3

2415 Kelimeler
Timuçin'in etki alanından çıkamayan Asya, sabah işe gittiğinde Ali'yi göremeyince merak etti. Üstelik ilginç bir şekilde hiçbir telefonunu açmamıştı. O güne değin peşinden ayrılmayan, en geç ikinci çalışta telefonu açan Ali'den ses çıkmıyordu. Bir hata yaptığını düşünerek telaşlandı. Masasına geçip bir süre kendi kendini yedi. Neler olmuştu? Acaba Ali ve Sinan kavgayı sürdürmüş müydü? Timuçin nasıldı, iyi miydi? Müdüründen bilgi almak için odadan çıktığında, gördüğü manzara karşısında olduğu yere çakıldı. Timuçin, Selçuk Bey'in odasındaydı. Personellerden Ayşe Hanım, Timuçin'e bir dosya gösteriyordu. Göğüs dekoltesi gayet cömert olan gömleğini de burnunun dibine sokmuştu! Asya sinirle içini çekip odasına döndü. Sandalyesine oturup anında ayaklandı. Ayşe'nin cesaretine mi, kendi aptallığına mı kızsa bilemedi. Pencere kenarına geçip kollarını göğsünde birleştirdi. Ayağını yere vurarak, onu sakinleştireceğine inandığı bir ritim tutturdu. Kapının çalınıp aynı anda açılmasıyla arkasını döndü genç kadın. Gelenin Timuçin olduğunu görünce önce afalladı, sonra kollarını sarkıtıp sırtını dikleştirdi. Sanki gelemezdi. Sanki başka bir kadının kuruna karşılık verdi diye artık konuşmamaları ya da ayrılmaları falan gerekiyordu. Ayrılacakları konu neydi! Sesindeki gıcık ifadeyi saklayamadı. "Buyrun Timuçin Bey?" "Biz Ayşe Hanımla dışarı kadar çıkıyoruz, arsa için bir yere uğramamız gerekiyor da... Çalışanların çoğundan sen sorumlusun biliyorum. Ayşe'ye izin vermezdin belki; ama beni kırmazsın diye düşünüyorum." diyerek göz kırptı. Asya'nın yüzü birbirine girdi. Bu adamı şimdi şurada boğazlasam ne olur acaba? Bir de pişkin pişkin 'Sen beni kırmazsın.' dedi! Şeytan dürtüyor, hayır de! Yiyorsa de haydi Asya! Sol tarafımdan şeytanım işe el koymaya başladı bile. Sağ tarafımda meleğim de boş ver gitsin kızım, sana ne... Adam istediğiyle gezer tozar, sana mı düşecek hesabını sormak? diyerek aklımı karıştırıyorlar! İtici bir halle gülümsedi. "Patron sizsiniz, siz nasıl arzu ederseniz..." diyebildi sadece. Timuçin, "O zaman sonra görüşürüz," Ayşe'yi yanına aldı ve Asya'ya keskin bir bakış atarak otelden çıktı. Asya, sonraki yarım saatte ellerini çenesine dayamış bir şekilde öylece zemine bakıp oturdu. Klimanın soğuğu yüzüne vurdukça öfkesini dizginledi. En azından cayır cayır yanan suratı biraz olsun soğumuştu. Eğlence merkezinin mimarı gelince toparlandı ve adamı odasında buyur etti. Çoğu şey hazırdı, sadece son rötuşlar atılıyordu. Her adımı görmek isteyen Selçuk Bey için çabalıyordu Asya'da. Onun da üzerinde büyük sorumluluk vardı. Tek tek incelemeli ve her adımdan haberdar olmalıydı. Birkaç saatin ardından pencereden etrafa baktı. Büyük havuzda eğlenen insanların hemen ilerisinde masmavi deniz uzanıyordu. Yüzmeyi çok severdi; fakat haftaiçi özlemini çekse de haftasonuna dek yoruluyor ve genel olarak yüzmek aklının ucuna gelmiyordu. Yine de sezon bitmeden serin sulların kollarına bırakmalıydı kendini. Saati öğle yemeği vaktini gösterince hareketlendi. Çıkarken telefonunu eline aldı. Ali'den geri dönüş yoktu. Sadece Sinan'dan mesaj gelmişti, onunla konuşması gerektiğini söylüyordu. Telefonunu çantasına attı, "Kimseyle uğraşamayacağım." diyerek yoldan bir taksi çevirdi. Teknelerden birinde balık ekmek yemeğe karar verdi. Sonuçta yalnızdı ve bu fırsatı sevdiği şeyle değerlendirmeliydi. Denizin kokusu her zaman iyi gelmişti ona. Şu an olduğu gibi, deniz onu çok rahatlatıyordu. Muğla'yı da bu yüzden çok seviyordu. Asya bir tek yalnızlıktan hoşlanmıyordu. Buna mecbur kalmıştı. Babasının mesleği gereği gittikleri Gölcük'teki depremde ailesini kaybetmişti. Ona bakacağına inandığı tek akrabasının, teyzesinin, yanına gitmiş; fakat ilgisizlik sonucu üniversiteyi kazandıktan sonra onlarla da çok görüşmez olmuştu. Ailesini çok özlüyordu. Geceleri yalnız uyumak ve deprem anını hatırlamak kabuslarını doğurmuştu. Acı onu fazlasıyla olgunlaştırmıştı. Yalnızlık, hayat hakkında düşündürmüş, neler uğruna yaşayabileceğine ve zamanını ne için harcayacağını göstermişti. Boşa yaşamak için hayat çok kısaydı. Denizdeki esintiyle burnuna dolan tuzlu suyu ciğerlerine çekti. Tanıdığı koku üzerine yeni bir hayat inşa etmişti; ama ilerleyemiyordu. Yıllar geçiyor ve olduğu yerde saydığını fark ederek ara sıra tedirginlik yaşıyordu. Her şeye sahipti aslında, eksik parçaları olsa da. Bir işe, bir arkadaşa, biyolojik olmasa da bir aileye... Aşk yoktu bir tek. Ona da niyetlenmiş, adamın güzelliğine aldanmıştı; ama yanlışı bugün daha iyi anladı. Timuçin Gündoğan buradan gidene dek, yüzüne bile bakmayacaktı. Denizi andıran o güzel ve berrak mavi gözlerinden kendini geri tutacaktı. Tehlikeli varlığını yok sayacak, saygıdan başka hiçbir şey vermeyecekti. Mesafeli bir arkadaşlık bile! "Seni bu kadar derinlere götüren şey nedir merak ettim." Asya sertçe irkilip başını sesin geldiği yöne çevirdi. Timuçin'i gördüğünde aldığı ısırık boğazında kaldı. Öksürmeye başladı. Karşısında nefes dahi almamayı planlarken, ilk anda nakavt oldu! Adam gülerek sırtına vurdu. "Öcü müyüm ben canım, bu kadar korktun..." Yandaki tabureye ilişti hemen. Asya, suyundan içince kendine gelebildi. Tüm düşünceleri bir anda silindi ve kendini adamın çekimine itiverdi. "Kusura bakmayın Timuçin Bey. Sizi birden görünce şaşırdım. Ayşe Hanım'la çıkmıştınız en son o yüzden." Sesindeki hasetliği saklamaya çalışıyordu. "İşim erken bitti, buradan geçerken seni gördüm. Ayşe Hanım'ı da otele yolladım." derken suratında değişik bir gülüş vardı yine. Asya bu adamı bir türlü anlayamamıştı. Daha sabah Ayşe'nin yılışmalarına keyifle yaklaşırken; o anda önemsiz gibi bahsediyordu. Dün gece gayet ciddi, anlayışlı ve olgun davranmıştı.Yüzünü inceledi bir süre, gerçekten başarılı bir heykel traşın ellerinden çıkmış gibi duruyordu. Sonra saçlarına baktı, güneşte nasıl da parlıyorlardı. Gömleğinin içindeki kaslı vücudu yine ortadaydı. Asya yutkunarak gözlerine döndü. Timuçin kadının gözbebeklerinde oluşan beğeni pırıltılarını yakalamıştı. Bir kadın tarafından beğenilerek bakılmak her zaman hoşuna giderdi. Ama bu defa bir şeyler farklıydı. İlk kez bir kadın onu yemek için değil, duygu yoğunluğuyla bakıyordu. İşte onu çözmeye başlamıştı! Biçimli kaşları belli belirsiz gözlerine indi adamın. Bu kadını diğerlerinden farklı gösteren bir şeyler vardı. Belki saflığı, belki güzelliği... Ama bakışları bile yeterdi Timuçin'e... Karanlıklarda bir ışık belirdi sanki. Gözlerinin siyahı kadar beyazdı kadının içi, tam anlamıyla bunu gördü! Genç yaşına rağmen hayatta çok şeyi tecrübe etmiş bir adamın bunları anlamamış olması büyük bir ahmaklık olurdu. Asya mavi gözlerin hiç çekinmediğini anladığında bakışlarını kaçırmak zorunda kaldı. Zayıf bir sesle, "Aç mısınız?" diyebildi. Sonra, bu uzaklığa daha fazla dayanamayacağını düşünmüş olacak ki, yine onun gözlerine döndü. "Hayır, değilim; ama sana bir kahve ısmarlamak isterim." Soru değildi bu, adeta emirdi. Asya onun çevresini saran zarından içeriye girmişti bir defa. İkisi için de hisleri, başkalaşım geçiriyordu. On dakika içinde kendilerini bir kafede buldular. Asya gözlerini ayıramıyordu ondan. Adam ne kadar da büyük görünüyordu. O sandalyenin üzerinde bile, dünyanın hakimi benim der gibi duruyordu. Masaya oturmadan ona yol vermesiyle nazikliğini, bakışlarındaki ifadeyle sertliğini sergiliyordu. Timuçin düşüncelerini daha fazla saklayamamış olacak ki, "Geçen gece ki olay beni biraz şaşırttı." dedi. Bunu bu şekilde dile getirmesi de Asya'yı şaşırtmıştı. "İki yetişkin insan, bir bayan için kapışıyordu yetişmeseydim." Hafif hafif gülüyordu. Bu Asya'yı kızdırdı. Ondan hoşlanmaya başlamış olması, Ali ve kendiyle dalga geçmesi anlamına gelmiyordu. "Sadece bir yanlış anlaşılma vardı, sorun kalmadı." "Emin misin? İkisinin de seni paylaşamıyor gibi bir hali vardı." Asya ona verecek bir cevap bulamadı. Zaten bu adam mavi gözlerini böyle dikip kadına varlığını alıştırdıkça, Asya'nın dili tutuluyordu. Boğazını temizleyerek ona meydan okudu."Siz abartıyorsunuz. Ufak bir çekişmeydi sadece." "Çekişmelerin ufağını ve büyüğünü anlarım. Bazıları ciddi sorunlara yol açar." Evet ondan hoşlanıyordu; fakat her ne kadar kızsa da Ali'yi onun karşısında küçük düşürmek gibi bir niyeti yoktu. "Bizler yetişkin insanlarız, herhangi bir çekişmeyi rahatlıkla atlatabiliriz." Kadının arkadaşına karşı korumacı tavrından hoşlandı. Ellerini masanın üzerinde birleştirdi ve bakışlarını tatlı kadına çevirdi. "Siz belki halledebilirsiniz Asya Hanım, ama Ali Bey'den kuşkuluyum." "Ali'yle ilgili konuşmak istemiyorum." Direkt konuştu. "Size karşı takındığı davranıştan ötürü de onun adına ben özür dilerim." Timuçin şöyle bir güldü. "Unutmayın ki, otelin patronu benim." Sesindeki otoriter tınıyla Asya'yı biraz incitti. Bunu yaparken kıskançlık duygularının kabardığının farkında değildi. "Hiçbir zaman çalışanlarımın ilişkilerine karışmadım. Otelden çıktıkları an ne yapacakları sadece onları ilgilendirir. Tabii, yardım edebileceğim bir durum varsa seve seve," derken bir elini hafifçe havaya kaldırdı. "Fakat Ali Bey coşkulu bir adam. Demek istediğim, her zaman duygularına yenilen insanlar var ya, onlardan. Otel içinde tatsızlıklar istemiyorum." "Gittiğinizde gözünüzün arkada kalacağı bir durumla karşılaşmayacaksınız." "Keşke bundan emin olabilsem..." "Ben kefilim!" diyerek genç kadın atıldı. Timuçin bir süre onun yüzünü inceledi. "Sizin güvenilmez olduğunuzu söyleyerek kabalık etmek istemem. Benim güvenmediğim Ali Bey. İleride işten çıkarma olduğunda, yeni eleman alabilirim. Fakat ya kaybettiğim müşteriler ne olacak?" Asya'nın sabrı taştı. Küçük bir kavga konuşmayı nerelere getirmişti. Üstelik Ali hem çok çalışkan ve işe karşı saygılıydı. Adama doğru yaklaştı. Yüzünde çok ciddi bir ifade vardı. "Timuçin Bey, endişelerinizi anlıyorum. Dün gece gördüklerinizden sonra aklınıza kim bilir neler geldi? Yıllardır bu otelde çalışıyoruz biz ve Ali her zaman çalışkan biri oldu. İnanın bana, böyle devam edecek." Uzun bir süre bakıştılar. Asya kendini inandırmaya çabalıyordu. Timuçin ise herkesin biletini kesmişti. Sadece onu etkileyen kadına biraz daha bakmak istiyordu. Kadını uyardı. Söylemek istediği çok şey vardı. Belli ki Asya buna henüz hazır değildi. O yüzden uzatmadı. Dilerse konuşmayı sürdürürdü. Timuçin Gündoğan istemedikçe, hiçbir şey sona ermezdi! Bardağının dibinde kalan gece kadar kara kahvesini tepesine dikti. "Kahvenizi bitirdiyseniz kalkalım mı?" Asya kalkmaya hazırlanırken, Bu kadar mı, diye düşündü. Son cümlesinde birçok şey söylemişti ve adam karşılık vermemişti. Saf olabilirdi, ama bazı şeyleri anlayacak kapasiteye sahipti. Bu konunun peşini bırakmayacağı açıktı. İstediği kadar konuşabilir, , ben bizi savunacağım diye aklından geçirdi. Ayaklanmadan hemen önce Timuçin'in mavi gözlerindeki derinlikle karşılaştı. Tabiri caizse, eli ayağına dolandı. Birileri bir çift bakış altında erimek ya da ölmek istiyorsa, şu an bulunduğu yerde durabilirdi. Çantasına hakim olamayıp yere düşürdü. İkisi de düşen çantayı almak için eğildiğinde, burun buruna geldiler. Asya onun sıcak nefesini hissetti. Kahve ve nane kokuyordu. Bilmediği kokular ya da tatlar değildi; fakat adama biraz daha sokulmasını söyleyen bir ateşti. Daha da derinlerden bir fısıltı tüm uzuvlarını titretti. Böylesini hiç yaşamadın... Elinde olmadan gözünü kapattı, heyecan kalp atışını zorladı. Dudakları dokunulmayı arzuladı. Onu öpmesini istedi. Belki çok çılgıncaydı; ama belki bir öpücükle o günü kapatabilirdi. İlk ve son yakın duruşlarından bir hatıra olarak tatlı bir öpücük kalabilirdi. Karşıdan herhangi bir tepki alamayınca gözlerini açtı. Timuçin, kadının çantası elinde ayakta bekliyordu. Asya kendini tam bir ahmak gibi düşünerek utandı. Hemen toparlanıp ayağa kalktı, çantasını alarak teşekkür etti. O, önden giderken adamın arkadan sırıttığını göremiyordu. Otelin önünde arabanın kapısına asılarak utangaç bir edayla adama döndü. "Kahve için teşekkürler..." "Ben de sohbetiniz için teşekkür ederim Asya Hanım. Göründüğünüzden daha neşeli olabilirsiniz. Sizde o potansiyeli görüyorum." Adamın ne dediğini anlayamamıştı. Geçirdikleri birkaç saatin hatrına sormadan edemedi. "Ben neşesiz mi görünüyorum?" Timuçin başını sallayarak güldü. "Hayır! Ama bence hayatınıza renk katmanız gerekiyor. Böylece daha neşeli olabilirsiniz." Ne olacağını düşünmeden hızla konuştu. "Beni hiç tanımıyorsunuz ve birkaç saat içinde hayatıma renk katmam gerektiğini anladınız öyle mi?" "Sözlerimin arkasındayım," diyen adamın göz kenarları kırıştığından, mavi gözleri daha koyu göründü. "Peki nasıl yapmamı önerirsiniz?" Sesindeki alaylı tınıyı saklayamadı. Timuçin'in kalbi kırılmadı; çünkü umursamadı. Ona has bir duruşla cevapladı. "Hayatınızdaki zehirli otları temizleyerek..." Bu kez adamın ne dediğini anlamak için gözlerine derin bir bakış attı. Sonra vazgeçti. Onu tanımıyordu. Hakkında bildiği tek şey, çapkın ve bencil olduğuydu. O yüzden geçiştirdi. "İlk işim bir bahçıvan bulmak olacak! Tekrar sağ olun. Görüşürüz." Timuçin arabayı çalıştırıp otelden uzaklaşmadan önce kadının ardından bakakalmıştı. İlk defa biri ona laf sokuyordu. Üstelik bu bir kadındı! Rahatlıkla laf dalaşına giremeyecek, adamlarına emir verip boğazını kestiremeyecekti. Bir kadına, ona laf soktu diye bunu yapamazdı. Hele de cesaretini tatlı bedenine siper etmiş, gösterişli bir utanmazlıkla ona meydan okuyan Asya'ya... Saf, kendi yaşamına odaklanmış, insanlara kolay güvenebilen... Bu yüzden daha rahat ve korkusuzdu ona bakarken. Elbette daha yanakları kızarası ve çekingen tavırlar... Direksiyonu parmakları arasında sıkıştırırken mavi gözlerinin içi parıldayana dek gülümsedi. Hayat sürprizlerle doluydu. İlginç olanıysa Timuçin sürprizlerden hoşlanmazdı; fakat artık çok geçti. Asya'nın şaşırtıcı varlığına ruhunu kaptırdı. Asya, adama kaba davranıp davranmadığını düşünürken boş verdi; çünkü kendinden emin duruşu onu deli etmeye başladı. Kendini üsten gösteren davranışlarının en berbat karşılığı Asya'yı küçük görüyor oluşuydu. Kullandığı cümlelerden, yüzündeki hayasız duruştan ve mavi gözlerinin verdiği güzel güvenden ve elbette parasından belliydi her şey... Asya ise, tüm bunların tam tersiydi. Sırf ayrı dünyaların insanı olduklarını düşünerek onun rüzgarına kollarını açıp bırakmamalıydı duygularını. İçtiği kahvenin etkisini akşama kadar hissetti genç kadın... Kah kızdı adama gerçek bir günahsızken, kah içten içe hayranlık besledi... Kafasını kalan işlere veremiyordu. Üstüne bir de arsanın alımıyla alakalı bir sorun çıkınca otelden geç çıkmak zorunda kalmıştı. Çantasının bir köşesine itilen telefonuna bakmak aklının ucundan geçmedi. Hava hayli kararmıştı. Evin yakınına gelince marketten bir şey almak için taksiden erken indi. Kestirme diye düşünüp karanlık bir ara sokağa girdiğinde, sık sık gördüğü kabuslar düştü zihnine... Sokak lambaları yanıyordu ve yaz olduğundan insanlar balkonlarda oturuyordu. Yine de saat geç olduğundan ürküyordu. Genç kadın adımlarını hızlandırmış, bir an önce uzun ve karanlık ara sokaktan çıkmak istiyordu. Gittikçe sanki bitmiyor, hızlandıkça sanki yavaşlıyordu! İçinde bir korku peydah olmuş, canını fazlasıyla sıkıyordu! Hiçbir şey zarar vermese de zihninin oyunları onu zorluyordu. Ailesini kaybettikten sonra yaşadığı travma ve sıkıntılı geceler fark etmese de gündelik yaşamında boyun eğdiriyordu. Kendini rahatlatmaya çalışırken, kendi ayak seslerinin ritminden uzak başka sesler duydu ve tuttuğu nefesiyle ardını döndü. Bir karaltı ona doğru koşuyordu. Yok, sadece bir yere yetişmeye çalışıyor. Benimle ne ilgisi olabilir ki? Diye düşünse de, kendine engel olamayarak daha da hızlandı ve neredeyse koşar adımlarla sokağı arşınlamaya başladı. Kalbi neredeyse boğazında atarken yutkunamıyor, bunun için harcadığı zamandan dolayı, nefes alabilecek fırsatı da kaçırıyordu. Hiçbir şey olmayacaksa da, kalp krizi geçireceğini düşünüyordu. Artık dayanamayıp koşmaya başladı. Tek düşündüğü canının yanmasına engel olmaktı. Belki de endişesini belli etmemeliydi, ama yapamadı. Birçok insana göre soğukkanlılığının oranı düşüktü. Arkadaki her kimse var gücüyle ona yönelmişti. Korku ve heyecanla nefes nefese kalmıştı ki, biri kolundan tutup durdurdu onu. Tam bağıracaktı ki, Sinan, ona bakıyordu. "Sinan!" diyebildi tekleyen soluğu arasından. "Sen-sen ne yaptığını sanıyorsun? Niye sapık gibi koşuyorsun, delirdin mi!" Siyah gözleri, bulunduğu sokağın üzerine düşmüş geceden daha karanlık ve tehlikeli görünüyordu. "Seni defalarca aradım görmedin mi!" Genç adam da çıldırmış gibiydi. Bakışları başka gezegenin vatandaşlığını andıran cinstendi. "Delirdim Asya delirdim!" Karanlıkta tam belli olmuyordu; ama yüzünün kenarından boynuna inen bir çizik vardı. Derin bir şeye benziyordu ve dün gece bu yara yoktu. "Sinan kendine gelir misin ne oluyor?" "Korkma!" Boğazını yutkunuyormuş gibi hareket ettirdi. "Asya... Benimle gel, burada çok pis işler dönüyor. Güvende değilsin." Onun sözlerine aldırış etmeyen genç kadın boynundaki yara iziyle alakadar oluyordu. "Ne demek istediğini anlamıyorum." Sinan sinirlenip koluna yapıştı. "Zor kaçtım, bilmediğin çok şey var. Girme o eve, her şeyi anlatacağım sana! Gel benimle!" Siyah bir araba sessizliği yırtarcasına sokağa daldı. Beyaz farlar, geleni saklıyordu. Asya korkuyla duvara yapıştı. Sinan ezilmemek için birkaç adım geriye kaçtı. Araba ani bir frenle, yolda iz bırakarak durdu. Sessizliğe bürünen birkaç saniye bedenleri titretti. Hemen ardından yükselen korna sesi midelerinden boğazlarına ulaşan acı bir tatla beniz sararmasına neden oldu. Sinan gelenin kim olduğunu anlayınca çaresiz bakışlarını kadına çevirdi ve hemen sonra koşarak uzaklaştı. Genç kadın bir sağına bir soluna döndürdü başını. Sinan'ın gidişi, arabanın hala aynı yerinde kornayı çalışı... Neyse ki ikisi de aynı anda kayboldular. Sinan'a ne olduğunu merak etse de canlarına kastı olan arabayla kalmayı istemedi. Bir kabustan uyanmışcasına rahatlayınca şok içinde olduğu yere çakıldı. Dizleri tutmadı bir süre. Gözlerini önce yere dikti, sonra şu an orada olmayan Sinan ve arabanın gittiği yönlere... Beş dakika içinde toparladı kendini, koşar adımlarla evine giderken etrafına bakındı. Dairesine girince önce tuttuğu nefesi bıraktı, sonra kapısının tüm kilitlerini çevirdi. Bu seferki kabus, gerçeğin ta kendisiydi!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE