12. Bölüm

1219 Kelimeler
Geçmişin tozlu sayfaları.. Sevmek, sevilmek ne diye sorsalardı o güne kadar aslında verecek cevabım yoktu. Keşke o zamanda bunun cevabını hiç bilmeseydim.. Hayatımda ilk kez birini çok sevdim. Onunda beni sevdiğini sandım.. Murat akşam sarhoş bir şekilde eve geldi. Zaten ne zaman sarhoş olarak gelse ilk yaptığı şey beni dövmek.. Suçumun bir önemi yok. Nefes almam bile suç zaten.. Canım artık nasıl acıdıysa 'bırak..' diye bağırdım. Sesimin yüksek çıkmasıyla daha çok vurmaya başladı. İnat edeceğim ya o vurdukça ben bağırdım. Kapının sesiyle bir an dursada vazgeçmedi vurmaktan.. "Aç lan kapıyı.. Polis çağıracağım yoksa.." Murat duyduğu sesle bir süre kararsız kalsa da kapıyı açtı. Polisin gelmesi işine gelmezdi.. Murat kapıyı açar açmaz içeri bir hışımla birisi girdi. Hani dünya bir kaç saniyeliğine durur ya benim de dünyam o an durdu.. Karşımda endişeyle bana bakan yirmi, yirmibeş yaşlarında bir delikanlı. Allahım nasıl yakışıklı ama.. Yediğim dayağa şükrettim onu görünce. Murat belki de ilk kez bir işe yaramıştı.. Murat, onun aniden içeri dalmasıyla bir adım geri attı. İlk defa birinin karşısında bocaladığını görüyordum. Adamın gözleri bir sağa bir sola, sonra tekrar bana kaydı. Üstüm başımda oluşmuş morlukları, dudak kenarımdaki kanı görünce çenesinin kasıldığına şahit oldum. “Sen ne yapıyorsun burada?” diye kükredi Murat, ama sesi bu kez o alıştığım güçlü öfkeyi taşımıyordu. Sanki kendi evinde misafir olan oydu da bunu kabullenmek zorundaydı. Delikanlı ona bakmadı bile. Gözleri hâlâ bende, sanki gözlerime dokunsa acımı alacakmış gibi bir sıcaklık vardı bakışlarında. “İyi misin?” dedi. O kadar yumuşak ama o kadar kararlı bir sesle söyledi ki dizlerim boşaldı. İyi değildim. Hem de hiçbir zaman olmadığım kadar kötüydüm… Ama o ses, o bakış… İlk kez biri “iyiliğimi” gerçekten merak etmişti. Tam cevap vermeye yeltenirken Murat kolumdan tutup beni arkasına çekmeye çalıştı. “Defol git buradan! Karıma karışma!” diye bağırdı. "Şerefsiz madem karın.. Ne demeye dövüyorsun.. Allahın emanetine nasıl kıyıyorsun?" Ben Allahın emanetimiydim Murat için.. Eğer öyle olsaydım bana yaptıklarını hiç yapar mıydı? Murat’ın savunması "Karı, kocanın arasına girmek sana mı düştü.. Sen kimsin de benimle böyle konuşuyorsun? Çık git lan evimden. " derken kolumu öyle sıkmıştı ki bir kez daha acıyla inleyince adamla göz göze geldik. Sonrası benim için bir kahramanlık hikayesi gibiydi. Murat'a kafa atmasıyla ayakta zaten zorla duran Murat yerle bir oldu.. Murat sanki orada değilmiş gibi kolumdan tutup kanepeye oturttu. Yaralarımı sardı. İlgilendi benimle.. Üst komşunun torunuymuş. Bir kaç hafta olmuş geleli.. "Bu adam sürekli seni dövüyor mu?" Gözlerimi kaçırdım.. Cevabı yüzümden belliydi aslında.. Tolga... İsmi Tolga'ydı.. Üniversiteyi bitirmiş, askerliğini yapmış.. İş içinde Ankara'ya babaannesinin yanına gelmiş. Eskişehir'de oturuyormuş. Ama orada istediği işi bulamayınca buraya gelmiş.. Kader mi yoksa tesadüf mü bilinmez.. Ama o günden sonra Tolga benim kurtarıcım oldu.. Ne zaman Murat dövmeye kalksa kapıda bitiyordu.. Sırf gelip beni korusun diye benim de sesim daha çok çıkmaya başladı.. Aysel teyze ilk bana yardım eden o olmuştu. Şimdi de torunu Tolga yardım ediyordu. Tabi Murat bana daha da bi sinir oluyordu. Bu kez de dayaklarım Tolga yüzünden olmaya başlamıştı. "O şerefsizle aranızda ne var? Ben gidince eve mi alıyorsun onu?" diyerek bu kezde kapıyı üstüme kitleyip gitmeye başladı. Önceden alışveriş yapıyordu azda olsa. Artık onuda yapmaz oldu. Bir kuru ekmeği bırakıp gitmeye başladı. Murat kapıyı üzerime kilitleyip gittiği her sefer, onun ayak sesleri merdivenlerden kaybolana kadar bekliyor, sonra sırtımı kapıya yaslayıp sessizce nefes almaya çalışıyordum. Bir kuru ekmek… Bir parça su… Sanki insan değil, bir yükmüşüm gibi. Ama her kapı kilitlenişinde Murat’ın sesi değil, Tolga’nın yüzü doluyordu aklıma. O bakış… Bir kere bile acıtmadan, bir kere bile sahiplenmeden, sadece koruyan bir bakış. Ama Murat’ın bıraktığı açlık, susuzluk, özgürlüğümü elimden alış… işte o başka bir yaraydı. Açlık insanın midesini değil, insanlığını acıtıyordu. İnsandım ben ya insan.. Gel deyince gelen, git diyince giden köpek değildim.. Benim de duygularım vardı. Benim de hayallerim vardı.. Tolga'yı gördükten sonra aklım kalbim farklı çalışmaya başladı. Murat'ın benden esirgediği ne varsa Tolga verdi.. Şefkatle tüm yaralarımı sardı. Murat'ın üzerime kapadığı kapıları korkusuzca açtı.. Bir gün zile bastı. "Açamam dedim. Anahtarım yok. Evde yiyecek hiç bir şey yok.. Tolga ben çok açım" dedim.. "Tamam sen merak etme, ben halledeceğim" dedi.. Dediğini de yaptı. Çilingir çağırıp kapıyı açtırdı. Yedek anahtar yaptırmış. Murat kapıyı üzerime kitlediğini sanıyordu. Ama ben istediğim zaman açıp dışarı çıkıyordum. Çok saçma ama Murat kapıyı üzerime kitlemeden önce ben dışarı hiç çıkmıyordum. Yani çıksam nereye gideceğim, ne yapacağım bilmiyordum. Ama Tolga ilk kez o gün beni dışarı çıkarttı. Yemek yedik, gezdik dolaştık. İnsan olduğumu yaşamanın sadece nefes almaktan ibaret olmadığını bir kez daha anladım.. Ondokuz yaşında bir kadındım ben.. Yaşıtlarım kendini çocuk görürken ben bir evlat kaybetmiş kadındım.. Ama her şeye rağmen benimde sevmeye sevilmeye hakkım vardı değil mi? Murat için ne bir kadın olabildim nede bir çocuk.. Onun gözünde hiç bir yerim yoktu benim.. Tolga bana bakarken gözlerini kaçırmamaya çalışması, beni ürkütmeden yaklaşması… bütün bunlar içimde bir yerleri sessizce iyileştiriyordu. Bir kadının sadece var olduğu için değer gördüğü bir dünyanın mümkün olduğunu ilk kez o gün öğrendim. O bana özgürlüğün rengini gösterdi. Ve ben fark ettim ki yıllardır karanlık bir odadaymışım, biliyordum ama kabullenmeye gücüm yoktu. Oysaki ben tüm renkleri severdim. En çok maviyi severdim. Gökyüzü mavisini.. Gökyüzüne korkusuzca bakmayı özlemişim.. Tüm bunları Tolga ile tekrardan yapmaya başladım. Murat evden gidiyordu, ben de evden çıkıyordum.. Bu öyle bir tuhaf hal aldı ki yakalanma korkusu bile heyecan verici oldu.. Küçük, tuşlu bir telefon aldı bana. Tek kayıtlı numara onunki. “Murat görürse?” diye sordum. “Elinden almasına izin verme,” dedi kararlı bir sesle. “Sana artık kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim.” dedi.. Dediğini de yaptı.. Bana kimse zarar vermedi.. Çünkü en büyük zararı bana kendisi verdi.. Murat bir şeylerin farkındaydı sanki ama kanıtı yoktu.. Sabah işe gidiyor, akşam sarhoş dönüyordu çoğu zaman. Hatta bazen işe gittiğini bile düşünmüyorum. O çıkınca hemen pencereye koşup gidişini izliyordum. Bazı günler birileri gelip alıyordu. O günleri eve gelmiyor sabaha karşı dönüyordu. Bir haltlar karıştırıyor ama hiç merak etmiyordum. Benim aklım tamamen Tolga'ya takılmıştı. Gözlerimi kapattığım da onu görüyor. İlk açtığımda da onu görmek istiyordum. Onu görünce kalbim dört nala koşuyor gibiydi.. Zamanla onunda bana karşı hisleri olduğunu anladım. İki ay, üç ay derken bizim buluşmalar çığrından çıkmıştı. Murat gidiyor , Tolga geliyordu.. Öyle masum buluşmalardı. Yemin ederim ilk başlarda asla kötü bir niyetim yoktu. Aşıktım.. Kafam karma karışıktı. Yaptığımın tam olarak anlamını bile bilmiyordum. Kocama ihanet etmek değildi niyetim.. Ama Tolga çok başkaydı.. Yaralarımı ilaç oldu. Sardı sarmaladı.. Ne annemin, ne ablamın sözlerini hatırlar oldum. Murat’ın dövmesi bile canımı yakmıyordu. Hatta çok tuhaf ama bazen inadına gidip dövsün istiyordum. O zamanlar Tolga benimle daha çok ilgileniyordu. Bana bakarken ki hali bile bir başka oluyordu.. Ben sadece sevilmek istiyordum. Tolga yaralarıma dokundukça içim ürperiyordu.. Çok aşıktım.. Çok sevmiştim.. Bir gün Murat’ın beni döverken söylediği sözlerle ne yapacağımı şaşırmıştım.. "Senin gibi doğurduğun da çok huysuzmuş.. Sizin cinsinizi s.keyim.. Ama beni zengin etti.. Bir tane daha yapsak.. Sonra bir tane, bir tane daha... Artık çalışmama hiç gerek kalmaz.." Evladımın yaşadığına mı sevineyim yoksa beni kuluçka makinesi olarak görmesine mi üzüleyim.. Göremesem de evladımın yaşadığını bilmek çok ayrı bir duyguydu.. Çocuğun, çocuğu olmuş.. Benimki de o hesaptı.. Kendi kendime dedim ki belki de ben bakamayacaktım. Şimdi en azından ona iyi bakan birileri vardır.. Murat onu dövmeye kalksa elinden alacak gücüm yoktu ki.. Ölmemişti en azından yaşıyordu.. Bir çocuktan annelik beklemek.. Hemde kendisi anne sevgisi görmeden büyümüş bir çocuk.. Şimdi düşünüyorum da ne ben anne olabilmişim, nede beni doğuran...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE