~ FERİDE YAPAR~

1639 Kelimeler
İmtihan neydi? Hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkan zorluklar ve sınavlar mıydı? Yoksa her şey düzeldi dediğimizde hayatımızı tepe taklak eden olaylar mı? Rahmetli babaannem her imtihan bir başlangıçtır derdi. Düşündüm,bu imtihan neyin başlangıcı olabilirdi? İpekle konuştuktan sonra hızlıca bulunduğum yerden ayrılmış ve Ankaraya dönmek için yola koyulmuştum, yolum takriben üç saatlik bir yoldu fakat o üç saatlik yol bana bir ömür gibi geliyordu. Geçmiyordu, bitmiyordu sanki Elaya ulaşamayayım diye daha çok uzuyordu. Telefonumun arabama bağlı olduğunu bildiğim için yoldan dikkatimi ayırmadan İpek yazısını tuşladım, bir kaç çalıştan sonra açılmıştı. “Feride, çıktın mı yola geliyor musun?” Sesi, otelde duyduğumdan biraz olsun daha iyiydi, “Çıktım İpeğim, yoldayım bir on beş dakikalık yolum kaldı eve, Mahir evde mi?” Nefesini sıkıntıyla bıraktı, “Daha yeni geldi.” Kaşlarımı çattım, bir şeyler vardı yirmi yedi yıllık arkadaşımın sesinden anlamıştım, “Nereye gitmişti de yeni geldi?” Kısa bir sessizlik oldu, bu sessizlik bir kaç saniye sonra İpeğin sesi ile bölündü, “Elanın annesine gitti.” Üzüldüm, her zamanki gibi yine üzüldüm ama Mahirin şu an Yeşime gitmesi kadar doğal bir şey yoktu, Ela için en doğrusu neyse onu yapmaya çalıştığını anlayabiliyordum, “Annesi ne demiş?” Sesli bir nefes bıraktım ve konuşmama devam ettim,sesim biraz kısılmış mıydı yoksa bana mı öyle geliyordu? “Bu hastalıkta galiba en iyi çözüm ilik nakli, en uygunu ise anne ve babadan sonra kardeş? Var mıymış Yeşimin çocuğu.” İsmi ağzımdan çokça sessiz çıkmıştı, ben bile zor duymuşken İpeğin duyduğundan emin değildim, Çocuğu yoksa ne olacak Feride? ‘Ela için en doğrusu neyse o olacak, belki yeni bir çocukları olup miniğimi kurtarır. Hatta miniğim belki artık anne hasreti çekmez.’ Düşüncelerimle gözlerim yaşardı, sesime etki etmemesi için İpeğin konuşmasını bekleyip o konuşmasını bitirene kadar hiç ses çıkarmadım, “ Yeşim… yok Feride, gitmiş.” Arabamı bulduğum il sağa çektim, “Ne demek yok, neredeymiş? Çocuğu hasta, nerede olabilir?” “Sence çocuğunu umursuyor mu? Umursasa bırakıp gider mi? Ağabeyim babasının evine gitmiş, babası ağabeyimi görünce sinirlenmiş tabi. Benim torunum falan yok bir daha kapımı çalma demiş. Kızının da altı ay önce cemiyetten biriyle evlenip, başka bir ülkeye taşındığını söylemiş.” İçli bir şekilde nefeslendi, “Onlardan hayır geleceğini düşünmek bile hataydı.” E ne olacaktı o zaman? “ Ela’nın durumu ne olacak?” “Bilmiyorum, ağabeyimin psikolojisi bozuk, annem sürekli ağlıyor ben ise bir yere kadar dayanabiliyorum Feride.” Konuşmasına bir es verip devam etti, sesi titriyordu, “Sana söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama doktor ilik bulmanın çok zor olduğunu, Elanın da hastalığının hızlıca ilerlediğini söylemiş.En kısa zamanda bir kardeşi olmasının iyi bir seçenek olduğunu da eklemiş.” Fısıldayarak devam etti, “Annem ağabeyime evlen diyor. Bilmiyorum ne olacağını.” Mahir sayfası ebediyen kapattığım bir sayfa olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu fakat bu evliliği geçenkinden çok farklıydı. Gözlerimden sessiz yaşlar aksa da Mahire bu sefer kızamıyordum. İşin ucunda bir can vardı neticesinde. İpekle karşılıklı sessizce ağladık bir süre, söylediği son cümleye cevap vermedim, konuyu değiştirip başka bir şey sordum, “İpeğim, miniğimin hasta olduğunu nasıl farkettiniz?” “Karın bölgesinde bir kaç morluk görmüş ağabeyim, ama çok da önemsememiş, silik morluklarmış. Daha sonra iki gece önce ateşi çıktı hastahaneye götürdük bir kaç test yaptılar. Dün de test sonuçları çıktı. Doktor hastalığını teyit etti, tedavide nasıl ilerleyeceğimizi anlattı. Ağabeyim bugün hemen Yeşimin yanına gitti ama anlattığım şekilde ilerledi işte olaylar. Geldiğinden beri ne yapacağım diye kara kara düşünüyor. Ağabeyimi daha önce hiç böyle görmemiştim Feride. Yıkıldı.” Arabayı çalıştırdım, Elayı görmem şarttı, “İpek ben şimdi bizim sokağa gireceğim, Elayı görmek istiyorum ama Mahir beni görmesin.” İçim yana yana konuşmama devam ettim, “Morali zaten bozuk,beni görünce iyice canı sıkılmasın. Sen benim için anahtarı kapının diğer tarafına takar mısın? Elayı da kendi odana götür, içeriye girip beş dakika senin odanda görüp sessizce çıkayım evden olur mu?” “Saçmalama Feride, gizli gizli neden giriyorsun? Burası senin de evin.” “Anla beni İpek, inan şu an Mahirin görmek istediği son kişi ben olabilirim. Canını sıkmayayım daha fazla. Dediğimi yapacak mısın? Hatta bak park ettim arabayı.” “Tamam anahtarı dediğin gbi dışarıda bırakıp Elayı benim odama çıkartıyorum. Annem ile ağabeyim mutfakta, giriş kapısı görünmesin diye mutfağın kapısını aralayacağım. Sen sessizce gir, hemen benim odama çık.” “Tamamdır, çok teşekkür ederim İpeğim.” Diyerek telefonu kapatmış ve park ettiğim arabada bir kaç dakika oyalanmıştım, hemen gidip miniğimi görmek istiyordum, arabadan inip bahçelerinin kapısını sessizce açtım, bahçe kapısının sesi bazen içeriden duyulabiliyordu ve biri geldiği anlaşılıyordu. Kapılarının önüne gittiğimde İpeğin dediğim gibi anahtarı dışarıda bıraktığını gördüm, ayakkabılarımı çıkarıp kapının önünde kenara bıraktım, ne de olsa işim çok kısa sürecekti bu yüzden elimde taşımak istemiyordum. İçime derince bir nefes çekip nefesimi tuttum, beni asla farketsinler istemiyordum. Anahtarı yavaşça çevirdim, açıldığına dair tık sesini duyduğumda kapıyı sessizce itip yarattığım alandan kendimi içeri attım ve kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Şimdi tek yapmam gereken İpeğin odasına gitmekti, mutfak kapısı tam karşımda aralık bir şekilde dururken beni görmediklerinden emindim. Daha fazla oyalanmadan tam tahta merdivenlerin önüne gitmiştim ki Asiye teyzenin sesiyle olduğum yerde kaldım, “Evlen oğlum, bak bu tedavilerin işe yaramama ihtimali çok yüksekmiş, kendi kulaklarınla duydun. O cadı kadından da hayır gelmeyecek onu da anlamış olduk… geriye tek seçenek kalıyor evlen Mahir.” Bir kaç dakika önce öğrendiğim bilgiyi şimdi kendi kulaklarımla duymak daha farklı hissettirmişti, bencillik mi yapıyordum bilmiyorum ama üzüntüden kalbim titriyordu. Çenem titrerken göz yaşlarımı tutmak için büyük çaba sarfettim ve aptal kalbime söz dinletemeyip Mahirin cevabını duymak için bekledim. Mahir bir kaç saniye sonra beklentimi karşılayarak annesine cevap vermişti, “Evlen demek kolay, kiminle evleneceğim anne? Evlilik bu çocuk oyuncağı mı?” Sesi sinirli çıkmıştı, ama günler sonra duyduğum bu üzgün ve buğulu ses her ne yaşamış olursak olalım kalbimin hızını arttırmıştı. Nefessiz bir şekilde konuşmalarını dinlemeye devam ettim, “Başka bir şansımız mı var oğlum? Hem yuvanı kurmuş olursun, bu çocuk şimdiden anne hasretiyle yanıp tutuşuyor, büyünce ne yapacaksın? Hem bir kardeşi olur, kardeşi ablasına sağlığını geri verir.” Mahir kısa bir hıhladı, “Anne şu an masal gibi anlatıyorsun da benim hayatımda kimse yok, kim ile evleneceğim? Nasıl tanımadan etmeden çocuk yapacağım? Hadi evlendim, çocuğum oldu. Elaya ilik naklini yaptık, kızım iyileşti peki ya diğer çocuk? Ne olacak diğer çocuğa, dizi mi çekiyoruz biz?” Asiye teyze de Mahir de bir bir kaç saniye sessiz kaldı ama Asiye teyze sessizliği konuşmasıyla böldü, “Mahir, oğlum aslında benim aklıma bir şeyler var.” Mahirin sıkıntıyla verdiği nefesi çok net bir şekilde duymuştum, “Ne geldi yine aklına? Benim iki gündür canım burnumda. Gelmişsin bana evlen diyorsun, kolay mı anne o işler, kim ile evleneceğim ben. Kim benim kızıma ilik vermesi için çocuk doğurur?”Asiye teyze bir şeyler söylemek için kıvranıyordu, muhtemelen aklında gelini olacak kızı bile kurmuştu ama ben şu an bu isimi duymaya hazır mıydım?kesinlikle değildim. Asiye teyzenin söylediklerini duymamak için onları arkamda bırakıp ses çıkarmamaya özen göstererek tam adımımı diğer basamağa atmıştım ki duyduğum sesle olduğum yerde çakıldım, görmüşlerdi, aptal gibi dakikalardın dinlersem tabi görürlerdi, “Feride…” ismimi duymamla arkamı döndüm ama kimse yoktu, kaşlarımı çattım Asiye teyzenin bana seslendiğine emindim, Mahir de benim gibi düşünmüş olacak ki cevap verdi, “Feride ne alaka anne?” “Kim benim kızıma ilik vermesi için çocuk doğurur, kime güveneceğim ben ? dedin ya ben de cevap verdim. Feride... Feride verir oğlum, buraya geldiğinden beri Elaya kendi çocuğu gibi bakıyor. Gözlerimle görmesem inanmazdım ama geldiğimiz gün çocuk anne diye saatlerce ağladı, İpek Feridenin fotoğrafını gösterince sustu yavrum. Oğlum…senin kızın annesini seçmiş. Annesini Feride bellemiş.” Duyduklarımla bacaklarım daha fazla ağırlığımı taşıyamadı, yavaşça merdivene oturdum. Kendimi daha fazla tutamamış ağlamaya başlamıştım. Ellerimi saçlarımın arasından geçirip kafamı önüme eğdim ve sessiz olmaya özen göstererek ağlamamı durdurmaya çalıştım. Ela’nın durumu, beni annesi olarak görmesi, Mahir ile Asiye teyzenin konuşması gibi olayların hepsinin üst üste gelmesiyle daha fazla kendimi tutamamıştım. Mahir bir cevap vermemişti, verdiyse de ağlamaktan verdiği cevabı duymamıştım. Orada öylece ne kadar ağladım bilmiyordum, ancak duyduğum sesle kendime gelmiştim. Tahta merdivenlerden aşağıya doğru inen adım seslerini duyduğumda kafamı arkama doğru çevirdim, İpek bir kaç basamak yukarıda durmuş bir bana bir mutfak kapısına bakıyordu, galiba o da benim gibi konuşmaları yukarıdan dinlemişti. İpeğin gözleri ben ile mutfak arasında mekik dokumaya devam edince neye baktığını merak ederek kafamı önüme çevirdim. Bilinçsizce önüme dönerken günlerdin kaçma planı kurduğum adamın çökmüş, üzgün ve yorgun yüzüyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Sessiz ağladığımı düşünürken yeteri kadar sessiz olamadığımı da anlamış oldum. Mahir bir kaç dakika yüzümün her tarafını inceledi, sessizce incelemesinin bitmesini bekledim. İpek ve Asiye teyze ise ne söyleyeceklerini bilmiyorlarmış gibi Mahir ya da benim konuşmamızı bekliyorlardı, bakışlarından duyduğumu anladığını anladım. Şu an burada bulunan dört kişi arasında gizli saklı yoktu, hepimiz olayı tüm şeffaflığıyla en ince ayrıntısına kadar duymuştuk. Peki ne yapacaktım, bir bebeğin hayatının kurtulması için ruhumu sürekli öldüren bir adamdan çocuk yapabilir miydim? Anne olamaya hazır mıydım? Ya da bu adam çocuğunun annesi ben olayım ister miydi?Düşüncelerimle aklımda bir sahne canlandı, “Bu ağaç sana annenin yaptığı limonlu keklerden hediye etmeyecek. Bu ağaç sana hediye olarak limon verecek, sen bu ağacın sana verdiği hediyelere değer verirsen onu limonlu keke çevirip mutlu olabilirsin. Ama değer vermezsen limonların çürüyüp dallarından düşmesine göz yummuş olursun, o zaman ağaca verdiğin emek de sevgide boşa gider yavrum. Bir şeye emek ve sevgi veriyorsan sonunda alacağın hediyeyi düşün ve bu hediye sana sunulduğunda elinin tersiyle geri itme.” Ağacın bana verdiklerini hediyeye çevirebilir miydim? Yoksa verilenlerin çürümesine göz mü yummalıydım? Ela için bir kez daha kendimizden ödün verebilir miyiz Feride? Bu kez babamı dinleyecektim, babamın dediği gibi belki çiçeklerim dökülmüştü, meyvelerim büyümüştü ama bu meyveleri hediyeye çevirmek benim elimdeydi ve ben bu meyveleri hediyeye çevirmek istiyordum. Kimsenin konuşmayacağını anladığımda yüzümdeki ıslaklığı kurulayıp burnumu çekerek ayağa kalktım ve ortama bomba gibi düşecek o sözleri söyledim, “Haklısın Asiye teyze, Feride Elaya ilik vermek için çocuk doğurmayı kabul eder.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE