~İKİNCİ PERDE~

1420 Kelimeler
Yarım saattir giden arabanın ardından bakıp kalmıştım. Oturduğum yerden kalkamıyor, hareket edemiyordum. Günüm güzel başladı sanıyordum fakat böyle devam edeceğini hiç bilmiyordum. Bir ölü gibi yaslandığım duvardan ayrıldım. Yerdeki iki kağıdı alıp hırkamın cebine sıkıştırdım. Ayak ucumda duran kalemi alıp almamak konusunda oldukça kararsız kaldım fakat artık ona dair ne bir şey saklamak ne de duymak istiyordum. “Özür dilerim küçük Feride, emanetine sahip çıkamadım.” Kendi kendime fısıldadıktan sonra parmak ucumda durak kalemi parmağımla nereye gideceğine bakmadan ileri ittim, gözüm görmek istemiyordu. Gözüm bir müddet onu ve ona ait her hangi bir şeyi görmek istemiyordu. Kalemin durduğu yere baktığımda Mahirin kapısının önünde gördüm. Dalga geçer gibi gülümseyip, “Sahibini buldun.” Diyerek fısıldayıp yavaş adımlarla evime ilerledim. Ankara bana hiç iyi gelmemişti. Hızlı bir çanta toplayıp buradan bir kaç günlüğüne uzaklaşacaktım. Uzaklaştığım süre boyunca da hayatımın geri kalanı ile ilgili bir yol çizecektim. Odama geçip hızlıca bir çanta hazırladım ve zaman kaybetmeden arabamın anahtarlarını alıp çıktım. Bunları yaparken bir robottan farkım yoktu. Hızlıca arabama atlayıp aklımda bir rota belirledim. Geçen yaz arkadaşlarımla gittiğim doğa ile iç içe sakin, kimsenin olmadığı kiralık bir yer biliyordum ki şu an en ihtiyacım olan şey sakinlikti. İpeğe kısa bir mesaj atıp yola çıktım. “İpek, ben bir kaç günlüğüne Ankaradan ayrılıyorum. Geldiğimde her şeyi ayrıntısına kadar anlatacağım. Telefonum kapalı olacak ulaşamazsanız meraklanmayın diye bu mesajı atıyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere.” Telefonumu kapatmış yola dalmıştım, bildiğim yollardan biraz da hız yaparak kısa bir süre içinde aşinası olduğum yere gelip hemen kendime bir oda tuttum ve bir kaç gün çıkmamak üzere yatağa girip, baş ağrımın geçmesi ve bugün yaşanan kabus gibi günü unutmak için kendimi uykunun kollarına bıraktım. ——— Saatler sonra gözüme vuran güneş ışığı ile gözlerimi açmıştım. Saat kaçtı? Hemen duvardaki saate takıldı gözlerim, saati görünce gözlerim kocaman açıldı, “Bu kadar uyumuş olamam değil mi?” Saat öğlen bire geliyordu ve ben önceki gün akşam üstü beş gibi uyumuştum. Kafamda hızlı bir hesap yaptım. “Yok artık neredeyse deliksiz yirmi saat uyumuşum.” Uyku biraz da olsa hem başımın ağrısına hem de dünkü kaosun bir nebze atlatılmasına iyi gelmişti. Yataktan çıkmadan güzelce gerindim. Bir buçuk gündür ağzıma tek lokma sokmamıştım ki hala canım hiç bir şey istemiyordu. Belki akşama doğru biraz bir şeyler atıştırabilirdim. Sesli bir nefes bırakıp ihtiyaçla çantamın içinden rengi gitmiş pembe kutuyu çıkardım, “İzledin mi baba bana yaptıklarını? Hani birine sevgini ve sabrını verince o kişi sana illa küçük de olsa bir hediye veriyordu. Dün ne kadar canımı yaktı, beni ne kadar ağlattı gördün mü? Belki şimdi bana kızım senin sevdiğin kişi senin sevgine karşılık vermek zorunda değil diyorsun. Ama ben bana karşılık vermediği için değil bana bu şekilde karşılık verdiği için üzülüyorum. Ruhum ölmüş gibi hissediyorum baba. Bu kadar kırmak zorunda mıydı? Bana güzel bir şekilde seni sevmiyorum dese ben anlamayacak mıydım? Neden benim canımı yaktı?” Göz yaşlarım yine yanaklarımı ıslatmaya başlamıştı, bu aralar fazla mesai yapıyorlardı, burukça gülümsedim, “Doğru ya bana beni kırmadan cevap verecek kadar bile değerli görmüyordu değil mi? Seni dinleyecektim baba, kendimden o son ödünü vermeyecektim.” “Ben kimsesiz oluğum için mi beni bu kadar kolay ezebiliyor baba?” “Sen olsaydın da bana böyle davranabilir miydi?” “Keşke benimle olsaydınız, annem bana limonlu kekini yaparken sen benim saçlarımı okşayıp telkin etseydin.” “Şu an size o kadar çok ihtiyacım var ki.” Kutuyu okşadım, “Bana dua edin baba. Anne ve babanın duası çocuğa geçer derdi babaannem. Dua edin bu adamı unutayım, hayatıma bakayım. Bu adamın sevgisini kalbimden söküp atayım.” “Seni de annemi de çok seviyorum. Eminim babaannem de yanınıza gelmiştir. Ben yanınıza gelene dek birbirinize çok iyi bakın.” Kutuyu öpüp çantama tekrar koydum, babamla dertleşmek iyi gelmişti. Galiba şu an İpekle dertleşmek bana iyi gelecekti, dün ki kararımdan dönüp telefonumu açtım. Mesaj bildirimleri arka arkaya yağdı, “Nerdesin sen Feride?”( 20.00) “Çok meraklandık lütfen telefonuna bak.”(22.25) “Ağabeyimle mi bir şey oldu, Ankaraya döndük barut gibi hiç de bir şey anlatmıyor?”(10.10) “Feride annemle seni çok merak ediyoruz lütfen mesajları gördüğün an dön bana.”(11.00) “Kendine kötü bir şey yaptın diye korkuyoruz.”(11.01) “Feride, ağabeyim gittiğini duydu endişelendi, ara çabuk Ankaraya dönsün diyor.”(12.00) Gördüğüm mesajla sinirle telefonu yatağa fırlattım, “Şaka mısın sen ya? Dün bir daha kızım ile benim karşıma çıkma diye bağırıyordun ne oldu şimdi?” Telefonu tekrar alıp mesajları okumaya devam ettim, “Feride şaka gibi ama Ela anne diye ağlıyor.”(12.50) Son mesajı buydu ve yirmi beş dakika önce atmıştı, Ela mesajını görünce gülümsedim. “Özür dilerim miniğim, seni de çok korkuttum dün.” Daha fazla merakta bırakmamak için İpeğin numarasını tuşladım. İkinci çalışında telefon açılmıştı, bu kadar hızlı cevap vermesine şaşırmıştım. Sesimi neşeli tutup cevap verdim, “İpeğim, telefonun başında mı bekliyordun.” İpek sinirli bir şekilde cevap verdi, daha önce bu kadar sinirli bir şekilde duymamıştım sesini, “Feride sen bizi çıldırtmaya mı çalışıyorsun, ne kadar korktuk haberin var mı senin? O mesaj ne Feride, telefonunu kapatmışsın bir de kendine bir şey yaptın sandık.” Gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdım, cevap vermeden telefonda başka bir ses duydum, Asiye teyzenin sesiydi, “Feride kızım sen benim kalbime mi indireceksin yavrum? Ben dünden beri öldüm öldüm dirildim, gözüme bir damla uyku girmedi. Niye beni böyle korkutuyorsun yavrum.” Beni merak eden insanların olması biraz sevindirmişti, “Özür dilerim Asiye teyzem ben bu kadar meraklanacağınızı bilmiyordum. Bilseydim böyle yapmazdım. Kafam biraz dağınıktı, Ankaradan biraz uzaklaşmak istedim.” “Tamam kızım hadi dön, vallahi kalbim kuş gibi çırpınıyor sanki yerinden çıkacak, çok meraklandım yavrum dön Ankaraya.” Hızlı bir nefes verdim, “Bir kaç gün yokum Asiye teyzem meraklanmayın siz. Döneceğim biraz kafamı toparlayınca.” Asiye teyzenin cevabıyla beynimden vurulmuşa döndüm, hayır henüz hazır değildim, “Ben bilmem yavrum bak Mahir ağabeyin de yanımızda o da çok meraklandı. Veriyorum telefonu o seni ikna etsin.” Telefonu kulağımdan çekmeme zaman kalmadan Mahirin boğazını temizle sesi geldi, “Feride, derhal Ankaraya dönüyorsun.” Şaşkınlık ve sinirle ayağa fırladım, bu kendini ne sanıyordu? Dünden beri onun yüzünden çektiklerimden haberi var mıydı? Sanki keyfimden çıkmıştım şehir dışına, “İstediğin gibi artık yokum, olduğun yerden kaybolacağım. Sesimi bir daha duymayacaksın rahat olabilirsin. Her zaman yaptığın gibi görmemezlikten gel.Senin elinde olamayan durumlar konusunda da sana teminat veriyorum, görmemen için elimden geleni yapacağım. Bu sesimi son duyuşundu, istediğin gibi artık Feride yok. Bir yerlerine kına yak.” Diyip telefonu yüzüne kapattım, Son söylediğimiz olmadı sanki Feride? “Cidden bir yerlerine kına yak ne ya? Ne kadar afilli sözler söylüyordum, sonunda konuşmanın tüm aurası kaçtı.” “Neyse o konuşma bile ona fazla. Bundan sonra yalvarsan da sesimi duymayacaksın Mahir efendi, mutlu olabilirsin.” Telefonuma gelen mesajla bakışlarım yine telefonuma takıldı, mesaj İpekten gelmişti, “Feride ne söyledin ağabeyime, kızgın boğa gibi bir o tarafa bir bu tarafa gidiyor. Sorduğumda da bana bağırdı, odasına çıktı?” Gülümsedim, oh olsun ona, İpeğe mesaj ile baştan sona olan her şeyi anlatmıştım, kah bana kendimi ezdirdiğim için kızmış, kah ağabeyine küfür etmişti. Biraz kafamı dağıtıp gelmem için annesini idare edeceğini ve konuşulanların aramızda kalacağının da teminatını vermişti. Önümüzdeki üç gün daha burada kalacaktım. Burada kalacağım zaman içinde döndükten sonra nasıl devam edeceğimi, Mahirden ve Eladan nasıl uzak duracağımı düşünüp Ankaraya döndükten sonra ona göre davranacaktım. İki günü yatağımdan çıkmadan odama yemek söyleyerek geçirmiştim. Bu kafa dinleme bana iyi gelmişti, Ankaraya döndükten sonra Mahire verdiğim sözü tutacak ve gözüne görünmeyecek, sesimi duymaması için elimden ne geliyorsa yapacaktım. Ela konusunu da düşünmüştüm. Mahirin işe gidiş geliş saatleri belliydi, ona göre gün içinde zamanı ayarlayıp bir kaç dakika Elayı görüp Mahire yakalanmadan evlerinden ayrılacaktım. Üçüncü güne gözlerimi açtım, artık evime dönsem iyi olacaktı,İpeği aramak için telefonu elime aldım, dün de konuşmamıştık. Döneceğimi haber verecektim. Telefon normalde çaldığından daha fazla çaldı, içim sıkıldı. Birine bir şey mi olmuştu acaba, son kez çalan telefonu kapatacakken İpeğin ağlayan sesi beni durdurdu, “Feride.” Ağlayan sesiyle oturduğum yerden ayağa kalktım ve endişeyle cevap verdim, “İpek ne oldu neden ağlıyorsun, birine kötü bir şey mi oldu? Endişelendirme beni?” Sözümün bitmesiyle İpeğin hıçkırıkları arttı. “Feride,Ela…” ağlamaktan cümlenin sonunu getiremiyordu, Elanın adını duymamla kalbim korkuyla çarpmaya başladı, “Ne oldu Elaya İpek, korkuyorum.” “Feride Ela hastaymış, dün öğrendik.” Ağlamasından seçebildiği kelimeler ile olduğum yerde çakılı kaldım, “İki gün önce iyiydi İpek ne hastası?” İpek bir kez daha hıçkırıp cevap verdi, “Kan ..” devamını duyamadan olduğum yerde dizlerimin üstüne çöktüm. Miniğim hasta mı olmuştu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE