Saçını karıştırdı umutsuzca, "bazen safa yatsan nolur," dedi tersçe. Omuz silkerek cevap verdim, onunla bir ata binmek kesinlikle akıl kârı değildi, hele de bunu kendi de belli ediyorken. Bineceğim atı göstermek için ilerlettiğinde gördügüm at ile kalakaldım...
Bu benim atımdı, benim Asi'mdi. Şaşkınca Boran Ağayı bırakarak ona ilerledim o da beni hissetmiş gibi başını kaldırdığında yaklaşmaya başladı, "Onun ne işi var burada?" Diye sordum kısılan sesimle. En son Asparşah konağına getirdiğinde geri göndermesini istemiştim ama kastettiğim burası değildi ki.
"Onun yeri burasıydı, senin yerin nasıl benim yanımsa sana ait olanında yeri burası, en yakının."
Bir şey diyemedim çünkü mutlu olmuştum burada olduğuna, yarım kapının üstünden başını uzattığında rahatsız olarak kapısını açtım ve içeri girdim, Boran Ağa da temkinli davrandığından yanımdan uzaklaşmıyordu fazla. Asi kişneyip yükselmek istediğinde boynuna asılarak durdurdum onu, simsiyah parlak yelelerini saçlarını okşadım, öptüm üst üste başını konuşarak onunla. Çok iyi baktıkları her halinden belliydi, Asi başını eğip karnıma sürttüğünde gülerek geri çekildim, "hadi at binelim artık çok özledim onu." Diyerek arkamı döndüğümde.
Sırtını tahta kapıya yaslayarak kollarını göğsünde birleştirmiş olan Boran... Beni izliyordu ışıl ışıl parlayan kehribarlarıyla. "Keşke beni de özlesen böyle," diye mırıldanarak ayırdı sırtını kapıdan ve yavaş adımlarla dışarı çıktı.
O Seyislerden birini çağırdığında orta yaşlardaki adam atımın sırtına semeri yerleştirip hazırladı ve kayışından tutarak çıkardı yerinden ancak o sırada Boran'nın atıda olduğu kısımda kişnemeye başladı yüksek sesle.
Merakla oraya baktığımızda, Dara tahta kapının üstüne ayaklarını koyarak yükselmiş çıkmaya çalışıyordu. "Noluyor?" Dedim endişeyle. Boran'da anlamış görünmüyordu ki Seyis girdi araya. "Ağam sizin at hep böyle yapar, hanımağanın atını yerinden çıkardığımız gibi o da çıkmaya çalışıyor." Dedi.
Boran Ağa yarım bir gülüşle döndü bana. "Bak işte Gece'm görüyor musun atlarımız bile birbirini bulmuş." Dediğinde göz devirdim sadece, Asi'nin kayışlarını adamın elinden aldığımda adam Boran Ağa'nın da atını çıkarmak için gitti. Dakikalar içinde iki atta yan yana gelmiş ve biz atların üstüne yerleşmiştik.
"Sıkıca ve dikkatli tutun Gece!" Diye uyardığında onayladım onu anında. "Nereye gidiyoruz peki?" Diye sordum yavaşça ilerlemeye başlarken. Yan yana ancak bir iki adım önden ilerliyordu atı, saçımı önümden çekerek sırtıma atsamda hafif esinti yüzünden önüme gelip duruyordu, toka falan da almamıştım yanıma, idare edecektik artık.
Atının beyaz yelesini okşadı, gözleri sürekli bana dönüp duruyordu, tanımadığım kadın çalışanlar yazmalarının altından kaçamak bakışlarla merakla bakıyorlardı, beni daha önce görmedikleri belliydi, zamanım olursa onlarla da tanışmak istiyordum elbette. Çiftlikten uzaklaştığımızda toprak bir yola girdik tek tük ağaçların olduğu, arazilerin bol olduğu.
"Yavrum," dedi seslenerek Boran, gözümü etraftan alıp ona baktığımda, "biraz hızlanalım mı?" Dedi ve göz kırptı.
Gülümsedim ister istemez ve kayışları elimde bir tur çevirerek sıkıca tuttum, "hız en sevdiğimdir, hatta bu yolun sonuna kadar yarış yapalım." Diye istekle konuştuğumda kaşlarını çattı.
"Olmaz!" Dedi anında karşı çıkarak. "Niye?"
"Şimdi gider ayak kaza falan yapmayalım önce yavaş yavaş ilerleyelim." Dedi net bir ifadeyle. Nereye gideceğimizi bilmediğimden ayak uydurdum ona. Biraz hızlandığımızda çiftlikten baya uzaklaşmış yaklaşık yarım saate yakın gitmiştik, burası bir köydü geldiğimiz yer ise küçük ama tatlı bir kahvaltı salonuydu.
Yaşlı ancak pekte beli etmeyen bir adam yanımıza geldiğinde önce Boran Ağa attan inmişti ve adama bağlaması için uzatmıştı bende inmek için hareket ettiğimde belimden tutarak destek olmuştu, omzuna tutunarak yere sağlam bastığımda çektim elimi, saçımı düzelttim hızla. Elimi kavradığında benim atımıda onunkiyle yan yana bağlamaya götürdü adam.
Parmaklarını parmaklarımın arasından sıkıca geçirdiğinde, kapısının önü çiçeklerle kaplı dükkana girdik, bizi çok tatlı bir kadın karşıladı. "Boran oğlum hoşgeldiniz!" Dedi saşkınlığını belli ederek.
"Hoşbulduk teyzem, çiftliğe geldik bir kaç günlüğüne buraya uğramadan dönmek istemedim." Dedi tok sesiyle. Kadın burukça gülümsedi, "uzun zaman oldu... Seni bir daha zor görürüz sanıyordum," dediğinde bakışları birleşmiş elimize kaydı, "duyduğumuz doğruysa bu hanım kızda Gece olmalı."
"Öyle tabi," diyen Boran Ağa elimi bırakıp belimden tutarak kendine yasladı sahiplenici bir şekilde. "Karım, Gece Riva Asparşah."
Kadın, gözleri ışıldarken onunla kısa bir sarıldık tanışmak için ardından bizi üst kata çıkardı alt katta bir iki kişi vardı ancak üst kat doluydu, masalar arasında boşluklar fazlaydı insanların rahat edeceği şekilde, bizi teras katı olduğu için cam kenarındaki boş masaya oturttu. Boran Ağa ile karşı karşıya oturduğumuzda kadın masayı hazırlamak için gitti. Kısa süre sonrada masada kuş sütü bile eksik olmayacak şekilde donatmışlardı.
Dışardaki manzaraya baktığımda ne kadar güzel olduğuna bir kere daha inandım, sanki bahar havası vardı dışarda ama biz kış aylarına giriş yapıyorduk. "Buraya en son ne zaman geldin?" Diye sordum bakışlarımı ona çevirdiğimde.
Çayından bir yudum aldı önce, "oldu baya, beş yıl falan herhalde." Dediğinde sesli bir nefes bıraktı, sonrasında ise hatırladıklarıyla gülümsedi. "Abim, Işıl yengem ve Renas daha üç dört yaşındayken gelmiştik, çok seviyorlardı burayı." Az önceki duraksamasının nedenini anlamıştım artık. Bir sabah beraber olduğunuz insan akşamında yanınızda olamayabiliyordu hayat böyle kısa ve belirsizdi.
"Abini çok özlüyor musun?" Diye sordum.
"Çok... Ama hayat işte son bir kere görmek için neler vermezdim." Dediğinde derince soludu, bir anda çöken hüzünlü hava canımı sıktığında gülümsedim gerçekçi olmasını umarak. "Kader işte, ama birde şu yönden düşün şuan iyi bir yerde ve mutlulardır belki, en azından yine birlikteler."
"Bak bunda haklısın... Bir birlerini çok seviyorlardı, yine ayrılmadılar." Dediğinde kollarını masaya koyarak eğildi, bakışlarındaki yoğunluk çoğaldığında nereye bakacağımı şaşırdım. "Benim başıma böyle bir şey gelse dayanamazdım sevdiğim kadının benden kopma düşüncesi bile nefesimi daraltıyor..." Dediğinde içtiğim çay boğazımı yakarcasına indi mideme.
Gözlerimi masaya indirip kahvaltı etmeye çalıştım, cevapsız bırakmam ile hiçbir şey dememiş ve o da sessizce kahvaltı etmeye başlamıştı. İkimizde sessizce karnımızı doyurduğumuzda yavaşça ayaklanmıştık. İtiraf etmeliyim atmosferi ve kahvaltısı çok güzeldi.
Aşağı kata indiğimizde o teyzeyle sanırım kocası vardı, Boran'dan... Adını hâlâ içimden bile söylemekte zorlanıyor ve tuhaf hissediyordum ama bunu yapmalıydım çünkü onu en azından bir dosttan ötede olsa yakın görüyordum artık kendime ister istemez. En azından ondan nefret etmiyor kin gütmüyordum.
"Yine gelin ama ağam, arayı açmayın," dedi adam Boran ile el sıkışırken. Boran gülümserken saygılı bir duruşla konuştular kısa bir an. Bende onlarla konuştuğumda gülümseyerek çıktık dükkandan. Atların rahat hareket edebilmesi için gevşekçe bağlandığı direğe doğru yaklaşırken, Boran Ağa arkamdan ağır adımlarla geliyordu.
Dara'nın sırtını okşadım ilgiyle, bu atı da çok sevmiştim ama benim atımın dibine bu kadar girip sokulması ve Asi'ninde geri çekilmeyip ona yakınlaşması hayret içinde bırakıyordu beni.
"Yukarıda dediklerimde ciddiydim Gece'm." Diye hemen başımın üstünde saçıma vuran nefesini hissettiğimde ellerim titredi. "Yapamam ben sensiz... Seninle soluduğumu hissediyorken hemde." Saçlarımı iki yanımdan tutarak yavasça omuzlarımdan geri çekti, ellerini arkamdan yanaklarıma yaslayıp saçımın tepesine dudaklarını bastırdı.
"Bu yüzden kendine ne kadar iyi bakman gerektiğini bil, çünkü sen benim eşsizimsin her konuda eşsiz ve benimsin." Dedi tekrar dudaklarını başıma yaslarken, sıkıca öptü.
"Boran..." Dedim sızlanırcasına.
"Ömrüm... Dinle beni." Dedi iç çekerek. Dinle beni diyordu, zaten susturmuyordum ki sadece söylediklerine karşı verebilecek bir cevabım yoktu ve ben onu cevapsız bırakmak istemiyordum.
Bir elini karnıma dolayarak sırtına yasladı, elimin teki Dara'nın sırtında kaldı. "İşler ne kadar karışırsa karışsın herkes zarar görsün ama sana bir şey olmasın tamam mı... Bana karşı benim gibi hissetmediğini biliyorum seni buna hiçbir zaman zorlamam sadece senin mutlu olman için çabalarım çünkü; mutlu olmamın kaynağı mutlu olman." Beni yavaşça kendine çevirdiğinde titrekçe nefesler aldım.
Artık cidden kendimi kontrol edemiyordum. Saçlarımı yine geri çekerken yüzümü avuçları arasına aldı. Alnını yavasça alnıma yasladı, "dün olanlar halamın yaptıkları dedikleri ya da diğerleri annem bile olsa canını sıkarsa bileceğim bana söyleyeceksin, seni bu konuda bir daha uyarmayacağım." Dedi yumuşak bir tınıda ancak net ve keskindi dedikleri.
"Daha ne kadar çocukmuşum gibi tembihleyeceksin beni," dedim sıcak nefesim dışa vururken. Alnını alnıma vurdu. "Sen anlayana kadar!"
"Anladım zaten," diye homurdandım huysuzca. "Dün halam Merih'le Hevdem'i gördüğünü dile getirmişti nasıl oldu da yalanlama riskine girebildiniz?" Diye sorduğunda göğsümü şisirdim sıkıntıyla.
"Merih'in canını yaktım ben, ondan Hevdem'i kardeşi olduğuna inandırtsın istedim herkesi... Ben mecburdum halanın tehditine boyun eyseydim eğer durmazdı üzerime çok gelirdi bu yüzden inkar ettik zaten elinde kanıt yoktu bir şey yoktu bunca yaptığından sonra ona inanmaları güç. Benim yüzümden ikisi tamamen koptu galiba..."
"Saçmalama Gece!" Diye kesti lafımı. "Sen yanlış bir şey yapmadın en doğrusunu yaptın ikisi için, kaderde birleşmek varsa öyle yada boyle bulacaklar birbirlerini, onlar için sakın üzülme." Dedi yumuşakça. Haklıydı bir konuda kaderde varsa eğer hiçbir engel önlerinde duramazdı.
Saçımın başlangıç kısmına dudaklarını bastırıp sıkıca öptüğünde geri çekildi, "hadi bakalım gidelim artık." Dedi ardından göz kırparak.
İplerini çözdüğümüzde, atıma binmek için ayağımı üzengiye yerleştirmiştim ki Boran Ağa bir anda yanımda bitip belimden kavrayarak itti yukarı doğru, "ilk defa at binmiyorum, sürekli tutup durma." Dedim atın tepesinden ona bakış atarak.
Serseri bir gülüş attı kendiside atına tek hamlede serice binerken, "yavrum öyle deme, destek önemlidir." Sırf dokunmak için bile bile yaptığını kendi ağzıyla söylemişti. Onaylamaz bakışlar attım ona sadece.
İlerlemeye başladığımızda sürekli bakışıp durmuştuk, uzun araba geçmez bir yola girdiğimizde bu dinginlik canımı sıktı, tam konuşacaktım ki Asi birden bire tekleyip sarsıldığında dengemi kaybedip çığlık attım çok kısa bir şekilde. Kayışlara sıkıca tutunduğumda, "Noldu?! İyi misin?" Diye endişeyle seslendi Boran Ağa.
Bir an için korkuyla hoplamıştı kalbim, "iyiyim sadece dengemi kaybettim bir an." Diye açıkladım. Yavaşlamış tam yanımda ilerliyordu. "Dikkat et diyorum sana, dalma." Dediğinde başımı salladım yavaşça sadece. Asi'nin sırtını okşadım ağırca, bana başını kaldırıp kişneyerek cevap verdi.
Boran Ağa daha dikkatli ve temkinli bakıyordu artık, bundan sıkıldığım ve aslında istediğim şey için konuştum. "Yol uzun ve boş, yarışalım mı?" Diye sordum hevesle, evet bunu istiyordum.
Huzursuzca çattı kaşlarını bir yola baktı bir bana, "olmaz Gece!" Diye kestirip attı. "Daha yeni dengeni şaşıran sendin, düşebilirsin. Sakin sakin gidelim." Dediğinde sabırla nefes aldım.
"Hayır iyiyim diyorum işte niye anlamıyorsun sıkıldım ayrıca, ben hızlanıyorum sende geriden geriden tın tın gel." Dediğimde ağzını açmasına izin vermeden hızlanmaya başladım.
Arkamdan sinirle söylene söylene onunda geldiğini hissettiğimde daha da hızlanmaya başladım, saçımı önünden çekmek için başımı çevirdiğimde sırıtarak yanıma ulaştığını farkettim. Sıkıca tutarken kaşlarımı çattım beni resmen geçiyordu, Asi'ye sesli bir komut verdiğimde hızlandım ancak Boran Ağa onu geçmeme izin vermiyordu. Koca yolda yan yana at koştururken sırf eğlencesine başlattığım oyunda galip gelmezsem asla olmazdı, buna izin veremezdim.
"Sana bir şey söyleyeyim mi!" Diye bağırdım başımı ona çevirdiğimde. "Sormana gerek bile yok yavrum! Dilediğini söyle!" Diye o da bağırdığında dudaklarımı ıslattım.
"Sen..." Dediğimde resmen geride kalmıştım. "Sen aslında yakışıklı bir adamsın Boran Ağa." Diye konuştuğumda an be an zamanın onun için yavaşladığını hissettim.
Şokla irileşmiş bakışlarını yanından hızla geçerken görmüştüm. Yanından geçerken diyordum çünkü onu geçmiştim basbaya. "Siktir!" Diye öfkeyle bağırdığını duyduğumda gülüşüm daha da büyüdü.
🔗🗝️🔗
Geri döndüğümüzde istemsizce gülümsemem eksik olmuyordu yüzümden, dün akşama göre çok iyiydim hatta unutmuştum bile olanları. Boran Ağa bana ters ters bakarak hiç konuşmamıştı benimle yol boyu, onunla dalga geçtiğimi düşünüyor olmalıydı ama bilmiyor muydu gerçekten yakışıklı olduğunu, niye yalan söyleyecektim ki bu konuda.
Çiftliğe yaklaştığımızda önce ben girmiştim sonra Boran Ağa, gittiğimiz yönden gelememiştik bu sebeple çiftliğin ön kısmından girmiştik, bahçeye girdiğimizde çardakta oturan tüm aile fertleriyle karşı karşıya kaldık, hepsinin dışarda olmasını beklemiyorduk. Renas koşarak geldiğinde Boran ağa inmişti attan ardında da ben indim.
"Haşim gel al bunları!" Diye bağırdığında dış kapının ardından gelerek atları tutarak götürdü. Boran Ağa Renas'ı koltuk altlarından tuttuğu gibi kucağına aldı, "Aslanım benim." Diyerek.
Üstümü başımı düzelttiğimde Boran Ağa'nın bakışıyla yanında onunla birlikte ilerlemeye başladım, Boran Ağa eve yöneldiği sırada Lalezar hanım seslendi çardaktan. "Oğlum aç değil misiniz, söyleyeyim hazırlasın mı kızlar." Dediğinde Boran Ağa Renas'ı öperek indirdi yere.
Annesine kısa bir bakış attığında babasıyla konuşmak istemediğini hatta aynı yerde bile durmak istemediğini hissettim, ona öfkeliydi ve araları açılıyordu yavaş yavaş, Bertan Ağa oğluna böyle can alıcı şekilde bakarken oğlu ona fazlaca kızgındı olanlardan dolayı. "Ettik biz ana kahvaltı, gerek yok!" Dedi keskin bir tonda.
"İşe gitmeyecek misin bugün?" Diye sordum yaklaşarak. "Bahoz döndü bizim yerimize idare eder bugünlük, Merih'te bende izinliyiz yani." Dedi gergin bir sesle.
"Gelinim hele bir gel buraya!" Diye seslenen Bertan Ağa'ya baktım irkilerek. Birden bire çağırmasını beklemiyordum. Boran Ağa kaşlarını çatarak babasına döndüğünde ben yavaşça yanından sıyrılarak ilerlemeye başladım onlara doğru. "Buyrun Bertan Ağam," dedim yavaşça. Güneş'te dahil hepsinin gözü üstüme çevrildi.
"Dün olanlar-" diye lafa başlamıştı ki arkamda beliren adam anında kesmişti babasının lafını düzgünce. "Dün olan dünde kaldı, kimse Gece'ye bu konuda tek kelime etmeyecek!"
Bertan Ağa sıkıntıyla nefes aldı. "Haklısın oğul lafım yoktur zaten... Ama yapılan da saygısızlıktır sözümü tutamadım ben, gelinimden özü-"
"Ne! Hayır hayır buna gerek yok! Estağfurullah" Diyerek engelledim onu. "Sizin haberiniz yoktu sonuçta bu yüzden lütfen kimse adına özür dilemeyin." Koskoca adamı kendime özür diletecek değildim tamam aramızda iyi olmayan konuşmalar elbette olmuştu ama ciddi bir saygısızlığı kötülüğü olmamıştı, Bertan Ağa'nın tek istediği herkesin birbiriyle mutlu ve huzurlu yaşamasıydı o kadar ancak o da anlamıştı pek mümkün olamayacağını.
Ortamda kim ne diyeceğini bilemeyip konuşamadığında Merih girdi ortamı dağıtmak için. "Abi, biz birazdan at bineceğiz, yarış falan yapacağız sende gelsene uzun zamandır yapmıyorduk seninle." Dedi.
"Bugün kalsın sonra yaparız belki." Diye cevapladı duygusuz bir tavırla. Arkama dönüpte bakmadım ona ama burada olmaktan rahatsız olduğu belliydi. "En azından yengem gelse abi, lütfen izin ver nolur." Diyerek ikna etmeye çalıştı bu sefer Zara.
Derin bir soluk almasını işittim, "istiyor musun?" Diye kısıktan sorduğunda ağırca yutkundum. Güneş'te belliki vardı ve onunla birlikte bir şeyler yapmak ne kadar mantıklıydı belli değildi üstelik bir kaç gün önce dedikleri hâlâ aklımdaydı. "Hayır, yani istemiyorum Zara belki daha sonra." Diyerek reddettiğimde omuzları düştü, Merih'inde morali bozuldu ancak belli etmemeye çalıştılar. Zaten herkesin suratı sirke satarken eğlencelerini baltalamak ya da heveslerini kırmak hoşuma gitmemişti.
"Ama Gece," diyerek elimi tuttu. Yanıma gelen Renas. Ona hafif eğildiğimde saçlarını düzelttim, "bende at bineceğim hem hayvanlara da bakalım yeni doğmuş keçi bile var. Gidip bakalım lütfen." Diye direttiğinde onu kıramamıştım ve kabul etmiştim.
Boran Ağa beni yine tembihleyip eve girmişti, işe gitmese de buradan halletmesi gereken şeyler vardı belliki. Merih'ler atlara gidince biz Renas ile ahırın diger tarafına geçmiş ve yeni doğmuş keçiyi görmeye gitmiştik. Görmüştükte öyle tatlı bir şeydi ki ilk defa bir hayvana korksamda bile bile dokunup kucağıma almıştım. Her ne kadar bir atım olsa da ben kuşlardan bile korkan biriydim, elimde değildi ne yapabilirdim. Atları severdim ürksemde dokunmaktan çekinmezdim ama kediler ve köpeklerden ise ciddi ciddi korkardım her an ısırabilir saldırabilirlerdi çünkü.
Renas ile birlikte üstümüzü toz toprak yapa yapa eğlenmiş bütün hayvanlarla ilgilenmiştik kadınlardan biri de bize yardımcı olmuştu hep, süt sağmamı deneyebileceğimi söylemişlerdi ama anında reddetmiştim, ya tepiklerse beni diye çekinmiştim açıkçası. Yaklaşık iki saate yakın biz ikimiz takılırken bu sefer Renas'a at bindirmek için atların olduğu yere gittik el ele.
Merih'ler yarışı boş alanda değilde ilerdeki boş toprak yolda yapmak istediklerinden orada toplanmışlardı, bir kaç kere yarıştıklarını görmüştüm, doğrusu katılmakta istemiştim ama doğru olmaz diyerek gitmemiştim.
"Yardımcı olmamı ister misiniz?" Yanı başımda gelen sesle irkilerek döndüğümde, uzun boylu siyah tulumlu elinde su dolu bir kova vardı omzunda da bir havlulu genç yaşlarda yapılı bir adam duruyordu, tanımıyordum ve görmemiştim hiç.
Kovayı yere koyduğunda bir kaç damla dışarı sıçramıştı. "Siz?" Diye sordum tek kaşımı kaldırarak.
"Atlarla ilgileniyorum, bakımlarıyla, size nasıl yardımcı olayım." Dediğinde gülümseyerek, Renas'a baktım ancak o dik dik karşısındaki adama bakıyordu.
"Bir at ayarlayabilir misiniz, at binecekte." Diyerek Renas'ı gösterdiğimde, "hemen!" Diyerek yanımızdan ayrıldı.
İki dakika içinde geri döndüğünde çitlerle çevrili alana girdik, adam yardımcı olarak Renas'ı ata bindirdi. "Bu arada adım Burak, sizin ki nedir?" Diye sordu atın iplerini tutup yavaş yavaş yürütürken.
"Adını sormadı ki!" Diye araya girdi Renas çattığı o kaşlarıyla, zetin gözleri daha da ufalmıştı bu hareketiyle. Ona şaşkınca baktım, "kusura bakmayın lütfen belliki burada yenisiniz ama sorun değil, gerisini biz hallederiz siz lütfen işinize dönün." dedim gülümseyerek.
Adam bozulur gibi olsa da gülümseyerek yavaşça ayrıldı yanımızdan, "Renas o neydi öyle, ayıp bir daha büyüklerine karşı böyle tavır sergileme!" Diye uyardım yavasça. Kaşlarını çattı sadece daha da. Bir süre onu gezdirdim atla, bu sürede az önceki olanları unutmuştuk o adam da yanımıza gelmemişti, burada yeni olduğu belliydi bizi tanımasa bile sergilediği yakın tavrı başkaları tarafından hoş karşılanmayabilirdi malesef.
"Yenge," diye seslenen Zara çitlere yaslanarak beni çağırdığında ona ilerledim. "Ay hadi gel ya çok güzel, senle de yarışalım mı hadi ya!" Diye diretmeye başladığında sesli bir soluk bıraktım. Güneş ile göz göze geldiğimde atının tepesinden bana tuhafça bakıyordu.
"Yeter artık direttiğin Zara, belliki yenilgiyi sevmeyen biri yenilmekten korktuğu için yanaşmıyor bile buraya." Dedi Mara gülerek. Atından inmiş saçlarını düzeltiyordu yorulmuşa benziyordu. Merih kolunu tutatak uyarıcı bakışlar attığında omuz silkmişti.
"Yalan mı konuşuyorum hiçbiriniz Güneş yengemi geçemediniz sen bile ikincide zor geçtin abi, Gece de belliki rencide olamamak için katılmıyor!"
"Mara düzgün konuş yengenle, terbiyeli ol!" Diye yükseldi Merih Mara'ya. Güneş tek kelime etmeden bana bakıyordu sadece. "Ben at binmeyi hobi diye sevdiğim için yapıyorum ama Güneş yengen bir zamanlar profesyonelce yapmış bunu. Yani anlayacağın profesyonel birini yenmek kazanmak gururlandırır ancak yenilirsem de basit birine yenilmedim diye sevinirim, senin gibi sığ ve düşünme yetisi ancak bu kadar olanlarla hiç uğraşasım gelmiyorda acıyorum işte ne yapayım." Öfkeye bürünen bakışlarla tek kelime edemediğinde onaylamaz bakışlar attım.
"O halde sana bir yarış teklifi sunuyorum, benimle sadece tek turluk bir yarışa var mısın?" Bunu diyen deminden beri bakıpta konuşmayan Güneş olmuştu. Şaşırmıştım böyle bir teklifte bulunmasına gerçi altında bir seyler aramamak elde değildi. "hadi ama Gece ufak basit bir yarış bu kadar çekinmeni gerektirecek ne var?"
Nasıl oldu bilmiyordum fakat dakikalar sonra Güneş ile yan yana, Asi'nin sırtındayken yerinde durmadan hareketli olan Asi'yle derin bir nefes aldım. İstemiyordum aslında içime bir sıkıntı oturmuştu vazgeçip at binmeyeceğimi söyleyeceğim vakit dilim düğümlendi sanki, konuşamadım vazgeçemedim. Merih geriye doğru sayarken başla diye bağırdığında bir anda at koşturmaya başladık.
Saçlarını at kuyruğu yapmış ve pantolon tunik gömlek ikilisi yapmıştı Güneş, sert ve keskin bakışları bana anlık dönüp öne çevirdiğinde 'deh!' diye bağırıp hızlandırmaya başladı atını. Bir rüzgar kadar sert ve hızlı giderken direndim bende, iyi de gittim üstelik.
Bir ara o öne geçti sonra ben zorlayıp onun milimler kadar önüne geçtim, hırslanmaya başladığını farketmiştim.
Onun gibi biriyle başa baş gitmek bile güzel hissettiriyordu. Saçlarım keskin ve soğuk rüzgarla yüzüme çarpıp görüşümü kapattığında çekmek için başımı salladım. Görüşüm tekrar açıldığında düz yolda bir anda yüksek hızdayken Asi şaha kalktı, sıkıca tutunup bacaklarımı kastığımda çığlık attım. Güneş'inde duraksamasına neden olup atını ürküttüğümde yinede kendini toplamıştı hızla ilerlerken.
"Naptığını zannediyorsun, kendine gel!" Diye bağırdı yanımda aynı hızda giderken. Kayışlar ellerimi incitmişti sıkılaştığından dolayı. Ben tam cevap verecektim ki atım bu sefer onun önüne kırarak onun dengesini bozup yine şahlanıp tepinmeye başladığında korkuyla ne yapacağımı şaşırmıştım, yaralı bir hayvan gibi öyle bir bağırmaya başlamıştı ki Asi sesler gökyüzüne yükseliyordu sanki. Güneş atını kontrol altında tutmak isterken onunki de korkudan tepinmeye başladı her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki gözümü kapatıp açtığım o saniyelerde Güneş'i yüzüstü yere yapışırken bulmuş ve atınında uzaklaştığını görmüştûm.
Asi etrafında deli danalar gibi dönerken tutunmak çok zordu ve onu durdurmak için bağırırken korkudan titriyordum. Neler olduğunu anlayamıyordum bile. "Bırak şu atı artık!" Diye bir bağırış duyduğumda Asi de şaha kalkmıştı işte o an kontrolü tamamen kaybedip geriye doğru kayarken ayağım üzengide ters dönmüş ve acıyla bağırmama neden olmuştu.
Sırt üstü yere yapıştığımda nefesim kesildi dünya durdu sanki bir kaç saniyeliğine. Bedenimde müthiş tiz ağrılarla gözlerimi araladığımda kulağımdaki çınlama azalıp gitmeye başladı, avuçlarımı yere acısalarda koyduğumda doğrulmaya çalıştım, belimde hissettiğim keskin sızı kitlenmeme neden oldu yarıda. İnledim acıyla, neler olmuştu az önce öyle?!
Ağrılarımı daha iyi hissettiğimde gözlerimden yaşlar akmaya başladı hızla. Gözlerimi dayanılmaz şekilde ağrıyan ayağıma çevirdiğimde gözlerim irileşmiş korkuyla bağırarak cevirmiştim anında başımı. "Ayağım!" Diye inledim ağlayarak. Ayak bileğim ters dönmüştü ve bu midemin kasılmasına neden olmuştu.
"Senin yüzünden ne hâle geldim!" Diye çığlık atan Güneş'e nefes nefese baktım. Ayaktaydı ve elini alnından çektiğinde alnının köşesinden akıp çenesine kadar süzülen kanı farkettim. "Bilerek yapmadım." Dedim acıyla, elimin tersiyle gözümün altını silerken kendimi zorlayarak doğruldum.
"Canım çok yanıyor..." Diye acıyla inledim tekrar, ağlamamı dindiremedim. "Acısın zaten hakettin at binmeyi bilmiyorsan ne diye kalkısıyorsun bu işe!" Diye tepemde bağırdığında Güneş öfkeyle baktım yaşlı gözlerimle.
"Sana bilerek yapmadım diyorum! Hâlimi görmüyor musun!" Dedim hayretle. "Özür dilerim ya Allah kahretsin!" Diye bağırdım kendimi acıyla kasarak.
Elimi boğazıma atıp tülbenti çıkardığımda derin derin nefesler almaya çalıştım. Ayağım öyle bir ağrıyordu ki tüm canım oraya toplanmıştı sanki, dahası bakmaya korkuyor dokunamıyordum bile.
Ters dönmüştü ayağım resmen!
Güneş'in gölgesi üzerime düştüğünde ellerini sürekli akıp giden kanı temizlemek için sürüyordu deli gibi alnına. "Bunu resmen bilerek yaptın, benim bugün ailem geliyordu be senin yüzünden bu halde nasıl çıkıcağım karşılarına!" Diye hiddetlendi.
"Ne?" Dedim saşkınlıkla. Ailesi buraya mı geliyordu.
"Ne demek ne, ailem yemeğe gelecekti buraya! Ne o yoksa izin vermiyor musun hanımağam!" Diye bağırarak konuştuğunda kulaklarımı kapattım dayanamayarak.
"Yeter artık! Konu senin ailen mi şu an! Ne haldeyim görmüyor musun nasıl bilerek yaptığımı söylersin!" Diye bağırdım avazım çıktığı kadar.
Bakışlarını ilk defa üzerimde gezdirdiğinde bakamadığım ayağımda duraksadı gözleri korkuyla irileşti, sonunda durumun ehemmiyetini anlamıştı.
"Allah kahretsin, senin yüzünden beni suçlayacak kesin!" Dedi endişeyle.
"Ne!" Dedim dehşetle.
"Senin yüzünden beni suçlayacak, ben yaptım zannedecek Boran Ağa! Aramızı bozacaksın yine, bu sefer gerçekten alnımın ortasından vuracak beni, Allah belanı versin!" Dedikleriyle yüzümü eğerek ağladım acıyla, bunu mu düşünüyordu cidden. Yanaklarım sırılsıklam olmuşken dişlerim arasından inleyerek oturuşumu düzelttim. Zemine tırnaklarımı batırdım acıyla bağırırken tırnaklarımın arası toprakla doldu.
"Sana bir şey yapmaz merak etme söylerim gerçeği." Dedim dişlerimi sıkarak.
Söylenerek gideceğini farkettiğimde, "Güneş dur!" Diyerek durdurdum onu. "Gitme lütfen dur, kalamam burada tek başıma." Diyerek konuştum durmadan akan yaşlarımı silerek.
Gözlerini devirdi, "burada kalıpta ne yapacağım gitmem gerek halimi görmüyor musun, onlara da haber veririm hemen gelirler zaten." Diyerek arkasını dönüp ilerleyeceği zaman korkuyla tekrar seslenerek durdurdum onu.
"Atlar zaten dönmüştür onlar buraya geliyorlardır bile, bak ilacım falan yok yanımda zor dayanıyorum kriz gecireceğim şimdi, lütfen dur kalamam diyorum nefesim daralıyor." Diye konuştum hızla. Öyleydi de panik olmamaya çalışıyordum ama zordu. "Al bunu yarana bastır." Dedim elimdeki tülbenti ona uzatarak.
Gitmek ile gitmemek arasında kalmışken geldi ve tülbenti aldı elimden gözleri yakama boynuma düştüğünde duraksadığını farkettim. Alnına baktığımda kötü olduğunu gördüm, nasıl bu hâle gemiştik bir anda, hayatımda ilk defa attan düşmüştüm böyle.
Güneş doğrulup bur kaç adım gerilediğinde tülbenti alnına bastırarak bana bakmaya başladı.
"Bir atı bile kontrol edemiyorsun, doping falan mı verdin geçmek için beni. Aramıza bu şekilde gireceğini zannediyorsan yanılıyorsun! Ailem geleceti bugün benim ya senin yüzünden rezil olacağım!" Diye söylenmeye başladığında sabırla soluklandım. Ağrılarım bana yeterken onu dinleyemezdim.
"Geldiğim hâle bak tek bir çizik kalacak olursa bedenimde seni mahvederim Gece!" Diye bağırdığında üzerime doğru;
"Yeter artık yeter!" Diye bağırdım öfkeyle.
"Ne yeteri be, bıktım senden artık, her şeyi mahvettin!" Diyerek nefretle baktığında başımı iki yana salladım.
Gözlerim dolu dolu baktım, "burada bu haldeyken seninle kavga etmeyeceğim Güneş!" Dedim dişlerimi acıyla sıkarak.
"Ya ne yapacaksın başka?"
"Güneş sus!"
"Susmuyorum aptal susmayacağımda, hayatımı mahvettin sen geldiğin günden beri, senin yüzünden bana silah çekti be Boran Ağa senin yüzünden, sen olmasaydın..."
"Ben olmasaydım ne?! Onun hâlâ sana döneceğini falanmı zannediyorsun Güneş kendine gel artık aç gözlerini Boran Asparşah asla ama asla sana geri gelmeyecek çünkü o hiçbir zaman sende değildi! Burada seninle bir erkek için kavga etmeyeceğim!" Diye bağırdım.
Güneş iki yana salladı başını olumsuzca, "Sen öyle zannet sen yokken ben vardım eğer gelmeseydin belkide çok iyi olabilirdik!"
"Bak hâlâ iyi olabilirdik diyor, Güneş ben olmasaydım eğer sen sadece arada bir yatakta bir adamın zevklerini gideren bir kadın olacaktın hemde seve seve, hayatının sonuna kadar sana yatakta bile duygusal yaklaşmayan bir adamla olacak ve onun seni sevip isteyeceği günü bekleyecektin ömrün boyunca! Ve ne biliyormusun beklerken bile şikayetçi olmayacaktın, eline aldığın kredi kartlarıyla gününü gün edip sonrada sevdiğin adamdan aşk dilenecektin! Manyak mısınız abi siz kendinize gelin artık!"
"Sen ne biliyorsun da böyle konuşabiliyorsun?!" Dedi bana şokla bakarken.
"Yalan mı yoksa! Hâlâ bekliyorsun ama sana bir şey söyleyeyim mi ben şimdi burada geberip gitsem bile o sözde çok sevdiğin adam sana asla dokunmayacak! Seni sevmeyecek!"
"Onu engelliyorsun-"
"He ya o kadar şey söyledim bunu mu çıkardın çıkar o zaman çünkü gerçek bu sen diye bir şey yok ortada en büyük suçluyu ben ilan et ama gerçek bu anla bunu artık, Boran Ağa benden nefret bile etse seni sevmeyecek. Sen güle oynaya evlendin ama ben mecburen, şimdide kendin için hareket etmeye başlasan iyi edersin yoksa ömrünün sonuna kadar böyle devam eder gidersin!" Diye doğruları yüzüne vurduğumda gözleri doldu. Acı ama gerçeklerdi bunlar.
"Senden ömrüm boyunca hep nefret ettim, en başından beri istediğim ne varsa eline aldın!" Dedi parmağını bana sallayarak, gözlerindeki ateş büyüdükçe büyüdü.
"Bu da ne demek şimdi?" Diye sordum bir an için tüm ağrılarımı unutarak.
"Bu şu demek, seni küçüklüğünden beri tanıyorum ben! Cin gözlü Gece, hani dalga geçip seni asla aramıza almazdık ya biz getirdiğin tüm çikolataları cipsileri elinden alıp seni dışlardık ya biz! Hani bir kurban bayramında çocuğun biriyle kavga etmiştin ya, oradaki kız ben işte hayatım boyunca sevmedim nefret ettim hep senden! Boran benim çocukluk aşkım, hayatta sadece onu istedim ve buna bir şansım olmuşkende bile bile evlendim onunla! Sense hep bir yerden çıktın ve hayatıma çöküp karartın adın gibi!"
Gözlerimin önü karardı sanki, başım döndü. Duyduklarım neydi böyle bu kız o zorba çocukluk arkadaşlarımdan mıydı? Hatırlamıştı, esmer siyah saçlı olan onun simasını hayal meyal hatırlamaya başlamıştım. "Noldu niye sustun şimdi! Konuşsana, onca yıl onu sevdim ben o hayatımdaki tek doğruydu benim için, evlendiğim içinde pişman falan değilim gerekiyorsa ömrümün sonuna kadarda beklerim onu!" Diye deli gibi bir şeyler kanıtlamak ister gibi bağırıp duruyordu ancak tek kelime bile edemedim ona. Beni hep tanıyordu Boran'ı hep tanıyordu onun sevdiğini söylüyordu çocukluktan beri, bu nasıl bir döngüydü böyle!
"Bekle," dedim yavaşça, başımı ona kaldırdığımda nefes nefese bakıyordu bana. "Ölene kadar bekle gerekiyorsa ama bil ki sana bir adım atacak olursa onu öldürürüm! Değil bir adım atmak başını çevirip bakmayacak bile! Sen nasıl başıma bile bile böyle geldiysen bundan sonraki ömrüne de katlanırsın!" Diye yerdeyken bile sesimle tavrımla tepesinde olduğumu belirtmiştim. Yüzü attı sarsıldı dediklerimle. Ama doğru olan buydu, Güneş diye biri ben olduğum sürece değil ben olmasam bile olmayacaktı!
••••••Bölüm Sonu•••••