Geçmişin İzi

2060 Kelimeler
KÜÇÜĞÜM - DEFNE - "Defne, şuraya bak." Nereye, diye sorduğumda bana işaret ettiği noktaya kilitlendim. Gördüğüm adamı saniyeler içinde tanımıştım. Onu nasıl tanımazdım, abimin can dostuydu. Ona kısa bir an bakıp ne yaptığını çözümlemeye çalışsam da anlayamamıştım. Onu çoğu zamana sinirli görürdüm. Ender anlarda sakin olur hatta arada gülümserdi. Onun bir kez olsun kahkaha attığını işitmemiştim. Ona baktığımı bunca mesafeye rağmen anlamış olmalıydı ki gözlerimiz kesişti. Neden burada durup aptal kız çocuğu gözümü ayırmadan ona bakıyordum ki? "Kahretsin, beni gördü. Kaç Elif, sen canını seviyorsan kaç..." Neden diye sorduğunda elimle gitmesini söylemiştim. Benim dershaneden kaçtığımı öğrenirse kesin bizimkilere söyler, bende biterdim. Elif, peki görüşürüz, dedikten sonra beni ara, diye ekleme de yapmıştı. O giderken Onur telefonu kapatmış hızla yanıma doğru yürümeye başlamıştı. Yanıma yaklaştığında bana değil de giden arkadaşıma bakıyordu. Ben alt dudağımı dişlerken her zamana ki gibi bana üstten bir bakış attı. "Senin ne işin var burada, şu anda derste olman gerekmez miydi?" Ne diyecektim, artık herkes benim derslerden kaçtığımı biliyordu. "Sana diyorum Defne, yine arkadaşınla alıverişe mi geldin?" Neden herkes adımı kötüye çıkarmıştı bir türlü anlamıyordum. Bunlar hiç mi genç olmadı. "Beni burada gördüğün aramızda sır olarak kalabilir mi? Söz veriyorum bir daha derste kaçmam. Lütfen." Annem yine kaçtığımı öğrenirse kesinlikle beni cezalandırırdı. Bana üstten bakmayı sürdürürken bir adım gerileyip daha aşağıya baktı. Sırt çantamı ellerimin arasında sıkarken bende gömlekten görünmeyen şortuma baktım. "Yine giyinmeyi unutmuşsun, hatırladığım kadarıyla Fatih seni bu konuda kesin dille uyarmıştı." Ona sen benim ağabeyim değilsin demek istesem de bunu söyleyemezdim. Onun damarına basacak olursam kesinlikle küplere binip abimi arardı. Bu yüzden dudağımı dişlemeyi kesip huyuna gitmeye karar verdim. "Hava çok sıcak çoğu arkadaşım böyle giyiniyor. Etrafına biraz bakarsan ne demek istediğimi sende anlayacaksın." Aklıma gelen tek mantıklı şey buydu. Bana karakaşlarını çatıp bakamaya devam ettiğinde iç çekmiştim. "Saçlarını boyatmışsın." Elimi hafif kızıl saçlarıma götürdüğümde sevinmiştim. "Hiç kimse fark etmemişti, sen hemen fark ettin." Annemler bile anlamamıştı. "Kör değilim Defne, bu yaşta ne yapmaman gerekiyorsa hepsini yapıyorsun. Takıştırdığın o takma tırnaklar seni otuz yaşında bücür bir kadına dönüştürüyor, şimdi beni takip et sana çeki düzen vereceğiz..." Arkasını döndüğümde elimi kaldırıp tırnaklarıma baktım. O kadar da kötü görünmüyordu. Onun hızla gittiğini görünce hemen koşarak ona yetiştim. "Söylediklerini yaparsam, bugün hakkında hiç kimseye bir şey söylemezsin değil mi?" "Benimle pazarlık yapma küçük hanım, bundan hiç hoşlanmıyorum." Hızla yürümeye devam ederken ayaklarına baktım. Onun bir adımı benim ufak üç dört adımım demekti. Beni küçük bir butiğe soktuğunda etrafıma bakındım.  Sanki buraya her zaman geliyormuş edasında içeriye girmişti."Acele et, kaybedecek zamanım yok." Tabi ki senin hiçbir zaman, zamanın yok diye düşünürken ellerimi saçlarıma götürdüğümde bir yandan da ne yapacağımı düşünüyordum. "Defne, hadi ama boş boş bakınmak yerine yaşına uygun bir elbise seçip giy, seni eve bıraktıktan sonra şirkete geçmem gerekiyordu." İyi ama onun burada ne işi vardı, ben hala bunun cevabını öğrenememiştim. "Kızmazsan bir şey sormak istiyorum, sen bu tarz yerlere gelmezdin? Bir sorun mu oldu?" Bana kötü bir bakış attığında cümlemi toparlayamamıştım. Ona sanki burada ne işin var gibi sormuştum asıl niyetim bu olsa da onu bir açıdan öfkelendirmekte istemiyordum. "Sana açıklama yapma gibi bir niyetim olmasa da yardımına ihtiyacım olabilir. Ama önce sen elbisesini seç daha sonra bana hediye almamda yardımcı olursun." Hediye mi? Birine hediye mi alacaktı. O halde çok özel biri olmalıydı. Bir kadın? Tabi ya yoksa neden buraya kadar gelsin... "Defne," diye çıktığında tamam, diyerek elbiselere yöneldim. Görevli kadın yanımda belirdiğinde bana birkaç elbise göstermiş bende elbiseleri üstüme tutarak içlerinden birini beğenmesini istemiştim. Sonunda bir tanesini beğendiğinde kabine girdim. Bu elbise fazla mı küçüktü. "Onur, bir bakar mısın?" Arkama uzanamıyordum. Dışarıdan ne oldu, diye sorduğunda kapıyı açıp içeriye girmesini istedim. Meraklanarak içeriye girdiğinde "Kötü bir şey mi oldu?" diye soruvermiş bende kapıyı kapatıp küçücük yerde ona sırtımı döndüm. "Herkesin neden bana küçük dediği ortada bir türlü fermuarı kapatamıyorum." Aynadan ona baktığımda iç çekmişti. "Bunun için başka birilerinden yardım isteyebilirdin..." Bana söylediğinde ona dönmüştüm. "Bana söylenene kadar çekmiş olurdun zaten." Tekrar arkamı döndüğümde sıcak elini sırtımda hissettim. İçimden ılık bir şeyin akıp gittiğini hissettiğimde başım öndeydi. Acele et diyerek çıktığında bende peşi sıra bende dışarıya çıktım. Kadının birinin bize baktığını fark edince istemsizce kızarmıştım. Aynada diz altı elbiseme baktıktan sonra elim karnıma gitti. Ben mi kilo almıştım yoksa elbise gerçekten küçük müydü? "Bunu alıyor muyuz Defne, alışveriş için daha fazla vakit harcayamam." Aynada son bir kez daha kendime baktıktan sonra alalım demiştim. Kabine girip çantamı ve eşyalarımı aldıktan sonra Onur’a yaklaşarak yine sırtımı döndüm. "Etiketi koparır mısın, tekrar çıkar giy yapmak istemiyorum." Bu defa elini boynumda hissettiğimde biraz huylanmış olabilirdim. Onur homurdanarak "Baş belası!" dediğinde ona döndüm. "Bana çeki düzen vermek isteyen sendin," Biraz daha söylenirse çirkef tarafımı göstermem gerekecekti. Butikten çıktıktan sonra elbise için teşekkür ettim. Elbiseyi nedense sonradan çok sevmiştim. "Şimdi sıra bende, benim hediye olayını halledelim." Kime hediye alacaktı acaba? Yanımda yürüyen adama şöyle bir baktığımda her zaman ki gibi göz kamaştırıcı olduğunu fark ettim. Onur her zaman böyle görünürdü. Elif'i de sırf bu yüzden postalamıştım. Takım elbisenin içinde manken edasında yürürken bana şöyle bir bakıp evet, demiştim. Bende ondan gözlerimi kaçırıp kuyumcuya baktım. "Bir kadına alınabilecek en güzel hediye takı olmalı..." Kadın mı? Diye sorduğunda durup ona baktım. "Bana özel bir hediyeden bahsetmiştin." Ellerini cebine sokup tamamen bana döndüğünde birkaç adım ondan kaçmak istesem de bunu yapmadım. "Hediyeyi abinlere alacağım, bir nevi ev hediyesi olabilir..." Tabi ya abimlere olacaktı. Kıkırdayarak koluna girdim. "Bana bunlarla gel, seni öyle bir yere götüreceğim ki beş dakikadan fazla zamanımızı almayacak." Hadi bakalım dediğinde etrafıma bakındım. Sonunda geldiğimizde "Abine tencere takımı falan mı aldıracaksın?" Gel benimle diyerek onu içeriye soktum. Kahve makinelerinin önünde durduğumda hala koluna sarılmış vaziyetteydim ki ona filtre kahve makinesini gösterdim. "İki gün önce abimlerin makinesini bozdum. Abim sorun etmese de ben alacağımı söylemiştim. Hatta annemlerden para da koparmıştım ama maden sen hediye arıyorsun, bunu almalısın. Bizimkilerden kopardığım para da bana kalacaktır." "Ticari kafan abine mi yoksa sevgili babana mı çekmiş?" Galiba ikisine de dediğimde kıkırdamıştım. "Yine de abimlere benimde bir hediye almam şart oldu." Aniden evlenmişlerdi ve ben tam olarak onlara gerçek bir hediye vermemiştim. "Sorun değil, kendine de bir hediye seç, gelmişken alalım." Cidden mi dediğinde evet demişti ki sevinçle ayakucumda yükselip yanağından öptüm. "Sen cidden harika bir adamsın, şimdi en güzel hediyeyi alacağım." Ondan ayrıldığımda etrafıma baktım. Kendime de bir hediye seçtiğimde sarılıp sarmalayıp yanına gidecektim ki yüzüm düştü. Onur’un yanında ki görevli kadın neredeyse içine girecekti. Hızla yanlarına giderek aralarına girip kadına sırtımı döndüm. "Nasıl?" diye sorduğumda kaşlarını çatmıştı. "Elindekini gözüme sokma çabaların bittiyse alıp çıkalım, çok zaman kaybettim." Bende öyle düşünüyordum. Alıveriş merkezinden çıktığımızda seni evine bırakacağım demişti. Bende karşı gelmeyerek kabul ettim, zaten eve bir hayli geç kalmıştım. Yol boyunca sesini çıkarmazken bende müzik kanallarını değiştirip duruyordum. Elimin üstünde sıcaklık hissettiğimde ona baktım. "Sence de yetmedi mi, bırak bu kalsın." Yeşil ışık yandığında elini çekip gaza bastı. Bende az önce tuttuğu elimi avucumun içine alıp sıkmıştım. Bana ne oluyordu böyle, bugün kendimi bir hayli aşmıştım. Eve yaklaştığımızda sessizliği bozan o olmuştu. "İnerken hediyeni almayı unutma." "Hayır, yani almasam daha iyi olur. Annem elimdekini gördüğünde dersi ektiğimi anlayacaktır. Hediyem sende kalsın abime geçmeden önce alırım." Evleri yan yana olduğundan kolayca ondan alıp abimlere geçebilirdim. Eve geldiğimizde arabayı durdurmuş bende gülümseyerek ona bakmıştım. O hala önüne bakarken teşekkür için uzanıp yanağından öpecektim ki onun da bana dönmesiyle dudak dudağa geldik. Hemen dudağımın altında sıcak dudağını hissederken dehşete kapılıp dudaklarımı aralamıştım ki alt dudağı dudaklarımın arasında kalmıştı. Tepeden tırnağa titrerken saniyeler içinde geri çekilip elimi ağzıma götürdüm. Bana bakan gözleri karardığında bedenimi panik dalgası sarmış saniyesinde emniyet kemerimi çözüp arabadan inmiştim. Hızla eve giderken arkama dönüp bir kez olsun bakamadım. Koşarak odama çıktığımda bir kez daha ellerim dudaklarıma gitmişti. Öpmüştüm, onu fütursuzca öpmüştüm. İki gün bu olayın şokundan çıkamadım. Babamlar özel bir düğün için Muğla'ya giderken beni de abimlerin evine bırakmıştı. Asansörle çıkarken elimi kalbime götürdüm. Hafta sonu orada kalacaktım. Umarım onu hiç görmezdim... Asansör açılmış tam çıkmıştım ki burnuma tanıdık bir koku geldi. Başımı aşağıya doğru çevirdiğimde Onur yukarıya çıkıyordu. Kaçmak için hamle yapsam da geç kalmıştım. "Küçük, dur bir saniye..." İşte şimdi bitmiştim. Ama küçük demişti değil mi bana kızgınken kimse küçük falan demezdi. Durup ona baktığımda yürüyüşten geldiğini fark ettim. Arada onun yürüyüşe çıktığını biliyordum. Onur soluğu yanımda aldığında kulaklığını çıkartıp cebine sokuşturdu. "Bende bir şeyin kaldı..." Ne? Kalbin falan demeyecek değil mi? Ona karşılık vermezken dudağı sağa doğru kıvrıldı. "Diyorum ki abine aldığın hediye bende kaldı, gel de vereyim." Yanımdan geçtiğinde yanağımın iç kısmını dişledim. Kapıyı açtığında yemem seni gel, dediğinde iyice utanmıştım. Açık kapıdan içeriye girip kapattığımda etrafıma bakındım. Abimin eviyle aynı olsa da ortamı bambaşkaydı. Kokusu bile başkaydı. Cidden buraya ilk kez geldiğime inanmıyordum. Mert'in evine bile defalarca girip çıkmıştım. Hoş onunki tam bekar evi hatta çöplük evi bile olabilirdi. Bu eve baktığımda mutlaka birilerinin temizlik yaptığı anlaşılıyordu. Onur abi tekrar göründüğünde elindeki paketle yanıma geldi. Bana uzattığında elinden hemen alarak bağrıma bastım. "Bir sorun mu var, hasta gibi görünüyorsun?" Başımı olumsuz anlamda salladığımda bir kahkaha atmıştı ki ilk defa kahkaha atarak güldüğünü fark edip irkilmiştim. "Yapma Defne, neredeyse yirmi yaşındasın, senin için öpücük sayılmayan şeyin bir değeri olamaz değil mi?" "O küçümsediğin şey benim ilk öpücüğümdü." Cevap verirken yüzüne bakmazken sinirle arkamı dönüp çıkmıştım. Alaycı yüzüne bakıp bayılabilirdim. Ayaklarımın beni taşıdığı kadar yan tarafa geçip zile bastım. Yengem çok geçmeden kapıyı açtığında susadım, diyerek hızla mutfağa geçtim. Elimdekini masaya bırakıp bir bardak su doldurduğumda yengem peşim sıra geldi. "Defne bir şey mi oldu?" Hayır dediğimde pakete bakıp bu ne demişti. "Düğün hediyesi olarak size waffle makinesi aldım." Şaşırarak waffle makinesi mi diyerek paketi açtığında içinden kahve makinesi çıkmıştı ki gözüm tezgahın üstündeki waffle makinesine gitmişti. Su boğazımda kalırken öksürük krizi tutmuştu. "Ne oluyor burada?" Abim de geldiğinde yengem arkama vurup boğazında su kaldı demişti. "Al su iç geçer..." Abim su uzatırken gözlerim yaşlar geliyordu. Verdiği sudan bir yudum alıp sandalyeye oturdum. "Bir kaşık suda boğulmak tam da bu olsa gerek..." Abim söylenirken gözlerimi devirdim. O da hemen hediyeyi fark etti. "Demek bize hediye aldın, sana gerek yok demiştim." Yengeme baktığımda gülüyordu. "Fatih, kardeşin düşünüp hediye almış, acaba diyorum ki teşekkür mü etsen..." Şükür ki bir şey dememişti. "Önce elinden kahve içelim sonra teşekkür ederiz, az şekerli olsun Defne, içeride bekliyor olacağım." Abim gittiğinde yengem ben yaparım demişti ki ne diyeceğimi bilemedim. Bana bu konuda soru sormayınca bende ağzımı açmamıştım. Ertesi gün dershane dönüşü yengemi pasta yaparken bulmuştum ki sevinçle boynuna sarıldım. "Yengelerin gülü benim için pasta mı yaparmış..." Kendini bende kurtarınca pastaya el atacaktım ki hayır diyerek araya girdi. "Bu pasta senin için değil Defne, bunu yan komşumuz için yapıyorum." Yan derken demiştim. Bu katta dört daire vardı ve üçe bize aitti. Biri boşken geriye yalnızca iki kişi kalıyordu ki karşı değilse kesinlikle bu Onur’a aitti. "Bugün Onur'un doğum günüymüş. Fatih bu defa aile ortamında olsun, dedi. Galiba her sene dışarıda kutluyorlarmış." Ben hemen dönerim, diyerek doğruca evden çıktım. Kendimi caddeye attığımda hala nasıl unuturum diyerek kendime söyleniyordum. Bahsi geçen parayla Onur'a şahane bir hediye alıp eve dönmüştüm. Akşam olup yemekler yendikten sonra pasta faslına geçemedik çünkü Onur kesinlikle mum üflemem demiş başka bir şey dememişti. Mert sürekli benimle uğraşırken seninki de yakın ne istiyorsun diyip durmuştu. Ona almak istediğim en pahalı şeyleri sıraladığımda liste yap alalım güzellik demişti. Tabi ki de yapacaktım. Mert doğuştan zengindi. Abim ve Onur aralarında konuşurken yengem yardım etmemi söyledi. Bende ricasını kırmadan mutfağa gittiğimde kahveleri elime tutuşturdu bende birazdan gelirim demiştim. Salona yaklaşırken duyduklarımdan sonra bir adım dahi atamadım. "Demek evlenmekte kesin kararlısın. Mert, sende biliyor muydun?" "Nerden bileyim oğlum, adam evlilik konusunu açsa açsa sana açar gelip bana dem vuracak değil ya..." "Sakin olun henüz ortada bir şey yok. Yalnızca bir karar verdim. Artık evlenmek istiyorum. Otuz yaşına girince insan yaşlandığını fark ediyor. Evlenip çoluk çocuğa karışmanın tam zamanı gibi... Kendime bir liste yapıp kendime en yakışan kadını seçeceğim." "Fatih, bak buraya yazıyorum. Onur senden sonra evlenip senden önce baba olacak..." Baba olmak mı? Evlenmek mi? Hayır, bu olamazdı. Tam da içimde bir şeyler birikmeye başlamışken onu hemen kaybedemezdim. ***  Nefes nefese uyandığımda elimi kalbime götürdüm. Yalnızca birkaç ay öncesine ait anıları zihinim de biriktirip rüya olarak görmem ne kadar saçmaydı böyle. Bir süre yattığım yerde sakinleşmeye çalışırken hala elim kalbimde duruyordu. Ve son gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Ben… Ben yalnızca birkaç ay önce çocukken şimdi bir kadın olmuştum. Ben anne olacaktım. Daha dün kendimi çocuk gibi hissedip çocuk gibi düşünürken bir anda büyümüştüm. Ben yalnızca tek bir günde büyümüştüm. Hiçbir genç kız, bir günde büyümeyi hak etmiyordu. Hiçbir kız çocuğu yaş almadan büyümemeliydi. Büyümemeliydi.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE