YOLCULUK

2969 Kelimeler
Özlem duygusu... yaşamayan bilemezdi. Sevdiklerimizden uzakta hayatta kalmaya çalışmak... içimde tek kalan küçücük ve güçlü olmamı sağlayan şey, bir gün onlara kavuşacak olmamdı. İnsanı güçlü yapan bana göre umutları, hayalleri ve ulaşmak istedikleri hedefleriydi. Bunlar olmayınca depresyon denilen hastalığa sahip olmuş oluyorduk. Peki güçlü ruh hali neydi? güçlü durmak, hayatta her ne yaşamış olursak olalım, buna rağmen gülebilmek demek miydi? Peki güçlü olmamızdaki etken geçmişte yaşadığımız acılarımız mıydı? yoksa bir insan her şeye rağmen güçlü olabilir miydi? Sadece özlüyordum arkadaşlarımı, kardeşimi, babamı, annemi... acaba onlar şu an ne haldeydi annem benden kurtulduğu için mutlu muydu? kardeşim hayatındaki en büyük korkusundan kurtulduğu için belki de konuşmaya bile başlamıştır kim bilir... peki ya babam eminim ki benim biricik kahramanım benim için mutlaka bir şeyler yapıyordu bende onun için buradan kurtulacaktım ama ilk önce şu Cevher denilen adamı konuşturmam gerekecekti. O, stersli kahvaltıdan sonra Barzah ve Ayaz kendi odalarına çekilmişlerdi bizde kızlarla beraber son günümüzü güzel geçirmek adına, bir şatoda en fazla ne yapılabilirse onu yaptık. Dans ettik sonra onlara şarkı söyledim. Özgüyle dünyada olan yaşam tarzını anlatıp Alyayı güldürdük. Burada en fazla bunları yapabilmiştik dışarı da çıkamıyorduk çünkü dışarıdan birisinin beni görmesi demek isyan çıkması demekti hiçbirimiz bunu istemezdik. Şimdi ise yatağıma uzanmış düşünüyordum. Yarın sabah buradan gidecektim sadece tavanı izleyip bundan sonrası için neler olabileceğini düşünüyordum ardından etrafa göz atmaya başladım. Bu oda kızların söylediğine göre Farah'a aitti sanki karamsar ruh hali odanın her yanına yansımış gibiydi. Gidecek olmasaydım buraya bir çok resim yapar ve odayı renklendirirdim ama bu diyarda kalıcı olmaya tabiki niyetim yoktu. Sağıma baktığımda kızlarla beraber Faraha ait kıyafetlerle dolu olan valiz, hazırlanmış bir şekilde bana bakıyordu. Bu kadın baya bir süslüydü. Pahalı mücevherler, ipekten giysiler hepsini koymuştuk açıkcası ben bunları dünyaya götürsem, dakikasında zengin olurdum ama Farah olabilmek için bunları kullanmam gerekecekti. Gözüme uyku girmiyordu Ayaz ile beraber gidecek olma düşüncesi mideme kramp girmesine sebep oluyordu onunla bu yolculuğu nasıl çekilir hale getirirdim bilmiyordum keşke telefonum, kulaklığım olsaydı hiç değilse müzik dinleyerek giderdim en iyisi hiç konuşmadan bu yolculuğu birtirmekti. Daha fazla düşünmemeye karar vererek kendimi uykunun kollarına teslim ettim. Rüyamda kendimi bir uçurumun kenarında gördüm o çok sevdiğim denize bakıyordum. Uçsuz bucaksızdı çok huzurluydum dalga seslerini dinliyordum o anda uzaktan ağlama sesi geliyordu yine birileri benim için ağlıyordu. Kimse benim için üzülmesin istiyordum etrafa baktım ama ses çok uzaktan geliyordu. kim olduğunu anlayabilmek için daha çok kulağımı kabarttım ve sesi tanımamla içimde bir şok dalgasının geçmesi bir oldu ağlayan kişi annemden başkası değildi benim için ağlıyor muydu? ona ağlamamasını söylemeyi çok istiyordum. Koşmaya başladım annemi arıyordum ama bulamıyordum yüzüme ve kollarıma değen ağaç dallarının acısını hissediyordum daha fazla koşamayacağımı hissedince durdum başımı gökyüzüne doğru kaldırdım belki beni duyardı bilmiyorum ama bağırmaya başladım. 'Anne beni duyuyor musun bilmiyorum ama ben çok iyim, beni merak etme lütfen seni çok seviyorum' diye bağırdığım an birisinin beni dürtmesiyle gözlerimi açtım. Başımda endişeli gözlerle bakan Alya vardı. "Sezgi iyi misin uykun ağır sanırım kapıyı çaldım ama uyanmadın bende gelmek zorunda kaldım özür dilerim." "Yok önemli değil Alya saat kaç?" "Saat sabahın beşi erken çıkmanız gerek halk uyanmadan, dikkat çekmeden yola çıkmalısınız." "Tamam hazırlanayım ben" gözlerimin içine bakıyordu bir şey söyleyecekti ama söylemekle söylememek arasında bocalıyordu. "Alya konuş hadi" "Sezgi bu kısa sürede seni çok sevdim kendine çok dikkat et olur mu zaten hep yakınlarında olacağız birimiz şatoda dururken diğerimiz senin yanında olacak ama abim devamlı senin yakınında olacak kendini sakın yanlız hissetme tamam mı" ve ellerini boynuma attı bana sarılıyordu bende karşılık verdim beraber birkaç saniye öyle durduk ilk ayrılan o olmuştu. "Bende seni çok sevdim Alya" son kez baktıktan sonra odadan çıktı bende banyoya gittim. Alya gittikten sonra duşumu aldım ve işte şimdi Farah olma sırasıydı ona ait olan mücevherler, makyaj malzemeleri ve kırmızı, üzeri desenli uzun kabarık elbisesi karşımda duruyordu. Kızlar sürekli bana bu giysileri ve onun yaptığı makyajı benim üzerimde deneyip durdukları için bende tabiki öğrenmiştim. Çok fazla makyaj yapmayı sevmiyordum ama el mecbur yapmak zorumdaydım. İlk önce saçlarımı kuruladım ardından şekil vermeye başladım saçlarım kendinden dalgalı olduğu için çok fazla zorlanmamıştım. Masanın üzerinde duran ışıltılı tokalarla saçlarımı bukleli topuz yaptım sıra makyajıma geçmişti burada makyaj malzemeleri tamamen doğal ürünlerden yapılıyordu kirpiklerimi belirginleştirdim, gözüme çok koyu tonlarda makyaj yaptım ve dudaklarıma bordo kırmızı rujumu sürdüm. Aynadan son halime baktığımda aşırı seksi olmuştum ayağı kalktım ve elbiseyi üzerime geçirdim göğüs bölgesinde lastikler vardı onları sıktım ama sıktığım an göğüslerimin taşmasını beklemiyordum çok dik görünüyordu. Tekrar aynaya baktım gerçekten de çok seksi olmuştum bu kadın resmen bu kıyafetlerle yürüyen tanrıça olmalıydı son olarak ayağıma topuklu botlarımı geçirdim ve aşağıya doğru inmeye başladım. Aşağıda çatal bıçak sesleri geliyordu anlaşılan kahvaltıya başlamışlardı. Ayağımdaki topuklular sert zeminde yankılanıyordu salona gelişimle herkesin gözü benim üzerimde oldu hepsi donmuş bana bakıyordu karşılarında beni değil Farahı gördüklerine emindim çünkü, hepsinin yüzünde yarı hayal kırıklığı yarı özlem vardı ama en önemlisi bir kişide nefret dolu bakışlar vardı yüzüne baktığımda daha fazla tahammül edemezmiş gibi sandalyesini yere düşürüp hızlı adımlarla salondan ayrıldı öylece arkasından bakakalmıştım. Önüme döndüğümde Barzah bana bakarak; "Sezgi lütfen onun kusuruna bakma aşırı Farah'a benzemişsin hatta bizzat o olmuşsun." Hemen ardından özgü atıldı. "Ama bakışları değil, ne olursa olsun sen Sezgisin bunu hiçbir kıyafet, hiçbir elbise gölgeleyemez." Anlayışlı bakışlarla bana bakıyordu ve Alya atıldı. "Kalbinin güzelliğini de hiçbir şey gölgeleyemez başaracaksın Sezgi şu zamana kadar üstesinden geldiysen bunu da hep beraber başaracağız sen abimi takma alışmaya çalışıyor." O anda gülerek cevap verdim. "Umarım yolda beni öldürmez Alya" sonra hepimiz gülerek son kez kahvaltımızı yaptık. Artık gitme vaktiydi ama ayaklarım geri geri gidiyordu Özgü, elinde siyah bir pelerinle yanıma geldi bu ilk gün taktığım pelerindi. "Bu pelerini sakın kafandan çıkarma Sezgi taktığın an zaten gizlenmiş oluyorsun siz Cevheri bulur bulmaz o bulduğunuz yere en yakın olan yerde ayaz bir ev tutacak bizde devamlı olarak oraya geleceğiz uzakta olsa ayrılmadık sakın korkma ve güçlü ol sana güveniyorum bunu da sakın unutma doktor." Nedense bütün bu yaşadıklarımın sebebi o olmasına rağmen yine de içimde kin duygum yoktu galiba artık samimiyetine inanmıştım ya da burada kimsem olmadığı içindir bilmiyordum. Hep beraber dış kapıdan çıktık ve çıktığımızda Ayaz atların yanındaydı benim yüzüme bile bakmadan "Hazır mısınız" dedi "Evet abi" üçünün de yüzünde hüzün vardı Tek tek hepsinin gözlerine baktım. ilk Özgüyle sıkı sıkı sarıldık ardından Barzaha sonra da Alyaya hepsiyle tek tek vedalaştıktan sonra kapının oraya baktığımda Semira'nın yaşlı gözlerle bana baktığını gördüm ve koşarak yanına gittim. "Semira neden ağlıyorsun geri geleceğim." "Hanımım size çok alışmıştık lütfen kendinize dikkat edin." "Merak etme kendime dikkat edeceğim Semira" Ona da sıkı sıkı sarıldıktan sonra Ayaz'ın yanına doğru yürüdüm oda atın başını okşuyordu bana bakmadan "hazır mısın uzun bir yolculuk olacak" seninle olması dışında bir sorun yok demek istedim ama sustum şimdiden onu delirtmek gibi bir saçmalık yapmamalıydım. "Evet hazırım" Yanına doğru yürüdüm. "Omzumdan tut çıkarken ve olabildiğince uysal ol atı korkutma!" "Hiç at binmemiş bir insan değilim merak etme, hem binmek için yardımına ihtiyacım yok!" "Öyleyse bin" Yavaş hareketlerle atın kafasını okşadım ve üstüne bindim Ayazda kendi atına bindi ardından hepsine son kez bakıp kafama pelerinimi geçirdim ve onlara el salladıktan sonra yol almaya başladık. Neredeyse yarım saattir yoldaydık ve dünkü yağmurdan dolayı yerler çamur olmuştu bu yüzden atlar yavaş hareket ediyordu o sırada dayanamadım. "Sizin buralara da bir asfalt çalışması yapılması şart bence" yan tarafıma baktığımda sadece önüne bakıyordu bu adamla iletişim kurmak gerçekten zordu hayır bir kaç kelime de edebilirdi onu çok takmamaya karar vererek tekrar önüme döndüm. Neredeyse bir saatin sonunda yeşil çimlerle örtülü yoldan gidiyorduk etraf mis gibi çim ve çam kokularıyla doluydu yanımdaki adamın ruhsuzlığunu saymazsak oldukça huzurlu bir an içerisindeydim sanki uçsuz bucaksız bir yolda yürüyordum etrafta dağlar, dereler, çimler ve ağaçlar vardı bu evren acı doluydu ama muhteşemdi sanki dünyanın telaşından, acelesinden kendini soyutlamış bambaşka bir yerdi insanoğlunun buraya gelme şansı olsaydı eminim ki buraları mahvederdi bu güzel çimlerin üzerine binalar, alışveriş merkezleri dikerlerdi insanoğlu malesef ki çok acımasızdı. Sonra onun sesini duyarak içimdeki huzura ara vermek zorunda kaldım. "Çok garip bir kadınsın" bu ne demekti şimdi Düşüncelerimden ayrılmama sebep olan sesin sahibine baktım. "Neden öyle düşünüyorsun?" "Hiç bilmediğin bir adamın yanına gidiyorsun yanında yine nefret ettiğin adam var ve senin ruhun çok huzurlu anlayamıyorum." "Evet söylediklerine katılıyorum ama etrafına baksana Ayaz her yer o kadar güzel ki tepemde rengarenk kuşlar uçuyor, etrafım çam kokuları, her yer yemyeşil bu bile ne kadar huzur veriyor anlatamam bizim dünyamızda böyle yerler ne yazık ki çok az" "Az mı neden?" "Her yer metropol çünkü" Anlamsız gözlerle bakıyordu. Onun bu şaşkın hali nedense çok hoşuma gitmişti. "Yani binalar çok fazla her yer ev ve alışveriş merkeziyle dolu burası öyle değil bizim dünyamızda ağaçları kesip onların üstüne ev dikiyorlar" Bu söylediğimle şok içinde bana bakıyordu. "Burada doğaya zarar verenlere ölüm cezası veriyoruz" Ne kadar ilkelce olsa da anladığım kadarıyla bu şekilde önlem alıyorlardı. "Sizin dünyanızda kaç şehir var? O anda gülmeye başladım bizim dünyada şehir değil ülkeler vardı ben gülünce garip garip bana bakıyordu açıkcası benimle sohbet etmesi çok hoşuma gitmişti demek ki oda içindeki savaşı bitirmeyi istiyordu. "Sizin bu diyarınız benim yaşadığım ülkenin yarısı kadar" Özgü ve Alya burayı bana anlatmışlardı. Haritalarına baktığımda gerçekten küçük bir bölgeydi ama yaşamaya değerdi. "Nasıl yani anlamadım?" "Bizim dünyamızın yüz ölçümü beşyüz on milyon yüzbin kilometre kare yani sizin tek ülkeniz var ama bizim yüzlerce ülkemiz var yani kısaca çok büyük bir yerden geliyorum." "O zaman çok kalabalık olmalısınız" "Hemde fazlasıyla" "Son altı senedir bizde artmak yerine azalıyoruz." "Biliyorum Özgü bana bahsetti peki sence bir seneden önce dünyaya dönmemin başka yolu yok mu?" "Açıkcası bunu bilmiyorum Sezgi başka bir evrenin varlığını bile yeni öğrendim ama sana şunu söylemeliyim ki laneti ne kadar erken kaldırırsak o kadar iyi sonrasında sana söz veriyorum geri dönmen için her şeyi araştıracağım." Bunu o kadar çok içten söylemişti ki benimle aynı evrende kalmak istemediğini çok rahat bir şekilde anlamıştım hatta bir an önce benden kurtulmak istiyordu. aklımdaki soruyu sormanın tam zamanıydı. "Farahı neden sevmedin?" Yüzüme sadece bir kaç saniye baktı sonra tektar önüne döndü böyle bir soru sormamı beklemiyordu bende cevap vermesi için yüzüne bakıyordum derin nefes aldı. "Onu sevebilmeyi denemedim. Bak Sezgi buradakilerin ruhunu okuyabilmek belki de senin gözünde çok heyecanlı bir şeydir ama aslında öyle değil aşık olmak istiyorsun olamıyorsun, dost edinmek istiyorsun edinemiyorsun çünkü ruhlarından gelen karanlık duyguyu görebiliyordum işte bu yüzden Farahı sevmedim onun ruhu beyaz değildi, berrak değildi saklamaya çalıştığı benliği onu ele veriyordu. İyi insanmış veya çıkarsız biriymiş gibi çok yapmaya çalıştı olduğu gibi hiç olmadı hep yalanlar söyledi böyle bir kadınla olamazdım. Ama biliyor musun belki bu gücüm olmasaydı onunla olurdum çünkü gördüğüm sayısız en güzel kadınlardan birisiydi." Bir nevi burda bana da iltifat etmişti nedense bu beni çok gururlandırmıştı bir erkek tarafından uzun zamandır iltifat almıyordum. "Gülme öyle sana iltifat etmedim ruhundaki egoyu zedelememi istemiyorsan daha fazla soru sorma!" Bu adam gerçekten de sinir bozucu ayının tekiydi. "Medeniyet görmemiş ayı ne olacak" kısık sözlerle söylediğim şeyi duyup aniden Kısık gözleriyle yüzüme baktı o sinsi gülüşü beni çıldırtmaktan başka bir şey yapmıyordu. Bu adam gülünce çok güzel oluyordu daha çok güldüğünde gözleri kısıldığına yemin edebilirdim. "Peki sence aşk nedir? Bu soruyu neden sormuştum bilmiyorum ama nedense onun gözünden aşkı merak ediyordum. Önüne döndü ve derin bir nefes aldı. "Aşk berraktır Sezgi, beyazın en güzel, en temiz en lekesiz halini düşün o kadar temiz olan bir şeyi kirletmeye kıyamazsın işte aşk budur Farah malesef ki en başından o aşkı kirletmişti ve ben bunu erken farketmiş oldum. Benim için sonuçları ağır oldu orası ayrı tabi" "Senin için üzgünüm Farah açısından düşündüğümde karşılıksız aşkın insanı ne hallere sürüklediğini çoğu kez gördüm." "Nasıl gördün sen de mi karşılıksız aşkın kurbanısın yoksa" "Ben bir doktorum dağ ayısı unuttun mu?" Sırıtarak yüzüne bakıyordum gözlerini kısarak yüzümü inceledi sanki hayatındaki en iğrenç şeye bakıyormuş gibi bakıyordu yüzümdeki tebessüm yavaş yavaş soldu hiçbir şey demeden kafasını önüne çevirdi. Çok kırılmıştım büyük ihtimalle ruhumdaki kırgınlığı soluyordu ama insan duygularını nasıl gizleyebilirdi ki, bu adamın yanında duygularımı gizlemenin bir yolunu bulmam lazımdı ve derin nefes alarak ondan bir kere daha nefret ettiğimi hatırlattım kendime.. Neredeyse altı saat olmuştu son konuşmamızdan sonra hiçbir şey söylemeden yol almaya devam ettik ama ben çok acıkmıştım neyse ki Semira yola çıkmadan bize bir şeyler hazırlamıştı. "Ben acıktım ve çok yoruldum saatlerdir atın üstündeyiz sen acıkmadın mı?" "Evet Acıktım şuradaki ağacın altına oturalım bir şeyler yiyelim sonra devam ederiz yola" Attan yavaşça indiğimde ayaklarım yere bastığı için çok mutluydum bu yol daha ne kadar sürecekti bilmiyorum, bu adamla zaten yola çıkmak ayrı bir işkenceydi. Elimizdeki çantalardan birini alıp ağacın altına oturduk kendisi bağdaş kurmuş otururken ben ayaklarımı uzatıp oturmayı tercih etmiştim gözlerimi kapattım ve bu güzel havanın tadını çıkarmaya başladım kuşların sesi, çimlerim kokusuyla beraber rüzgar adeta saçlarımdan tenime doğru esiyordu bütün duyu organlarımla bu atmosferi hissediyordum insana o kadar huzur veriyordu ki... gözlerimi aniden açtım karşımda bana bakan adamı görünce küçük çaplı şok geçirmiştim beni anlayama çalışıyor gibi bakıyordu. Ben ona bakınca hemen gözlerini çekti ve sert sesiyle konuştu. "Hadi ye bir şeyler daha fazla vakit kaybetmeyelim." Ters ters yüzüne baktım oda gözünün üstünden baktı. Şu an birbirimize öfkeyle bakmaktan başka bir şey yapmıyorduk bunu bozan ben oldum ve poşeti açıp içindeki börekten yemeye başladım sonra poşeti ona uzattım ardından şişedeki gül şurubundan içmeye başladım tadı çok güzeldi. Ben yemeğimi yerken ona baktığımda karşıdaki dereyi izlemekle meşguldü fakat sorun şu ki ben yemek yerken konuşmadan duramazdım. "Cevheri bulmak madem bu kadar kolaydı neden daha önce yakalamadınız onu?" Yüzüme bakmadan cevap verdi. "Cevher'in yaşadığı bölgeyi zaten daha önce bulmuştuk hatta yakaladık onu ama hiçbir şey bilmediğini söyledi cezası ölümdü ama nasıl yaptı bilmiyorum bir şekilde elimizden kaçtı bizde onu yakalamaktan vazgeçtik. İyiki de kaçmış şimdi senin sayende belki onu konuşturabiliriz." "Bana nasıl bu kadar güveniyorsunuz? belki ondan aldığım bilgileri size söylemeyeceğim" Tek kaşımı kaldırararak ona bakıyordum fakat atladığım bir nokta vardı ki bunu hemen kendisi yüzüme söyledi. "Ruhunu soluduğumu biliyorsun buna cesaret edeceğini sanmıyorum ki zaten ikimizde bir an önce bu durumdan kurtulmak istiyoruz o yüzden yanlış yapacağını düşünmüyorum." "Evet doğru diyorsun nasıl olsa beni buraya bağlayan bir şey yok hemen Cevheri bulup, konuşturup buradan gitmek istiyorum. Keşke bu yaşadıklarım bir rüya olsa... uyandığımda her şeyin bitmiş olmasını ve kendi evimde uyanmayı kadar çok istiyorum ki" sadece kısa bir an gözlerime baktı ve kafasını salladı. "Hadi yediysen bir an önce gidelim yolumuz az kaldı" Bir kaç bir şey daha yedikten sonra etrafı topladık ve atlara bindik. Akşam olmuştu ve neredeyse Cevher'in olduğu bölgeye yaklaşmıştık fakat çok yorulmuş, atın üstünde durmaktan ayaklarım uyuşmuştu. "Ne kadar süremiz kaldı?" Onun da yorulduğunı ses tonundan anlamıştım. "Bir saatten az kaldı bölgeye vardık sayılır şu dağı geçtiğimizde orada olacağız şimdiden çok fazla insanın ruhunu soluyorum." "Peki onun ruhunu nasıl tanıyacaksın?" "Onu yakaladığımzda ruhunu solumuştum o yüzden biliyorum." "Peki ruhunda neyi gördün?" "Keder, intikam, ve hasret bu üç duyguyu hissettim bu sayede onu bulmam çok kolay olacaktır." Keder intikam hasret acaba içinde ne yaşıyordu şimdiden nasıl bir insanla karşı karşıya kalacağımı merak ediyordum. "Kendini kasma yapabileceğini biliyorum." O sırada yüzüme aniden baktı "Hatta eminim" Kafasını tekrar geri çevirdi bu adamın benimle derdi neydi? Neyi anlatmaya çalışıyordu açıkcası bilmek dahi istemiyordum bu adamı kafama takmayacaktım. Neredeyse yarım saat sonra bir dağın tepesinden aşağıya bakıyorduk çok fazla ışık yoktu ama evlerin olduğunu ayın ışığından çok rahat görebiliyordum. Yanımdaki adamın derin nefesler aldığını işitiyordum şu anda gücünü kullanıyordu. Etrafta ay ışığından başka bir ışık yoktu ona baktığımda hayran olmamak elde değildi gücünü kullanırkenki o teninin parlıklığı dokunma isteğimi artırıyordu. "Aklındaki pis düşüncelerini sil yoksa seni aşağı atarım" Nasıl hissetmişti? Ben kötü düşüncelere sahip değildim sadece çok güzel parlıyordu kim olsa benim gibi düşünürdü. "Benim aklımda pis düşünceler yok sadece parlaklığın güzel görünüyor ekstra bir şey algılama yoldan geçen bir erkek bile bu görüntüye hayran olabilir." Kısık gözleriyle bana baktı. "Seni inandırmak zorunda değilim tek bir tane erkek kalsan yine de sana bakmam." Kafamı ondan çevirip şehre doğru baktım burada şatolar yoktu küçük evler vardı ve fazla insanın yaşadığı bir yere benzemiyordu daha çok bizim dünyamızdaki köylere benziyordu tekrar ona baktığımda yandan güldü. "Noldu neden gülüyorsun?" Buldum nerede olduğunu şimdi aşağı ineceğiz bir yerden sonra kendin devam edeceksin sana evi göstereceğim sonrası sende, ben bu gece burada kalacağım yarında buralardan bir kulübe yaparım sen de açık vermemeye çalış ve en önemlisi sakın korktuğunu belli etme!" "Bunu aklımda tutacağım lodrum" tebessüm ettim oda sadece gözlerime bakıyırdu ama bu seferki nefretle değildi anlamaya çalışıyor gibiydi gözlerini benden çekti derin bir nefes aldı. "Evet hadi bakalım emsal hanım başlıyoruz." Atlarımızı bir ağaca bağlayıp yürümeye başladık etraftan bir sürü sesler geliyordu bakmak istiyordum fakat bunun benim sonum olacağını bildiğim için kafamı öne eğip, pelerinimin şapkasını daha çok çektim açıkcası çok tedirgindim. bir anda onun elini belimde hissetmiştim ve yanıma sokuldu ilk defa ona bu kadar yakındım başım omzuna değiyordu heyecanlanmıştım ilk defa kalbim yerinden çıkacakmış gibiydi ve durmuyordu neden böyle olmuştu? kokusu burnuma geliyordu zambak ve sardalya karışımı bir kokusu vardı elleri belimin tamamını esir almıştı kalbim durmuyordu hemen bitsin istiyordum biraz daha yürüdükten sonra kulağıma doğru eğildi. "Bak karşına Sezgi" Karşıma baktığımda nerdeyse ikiyüz yüz metre ilerde bir kulübe vardı. Cevher'in orada olduğunu anlamıştım. "Artık yolun sonuna geldik Sezgi buradan sonrasını sen tek devam edeceksin" "Teşekkür ederim Ayaz aslında biliyor musun sen kötü birisi değilsin ama sana bir tavsiye verebilir miyim?" "Tabi" "Şu hayatta öğrendiğim en önemli şeylerden birisi nedir biliyor musun korkuların üstüne gitmek sen ne kadar nefret ettiğin şeylerden kaçarsan, mutlaka o, bir gün gelip seni bulur hiçbir şeyden yüzleşmekten korkma" Bu sözleri söyleyeceğimi beklemiyor olacak ki yüzünde şaşkınlık vardı gözlerini kıstı yüzümü inceledi. "Bugün yeterince yüzleştiğimi düşünüyorum hayatta tek nefret ettiğim insanın yüzüne bakıyorum tıpkı şimdiki gibi" "Bunu biliyorum o yüzden sen aslında güçlüsün Ayaz hani sen ruh okuyorsun ya, bazen ruhumuzdaki hisler gözlerimize yansır ve bende senin ruhunu gözlerinde görüyorum biliyorum bu mümkün değil, senin için çok zor ama yine de ne zaman konuşmaya ihtiyacın olursa yüzüme bakmadan anlatabilirsin dinlerim seni" Tebessüm ettim bir kaç saniye daha yüzüme baktıktan sonra "Kendine dikkat et Sezgi" "Sende kendine dikkat et Ayaz" Son kez bakıp karşımda duran eve doğru yürümeye başladım evet işte şimdi Farah olma zamanıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE