43. Bölüm Part:1

4970 Kelimeler
"Benim Eşsizim" Part: 1 Sıcak bir gündü... İnsanın tenini yakacak aklını buharlaştıracak kadar. Neticede Mardin'di bu. Onu ilk gördüğüm gündü, onlarca işin altında öfkeden delirdiğim zamanlardı. Biliyordum kendimi, farkındaydım ve inandırmıştım bir geleceğimin olmadığına. Boş hissediyordum çok boş ve bıkmış. Sürekli birilerinin sorunlarını çözüyordum bana bakan en güçlü her şeye göğüs geren hiç derdi tasası olmayan varsa da umursamayan hayatı dört dörtlük yaşıyor zannederdi. Kimse gerçekten yaklaşmak nasılsın diye içten sormak ne bilmiyordu. Gerçi sorsalarda anlatır mıydım kendimi o da meçhul. Hayatımda olan hiçbir olay için kimseyi suçlayamazdım, en azından bir çoğu için ama her olandan ben mesul olamazdım. Sorumluluklarım vardı ancak kimseyi sürekli düşünmek zorunda da değildim. Evet evliydim. Evlenene kadar ne kadar şanslı olduğumu bilmeyen bir adamdım, benim hayatım abimin öldüğü gün tepetaklak olmuştu. O gidince ardından beni de nasıl götürdüğünü bilmiyordu, meğer ben abim sayesinde bu kadar iyi ve rahat yaşıyor muşum dedim kendi kendime. Doktor olacağım dediğimde dedemden yediğim tokatın sıcaklığını hâlâ hissedibiliyordum. Babamın mahzun bakışları karşı gelmek istese de babasının lafı üzerine laf söyleyemeyişi ama abimin ardımda durup kimseye bırakmadan beni destekleyip okutturuşu vardı. O gitti okulumda gitti o gitti babam dediğim adamda gitti, o gitti sırtım bir anda kamburlaştı... Babamı seviyordum şefkati eksik olmazdı üstümüzden ama çoğu zaman babasına yenik düşer bizi koruyamazdı. Yadırgamıyordum. Abim öyle bir yakıp gitmişti ki beni bunun acısını bile çok sonra farketmiştim. Pare aptallığına heveslerine yenik düşüp kaçtıktan sonra nasıl mecbur kalarak evlenmek zorunda kaldığımda yardım isteyeceğim kimsenin olmadığını anlamıştım. Ama buna rağmen o toyluğuma o kadar acı ve pisliğin içinden dedeme rağmen buna karşı gelmiştim. Gece'ye de belki bu yüzden hayran kalmıştım...... Herkese rağmen düşmanımızın kanlılarımızın ayağına gitmiştim. Hani bazen olur ya hiç tanımadığınız biriyle karşı karşıya geldiğinizde direkt bir kanınız kaynamaz bir soğukluk iticilik olur bende de Güneş'i ilk gördüğümde o olmuştu. Yanlış bir hareketi olamamıştı kesinlikle, üstelik herkesin hayran kalacağı kadar da dikkat çekici bir güzelliği vardı ama bu hiçbir işe yaramamıştı. Onunla ilk görüştüğümde korkmamasını bu işi halledeceğimi söylemiştim, aldığım cevap beni bozguna uğratmıştı benimle evlenmek ve birlikte olmak istediğini yanımda olmak istediğini söylemişti. Pare yüzünden aşiretler berdeli bana uygun gördüklerinde Mardin'de büyük bir yankı uyandırmıştı çünkü herkes biliyordu Asparşah aşireti kan davalılarının kızını alacaktı, herkes asıl bu evliliği bekliyordu. Riva'lar ve Asparşah'lar asla bir araya kolay kolay gelmezken olayların çıkmamasının tek nedeni Gece'ydi. Bunu çocuklar bile biliyordu. Karşımdaki kadın burada doğmuş büyümüşken Boran Asparşah'ın, benim zaten sözlü olduğumu bilmemesi imkansızdı. O halde niye bu evliliğe karşı çıkmak yerine istediğini söylemişti anlayamadım, bu yüzden kalakalmıştım işte. Üzerine gittim kadının, belki tehdit ediliyor ya da buna zorlanıyordur zannetmiştim belkide kendince bir çıkış yolu olmadığını benden korkuyor olabileceğini düşünmüştüm. Olurdu ya hani yanlış bir kelime ederse ya da karşı çıkarsa belki canını yakarım diye düşündüğünden diretmiştim ama aldığım cevap bir tehdit olmuştu. İşte ilk tiksinmeyi o an hissetmiştim ona karşı. Beni Aşirettekilere söylemekle tehdit etmişti, törelere karşı gelip kandırmaya kalktığımı söyleyecekti. Öyle bir bilendim ki olmayacak dedim bu iş ve o zaman kalkıp gittim sözde düşmanlarımızın ayağına. Kalender Ağaya gitmiştim. Olanları duyduklarında verilen kararda bizzat kendi de varken ortalığı ayağa kaldırmıştı. Kızımı böyle bir duruma asla koymam demişti, ben evlenirsem eğer o kadınla, o zaman beşik kertmesini bozmakla tehdit etmişti aşiretleri Kalender Ağa. Aldığı cevap ise hüsrandı. Ona aşiretlerin önünde benim bile destek çıkışım bir halta yaramamıştı. Dedem beşik kertmeleri bozulursa o zaman kızının öleceğini söylemişti. Beşik kertmeliğini bozmak buralarda ölümle sonuçlanırdı, aralarındaki kan davasına bile değinmemişti üstelik dedem. Herkeste ona arka çıkınca Kalender Ağa öylece çökmüştü yerine işte bu yüzden benim akıllı karım nişanı atmış yüzükleri çıkarmıştı böylece beşik kertmesini de bozmuş ve kendi ölüm fermanını imzalamıştı. Bu kanıtlanmış olsaydı eğer ben engel olamasaydım istediğine kavuşması dakikalar içinde gerçekleşirdi. Acımasız pislik etrafta çoktu seve seve alırlardı canını hele de bizim taraf. O sebeple bir umutla gitmiştim Kalender Ağa'ya ama beni kovmaktan beter etmişti. Bir çıkış yolu olsa sana bırakır mıyım demişti öfkesiyle bağıra çağıra konaktan atmıştı beni. Bir umut Pare'ye bile gitmiştim ama aldığım cevap ölürüm yine ayrılmam olmuştu. Doğru söz öyle değildi aslında doğrusu sen ölsen de ayrılmam olmalıydı. Öyle de oldu ben öldüm de ayrılmadı. Dedem tüm karşı çıkmalarımdan sonra evlenmeyeceğime ikna olduğunda Pare'yi döve döve meydana götürmüştü sonra beni çağırtmış evlenmezsem ölür demiş başına silahı dayamıştı. Ve yapardı da, o acımasız bir pislikti. El mecbur kabul ettikten sonraki gün dini nikah için konakta hazırlık yapıldı. Her şeye rağmen yine onun yanına gittiğimde, "Zaten evli sayılırım ben, seninle evlenirim diye Gece gelmez sanma. Sen berdel niyetine girersin bu konağa çıkma şansın olur ama Gece kan karşılığı gelecek onun ne bu evlilikten ne de bu konaktan kurtulma şansı yok. Gel vazgeç yapmayalım bunu!" Demiştim. Kabul etmedi, dini nikaha gelinlik giyerek girdi. Yüzünden hiç gülümsemesi eksik olmadı. Ona hiçbir zaman umut verecek şeyler yapmadım. Onu sevmediğimi sevmeyeceğimi zaten biliyordu ama inatı niyeydi anlamıyordum. Aynı odada bile kalmadım, halamın babamın dedemin sürekli olarak karışmaları sık boğaz etmeleri ve daha bir çok şey varken ben konağa bile nadiren gelirdim o da geç vakitlerde. Şirketin başına abimin yerine geçtiğimde işlere fazlasıyla kaptırmıştım kendimi kaçış yolum olmuştu çünkü orası, kendimi herkese karşı koyabilecek kadar iyi yapmam gerektiğini bildiğimden hırslanmıştım. En büyük destekçimde Bahoz olmuştu, tabii birde Yasmin ve Özgür vardı. Aylar tıpkı bir robotmuşum gibi ilerledi, bu sürede Güneş elbette rahat durmazdı ona suç attığım yoktu neticede gerçek evli bir hayat sürmek istiyordu her kadın gibi ama boştu... Bir süreden sonra hayatımın resmen içine girmiş olduğunu anlamıştım, baktığım her yerdeydi sesi her yerde ortaya çıkıyordu gençtir heveslerine yenik düşmüştür diye de çok konuşmuştum ama boştu. Oysa bende gençtim. Babama kadar gitmişti sırf onu yatağıma almıyorum diye. Halam dedem herkes üstüme gelirken hayatımın en büyük yanlışını hatasını pisliğini onunla olarak yapmıştım. Öfkem sonum olmuştu. Benim için basit ve değersiz olmuştu her zaman bu işler... Ama Gece'yle tanışana kadardı bu. Bu yüzden Gece'ye öfkeliydim tek bir öpücüğü bile basit olsun istemiyordum onun çünkü benim ilk öptüğüm kadındı o. Karım. Keşke ölseydim diyordum şimdi. Ben hayatım bitti zannederken gelecek hayalleri bile kurmazken karşıma kalbimin atışlarını durduracak birinin çıkacağını bilmiyordum... Bana göre Güneş mecburiyetti ve kurtuluşum yoktu, ömrümün sonuna kadar onunla aynı ruhsuzlukla evli kalıp birde elinde sonunda mutsuz bir evliliğe çocuklar dünyaya getirecektim. Tek doğrum da bu olabilirdi Güneş'ten çocuk yapmamak, acaba sırf çocuk yapmadım diye kurban kestirdiğimi bilseler ne yaparlardı. Acımasız bencil kötü her şey olabilirdim ama insanları da sadece ben yönetecek değildim herkesin aklı vardı neticede. Herkes kendi yaptıklarından mesuldü, bende kendi yaptıklarımdan. O gün çok ama çok basit ve sıradan günde hayatımda belkide ilk defa Güneş'e teşekkür edebilirdim. O telefonu arabamda unutmasaydı eğer ben nasıl yaşam umudumu görebilirdim ki... Onca yıllık hayatımda ortaokulu bırak lise üniversite de bile kimse gözüme değmemişken kimseye karşı bir hoşlantı bile hissetmemişken ona resmen tutulmuştum. Öyle bir aurası vardı ki onca mesafeden bile etki etmişti, çocuk değildim ergen hiç değildim, sırf bir bez parçasıyla dans ediyor ediyor diye bedeninden etkilenip ağzımın sularını akıtmadım. Ben sadece kapıldım ona saçlarını omuzlarından ve sırtına doğru ıslak bir şekilde parıldayarak süzülmesine kapıldım, ay gibi o teninin parlamasına dudaklarındaki o nahoş gülümsemesine müziği etrafına alıp büyüsüyle karıştırıp beni etkilemesine kapıldım. Ben onun her zerresine kapıldım öyle bir sıcaklık hissettim ki, o beni görmezken bile hissettim beni nasıl çepeçevre sardığını. O hamamdan çıktığımda ciğerlerime dolan havayı kalbimin nasıl attığını da bir ömür unutmayacaktım, miladım gibiydi o anlar. Günlerce unutamadım onu ama kötüde hayal etmedim gözümün önüne bedeni her geldiğinde kendime küfrederek sildim aklımdan hele de onun Mustafa köpeğinin nişanlısı Kiraz olduğunu zannettiğimde. Onu sonunda biraz olsun unutabildiğimi düşündüğümde bir sokakta basit klişe bir sahneyle birleşeceğimizi düşünememiştim. O basit klişe sahnenin nasılda ömrümün oskarlık sahnesi olduğunu anlayamamıştım. Bir şansım olduğuna inanıyordum artık. İlk defa orada görmüştüm gözlerini, benim mavim, mavilerim. Bir çift göz insanın içine kalbine işler miydi, benim işlemişti. Gündüz vakti hayallerini göstertecek kadar hemde ama aynı zamanda da öfkeyle doldurmuştu, kaderime hayatıma öyle bir küfredip durmuştum ki o gün onu Mustafa piçiyle giderken gördüğümde... O gün içimden bir dilek dilemiştim bir daha karşıma çıkacak olursa ya silinecekti hayatımdan ya da sonuna kadar kalacaktı. Bu yüzden şirkete geldiğinde onu silmeyi seçmiştim, tabii Kiraz olmadığını anladığım ana kadar... Keskin ve ciddi bir ifadeyle Bahoz'un konuşmasını dinlerken bakışlarım toplantı masasındaki adamlara kaydı Merih not tutarken sıkıntılı bir iç çektim tam o sırada kapı çalınca kaşlarımı çattım. Diğerlerinin de dikkati kısa bir an dağılsa da üzerinde durmadan önlerine dönüp Bahoz'u dinlemeye devam ettiler. Beril içeri girdiğinde yanıma geldi sessiz olmaya çalışarak, bana doğru eğildiğinde, "Rahatsız etmek istemezdim ama önemli bir misafiriniz olabilir?" Dedi tedirgin bir sesle. "Ne misafiri, zaten az kaldı toplantının bitmesine ne diye bölüyorsun, söyle kimse beklesin!" Dedim sert bir tonda. Beril geri çekildi ancak kararsızca tekrar eğilince sıkıntıyla nefes aldım. "Boran bey Gece Riva ama kendisi, Kalender Riva'nın kızı yani önemli olabilir diye düşündü-" "Kim dedin sen?" Dedim kendimi tutamayarak yüksek çıkan bir sesle. Ancak hemen kıstım sesimi. Şaka mıydı duyduğum isim, bu kız ne alakaydı şimdi. "Gece Riva efendim." Diye tekrar söylediğinde bıkkınca nefeslendim. "Sen git geliyorum ben," dedim. Kısa bir an durduktan sonra toplantıdan yavaşça çıktım. Gömleğimin düğmesini açtım sıcaklayarak, başımda dert eksilmezken bu kadın hangi cesaretle buraya kadar gelebilmişti, ne isteyecekti peki, yatak odasını nasıl düzeceklerini mi! Bir bilseydi bugün bir kaç saat sonra ortalığı nasıl karıştıracağımı yine buraya gelecek kadar akıllı olabilir miydi acaba! Sakin ol Boran meraklı olmadığını ikimizde biliyoruz sakin ol. Misafir odasının önüne geldiğimde kapıyı pat diye açarak girdim odaya ardımdan kapatırken içerdeki kadını da farketmiştim, onun aksine. Kaşlarımı ağırca çatarken, parmaklarını cama yaslamış manzarayı fazlasıyla odaklanarak seyrediyordu. Kendimi belli etmek istercesine öksürdüm ancak yine duymadı, bakışlarım sırtına su gibi serilmiş tel tel parlayan saçlarına kaydı, fazla tanıdıktı bu saçlar hele birde rengi... O kızın saçlarına benziyordu tıpkı. Başımı öfkeyle iki yana salladım derin bir soluk alırken odanın içine yürüdüm bir kaç adım ve konuştum tok bir sesle. "Daha ne kadar böyle büyüleyici bir şekilde izleyeceksin bu sıradan manzarayı." Dediğimde irkildiğini farkettim, ellerini camdan çekmişti hızla. Dönmesini beklerken bunu yapmaması tuhafıma gitmişti, utanıyor muydu yoksa? Hadi ama koskoca hanımağamız kalkıpta iş yerime şirketime kadar gelebiliyorken dönmeye mi cesaret edememişti, bu kadın harbiden denildiği kadar cesur muydu görecektik şimdi. "Buraya kadar gelmeye cesaret edebilmişsin ama bana dönmeye mi cesaret edemiyorsun." Dedim istemsizce alayla. Konu her neyse konuşup halletsek iyi olurdu zira bir sürü işim vardı çoluk çocukla uğraşamazdım. Söylediklerim onda sert bir etki yaratmış olmalıydı ki tek seferde döndü bana. Uzun saçları yüzüne çarpıp savrulduğunda yüz yüze geldiğim sima artık aklımı yitirmeme neden olacaktı. Bu nasıl bir döngüydü böyle, şokla şaşkınlıkla bakakaldım karşımdaki kadına, kaşlarım havalanmışken sertçe yutkunarak baktım ona baştan aşağı gerçek mi diye tekrar tekrar baktım. Kahretsin ki gerçekti hayal falan değildi! En az benim kadar şaşkındı ama saçmaydı ben Boran Asparşah'tım gelini olacağı ailenin baş düşmanlarının oğlu, şirket benimdi geldiği çağırttığı kişi bendim Boran Ağa, bana şaşırarak bakamazdı o yüzden. Ben ağzımı açıp tek kelime etmeye aklımdakiler yüzünden yeltenememişken ilk konuşan gergin sessizliğimizi bozmak isteyen aralamaya kalktığı kırmızı dudaklarıyla o olmuştu pervasızca! Ancak buna müsada bile etmedim. Ve tam konuşucakken arkamı döndüm hızla, "Beril!" diye bağırdım sert bir şekilde kapıya doğru. Sesim odada yankılandığında ellerimi yumruk yaptım delirmemek için. Bu kıza bir daha bakmayacaktım, ne demiştim bir daha karşı karşıya gelsem bakmam demiştim! Ben silmeye unutmaya çalıştıkça karşıma çıkamazdı! Kapının açılması ile Beril girdi korkuyla içeri, bakışları ben ve arkamdaki kıza gidip durdu anlamazca, "Buyrun efendim." derken bile sesi titremişti. Bundan rahatsız oldum çalışanlarıma sert olurdum ama kalp kırmak ve yersiz ses yükseltmelerden hoşlanmazdım. "Bana Gece Riva demiştin, bu kızın burda ne işi var!" Diye sert bir soluk aldım. "E- efendim bize Gece Riva olduğunu söylemişti." diyip arkamdaki kıza baktı kendini doğrulasın diye ama ses çıkmamıştı, tahammül edemiyordum artık. Alnımı ovdum sakinleşmek isteyerek beynime vuruyordu yine ağrılar. Yıllardır tanıdığım bebekliğini bildiğim bir kızla sadece merhabalaşmak için bile olsa tanışmayı istemiştim elbette ama onun gibi birinin adını yanlışlıkla kullanılması bile doğru olamazdı nezlimde. "Bakın ben-," diye sesini duyduğum gibi elimi kaldırarak susturdum onu bana mı geliyordu o birde, "sakın bir adım daha atma!" Diye öfkeyle bağırdım kontrol edemeyerek kendimi. "Beril! Buraya öyle ne idüğü belirsiz herkesi nasıl alırsınız. Yol geçen hanımı burası!" Dedim. "Sen kimsin ki benimle bu şekilde konuşabiliyorsun! Her şeyden önce bir kadın var senin karşında, sabrımda bir yere kadar." Gelen sesle tek kaşım kalktı hayretle, bu ne özgüvendi böyle. "Sen kim olduğumu gayet iyi biliyorsun bence, buraya kadar geldiğine göre." Dediğimde Beril'e sert bir bakış attım. "Beril! hanımefendiye yolu gösterin ve bir daha toplantımı bölecek gereksiz konularla gelmeyin yanıma." Başını salladı hızla onaylayarak beni. Kıza yöneldiğinde duraksadı nedense, bakmadığımdan göremiyordum, "buraya nasıl geldiysem öyle giderim daha fazla senin gibi seviyesiz bir hanzonun yanında durmam zaten!" Diye sinirle konuştuğunda anında gerildim kasıldı bedenim hangi cesaretle benim böyle konuşabilirdi bu kadın. Dişlerimi birbirine bastırdığımda cevap vermedim lakin o sıra içeri Merih ve Özgür girdi. Merih'in bakışları ardımda kalan kıza kaydığında çatıldı kaşları, "Yenge!" Dedi şaşkınlıkla. Ne dedi ne dedi? Bakışlarım arkamdaki kıza kaydığında, "Yenge mi?" Diye mırıldandım anlamayarak. Dalga mı geçiyordu bu çocuk, kimin yengesiydi bu kız. Derken kızın konuşmasıyla daha da afalladım, "Ben sana bana yenge deme demedim mi!" Diye çıkıştı öfkeyle yanan o mavi gözleriyle. Çantasını koluna taktı öfkeyle, Gerilen Merih, "kusura bakma boşluğuma geldi, iyide Gece senin burda ne işin var hem neden sesiniz koridorun sonundan geliyordu." dedi şaşkın bir ifadeyle. Kafam allak bullak olmuşken Merih'e baktım tekrar, "Ne yengesi Merih! Duymuyor musun beni!" diye bağırdım öfkeyle. Merih kaşlarını çattı, "abi Gece Riva işte, tanışmadınız mı siz?" diye sorduğunda boğazım kupkuru oldu sanki kulaklarımda tiz bir çınlama sesi duyuldu. Bakışlarım kızın üstüne gittiğinde istemsizce inceledim onu, bu şaka mıydı, Kiraz değil miydi yani? Merih'in sesi ile yutkundum ağırca ancak gözlerimi koltuktan ayıramadım. "Gece, nereye böyle daha yeni geldin diye biliyorum yani abim daha yeni çıktı toplantıdan." "Kusura bakmayın gereksiz konularımla toplantınızı bölmek istemezdim ama bir daha olmaz çünkü kovulduğum yere bir daha gelmem!" Duyduklarım içime oturdu sanki. "Gerçi siz Asparşah'lardan ne bekliyorsam, hata bendeki Boran Ağa'nızı adam yerine koydum, kusura bakmayın bir daha olmaz." Dediklerini algıladığım gibi keskin bir şekilde ona döndüm, saçlarını savurarak önüne döndü ve gitti. "Şaka mısınız lan siz?!" Diye bağırdım allak bullak bir hâlde. "Boran sen iyi misin, ne diye kovuyorsun kızı insan gibi konuşup yollasana istemiyorsan." Diyen Özgür ile yüzümü sıvazladım sertçe. "Oğlum dalga mı geçiyorsunuz benimle siz, ne Gece'si lan, bu kız nasıl Gece olabilir? Olamaz, olmamalı." Diye bağırdım tekrar ede ede. Merih tuhafça süzdü beni. "Anlamadım ki abi senin derdin ne, nasıl bir kız bekliyordun kim olmalı sana göre Gece?" Diye sorduğunda başını iki yana sallayarak odadaki koltuklar attı kendini Özgür'de karşısına geçtiğinde az önce durduğu camın önüne baktım. O, Gece Riva'ydı, Kiraz değildi Mustafa'nın nişanlısı değildi yani. Yemin ederim beynimin patlamasına az kalmıştı artık. "Babam duysa öldürür bizi, kalender Ağa'nın kızı kalkıpta senin karşına çıkma lüksü göstermişti sen kalkıp kızı kovmuşsun dua edelimde duyulmasın bu, hele birde kız daha beter anlatmaya kalkarsa olayı yanarız." Diyen Merih'le ağırca yutkundum kovmuştum kızı çekinmeden! Allah kahretsin. "İkiniz de tek kelime etmeyeceksiniz kimseye onun hakkında!" Diye bağırıp odadan çıktım hızla. Sevgi ve Beril'in bakışları şaşkınlıkla bana döndüğünde umursamadan hızla koştum koridorda, şansım varsa yakalardım. Nolur yakalayayım... Asansörün kapısı tam kapanacakken elimi arasına koyarak durdurdum nefes nefese, gözlerim asansörün içindeki başı önüne eğik kıza gidince çok şükür dedim içimden, çok şükür yakalayabilmiştim. Biraz nefesleneyim derken karşımdaki kız hızlı ve benden daha derin nefesler alıyordu ellerinin birini sıkmış birini demire yaslamış sıkıca tutuyordu. Sakinleşmeye çalışıyordu sanırım, benim yüzümden olmuştu ne vardı da dinlememiştim ki. Başını anlamazca sonunda kaldırdığında beni görmeyi beklemiyor olmalı ki afalladı, o güzel kaşları derinden çatıldı mavi gözleri kısıldı, nefesimi kesiyordu bakışları. Olduğum yerde doğrulduğunda sırtını ayırdı asansör duvarından, "hayırdır Boran Ağam kovdunuz şimdide siz mi yolcu ediyorsunuz? Yalnız misafirperverliğinize hayran kaldım." diye alaylı bir ifadeyle konuştuğunda daha dikkatle baktım yüzüne. Bir insanın sesi bile bu kadar etkileyici olamazdı, atışlarımı hızlandırdı. Anlamadığım şekilde daha da sinirlendi karşımdaki güzel, bir hata yapmıştım ve düzeltmem gerekiyordu kesinlikle, "Çekilin de gideyim artık!" diyip tekrar düğmeye bastığında bir milim bile kıpırdamadım. Gitmesine izin veremezdim! Buraya kadar gelmiş yormuştu o kadar kendini, ölsem bırakmazdım asla. Cesaretine bir kez daha hayran kalacağım şekilde üzerime bir adım atarak yaklaştı dik bakışlarıyla, "Çekil!" Dedi sert bir sesle. Allah'ım şu ana kadar kim böyle bir şekilde karşıma dikilebilmişti benim, bu nasıl bir varlıktı böyle, sıkı derin bir soluk aldığımda can alıcı gözlerine daha da dikkatle baktım ve elimi asansörden çektiğim gibi koluna atarak tuttum, "benimle geliyorsun." dedim tok bir sesle. Kolundan tutup akılsızca çektiğimde kurtarmaya çalıştı kolunu, "Sen ne diyorsun be! Çek elini hemen." dedi hızla, durdum hayvan gibi davranıyordum kendime gelmeliydim kesinlikle. "konuşmak için geldin ve konuşacağız, o yüzden geliyorsun hadi." Dememle tekrar götürmek isterken kolunu sertçe çekti ve kurtardı benden. Zaten sıkı tutmuyordum. "Yok ya, önce kov sonra cağır, kaybettin sen o hakkını Boran Ağa! Öyle her dediğini yaptıracağın biri yok karşında!" dedi diklenerek. Adım ne güzel çıkıyordu ağzından öyle, üzerine doğru bir adım attığımda tedirgince bir adım geriledi o da. "Haklısın karşımda herkes gibi olan biri yok, Gece." Adını bastıra bastıra söyledim. Bir adım daha attığımda asansör duvarı ile benim aramda kaldı. Teğit etmek ister gibi tekrar sordum adını bastırarak. "Gece Riva var karşımda değil mi?" Bakışları karmaşık bir halde dururken bana cevap verecekti ancak asansör hareket etmeye başladığında bakışlarımız aynı anda kapıya döndü, kapı kapanmıştı. "Hay ben senin." diye homurdandım, aşağı iniyordu lanet kabin. Acaba durdursa mıydım asansörü? Yok lan kızı korkuturduk olmaz. Gözleri bana kayınca kaşlarını çattı, "Evet adım Gece ve sen Asparşah seninle asla konuşmayacağım." dedi hırsla, o an niye bir kız çocuğu gibi göründü gözüme anlamadım. Ona gülümseyerek baktığımı farkettiğimde boğazımı kısa bir öksürük ile temizleyip, ciddi bir ifadeye büründüm, "Kusura bakma her şey bir yanlış anlaşılma yüzünden oldu, yoksa o şekilde davranmazdım elbet." dedim mahçup bir şekilde. Harbiden öyleydi ben nasıl sana öyle davranırdım yoksa... Kaşları havalandı şaşkınlıkla, burnunu havaya diktiğinde geri durmayacağını anında farkettim. "Özrün umrumda değil Asparşah! Umrumda değilsin." dedi net bir şekilde. Tam da düşündüğüm gibi. Başımı ağırca salladığımda aşağı yukarı rahat etsin diye asansörde en köşeye geçtim. "Konuşalım, lütfen bak buraya kadar gelmişsin." diye direttim sakin bir dille ama o daha da öfkelendi. Bakışları anında alev alıyordu. "Az önce kovdun unuttunuz mu Ağam?" "Hayır! Unutmadım tabiki de ama yanlış bir anlaşılma diyorum tamam mı senin Gece olduğunu kabul edemedim bir an." derken sesim kısıldı nasıl derdim seni başka bir kız olarak tanıyordum diye. Ama ben demiştim bu kızda üzerine oturmayan şeyler var diye. "Neden ben Gece olamam ki?" Diye sorduğunda sertçe yutkundum ona daha da dikkatli bakarken, gözlerini kaçırdı. "Orası bana kalsın tek bilmen gereken sana o şekilde davranmayacağımdı." sert bir soluk çektim, "o yüzden yeniden tanışalım olur mu?" diye beklentiyle sordum, kabul etmesi gerekirdi onca yıl sonra bir araya gelmişken konuşmamız gerekirdi. Nasıldı neler yapmıştı öğrenmek istiyordum, o günü amcasının elinden kaçtığımız günü beni hatırlıyor muydu bilmem lazımdı... Benim seninle konaşacak onca şeyim varken senin kalman lazımdı. Cevap vermesini beklerken duran asansörle yanan kata baktım, zemin kattı, Allah kahretsin. Dudağının kenarı kıvrıldı büyük bir güzellikle. "Kusura bakmayın ama size yeterince zamanımı harcadım ve daha fazla aynı ortamda bile durmak istemiyorum!" dediğinde sert bir soluk aldım. Çıkmaya yeltenecekken kolundan tuttuğum gibi geri çektim içeri, yoktu öyle kaçmak konuşacaktık, üzerine eğildiğimde başımı ona eğdim boyu yüzünden. Uzundu ama benden kısaydı, "hiçbir yere gidemezsin! deminden beri hakaret ediyorsun ses etmiyorum lakin zorlama beni, konuşacağız." dedim dişlerimin arasından. "Elini üzerimden çek hemen!" dedi o da dişleri arasından bana öfkeyle bakarken. Bakışlarım kontrolsüzce dudağına kaydığında burnuma dolan kokuyu derince soludum. Siksinlerki deli gibi heyecanlanıyordum kalbim ne kadar hızlı çalışıyordu bugün. "Konuşacağız dedim. Bırakta asıl misafirperverliğimi yapayım, Gece." Dedim tekrar baskın bir ifadeyle. Bu nasıl güzel bir isimdi böyle. Kolunu tekrar çektiğinde bıraktım anında, gerileyerek çıktı alanımdan, "sen kimsin de bana dokunursun Boran Ağa! Kendine gel." Diye bağırdı. İç çektim derince ve bedenini süzdüm tek seferde bu kızla işim baya zordu ama bir ömür değil bin ömürde çekilirdi, "fazla dik başlı ve asi'sin Riva." Dediğimde dediklerimi tasvirledi asansörden çıkmak için hareket edince önüne geçip tuşa bastım, yaptığımın şokunu atlatamadan telefonu çalmaya başladı, rahat bir nefes vererek ellerimi ceplerime yerleştirip sırtımı duvara yasladım rahat bir ifadeyle, asansör yükselirken ortamı dolduran ses telefonuna aitti. Bir süre ekrana baktığında içimdeki merak duygum kabardı. Bakışları bana değdiğinde dikleştim, "Bana bak Ağa bozuntusu sesini çıkarma yakarım seni duydun mu?" Dedikleriyle tek kaşım şokla havalandı, bu kadın hangi cesaretle benimle böyle konuşabiliyordu hâlâ! Gel beni parçala diyordu resmen! Telefonu açtığı gibi tiz sert bir ses yükseldi zorlukla anladığım şekilde, "nerdesin sen! Sabahtan beri arıyorum Cahit'i telefonu açmıyor, sende kapanacakken açıyorsun!" Gelen ses kime aitti anlamadım. "Duymamışım abi ne yapayım." Dediğinde Gece, tuttuğum nefesi bıraktım farketmeyerek. "Hadi sen duymadın o Cahit neden açmıyor telefonunu!" Demesiyle abisinin dikkat kesildim. Kimdi bu herif şimdi? Alt dudağını dişlediğinde Gece, nefesim sekteye uğradı bu tür hareketler bu kıza yasaklanmalıydı kesinlikle. "Abi Cahit telefonunu arabada unutmuştur o yüzden açmamıştır, bende ihtiyaçlarım, olduğu için ufak bir alışveriş yapayım dedim o kadar." Dedi kısık olmaya çalışırken ama duyuyordum. "o yırtık eteklemi çıktın sen dışarı!" Gelen sesle hızla eteğine baktı, "neresi yırtık eteğimin ya!" diye çıkıştığında abisine benim odak noktam eteği ve uzun bacakları olmuştu. Fazla güzeldi, eteği yırtıktı, hangi akılla giymişti bu eteği üstelik dizi yaralıydı bu kızın. Daha dikkatli dizine baktığımda bandaj sardığını farkettim derin bir solukla doğruldum o abisiyle konuşurken kendimi tutamayarak inceledim onu. Çok güzeldi... Hangi kelimelerle anlatacaktım şimdi bu kadını ben. Telefonu öfkeyle kapattığında beni unutarak söylenmeye başlamıştı. "Sanki uşağı var, gel Gece, git Gece, nerdesin Gece, napıyorsun Gece olmaz Gece onu giyme bunu yapma, Gece salak ya yapar her dediğinizi!" halini şaşkınca dinlerken bakışları bana döndü ama umursamadan açılan asansörden çıkmak istediğinde çekilerek yol verdim. Hemen yanında adımlayıp odama götürürken sorun çıkarmasın diye dua ediyordum. "alo Cahit," demesiyle duraksadım kimdi bu Allah'ın cezası Cahit! Şöför koruma her neyse hiç beğenmemiştim. "Beni iyi dinle abim ararsa aç, telefonu araçta unuttum de, sorarsa da çarşıda bir yerde beni beklediğini benim alışveriş yaptığımı söyle yerimizi öğrenmek istersede bir adres ver, gitsin beklesin akşama kadar orda.... tamam ben kısa sürede gelirim." Vay canına kriz yönetmede baya iyiydi. Bu milletle iyi oynardı kesin gerçi neye şaşırıyorsam sabahtan beri aklımı almıştı her hareketi. Odamın önüne geldiğimizde Beril ve Sevgi masalarında durmuş bakıyorlardı bize şaşkınca. "Beril, odama kimse gelmiyor ve bizi rahatsız etmiyorsun!" Diye uyardığımda kapıyı açarak elimle girmesi için yol verdim. "Buyrun bakalım." dedim. Göz devirerek açtığım kapıdan içeri girdi. Sesli bir nefesle dudaklarımı yalayarak arkasından girdim. Etrafı meraklı gözlerle incelediğinde bir süre izin verdim sonrasında karşılıklı koltukların olduğu yeri işaret ettim. Zarif bir yürüyüşle geçti ve oturdu çantasını yanına koyarak, bende karşısına geçtim anında. Bakışları bu sefer bana odaklandığında gerildi tüm kaslarım, kaşlarını yavaşça çatıp çekinmeden süzmesi boğazımı kuruttu, kollarıma fazlasıyla bakarken bir anda başını cevirip aralık kalan dudaklarını kapadı ve etrafa baktı tekrar. Kim bilir neler gelmişti aklına. Oturuşunu düzelttiğinde bakışlarım dizlerine kaydı. "İyileşti mi dizin," dedim dizini göstererek, başını olumlu anlamda salladığında, "yara bandı takacaktım ama yanına gelen iki adamla gidince bir şey yapamadım." dedim. Bakışları gevşedi dediklerimle, "Onlar amcamın oğullarıydı, şey ben teşekkür edemedim sana, çok yardımcı olmuştun o gün." Demesiyle gülümsedim. Deminden beri duyduğum en iyi cümlelerden biriydi sanki üstelik teşekkür mü etmişti o? Saçmalık. "Dizini yaralamana rağmen hala dizini açıkta bırakacak şeyler giymen ne kadar iyi ders aldığını gösterir demi." diye düşünmeden konuştuğum için kendime sövdüm, bakışları yine öfkeyle dolacağını anladığım an konuyu değiştirdim, "bir şeyler içer misin sormadım." dememle sert bir soluk verdi ve, "istemez! Kısa keselim şu konuşmayı yeter." dedi net bir şekilde. "Peki tamam. Neymiş bakalım konuşucağımız konu?" diye sordum ciddileşerek, buraya kadar herkesten gizli geldiyse önemli olduğu belliydi gerçi aklıma gelen bir seyler vardı ama... Sert bir nefes çektim içime ciğerlerimi dolduracak, acaba sigara içsem rahatsız olur muydu şimdi. Neyse. Ellerini stresle eteğine sürttü, "konu şu, konu Evlilik meselesi." dediğinde, çaktırmadan yutkundum, boş bir ifadeyle baktım. "Evlenme konusu evet, ne olmuş ona tam olarak." dedim direkt. Aklıma gelen başıma gelmişti işte, çenemi sıvazladım. Ne yapacaktım ben şimdi. Niye karşımdaki sensin kadın! "Ne demek ne olmuş, bu evlilik olmayacak." dediğinde kesin bir dille. "Sen de bana bu konuda yardım edeceksin." diye tamamladı kendini. Bu olamazdı işte artık, seni öldürmemi istiyorsun, Allah'ım yardım et nolur, ellerimi yumruk yaparak sıkıp açtım iyi düşünmem gerekiyordu. Derin bir soluk aldım. 'Yapma ya' der gibi baktım suratına, "Nasıl olacakmış peki o?" diye sordum alayla kendimi tutamayarak. Bu tavrıma delirdi adeta. Cüretkar bakışları geri durmaz tavırları insanı çileden çıkarırdı. "Sen Asparşah Aşiretinin Ağasısın, ben Riva Aşiretinin Hanımağası, sen ve ben bir olursak neden dudurmayalım ki, yoksa sende mi kan dökülmesinden ve intikam alma peşindesin?" diye sorduğunda gözlerimi sertçe yumdum. Bu evliliği istemediğini biliyordum, kim isterdi zaten! Haklıydı. "Sence, intikam alma peşinde gibi mi görünüyorum?" Dediğimde içime çöken sıkıntı çok büyüktü. "Bilmem ama bunu sadece bana yardım edersen anlayabilirim." dediğinde, göz odağını bozmadan yüzünün heryerine pürdikkat bakıyordum, "yardım edecek misin Boran Ağa?" diye tamamladı kelimelerini. Vereceğim cevabı merakla bekledi. Neden sendin ki Gece, niye sensin niye seni bu kadar çok önemsiyorum şu an niye bu kadar etkilendim ve şimdi... Şimdi göz göre göre canını yakmıyorum. Akıllı ol Boran tasarladığın plan acımasızlaştırıp pislik birine çevirebilirdi seni ama ya şimdi? Onu basit bir kız gibi görüp canının yanmasına göz yumabilir misin? Sadece bir kaç kayıp ve bir süre acı çekecekti, hep çekmekten daha iyi değil miydi? Öyleyse neden halan hâlâ ölen nişanlısını düşünüyor dedenin hırsı neden hâlâ geçmedi oğlunun acısı nasıl ilk günki gibi taze baban nasıl hem kardeşinin hem oğlunun yasını tutuyor yıllardır? Bir kaç yıl olacağına emin misin? Sen niye hâlâ abinin yokluğuna alışamıyorsun? Sertçe yutkundum, karmakarışık olmuştum artık. O dayanabilir miydi abisinin ölümüne. "O kadarda zor bir şey sormadım. Evli bir adam başka bir kadın istemez, karın var güzel'dir, sonra kısır falan diye bişeyde duymadım yani, muhtemelen birbirinizide seviyorsunuzdur, o kadına da yazıktır kocasının başka bir kadın daha getirmesini istemez, sen zaten bunları düşünmüşsündür. Gel birlik olup biterelim şu saçma töre işini." Diye tekrar konuştuğunda sorgulayıcı bir tavırla baktım. Her şey bunlardan mı ibaretti, hiçbir şeyden haberi yoktu resmen! Dayanamayarak ayağa kalktım ve camın önüne geçtim. Evliymişimde seviyormuşum keşke sorun sadece evlilik olabilseydi... Görmüyor muydu nasıl yanacağımızı, nasıl birleşip kurtulabilirdik ki zaten, sadece daha da mahvederdik bu işi öyle sandığı gibi bir çıkış yolu yoktu ancak ölülerimizin yeniden dirilip hayata dönmesiyle olurdu kurtuluşumuz. Gece Riva yerinden kalkarak sert adımlarla yanıma geldiğinde öfkesini o kadar iyi anlıyordum ki, şimdi içime bir kor düşmüştü artık kalbimi sarmayada başlamış ortasına da bu kadını yerleştirmişti, ne kadar su dökersem dökeyim söndüremezdim artık. Sustum ve konuşamadım ne diyeceğim bilemedim. Ama o sakinleşti dururken biraz olsun."Bu dava neden çıktı, neden bu durumdayız asıl sebepleri tam olarak bilinmiyor, tek bilinen amcam Neçırvan Riva'nın senin amcanı öldürüp bu davayı başlattığı ve asıl sebepleri bile hâlâ bilinmezken," bakışlarımı ona çevirdim ifadesizdim ama odağım o'ydu, "daha sonra amcam A-agit," derken yüzü buruştu pislik amcasını hatırlıyordu. "Agit'te, kardeşi Neçırvan'ı öldüren akrabanızın oğlunu öldürdü, ve sıra bize geldi tekrar, bu seferde kan dökülmesin diye bizden bir can istediniz, karşılığında ben verildim." Dediğinde bakışları öfkeyle bezelendi, "seninle daha doğar doğmaz üzerinden saatler bile geçmeden sözlendirildim! Beşik kertmesi edildi aramızda, haklarım daha o hâldeyken alındı elimden, bana herhangi hiç bir fırsat verilmeden. Tamam kabul o zaman tek çare buydu diyelim, ya şimdi? Şimdi de tek çare bu mu?" diye sorduğunda nefes alamadım. Gözlerimi sıkıca yumarken sert soluklar aldım, "doğduğun günü çok iyi hatırlıyorum Gece," gözleri inanamayarak büyüdü. "Tam yedi yaşımdaydım o gün iki tarafta birbirlerini öldürmek için an kolluyordu ve sen Riva sen büyük bir gök gürültüsü ve sağanak yağmurla aramıza girdin çekilen silahları indirdin," derken üzerine doğru bir adım attım, aynı şekilde geriledi, "akıcak kanı durdurdun," bir adım daha attım, "kesilecek solukları engelledin onlara nefes oldun, sen Riva, sen o gün umut dolu ışığınla yüzlerce insanın ölümünün önüne geçtin," artık camla benim aramdaydı, "sen aslında Merih ile beşik kertmesi olacaktın ama o gün o kadar çok ağlıyordun ki seni kucağıma aldım, babandan aldım seni doğduğun andan beri susmayan küçük bebek benim kollarımda sustu sen Gece seni kucağıma aldığım anda sustun ve seni bana verdiler seni Merih'le değil benimle sözleyip Beşik kertmesi yaptılar," üzerine daha da eğildiğimde söylediklerim onu bozguna uğratmıştı. Nefesini hissedecek kadar yakındım artık. "Ve sen Gece Riva benim Kaderim oldun seninle ilk bağımız o gün oluştu ve o gün bağlandı, şimdiyse koparmaya çalışman boşa çabalar demektir." Dedikten sonra başımı döndüren kokusunun kaynağını bulmak istedim. Yavaşça boynuna doğru eğildiğimde aldığım koku saçları ve boynu arasındaydı gelen o yoğun sıcak ferahlatıcı kokunun adı yoktu... Bu kız tıpkı bir bebek gibi kokuyordu. Birden bire göğsümden itildiğimde afallayarak geriledim, öfkeyle yansada kırılgan bakışları boğazımı düğümledi, bir saat öncesine kadar onu tanımazken çok daha iyiyken şimdi asıl beni nasıl zora soktuğunu bilmiyordu. Ona kıyamazdım, ailesini öldüremezdim ama başka türlü nasıl yapardım onu da bilmiyordum. "Asla!" Dedi onaylamayarak, "asla olmayacak bu, kaderimiz falan bir değil, asıl zırvalık bu saçma töre!" öfkeden delirmiş gibi tekrar itti beni, yine geriledim. "Sen bana yardım edeceksin," parmağıyla göğsüme baskı yaparken, "sen Boran Ağa bana yardım edecek bu işi bitireceksin duydun mu! Buraya bunun için geldim ve istediğimi almadan gitmem." dedi öfkeyle yine ancak geri adımlarken başımı iki yana salladım. "Asıl sen saçmalama kan dökülmesin diyorsun evliliği bozmak istiyorsun. Sen sanıyor musun ki biz bu işten vazgeçtiğimizde herkes duracak ha! Kimse durmaycak bu anı kollayan kaç kişi var biliyor musun, Riva aşiretini yok etmek isteyen, aynı şekilde sizinde, sen dökülmesin diyorsun ama başka çıkar yolu yok! Kabullensen iyi edersin." Dedim keskin bir dille. Beni anlamak zorundaydı doğruları en hafif şekilde anlatmıştım. Bu işten caydığımızı duyduklarında yemin ederim öldürmekten çekinmezlerdi karşımdaki kızı, ben hadi neyse bir şekilde yırtardımda bu kıza bela olurlardı. Adını çıkarırlardı dahası sonunda bir ışık görsem Allah şahidim ona bile bırakmazdım kendim hallederdim bu işi ama... Yoktu. "Asla!" Dedi kafasını iki yana sallarken, "asla kabullenmem bunu bu evlilik olmayacak, evli bir adama kuma gitmeyeceğim ben, benden yedi yaş büyük biriyle zorla evlendirilmeyeceğim. Bir konağa kapatılmayacağım! Çocuk doğurmam için baskı yaptırılıp bir doğurganlık objesi olarak görülmeyeceğim, hayallerimi bırakmayacağım kendimi öldürmeyeceğim! DUYDUN MU?!" diye deli gibi bağırırken gözleri dolmuş akmamak için direniyordu. Sarsılmış bir ifadeyle ona bakakaldığımda; İşaret parmağını göğsüme bastırdı, "Bende Riva Aşiretinin Hanımağası Gece Riva isem seninle evlenmem, konağınada KUMA gelmem!" dedi öfkeyle yüzüme bağırarak, artık ok yaydan çıkmıştı işte. O öfkeli ve canı yanıyorsa benim bin kattı, abim öldüğünde aldığım haberi nasıl içimi yaktıysa karşımdaki kadının göz yaşlarıda öyle aktı içime. Ama anlaması gerekiyordu çıkış yolu yoktu!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE