~LİMON AĞACI~

2515 Kelimeler
15 Haziran 2002 Bir yaz sabahıydı, küçük kız gözlerini açtığında görüş açısına açık camından dolayı uçuşan perdesi girmişti.Odasına güneş ışığı giriyor, açık camından kuş cıvıltıları oldukça net bir şekilde kulaklarına doluyordu. Dün babasıyla bahçelerine küçük bir limon fidanı dikmişlerdi, babası fidanı dikerken, “Feride bu ağaç senin ağacın, sen büyüteceksin bu ağacı. Eğer onu her gün besler ve seversen bu fidan gün geçtikçe büyüyecek ve bir ağaca dönüşecek, sen onu sevmekten vaz geçmezsen sana minnetini göstermek için çiçeklerini sunacak daha sonra sunduğu çiçekleri sana daha güzel hediyeler vermek için dökecek, sen ona çok güzel baktığın ve sevgini gösterdiğin için karşılığında sana hediyelerini verecek.” Demişti. Küçük kız o zaman hediyenin ne olduğunu anlamayıp, “Hediye olarak ne verecek ki babacığım, yoksa annemin yaptığı gibi limonlu kekler mi verecek?” Babası o zaman küçük kızının masumluğuna gülümseyip başını okşayarak cevap vermişti, “Hayır kızım bu ağaç sana annenin yaptığı limonlu keklerden hediye etmeyecek. Bu ağaç sana hediye olarak limon verecek, sen bu ağacın sana verdiği hediyelere değer verirsen onu limonlu keke çevirip mutlu olabilirsin. Ama değer vermezsen limonların çürüyüp dallarından düşmesine göz yummuş olursun, o zaman ağaca verdiğin emek de sevgide boşa gider yavrum. Bir şeye emek ve sevgi veriyorsan sonunda alacağın hediyeyi düşün ve bu hediye sana sunulduğunda elinin tersiyle geri itme.” Küçük kız heyecanla cevap verdi, “Zaten ben hediye çok severim babacığım, Mahir bana bir kalem vermişti hatırlıyor musun, o kalem bitmesin diye kullanmıyorum. Hediyelere çok değer veririm ben.” Küçük kızın babası gülümseyip saçlarına küçük bir öpücük kondurdu, “Sen sevgini de ilgini de hiç bir şeyden eksik etme yavrum, gün gelir sevgin ve ilginin karşılığını küçük bir hediyeyle de olsa alırsın. Verdiğin sevgi ve ilgi hiç bir zaman boşa gitmez.” Demişti. Küçük kız o zaman babasının dediklerini anlayamamıştı fakat her zaman yaptığı gibi babasının sözlerine kulak verip güzelce dinlemişti. Küçük kız,yatağından kalkıp odasının penceresinden ilk can suyunu dün verdiği ağaca göz gezdiridi, babası sevdikçe ve emek verdikçe büyür demişti ama limon ağacı hala dünki gibiydi hiç büyümemişti. Koşarak odasından çıkıp annesi kahvaltı hazırlarken yardım eden babasının bacaklarına yapıştı, “Babacığım hani sevgi ve emek verince ağacım büyüyecekti? Ben baktım hiç büyümemiş ki.” Genç adam bir şeyleri eksik anlattığının farkına varıp, kızıyla beraber henüz yeni ektikleri limon fidanının yanına gitti. “Haklısın kızım bir şeyleri sana eksik anlattım, odanda plastik bir toka kutun vardı onu ve bir kaç sayfa kağıt ile boya kalemlerini al gel.” Demiş kızını odasına göndermişti, kızı söylediklerini alıp geldiğinde, “Şimdi bu kağıda istediğin bir resim çiz kızım, bu resimi kutunun içine koyup ağacının altına gömeceğiz. Bu fidan büyüyüp bir ağaç olana dek hatta meyvelerini verene dek bu kutuyu açıp bakmayacaksın, ne zaman bu ağaç meyve verirse bu kutuyu açıp o zaman bakacaksın kızım.” Kız resimi çizerken babasına cevap vermeyi de unutmuyordu, “Neden yapıyorsuz ki böyle, ben bu resimi odamda da saklayabilirim?” “Elbette saklayabilirsin ama sabır etmen lazım, dün sana söylemeyi unuttum kızım. Bu ağaca emek ve sevgi verirken sana güzelliklerini sunması için aynı zamanda sabretmen lazım.” “Ağaç meyve verdiğinde gelip bu kutuyu açacağız ve senin sabır hediyen de geçmişten gelen bu resim olacak, bu kutuya gelecekteki Ferideye bir hediye hazırladığını bilerek bir şeyleri koy. Büyük Feride bu kutuyu açtığında mutlu olsun tamam mı yavrum.” Küçük kız henüz beş yaşındayken bunu babasıyla oynadığı bir oyun sanmıştı fakat sonradan anladı ki babası o gün oyun oynarken aynı zamanda sabretmeyi ve verdiği sevginin ve emeğin asla karşılıksız kalmayacağını öğretmişti. Feride, sabrettikçe güzelliklerin ona geleceğini ve mutluluğu göreceğini babasından aldığı bu dersle belki de yıllar sonra öğrenecekti. ——————————— Günümüz Dün geceki atraksiyonun ardından bugün dinlenmiş bir şekilde güne gözlerimi açmıştım. Yatağımda uzanırken gözlerim her baktığımda farklı duygular uyandıran pencereme takıldı. Henüz beş yaşlarındayken penceremden uçuşan perdem daha sonra limon ağacına bakışım kesik kesik canlandı hatıramda. Bu anların yaşanıp yaşanmadığını tam anımsayamasam da uzandığım yatağımdan kalkıp penceremi açtım. Aynı o günkü gibi limon ağacı gözlerimin önünde duruyordu, babamla ekmiştik. Senelerce onu sulamış sevmiştim o da bana hediyelerini sunmuş önce çiçeklenmiş sonra en sevdiğim keki yiyebilmem için limonlarını armağan etmişti. Bu ağaçtan topladığım limonlardan yapılan limonlu kekin tadı her zaman damağımda farklı bir tat ve üzerimde farklı bir haz yaratırdı. Hatırladığım tadla uzun süredir yemediğim o keki bugün yapmak için limon toplamayı aklımın bir köşesine yazıp hatırladığım anının zihnimin bir oyunu olup olmadığını anlamak için limon ağacımın yanına indim. Limon ağacının altına bir sandık yerleştirmiştik değil mi? Yani hatıramda öyle bir görüntü vardı, hoş oraya bir sandık saklamış olsak bile bu seneye kadar kalıntıları gelir miydi orası da muammaydı fakat belki bulurdum. Evet bir şeyler koyduğum hatıramda yer alıyordu fakat büyümüş Ferideye nasıl bir hediye bıraktığım asla aklımda yer etmemişti, bunun heyecanıyla hızlıca limon ağacımın önüne ötürdüm ve hatıramda kaldığı kadarıyla babamla küçük Feridenin bana bıraktığı hediyeyi koyduğu yeri kazmaya başladım. Sabah biraz yağmur çiselemişti bu yüzden toprak hafif nemliydi, kazdıkça toprağın yatıştırıcı kokusu burun deliklerimden girip dün yaşadığım sıkıntılı anları kısa bir süreliğinde de olsa aklımdan siliyordu. Toprağa parmaklarımla attığım her darbeyle daha çok yatıştığım için düşündüğümden daha fazla bir zamanı ağacımın önünde harcamış en sonunda rengi gitmiş ancak pembe olduğunu anlayabildiğim bir plastik kutu bulmuştum. Bu bulduğum kutu hatırımda yer edinmiş anının gerçekliğinin deliliydi. Gülümseyip kendi kendime fısıldadım, “Küçük Feride acaba bana nasıl bir hediye bıraktın? Öyle bir hediye bırakmış ol ki bıraktığın hediye şu bir kaç gün içinde yaşadığım tüm sıkıntıları alıp götürsün.” Kutuyu açmadan önce bir kaç kez okşadım, babam da dokunmuştu bu kutuya değil mi? Hatta büyük Feride okusun diye o an okumaya yazma bilmeyen Ferideyle bana bir şeyler yazmış bile olabilirdi. “Söylediğin gibi sabretmeyi öğrendim baba. Ama bazen sevgi göstermek, emek vermek ve hatta sabretmek de sana güzelliklerin sunulması için yeterli gelmiyormuş.” Burukça gülümsedim, “Bu aralar her şey üst üste geldi, üzüldüm biraz. Yoksa sen bu günleri ön görerek benim üzüntümü geçirmek için mi geçmişten bu hediyeyi gönderdin?” Dolan gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdım ,bu kutu sanki karşımda babam var da onunla dertleşiyormuşum gibi hissettirmişti. Burnumu çekerek kutuyu açmadan önce son kez fısıldadım, “Bu kutunun içinden her ne çıkarsa çıksın yahut hiç bir şey çıkmasın önemli değil.” Kafamı gök yüzüne kaldırarak devam ettim, “O anı hatırlamak bile benim için güzel bir hediye oldu, teşekkür ederim babacığım.” Son kez ağlamanın etkisiyle akan burnumu çekip kutuyu açtım. Önce iki parça kağıt karşıladı beni,kağıtları elime aldım en altında da birazı kullanılmış yarısından fazlası duran bir kurşun kalem gördüm. Bu kalemi neden koymuştum buraya hiç bir fikrim yoktu, acaba benim için önemli bir kalem miydi? Kutudan ilk çıkardığım kağıdı açtım, bir kaç satır yazı karşıladı beni. Benim o zamanlar okuma-yazmam olmadığını düşünürsek bu mektubu babam bana bırakmıştı. Göz yaşlarım mektubu görmemle tekrar gözlerimden taşmaya başladı, derince nefeslenip okumaya başladım, babamın el yazısını ilk kez görüyordum, “Sevgili kızım, Bu mektubu okuduğuna göre bu günü hatırladın ve limon ağacının altından sana bıraktığımız hediyeyi buldun. Ben bu mektubu sana yazarken annen bize kahvaltı hazırlıyor sen ise gelecekteki kendine bir resim çiziyorsun. Çizdiğin resim beni pek şaşırtmadı, biraz baktım da resimin henüz bitmemiş olsa bile anladığım kadarıyla resmine Mahir ağabeyini de eklemeyi unutmadın. Bakma buraya ağabey yazdığıma, sana sürekli kızsam da bıkmadan usanmadan Mahir diyorsun. Bu mektubu okuduğunda akıbetiniz ne durumdadır bilmiyorum, belki Mahiri hiç hatırlamıyor bile olabilirsin ama şu an karşımda duran Feride galiba ilk babasına değil Mahire aşık oldu. Bunları yazarken gülümsüyorum, her zaman farklıydın kızım. Hep çok akıllıydın ama aşık olunca aşkı için her şeyi yapabilecek bir kızım var gibi görüyorum. Bu mektubu sana bir baba tavsiyesi vermek için yazıyorum, aşık olsan dahi kimse için kendinden ödün verme bitanem. Sen bizim için her zaman en değerli olansın, kendin için de en değerli ol. Sana geçmişten kucak dolusu öpücüklerimi gönderiyorum. Eğer bunu okurken şayet yaşıyorsam yanıma gel ve bana kocaman sarılıp bu mektubu göster, eminim gelecekteki yaşlı ruhum bu mektubu gördüğünde biraz da olsa gençleşecektir. Annen ve ben seni çok seviyoruz. Seni seven baban Not: tutturdun baba altına not ekle diye, küçük Feride sana şunları söylemek istiyormuş. “ sandığa koyduğum kalemi bize Mahir hediye etti, bu hediye benim için çok önemli. Babam sabretmemi söyledi. Eğer bu kalemi bulduysan güzel sakla, bu kalem bizim içim çok önemli.” Mektupu okumayı bitirdiğimde hıçkırarak ağlıyordum. “Babam çok ödün verdim, çok kırdılar beni çok üzdüler. Ben beş yaşındayken bile şimdiki beni tanımışsın sen.” Mektubu kalbime yaslayıp sanki babama sarılıyormuş gibi sarıldım daha sonra diğer kağıt aklıma geldi onu açtığımda bir resim vardı, dört kişi el ele tutuşmuştu. Ortadaki iki kişi yanlardakilere göre kısaydı resmin en üstüne kocaman bir kalp çizmiştim. Babamın yazısı dikkatimi çekti, yandaki kadın ve adamın üstüne kendi yazısıyla baba ve anne yazmıştı. Ortadaki iki kişinin üstüne de Mahir ve Feride yazıp en köşesine tarih atmıştı. 15 haziran 2002. Elime kutuya koyduğum kalemi alıp ağlamaya devam ettim, “Merak etme küçük Feride, hediyeni aldım. Bu kaleme çok iyi bakacağıma söz veriyorum.” Elimdeki kağıtlarla ve kalemle bir kaç dakika boyunca haşır neşir olduktan sonra yan evin demir kapısından gelen açılıp kapanma sesiyle kendime geldim. Dünki yanlış anlaşılmayı sence de düzeltmemiz gerekmiyor mu Feride? “Nasıl anladıysa anlasın, umrumda değil.” Kendi kendime konuşurken bile sesimden umrumda olduğu anlaşılıyordu,günler sonra duyduğum çocuk sesiyle az önce söylediklerimi yutarak ayağa kalktım,neden ağlıyordu miniğim? “Babacığım son kez ödün veriyorum kendimden, bu ödün de küçük bir melek için lütfen affet beni.” Fısıltım bittiğinde, dakikalardır ağlamamın etkisiyle şişen gözlerim, sabah serinliğiyle üstüme hızlıca giydiğim tek omuzumdan aşağı düşmüş hırkam ve limon ağacımın altını kazmaktan çamura bulanmış ellerimle bahçe kapısını açtım. Mektuplar ve kalem hala elimdeydi, kapımın sesini duyan Mahir ve kucağında ağlayan Ela bana döndüler. Ela daha çok ağlamaya başlarken Mahir gördükleriyle kaşlarını çatmıştı. “Anne” “Ne oldu sana Feride,bu halin ne?” Benim için endişelenmiş miydi ben mi yanlış görüyordum? Arabasının yanından ayrılıp kapımın önünde, benimse tam karşıma durdu, Ela kucağıma atlayınca tutamadı kucağıma almama izin verdi. Boynuna burnumu dayayıp derince nefeslendim, “Miniğim, çok özlemişim seni.” Bana sarılınca susmuştu, “Feride ne oldu dedim sana, ne bu halin. Tuğrul şerefisizi mi bir şey yaptı ?” Kaşlarım havalandı, Tuğrul ağabey ne alakaydı ve kaç yıllık arkadaşına neden şerefsiz diyordu, “Ne alaka Mahir ağabey, Tuğrul ağabey bana neden bir şey yapsın?” Dalga geçer gibi güldü, “Dün Tuğruldu bugün neden Tuğrul ağabey oldu?” Kaşlarımı çattım, “Ne saçmalıyorsun sen Mahir ağabey, ben hiç bir saman Tuğrul falan demedim Tuğrul ağabeye çünkü ağabey olarak görüyorum.” “Ağabeyinle dün neden yalnız kaldın Feride?” Bu sefer ben dalga geçer gibi güldüm, “Yanlış hatırlamıyorsam iki gün önce baş başa akşam yemeği yemeyi sen teklif etmiştin. Sana da ağabey diyorum ben Mahir ağabey, ne farkı var dün ile?” “Sen ben ile Tuğrulu bir mi tutuyorsun?” Biz tartışırken Ela başını göğüsüme yaslamış sağ eliyle yakamla oynuyordu, “Bir değil misiniz, sana da ağabey diyorum ona da? Hatta galiba o senden daha ağabeyim hiç değilse yüzüme baka baka değersiz olduğumu söylemiyor.” Ellerini saçlarından geçirdi, “Dün beni kovmasaydın bunu konuşmak için gelmiştim zaten Feride.” Sıkıtılı bir nefes verdim, “Bu konu hakkında söylediklerin umrumda değil, hatta ben söyleyeceğimi söyleyeyim sonra seni tutmayayım Mahir ağabey.” Burukça gülümsedim, “Ne de olda benden daha önemli işlerin vardır. Kusuruma bakma artık.” “Feri…” “Dün ne anladın bilmiyorum ama şu an söylediklerinden anladığım kadarıyla Tuğrul ağabey ile aramda bir şey var sanmışsın. Pek ilgilendiğini düşünmüyorum fakat hakkımda yanlış anlaşılacak her hangi bir düşünceye mahal vermemek için söylemiş olayım, Tuğrul ağabeyle aramda hiç bir şey yok, bir kaç dakika daha beklesiydin zaten onun yalnız gelmeyip kardeşi Aslıyla geldiğini görürdün. Bu konuyu hallettiğimize göre, Ela bugün bende kalsın, o beni özlemiş ben onu , yarın zaten Asiye teyzeler gelecek kızını emin ellere bırakabilirsin malum pek benden haz etmiyorsun. Akşam işten gelince alırsın Elayı.” Sinirlice nefeslendi, “Dinlemeyi bilmez misin sen Feride?” Gözlerinin en içine bakarak cevap verdim, artık duygularımı anlasın ve bana karşı bu kadar kırıcı olmaktan vazgeçsin istiyordum. “Ben seni çok dinledim, her dinlediğimde daha çok üzüldüm. Rica ediyorum üzme artık beni. Biliyorum, senin için değersizim, şu saaten sonra sen, senin için değersiz bir insanla uğraşmaktan kurtul ben de kırılmaktan kurtulayım. Daha fazla muhattap olmayalım Mahir ağabey.” Gözlerinde bir şey gördüm ama tam anlayamadım, “Biz birbirimizin hayatında hiç olmadık ki Feride, kendi kafanda ne kurdun ne yaşadın bilmiyorum ama söylediklerime bu kadar takılman çok saçma geliyor.”Sinirlerim bozulmuştu, kahkaha atmaya başladım galiba bir sinir boşalması yaşıyordum, “Kafamda ne kurduğumu bence bilmek istemezsin.” Kahkahalarım arasında cevap vermiştim, “Sen iyi değilsin, başka zaman konuşalım. Elayı akşam alırım.” Kahkahalarım bıçak gibi kesildi, “Yok öyle kaçmak. Birbirimizin hayatından çıkacaksak, söylediklerimi dinleyeceksin. Artık ben bunu taşımaktan da yaşamaktanda bunaldım.” Şaşkındı, “O sesini kıs Feride, sabah sabah tüm mahalleyi başımıza toplayacaksın.” Kucağımdaki Elayı unutup bağırmaya başladım, sinirlerim hiç iyi durumda değildi, “Duysun herkes duysun.” Ela ağlamaya başlamıştı, Mahir kızının ağlamasıyla kucağımdan çekip aldı, sol kolumu tutup beni bahçe duvarına itti,sırtımı ağrıtmıştı, kolumu sıkarken kendi de dibimde duruyordu, “Feride, kendine gel asabımı bozma benim. Derdin ne kızım senin?” Yüzüne karşı bağırdım, “Benim derdim ne biliyor musun? Sana sürekli sevgi, emek ve sabırla yaklaşmama rağmen alamadığım hediye, beni her kırıp üzdüğünde hala hayalini kuran aklım, belki kendimi sevdiririm ümidiyle beni Ankaraya döndüren mantığım . Benim derdim sensin, sen.” Gözlerinin en içine bakarak haykırdım, “Beş yaşından beri sana olan aşkım benim derdim.” Kolumu tutan eli yanına düştü, gözleri şaşkınlıkla açıldı, o an aklıma elimde duran mektuplar ve hediye geldi. Göğüsüne fırlattım elimdekileri, “Al oku derdim neymiş gör.” Dedim ve duvarla arasından sıyrıldım, Ela hala ağlıyordu ama ikimizin de gözü şu anki hesaplaşmadan Elayı görmüyordu, hızlıca kolumdan tutup duvara fırlattı ve çenemi sıkıp burnu burnuma değineceye kadar yaklaştı, çok yakındık. Hatta ilk defa bu kadar yakındık, “Bana bak Feride, sen bunları söylemedin, ben de duymadım. Kafanda ne kurdun bilmiyorum ama olmayacak hayallere kapılmışsın.Bir daha bu konu açılmayacak, canımı sıkmayacaksın.” Çenemi sertçe bırakıp geriledi, “Bir daha kızıma da bana da yaklaşmayacaksın.” Diyip beni arkasında bırakıp gitti, ben hıçkıra hıçkıra ağlayıp duvarın dibine çökerken, o sanki hiç bir şey olmamış gibi yok oldu. Gözlerim yerdeki mektup, resim ve kaleme takıldı, “Özür dilerim baba, seni dinlemedim ve yine kırıldım. Özür dilerim.” Feride o gün sabretmenin, sevmenin ve emek vermenin yetersiz olduğunu düşünmüştü ancak o gün ağaç ona daha güzel bir armağanla gelmek için çiçeklerini dökmüştü. Ağacın çiçekleri yerini meyvelerine bırakınca Feride asıl hediyesini alacaktı ve o zaman bir kez daha kulaklarda tek cümle çınlayacaktı, bu cümle ise “Baba sen haklıydın.” Olacaktı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE