkuyordum. Beni karşılarına alacaklarını bende biliyordum. Hatta babamla ağabeyimin Onur'a çok büyük tepki göstereceklerini de çok iyi biliyordum. İşte tam bunlar beni benden alıyordu.
"Burada durup sonsuza kadar senin hazır olmanı bekleyemeyiz Defne, biraz daha iyiysen artık gidelim mi? Sizinkiler bizi bekliyor." Bilemiyordum. Yıllardır yolunu arşınladığım kendi evime girmekten korkuyordum. Onur ne çok şeyden korktuğumu düşünebilirdi ama insanın sevdiklerini kaybetme ihtimali can yakıyordu. "Defne, bu işi ne kadar çok geciktirirsek olay o kadar büyür."
Biliyordum. Biliyordum.
"Tamam, gidelim."
Hiç hazır hissetmesem de gidelim. Ne kadar çabuk olursa o kadar acısız olurdu. Onur, rahatlamış şekilde inelim, dediğinde derin bir nefes alıp bir güç arabadan indim. Eve bir cesaret baktığımda Onur'un sıcak ellerini ellerimde hissetmiştim. "Yanındayım."Biliyordum. O olmasaydı bunu asla başaramazdım.
"Hazır mıyız?"
İçeride fırtınalar kopacaktı. Ona hazırım dediğimde evime baktım. Belki de içeriye son bir kez girecektim. Belki de bundan sonra yalnızca önünden geçebileceğim evime bir ez daha baktım.Onur eve doğru bir adım attığında ben geride kalmıştım. Onur durup omzunun üstünden bana baktığında güç vermek ister gibi başıyla işaret yaptı. Bende elini daha çok sıkarak bir adım atmıştım.
İşte şimdi ateşe doğru gidiyorduk. Gittiğimiz evden yaka paça kovulacağımızı bile bile ateşe doğru gidiyorduk. Endişeyle bir an için Onur'un elini bırakmak istesem de Onur elimi daha çok sıktı. "Sen yalnızca bir adım arkamda dur, ben her şeyi halledeceğim." Ona başımı salladığımda dudağımı dişleyerek yürümüştüm. Kapıya geldiğimizde Onur zile bastı. Son bir defa bana baktığında göz kırpması beni bir anlığına dünyanın en mutlu kadını kılmıştı.
O saliselik mutluluk kapı açıldığında buhar olup uçmuştum. Hizmetli kapıyı açtığında bize kal gelmiş gibi baktığında Onur'un beni çekiştirmesiyle içeriye girdik. Ben nasıl yürüdüğümü bilmeden yalnızca onun komutlarıyla hareket ediyordum. Başım önümde salona girdiğimizde istemeyerek de olsa başımı kaldırdım.
Başımı kaldırıp ev haline baktığımda herkesin bize hayretle baktığını gördüm. Sanki herkes nefesini tutmuş bu bir şaka denilmesini bekliyor gibiydi. Bakışlarının altında ezilirken Onur'dan elimi kurtarmak için çektiğimde bana izin vermeyerek elimi daha çok sıkarak yüzüme bakmış sonra bizimkilere dönmüştü.
Ben yüzlerine bakamaya cesaret edemezken babam dahil herkes ayağa kalkmıştı. "Biraz geç kaldık kusura bakmayın." Onur konuştuğunda yutkunarak elimi koluna götürdüm. Sanki her an kıyametler kopacak gibiydi. Çünkü bu sessizlik kıyamet öncesi sessizlikten ibaretti.
"Nasıl bir şakaysa buna hemen bir son verin. Hemen!"
Annem önce atıldığında yengem de öne çıkmıştı ama babam ve abim halen arka planda bize bakıyordu. Hala üstlerindeki şoku atamamış gibiydiler. Özellikle abimin bakışı hazmetmekte zorlandığının işaretiydi.
"Bizim size açıklamamız gereken çok önemli bir konu var. Biz Defne ile bu sabah evlendik."
Babam olduğu yere çökerken annem olduğu yerde bayılacak gibi olunca Afra yengem koluna girmişti. Bense yutkunarak biraz daha Onur'un koluna girmiştim. Onur boşta kalan eliyle iç cebinden nikah cüzdanını çıkarırken ayakta durmakta güçlük çekiyordum. Abim robot gibi yanımıza geldiğinde bir çırpıda nikah cüzdanını eline alarak incelemeye koyuldu. Abim karamış gözlerini yavaşça kaldırıp bana baktığında gözlerinin içinin kan bürüdüğünü gördüm. Bu öyle bir bakıştı ki nefesimi kesiyordu.
"Yalan. Bunun yalan olduğunu söyleyin. Bize oyun oynadığından bahsedin. Benim kardeşim bunu yapmaz. Benim kardeşim beni sırtımdan vurmaz."
Abim bakışlarını benden çekip Onur'a dikerken sözleri her ikimizeydi. Abim Onur'u kardeşi gibi görür canından çok severdi. Umarım hepte severdi. Umarım benim yüzümden dostlukları son bulmazdı.
"Bu şekilde olmasını istesemesem de bir kere oldu Fatih, biz evlendik. Buraya da size..."
Abim kor bir öfkeyle nikah cüzdanını gözlerimizin önünde parçalara ayırdı. Tamamen parçalara ayırdığında gözlerim dolmuştu. Abim son parçaları Onur'un ayaklarının ucuna fırlattığında uzanıp kolumdan tutarak beni kendine doğru çekti.
"Bende sana verecek kardeş yok. Benim kardeşim senin karın olma ihtimali yok. Benim kardeşim senin..."
Abim kolumu acıtırken Onur da elimi bırakmayarak abimin sözlerini tamamlayarak "Benim karım Fatih, artık karım!" Diyerek beni kendine çekmesiyle abimden sağlam bir yumruk yemesi bir oldu. O sırada annem de araya girerek o bilindik ses tonuyla ağzına geleni söylemeye başladı.
"Benim katilinin oğluna verecek kızım yok. Kızımı sana yar eder miyim sanıyorsun?" Annem beni bir yandan çekiştirirken Onur kesinlikle bırakmıyordu. Yengem de Ağabeyimi tutarken gözüm yaşlı ne yapacağımı bilemedim.
"Çek ellerini kardeşimin üstünden Onur, çek. Sabrımın son demlerindeyken çek. Yoksa hiç istemediğim şeyler olacak."
"Fatih, lütfen makul ol. Biri kardeşin biri de..."
Abim kes sesini, diyerek yengemi iteklediğinde yengem dengeni kaybederek belini konsola çarptı. Yengem elini çarptığı yere götürürken sesim soluğum çekmiyordu. "Bu iş çok uzadı Fatih, hemen katilini oğlunu evimden atıyorsun, ben Defne'yle çok yakından ilgileneceğim." Anneme lütfen bile diyemeden Onur elini belime dolayarak beni tamamen kendine çekti.
"Yeter. Yeter artık! Defne'yi bu şekilde hırpalamanıza izin vermeyeceğim. DEFNE ARTIK BENİM KARIM! Bunu ne kadar çok kabullenseniz çok ama çok iyi olur."
"Öyle mi? Öyle mi Onur? Demek kardeşime göz koydun ha!"
Abim çılgına dönerek Onur'un üstüne saldırdığına araya girmek adına ikisinin arasına geçtiğimde abimin Onur'a hedef aldığı yumruk Onur'un yüzüne değil benim kafama denk gelmişti. Abimin vurmasıyla benim zonklarken beynim uğuldamaya başladı. Bir anda tüm sesler çınlamaya başladığında etrafımda uğultular başladı. Babam sonunda oturduğu yerden kalktığında bana merakla bakarken ağabeyim çok kötü olmuştu. Abim elim bana uzatırken Onur öfkeyle onu iteklerken bana bir şeyler söylüyordu.
Kafamın içindeki zonklama devam ederken sesler yavaşça yerine oturmaya başladı. Elimle kafama baskı uygularken Onur, güzelim, diyordu. Ardından annemin ve yengemin sesini duyarken elim başımda konuşmaya başladım.
"Evlendik. Benim gönül rızamla evlendik. Onur'u seviyorum. Hep sevdim her zaman da seveceğim. Eğer kocamı istemiyorsanız beni de silin."
"Defne, kendine gel. Sen ne söylediğinin fakında mısın? Bu adam otuz yaşında beni duyuyor musun bu adam otuz yaşında. Otuz!"
"Seviyorum. Seviyorum Anne! Seviyorum."
"Bırakın." Babam konuştuğunda hepimiz babama baktık. Babam ilk kez ağzını açıp bir şey söylemişti. "Bırakın gitsin." Annem söylenmeye başlarken Onur bir kez daha bana bakmıştı. "Yalnız şunu da bilmeni isterim Defne, eğer bu evden bir kez çıkacak olursan bir daha geri adım atamazsın. Bu kapıdan çıktığın anda benim için ölürsün."
Babamın sözüyle işte asıl şimdi beynimden vurulmuştum. Hep ihtimaller üzerinde düşünsem de babamın ağzından duymak başka bir şeydi. Bunu duymak başka bir şeydi. Ayakta duracak gücüm kalmayınca elimle Onur'dan tutundum. Babam ya hep ya hiç diyordu.
Annem ikna etmek adına babamın yanına giderken abim hala ellerini yumruk yapmış bize bakıyordu. Yengem ise başını olumsuz anlamda sallayarak yapma der gibiydi. "Gidelim Defne." Onur'a gitmeyelim der gibi gözlerim yaşlı baktığımda başka şansımız yok der gibiydi.
"Ben son sözümü söyledim kadın, son karar onun. Bu ne evlilik ne çocuk oyuncağı ne de şaka. Son karar kızının benim değil. Şimdi karar versin. Şimdi."
"Bebeğim bir daha düşün. Az önce aşırı tepki vermiş olabilirim ama beni de abla. Ben senin annenim. Sen benim bebeğimsin. Henüz evlenemezsin. Okulunu geleceğini düşün sen gençliğini yaşamak yerine senden on yaş büyük bir ama karılık yapamazsın. Beni duyuyor musun yapamazsın."
"Onur, henüz otuz yaşında değil anne. Ve şunu da unutma babamla senin aranda da bir o kadar yaş farkı var. Sen yaptıysan bende yaparım. Ben Onur'u seviyorum ve biliyorum ki bir gün bana hak vereceksiniz."
"Bırak anne. Babam haklı. Bırak gitsinler. Bırak."
"Hayır. Hayır Ben buna izin vermiyorum. Ben kızımı sokakta bulamadım. Bu evlilik olmayacak. Asla! Beni duyuyor musun Defne, asla! Senin katilin oğluyla evli kalmana izin vermem... Sana gelecek olursak Onur efendi, oğlum seni kardeş bildi. Bütün ikazlarımıza rağmen seni evimizin içine soktu. Onun sevgisine karşılık ona böyle mi ihanet edecektin? Bizi geçtim bunu oğluma nasıl yaparsın? Nasıl? Şimdi hemen evimden git, artık seni görmek istemiyorum. Bir daha ne oğluma yaklaşacaksın ne de kızıma... Defne, sende hemen odana çıkıyorsun. Yarın ilk iş avukata gideceğiz ve bu saçma evliliği başlamadan bitireceğiz."
"Hayır, anne beni hiçbir ...." Sözümü tamamlamaya kalmadan annem yüzüme sağlam bir tokat geçirmişti. Acıyla başımı sağ tarafa çevirdiğimde elimi acıyan yüzüme götürdüm. Az önce yediğim yumruk yetmemiş gibi şimdi de tokat yemiştim. Hayatımda ilk kez tokat yemiştim. Annem bana ilk defa el kaldırmıştı. Ağabeyimden sonra annem...
"Bu adamla gidersen sana hakkımı helal etmem Defne, etmem.
"Simge Hanım, lütfen pişman olacağınız şeyler ne söyleyin ne de yapın." Annem işaret parmağını Onur'a doğrultarak kes sesini diye bağırdı. "Kes artık, kes! Sana çok bile tahammül ettim, hemen evime terk et, hemen!"
Annem bizi ret etmekle kalmayarak savaş ilan etmişti.
Ve bu savaşın kazanını hiç olmayacaktı.
Onur gidelim, dediğimde yediğim tokadın acısını unutarak bir umur babama baktım ama babam çoktan bana sırtını dönmüştü. Ağabeyim de bize son kez kötü bir bakış atarak salondan hızla ayrıldı. Arından bakmaya devam ederken Onur gidelim, demişti. Gidelim. Gitmenin hiçte kolay olmayacağını bilerek gidelim demişti.
Oradan ayrılırken son bir umut bizimkilere baksam da annem öfke doluydu. Benim pişman olacağımdan o kadar çok emindi ki sanki kapıdan çıkıp gidemeyeceğimi düşünüyordu. Yengem ise sessizce olup bitenleri izliyordu. Sessizce geldiğimiz yöne yollardan geri dönerken ayaklarımın altından yer kayıyordu. Onur tutmasa her an düşecek gibiydim. Bu şekilde evden çıktığımızda bir kez olsun arkama dönüp bakamadım bile... Baksam. bir kez dönüp baksam gidemeyecek gibiydim. Her an dönüp Onur'un günahı yok tüm suç bende diyerek avazım çıktığı kadar bağıracak gibiydim.İçimdeki sessiz çığlıklar büyürken gözlerimin önünden gölgelere geçiyordu.
Onur beni arabaya kadar getirdiğinde ancak koltuğa oturduğumda gözlerim dolu hala kapısı açık olan evime baktım. Açık kapı beni çığlık çığlığa çağırırken başımı geriye doğru yaslayarak gözlerimi kapattım. Yaşlar yüzümü yakarak akarken Onur'un yanıma oturduğunu hissettim. Onur arabayı çalıştırdığına ellerimi dizimin üstünde birleştirerek bayılmamak ister gibi sıktım.
"Bir süre ortalıkta görünmesek iyi olacak..."
Onur kendi kendine konuşur gibi bir şeyler söylerken cevap vermedim. İstesem bile cevap verebileceğimi hiç düşünmüyordum.
"Merak ediyorsundur. Bu yüzden benden de duy istedim. Annen katilin oğlu derken doğruyu söylüyordu. Haklıydı. Babam annemi öldürdü. Katilin oğlu derken doğru söylüyordu. Ben katil bir babanın oğluyum. Katil!"