45. Bölüm Part:1

4977 Kelimeler
Ağrılı Sancılar" Büyük bir öfkeyle bana bakarken, konuşmak için araladığı dudakları gelen büyük bağırışla kesildi Güneş'in. Boran Ağa hemen ardında Merih ile atla koşturarak geliyorlardı. İkisi de atlarından indiğinde Boran Ağa tekrar adımı bağırarak yanıma gelmeye başladı. "Allah kahretsin! Bu ne hâl!" Diye öfkeyle parladığında, Güneş'e anlık bir şekilde bakarken yanıma çöktü hızla. Yüzümü avuçları arasına aldığında, "Boran..." Dedim acıyla. Göz yaşlarımı sildi hızla. "Güzelim noldu söyle bana!" Diye hızla konuştuğunda ellerini kollarımda gezdirdi bir şeyler arar gibi. "Ayağım," dedim hıçkırarak. Koluna tutundum. "Bakamıyorum çok kötü oldu, çok ağrıyor dayanamıyorum!" Diye bağırdığımda ağlayarak, gözleri anında ayağıma düştü. "Siktir!" Dedi, duraksayarak. Dokunmak için uzanacaktı ki vazgeçip bana baktı. "Tamam sakin ol, hiçbir şey yok basitçe burkmuşsun normal bu herkesin başına gelir." Dediğinde gözlerindeki endişe hiç öyle söylemiyordu muhtemelen ağlamamı kesmek için söylüyordu ama boştu ayağımın ne halde olduğunun farkındaydım. "Ne burkması ters dönmüş korkudan parmağımı kıpırdatamıyorum..." Dediğimde bir hıçkırık daha koptu dudaklarımdan. Merih'in bakışlarını ayağımda gördüğümde gözlerinin nasıl irileştiğini farkettim. O da Güneş ile ilgilenmeye çalışıyordu. "Bana bak yavrum korkmak yok ben bakacağım ayağına tamam mı?" Diye beni yatıştırmaya kalktığında dudaklarımı ısırarak susmaya çalıştım. Seslice burnumu çektiğimde başımı çevirdim bakmamak için. Şakağıma dudaklarını bastırdığında nasıl titrediğini hissettim korkuyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Ayağıma dokunduğu an sıçrayarak inledim acıyla. Beni yatıştırmak için konuşsada işe yaramıyordu. Botumu dikkatle yavaş bir şekilde çıkardığını hissettim, elimi acıyla bacağıma atıp sıktığımda belimdeki tiz ağrı canımı daha çok yakmaya başladı. "Şu yazmayı bana ver hemen!" Diye bağırdı ona bakmasam da muhtemelen Güneş'e. Merih yazmayı abisine verdiğinde Boran Ağa nerden bulduğunu bilmediğim kısa tahtayı ayağıma koyarak yazmayla sardı sıkıca. O kadar hızlı bir o kadar da dikkatli hareket etmişti ki şaşırmıştım ancak endişelendiği korktuğu titreyen ellerinden belli oluyordu. "Aferin benim güzel karıma," dedi kendimi iyi hissetmem için. Ayağımı çok sıkı bir şekilde sarmıştı. Saçlarımı yüzümden çekip yüzümü avuçlarına aldığında alnıma sıkıca bastırdı dudaklarını, bileklerine sardım parmaklarımı anında, acıyla sızlanırken. "Hiçbir şeyin yok her şeyi halledeceğim tamam mı sakin ol." Diye uyardı, cevap vermeme izin vermeden geri çekildiğinde omzunun gerisinden Merih'e seslendi. "Ara babamı hazır olsun Gece'nin ayağı çıkmış yerinden, gelir gelmez hemen yapacak hastaneye gideceğiz!" Diye bağırdığında Merih onu onaylarken ben korkuyla kasıldım. Boran kucağına almak için hareket ettiğinde, "belim ağrıyor!" Diye uyardım onu hızla. Duraksayarak baktığında elini yavaşça belime sardı huzursuzca, diğer kolunu da bacaklarımın altından geçirdiğinde dikkatlice kucağına aldı boynuna sarıldım anında. Ayağım öyle ağırlaşmış ve tiz sızılı bir ağrıyla yanıyordu ki hareket ettiremiyordum bile. Ses çıkarmak istemesem de ağlamamı durduramıyordum, sadece sesimi azaltmaya çalışıyordum ama canımın ağrısı çoğaldıkça hiçbir şey düşünemiyorum. Boran aceleci adımlarla atına ilerlediğinde gözlerim irileşti, korkuyla Boran Ağa'nın boynuna sarılarak gömleğinin yakasına sardım parmaklarımı, "ata falan binmek isteniyorum!" Dedim can havliyle. "Gece'm." Dedi sesli bir nefes alarak. "Ayağın şişmeye başlıyor çiftliğe hemen dönmemiz gerekiyor güven bana hiçbir şey olmayacak söz veriyorum." Dedi ikna etmek için. Kafamı iki yana sallayarak, "istemiyorum! Binmeyeceğim nolur binmeyelim... Korkuyorum ya onun yüzünden bu haldeyim!" "Senin göz yaşlarına kurban olurum..." Dedi yutkunarak. "Canın yanıyor farkındayım benimde yanıyor. Ama izin ver dindireyim güven bana seni bindireceğim sonra hemen arkana bineceğim... Buradayım yalnız bırakmam asla seni." Onun atı değil o hızla eline geçen ilk atı almış gibi görünüyordu ama yine o anları yaşacağım diye korkuyordum! Ellerim hâlâ titriyordu. Boran Ağa bacaklarımın altındaki elini yavaşca çektiğinde mecburen sağlam olanın üzerine bir iki saniye basmıştım sonrasında belimden tutarak atın üzerine yan bir şekilde oturttuğunda titremem daha da çoğaldı, tüm tüylerim diken diken oldu. Boran Ağa beni bindirip dengemi kurduğuma inandığı gibi, kendi de bindi ata. Zaman kaybetmeden ona sıkaca sarıldım, başımı göğsüne yasladığımda hızlı atan kalbi kulaklarıma doldu anında. Bir eliyle kayışları tutarken diğer elini belime sararak güvende tutmaya çalıştı. Atın seri bir şekilde ilerlemeye başlamasıyla gözlerimi sıkıca kapadım, sırtından gömleğine güçlüce tutunurken yaşadıklarımı tekrar tekrar hatırlıyordum.  "Ayağım iyileşecek de mi?" Diye sordum, korkuyla. "Sen ağlamazsan iyileşecek evet." Diye cevap verdi gergin bir sesle. Kaşlarımı çattığımda gözlerimi açmayarak daha da yumdum. "Elimde değil ki..." derken sesim boğuk çıktı ağlamamdan dolayı. "Tamam bebeğim haklısın." Dedi hızla, belimdeki eli sıkılaştı. Çok fazla şey söylemek istiyor ama susmak zorundaymış gibi duruyordu. Hızlanmaya başladıkça saçlarım rüzgardan dolayı yüzümü iyice kapamış onun göğsüne savruluyordu. "Çok acıtır mı ayağımı baban?" Diye sordum çocuk gibi. Alttan alttan ona baktım kısa bir an bakışları bana indiğinde sertçe yutkundu. "Acımayacak..." Diyebildi sadece. "Baban değil sen yap o zaman!" Dediğimde başımı eğerek yasladım tekrar göğsüne. "Olmaz! Ben anlamam kırık çıkık yerine koymakla! Canını yakarım!" "O zaman olmaz, doktor değil misin hem, yapabilirsin... Başkası yapmasın lütfen." "Yavrum lütfen yapma." Dedi sıkıntılı bir nefes vererek. Ağlamam şiddetlendi bağımsızca, bunu farkettiğinde bedeni daha da gerildi huzursuzca söylendi. "Bana doktor diyip durma hem, basit bir çalışan stajyerdim okuyordum hâlâ." "Banane aynı şey, doktor olan sensin lütfen sen yap ayağımı, çok acıtacak diğerleri." Dedim iç çekerek, göz yaşlarım gömleğini sırılsıklam etti, Boran Ağa'ya güveniyordum gerçekten olabilecek olan acından da azına indirirdi bana dokunurken ama diğerlerinden korkuyordum. "Ah Gecem ah! Hep senin yüzünden oldu bunlar." Göz yaşlarım duraksadı. "Benim mi?" Diye sordum ağlamaklı bir sesle. "Senin tabiki de bana hile yapmasaydın bunlar olmazdı belki de." Diye sinirle konuştuğunda sertçe yutkundum. Beline sıkıca tutunurken başımı ona kaldırdım hafifçe. "Hile yapmadım ben!" Dedim karşı çıkarak. Bana bakmadan dümdüz önüne bakarken atı ilerletmeye devam etti. "Yaptın, kandırdın beni öne geçeceğim diye hile yapmasaydın günahı böyle çıkmazdı!" Hayretle baktım ona göz yaşlarım ağlamam duraksamıştı ama yeni bir tane yolda gibiydi. "Hile yapmadım diyorum sana!" Diye çıkıştım öfkeyle. "Yalan söylemedim seni durmdurmadım sadece yakışıklı olduğunu söyledim hile yapmadım!" Diye vurgulaya vurgulaya söylediğimde kısa bir an gözlerini bana çevirdi tuhaf bir ifadeyle. Bana cevap vermemesi inanmadığı anlamına geliyordu dahası böyle bir durumdayken söyledikleri çok acımasızcaydı. "Ayağım koptu benim ama senin umrunda bile değil!" Diye öfkeyle başımı kaldırdım ona, çenesi tam gözümün önündeydi. Yaşlı gözlerimi kırpıştırdım, bakışları söylediklerimle tekrar bana indiğinde karmaşık bir şekilde baktı sonra hızla, "Ağlama! Ne güzel durmuştu ağlaman gözünü seveyim biraz daha dayan bebeğim." Diye direttiğinde ise zorlukla yutkundum. Ağlamamam için odağımı değiştirmeye çalışmıştı ve başarmıştı da bir kaç dakika da olsa unutmuştum. Sesimi çıkarmadan kendimi fazlaca sıkarak ona yasladığımda başımın tepesine üst üste öpücükler kondurup durdu rahatlatmak için beni. Çiftliğe geri döndüğümüzde sessizce iç çekişlerim duyuluyordu sadece. Lalezar hanım Zara,Mara Diljen Seyran ve Mizgin abla diğer çalısanlar bile telaşla bizim gelmemizi bekliyorlardı. Onlardan da utanarak acıyla daha da sokuldum Boran Ağa'ya. "Ah, kızım benim ne bu hâl noldu?" Endişeyle konuşan Lalezar hanım yanımıza geldiğinde telaşı belli oluyordu, şalını toplayıp arkasına atmış bize bakıyordu eli belinde. "Ana babam nerde hazır mı?!" "Hazır hazır salonda iki dakikada halleder şimdi kızın ayağını İnşallah daha kötü bir şey yoktur." Diyen annesiyle sert bir soluk alarak inmek istediğinde ellerimi ondan yavaşça çektim. Boran Ağa attan indiğinde ellerini bana uzattı, titreyen ellerimi omuzlarına koyarak tutunduğumda belimden kavrayarak çekmiş ve kucağına almıştı güvenle. Evin içine girdiğimizde ayağımdaki diğer botu Zara çıkardı hızlıca. Salona girdiğimizde Bertan Ağa yere oturmuştu, "Geldin mi Oğlum." Dedi, merakla bize bakarken. Beni yere bıraktı dikkatlice, inleyerek belimi tuttum. "Geldik baba ama gözünü seveyim fazla yakma canını." Diye sessizce söylemeye çalışsa da duymuştum. Bertan Ağa gözleriyle tamam demişti ama ne kadar tamamsa. Zara yanıma çöküp elimi avuçları arasına aldığında çocuk gibi tekrar ağlamamak için zor durdum. "Talihsiz olaylar bitmiyor ne geliyorsa da benim yengemin başına geliyor zaten!" Diye sinirle söylendi Zara. Boran babasına bırakmadan ayağımı çözmeye başladığında dudaklarımı ısırarak bakmamaya çalıştım. Pantolonumun kumaşı esnek olduğundan paçasını rahatlıkla katlayarak bilek kısmımı daha da ortaya çıkardı. Zara korku dolu ses çıkardığında ayağıma baktığında abisinin sert bakışlarıyla sesini keserek bakışlarını ayağımdan çekmişti. "Tamam oğlum bırak sen bana, ben halledeceğim Allah'ın izniyle. Kızım sen kendini rahat bırak hele." Dedi Bertan Ağa. Karşısında böyle olmak ayrı bir çekinmeme neden oluyordu ama mecburdum. Ayağımdaki çorabı çıkaran Boran Ağa geri çekilince yüzüme doğru dürüst bakmadan babasıyla bakışarak sözleşti sanki. Dudaklarımı ıslattım nefes nefese, avuçlarımı yere halıya sıkıca bastırdım güç almak istercesine. Boran Ağa yavaşça ayaklandığında salonun kapısına yöneldi, sırtına bakarken endişeyle dikleştim. "Boran," dedim korkuyla. Zara ve Bertan Ağa bana baktı tereddütle ama Boran Ağa duymasına rağmen sırtı gerilirken bana dönmeyip çıktı salondan. Beni burda nasıl tek bırakıp giderdi hemde bu haldeyken. Boğazım düğümlendi nefesim tıkandı. "Yenge hiç korkma benimde ayağım kaç kere çıktı bileğimde ama babam iyidir bu konuda." Beni yatıştırmak için dile getirdiklerini duysamda algılayamadım gözlerim hâlâ salonun kapısındaydı. Bertan Ağa ayağıma dokunduğunda dişlerimi bir birbirine bastırdım, ufak şişedeki zeytin yağını ayağıma sürdü, parmaklarını bileklerime baskı uygulamaya başladı. "Sıkma kendini gelin kızım, hele bir rahat ol." Diye uyardığında sesimi çıkarmadan onayladım başımla. Zara elimi tuttuğunda içeri Lalezar hanımda girmişti, gelip yanıma dizleri üstüne oturduğunda şalını başının üstünde toplamıştı sıcak basmış gibi sanki ama sorun elbette olanlardı. Sırtımı sıvazladığında beni telkin edecek şeyler söylerken bile gözüm kapıya kayıyordu hâlâ, "Boran gelmeyecek mi?" Diye sordum kısıktan Lalezar hanıma. Duraksadı beklemediği açıktı ya da oğluna ilk defa adıyla seslenişimi yadırgamış olabilirdi ancak şaşkınlığını hemen attı üstünde. Bertan Ağa bileğimde bir noktaya baskı uygulayınca ses çıkarmamak için dişlerimi sıkarak yüzümü buruşturdum. "Dışarda o babasını bekliyor yapsın ayağını gelecek." Dedi ama anlayamadım. Bertan Ağa derin nefes almamı söylerken ona korkuyla uyarak dediklerini yapmıştım sonra ise Zara'nın elini tutarak ondan güç almaya çalıştım, Bertan Ağa şimdiye kadar bana çok yabancı olmasa da kızıymışım gibi gördüğünü biliyordum en azından bana hiçbir konuda kızmamış sesini bile yükseltmemişti. Her ne kadar bazen can sıkıcı konuşsa da ona karşı bir kötü düşüncem yoktu şu an için. Dişlerimi sıkarak acıyla beklediğim anlarda ayağımı bir anda düzeltti ve sanırım yerine koydu ancak bu öyle can yakıcı ve sızlatıcıydı ki ben bağırma yetisini bile kendimde bulamayıp dudaklarımı birbirine bastırıp sessiz ancak içli bir çığlık bıraktım. "İşte bu kadar-" diyen Bertan Ağa sozünü tamalamadan içeri anında Boran Ağa girdi. "Hallettin mi tamam mı baba!" Diye hızla sorduğunda göz göze geldik ancak anında çektim sert bir şekilde. "Bitti tabi, hastaneye gerek bile yok normal çıkıktır bak dinle beni." Dedi. "Olmaz! Hastaneye gidip baktıracağım yine, belide ağrıyor, nolur nolmaz." Diye gergin bir şekilde konuştuğunda yanıma çöktü yavaşça. Nemlenen alnımı sildim hararetli bir şekilde kalmışım gibi. Zara içmem için su verdiğinde onu hızla alıp içtim yavaş yavaş. "Tamam çıkalım biz dışarı sende götür kızı hastaneye." Diyen Lalezar hanım bizi yalnız bırakmak için çıktıklarında onunla baş başa kalmıştım. "En kötüsü gitti, korkmana gerek yok artık," elini yanağıma yaslayıp kendine çevirmek istediğinde geri çekerek kurtardım başımı. Elleri öylece havada asılı kaldı, sesli yutkunuşunu duyabildim. Bir şey demeyip ayağımı yavaşça sardı bandajla sıkıca, sabit kalabilsin diye. Saniyeler sonra tekrar kucağına aldığında ona tutunmadığımı farkettiğinde sıkıca kavradı beni kucağında. "Tutun bana düşmek istemezsin değil mi?" Gözlerimi ona değdirmeden, "düşürmeyeceğini biliyorum." Dedim düz bir tonda. "Düşürmem!" Dedi dediğimi doğrulayarak. Salondan çıktığımızda koridoru ilerledi seri adımlarla, ona bakmazken alayla sırıttım kısa bir an, ağrılarım hemen belli etti kendilerini. "O kırmızılaşmış gözlerini bana çevirmezsen biraz daha bırakırım küt diye." Şaka yaparak aramızı yumuşatmaya çalıştığını hissettim ancak renk vermedim. Bu canını daha da sıktı. Kapının önüne çıktığımızda çardakta toplanmışlardı hepsi, hiçbirine bakamadım Merih koşturarak geldiğinde arabaya ulaştık, onun açtığı kapıdan dikaktlice arka koltuğa ayaklarımı uzatacağım şekilde oturttu. "Ararsın abi beni, burayı da merak etme." Diyen Merih'i hızla onayladığı da benim kapımı kapattı sonra arabaya binerek çalıştırdığında çiftlikten uzaklaşmaya başladık. "Biraz sık dişini gidelim hastaneye ağrı kesici yaptıracağım sana, hemen geçecek," sırtımı kapıya yaslayarak akan sıcak göz yaşımı sildim. Bu kadar tatlı canım olduğu için nefret ediyordum kendimden, yeri geldiğinde en ufak bir acımı bile etmezken bazense böyle en ufak yaralarda çocuk gibi ağlıyordum. Sessizce iç çekişlerim duyuluyordu arabada, beni sakinleştirmek iyi hissettimek için ufak ufak konuşmaya başladığında tahammül edemeyerek, "susar mısın artık dediklerin sadece canımı sıkıyor, hastaneye bırak sonrada dön evine ben iyileşir kendim dönerim, ihtiyacım yok sana!" Dedim. "O ne demek lan öyle! Neden kızgın olduğunun farkındayım ama yapacak bir şeyim yoktu." Diyerek kendini savunduğunda gözlerimi sıkıca yumdum, başımı arkaya doğru cama yasladım. Elini direksiyona vurduğunu farkettim göz ucuyla arka koltuktan baktığımda, "Gece... Duramazdım odada öyle yoksa babama izin veremezdim senin canın yanarken. İşi hemen halletmesi senin iyi olman için uzaklaşmam gerekiyordu, biliyorum saçma geliyor belki innamıyorsum hissettiklerime ama öyle, dayanamıyorum Gece, şu an bile her nefes aldığında içinin acıyla kıyıldığını bilmekten de öte hissedebiliyorken yanında duramazdım... Özür dilerim." Hayatımda ilk defa bu şekilde acılarımla bir olan biri vardı, o gerçekten korkuyordu ona doktorsun diye bilerek söylerdim ama doktor olmak isteyen biri nerdeyse asla gördüğü yaralardan midesi bulanmaz korkmaz aksine onları çıplak elleriyle iyileştirmek için didinirlerdi ancak bu Boran Ağa da öyle değildi o belkide herkese elinden geldiğince yardım ederdi ancak bana gelince dokunmaya kıyamazdı, umarım bir daha asla ne yaralarıma tanık olurdu ne de onları iyileştirmek zorunda kalırdı. Bunu gerçekten istiyordum. 🗝️🔗🗝️ Henüz yeni gün batmış akşam olmuştu, dingin sakin nefeslerim tek duyuluyordu arabada. "Boran..." Diye seslendim mırıldanırcasına. Derin sesli bir nefes aldığını duydum. "Söyle yavrum." Sabırlı olmak için elinden geleni yaptığını hissetmek çok iyiydi bu yüzden dudaklarımı birbirine bastırdım. Gülmemek için zor durduruyordum kendimi çünkü çok fazla konuşmuş ve canını sıkmış olabilirdim buna rağmen kızmayıp hâlâ dinlemesi hoşuma gitmişti. "Biliyor musun benim küçükkende ayağım hep kopardı-" "Gece! Koptu diyip durma artık, kopmadı lan kopmadı çıktı yerinden sadece!" Diye yükseldiğini farkettiğinde sona doğru kendini bastırıp sesini alçaltmıştı arabada. Arka koltukta uzanıyordum ayağımı kontrol etmişlerdi ve demir bir aparat takmışlardı hareket ettirmemem için, kırılmamış sadece ufak zedelenmişti zaten Bertan Ağa yerine koyduğu için can acıtacak bir şey olmamıştı. Üzerime giydirdiği kapşonlu hırkasına daha da sarıldım ve yanağımı koltukta sürttüm yavaşça, "Ben anlamıyorum ne farkı varki yerinden çıkmasıyla, sonuçta iki kemiğin bağlantısı kopmuş muydu kopmuştu, aynı şey yani." Diye direttiğimde. "La havle la havle," diye sabır çektiğinde başımı biraz kaldırarak onu koltuğu yüzünden görmesemde, "Vela kuvvete illa billahil aliyyil azim." Diye tamamladım. "Gece!" Diye kızdığında koltuğa geri yattım. "Ne varya, sende bugün adımı mı ezberliyorsun akşama kadar Gece de Gece diye başımı ağrıttın!" Diye çıkıştım yattığım yerden. "Sen farklı bir şey yaptın sanki bir daha o ağzından ayağım koptu kelimesi çıksın gösteririm sana o zaman." Diye azarladığında 'yav he he' dedim sessizce. "Gece!" Diye bağırdığında sıçradım, nasıl duyuyordu arkadaş bu da. Sesimi çıkarmayıp yerime sindim, araba yolda ilerlerken çiftliğe az kaldığını biliyordum. Dakikalar sonra ben hiç konuşmamışken ilk konuşan Boran olmuştu. "Ağrın var mı?" Diye sordu arabayı sağa doğru döndürüp bir yola girdiğinde. "Hayır," dedim sadece. "Güzel iğne işe yaramış demekki, eve gidelim daha iyi olacak." Dediğinde derin bir nefes aldım acaba Güneş'in ailesi gelmiş miydi? "Misafirler gelmiş mi, haberin var mıydı Güneş'in ailesinin geleceğinden?" "Hastanedeyken oldu, Merih söyledi bilseydim izin vermezdim, vermeyeceğimi bildiği için haber vermeden çağırmış... Gerçi ben biliyorum niye çağırdığını da." Son sözlerini sessizce kendine söylerken duymuştum. "Ama onlar bizi ilgilendirmez zıkkımlanı- yani oturup giderler hemen biz odamızda olacağız zaten." İçimi yiyip bitiren sorular vardı ancak onları eve gidince konuşmak daha doğru olurdu. "Bu arada benim atım nasıl, niye öyle bir şey yapmış, biliyor musun hayatımda ilk defa attan düştüm hemde kaç yıllık kendi atımdan." Küçük bir es verdim. "Onun canını yakacak bir şey yapmadım biraz hızlandık ama onu zorlayacak bir şey değildi yemin ederim biz onunla ne yarışlar yapmıştık şimdi birden bire böyle davranması çok korkuttu, bir daha at binebilir miyim bilmiyorum." Dediğimde sessizce; "Merih'le konuştum, atın iyi ilgileniyorlar merak etme yarın bakarız düşünme şimdi bunları." Dediğinde rahat bir nefes aldım ona bir şey olsa canımın nasıl yanacağını biliyordum bu yüzden iyi olsun diye bir daha at bile binmezdim. Sonunda durduğumuzda motoru kapattı, gelmiştik. Belime dikkat ederek doğruldum koltukta, "Gel bakalım buraya," Boran Ağa başımın önündeki kapıyı açıp içeri girmeden kollarını uzatıp üst bedenimi kavradı. Ayağıma dikkat ederek ona doğru sürüklerken kendine belimi kavradı ve diğer kolunu bacaklarımın altından geçirip kucaklayarak çıkardı arabadan. Etrafa baktığımda kaşlarımı çattım, "çok fazla adam yok mu etrafta?" Diye sordum boynuna sarıldığımda diğer elimle telefonumu tutuyordum. Gerildi bedeni çehresi keskin bir ifade almışken bakmadı bana, "burası çiftlik, olması gereken bu etraf fazla sessiz ve ıssız çünkü." Anladım dercesine kafamı salladım. Dudaklarımı ıslattım başımı yorgunca omzuna yasladım, o kısacık anda dudaklarını alnımla saçımın birleştiği yere bastırdı, bunu hastanede defalarca kez yapmıştı. "Ağam hoşgeldiniz," Haşim abi yanımıza geldiğinde başımı kaldırdım ve dikleştim. Gerçi Haşim abi kafasını kaldırıp bakmıyordu bile ama yine de çekinmiştim. "Gelenler oldu mu?" Diye sordu Boran Ağa tok bir sesle. "Geldi ağam Güneş hanımın annesi kardeşiniz, kocası kardeşi ailecek gelmişler, çok olmadı zaten geleli." "Tamam!" Derken sıkıntıyla soludu. "Arabayı çek sen, etrafı da iyi kolaçan edin geleceğim sizin yanınıza." Diye sert bir şekilde konuştuğunda arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Niyeyse içim pek rahat değildi bir şeyler olduğunu seziyordum ama nasılsa çıkardı kokusu. Koca bahçe fazla sessizdi, mutfağın ışıkları yanıyorken camdan göründüğü kadar içerdekiler bir koşuşturma içindeydi, bizi farketmezlerken eve doğru gitmeye devam ettik, o sırada evin kapısı açıldı ve içerden hızla Zara çıktı. Ayağındaki ev terlikleri yüzünden dışarı adım atamazken merakla bakıyordu bize. "Yeni gördüm mesajını abi, kapattım salonun kapısını göremezler sizi." Dediğinde kapıyı tamamen açtı geçmemiz için. "Yenge nasılsın acıyor mu naptınız?" Diye sorular sıralarken içeri girmiştik. Boran Ağa beni bırakmadan ayakkabılarını çıkardığında Zara abisinin ayakkabılarını alıp dolaba attı aceleyle küt diye, başını kaldırıp bize baktığında abisinin ters bakışlarını farkederek sevimlice gülümsemeye çalıştı, Boran ise sadece onaylamazca salladı başını. "İyiyim Zara merak etme," diyerek konuştum aralarına girerek. "Biz yukarı çıkalım sonra söylersin babama geldiğimizi." Derken ilerlemeye başladık. Yukarı odaya çıktığımızda kapıyı ben açtım, ardından o ayağı ile kapattığında beni yatağa bıraktı yavaşça. Ayağımın altına yastık koyarak yüksek tutmaya çalıştı. Yanıma oturduğunda saçlarımı düzeltti yavaşça, "bir kaç şey halletmem gerek aşağı ineceğim ama hemen döneceğim telefonum yanımda ararsın bir şey olursa tamam mı?" Diye yumuşak bir sesle konuştu. Dudaklarımı ıslattım yavaşça, "Sorun değil, zaten hep benimle ilgilendin bugün, gününü mahvettim, gidebilirsin." Dediğimde tüm samiyetimle, gözlerini yumdu sabırla. Ama öyleydi hastanede özellikle sürekli uğraşıp durmuştu benimle, onu o kadar bunaltmama rağmen sabırla karşılık vermişti hep bana. "Bu dediklerini hiç duymamış farzediyorum, bugün ben seninle ilgilenirim yarın sen benimle inan bana ömrümü seninle ilgilenerek geçirmek için her şeyi yaparım bir tanem. Sen yeter ki iyi ol." Dedi ve sıkıca yanağımdan öperek çıktı odadan ağırca. 🔗🗝️🔗 Odadan çıkan Boran Ağa, sert bir soluk verdi. Çok öfkeliydi öyle ki Gece'nin yanında renk vermemek için zor durmuştu. Atını bile bile zehirlemişlerdi, daha doğrusu yüksek dozda doping verilmişti hayvana ve şuan hâlâ daha ahırda onun iyileşmesi için uğraşılıyordu. O at çiftliğe binicisiz döndüklerinde Asi'yi dört kişi zor tutmuştu ama çareyi bayıltmakta bulmuşlardı. İlk olarak şüphelendiği Güneş'ti Boran Ağa'nın hatta hakkında iyi planlarda yapıyordu ama bu boşa çıkmıştı, çünkü bir kanıt yoktu kaldı ki kendi de yaralanmıştı ve direkt olarak onu suçlu tutması haz etmese de doğru olmazdı. Bugün gece yarısı olmadan kim olduğunu bulacaktı nasıl olsa. Aşağı kata indiğinde Boran Ağa salona girdi ağırca, misafirler anında ayağa kalkmışlardı Pare'nin anında gözü dolmuşken Boran Ağa kardeşine baktı, ipincecikti, üzerine giydiği çicekli kırmızı elbise bileklerinde bitiyordu saçlarını ensesinden topuz yapmış ve üzerine siyah bir şal takmıştı, bal rengi gözleri Boran Ağa'nınkiyle yarışır haldeydi güzelliği. Pare ona sarılmak için hareket ettiğinde Boran gözlerini duygusuzca çekmişti kendisinden ve bu onun adımlarının durmasına neden olmuştu. Boran Gece'yle evlenmeden önce mesafelide olsa bir araları vardı ancak Gece'den sonra o zayıf bağda kökten kopmuştu ve bu onun canını hiç olmadığı kadar yakıyordu. "Hoşgeldiniz," dedi Boran Ağa ancak memnun olmadığı fazlasıyla belliydi öyle ki misafirlerin yüzüne doğru dürüst bakmamıştı bile. Pare'nin kocası Kadir'de Pare'nin kolunu tutarak geriye çekti yavaşça. Diljen ve Seyran sofrayı kurarken Boran Ağa eliyle oturun işareti yaptı kimseyle tokalaşacak bir durum yoktu. Güneş kendisine göz ucuyla bile bakmayan adamla delirecek kıvama gelmişken elini bile öpmeye kalkmayan damadı yüzünden mosmor olan annesinin dibine girmişti. "Geçmiş olsun Boran Ağa talihsiz bir olay yaşanmış bugün." Diyen Kadir'e baktı yavaşça Boran. "Öyle oldu ama çok şükür atlattık bunu da!" Dedi keskin bir ifadeyle. "Gelinim nasıldır Boran sen onu de hele," diye soran babasına baktı, herkes oturmuşken o ayakta duruyordu. "İyi baba bir sorun yok şuan, ayağının üzerine basmayacak bir süre." Diye açıkladığında Güneş'in kardeşi Emir konuştu. "Ablamda başını yarmış keşke onu da hastaneye götürseydiniz Ağam o da insan değil mi üstelik diğer kuması Gece yüzünden-" "Karımın adını ağzına bir daha alırsan o şekilde sikerim belanı!" Diye öfkeyle bağırdığında herkes şokla bakakaldı. "Boran oğlum!" Diye uyarır gibi konuşan annesiyle ona bakmadan burun kemerini sıktı Boran Ağa. "Kusura kalma Boran Ağa gençtir ablasına üzüldüğünden öyle demiştir yoksa yenge hanıma bir garezi yoktur. Biliyoruz zaten doktorun kendi gelip Güneş'i kontrol ettiğini. Demi Emir!" Dedi Kadir, ancak Boran Ağa sinirli bir gülüş attı onlara. Gözlerini kız kardeşlerinin üstüne dikti ve dışarı çıkmalarını belirtti, ikisi de yavaşça ikiletmeden odadan çıktılar. Bertan Ağa oğlunun tavrına artık aşina olduğundan yadırgamamıştı "Boran gel otursana oğlum, ben Kalender Ağalara haber verdim bu arada," diyen babasına kaşlarını daha da çatarak baktı. "Biliyorum baba sabahtan beri kızı arayıp duruyorlar ne diye yetiştiriyorsun hemen." "Olur mu öyle şey kızlarıdır sonuçta saklamam ben olanı, bilmek haklarıydı." Dediğinde sabır çekti içinden Boran Ağa. "Neyse olan oldu artık hadi sofraya, günahtır sofranın boş kalması." Diyen Bertan Ağa ağırca ayağa kalktığında diğerleri de kalktı oturdukları yerden ve yer sofrasına ilerleyip yerlerine oturdular. Boran Ağa, "Size afiyet olsun," diyip geri adımladığında Güneş'in ailesi tuhafça baktılar. "Sen niye oturmazsın Boran Ağa bizden mi rahatsız oldun." Diye soran Güneş'in annesine ifadesizce baktı. "Yok," dese de yüzündeki ifade hiç öyle değildi. "Yukarıda yiyeceğim ben, sizin yanınıza da gelemeyeceğim kusura kalmayın." Diye gayet sakin ve saygılı konuşmuştu ancak damarına basmaya pek meraklıydı millet. Güneş annesinin kolunu tutup uyarmak istemesine rağmen annesi susmadı. "Karının ailesi gelmiş buraya düzgün bir karşılama bile göremedik, kızımızın hali ortada tamam diğeri de iyi değil ama en azından yemekte bizimle olman gerekir damat bey. Karının yanında olman gerekiyor." Diyerek Güneş'in boş olan yanını gösterdi. Herkes Boran'ın vereceği tepkiyi beklerken Boran Ağa sofraya ve etrafındakilere göz attı. Güneş heyecanlandı Boran'ın bu duraksamasıyla. "Doğru söylüyorsunuz karımın yanında olmam gerekiyor kesinlikle ama karımı göremiyorum burada." Dediğinde tekrar göz gezdirdi etrafa. "Zaten size yukarıda olacağım dedim, şu an beni bekliyor kendisi." Dudağı kıvrıldığında Güneş'in annesi diğerleri gibi bozguna uğramıştı. Bertan Ağalar yine şaşırmamıştı ama bu kadarını da beklemiyorlardı, gerildi hepsi. "Gece'ye selam söyle lütfen Boran, onu görmeye geleceğim müsait olursa." Diyen Pare ile ona baktı Boran ve sessizce salladı başını, ardından yavaşça çıktı salondan. "Annecim bu çorbayı sen mi yaptın, ellerine sağlık Vallahi çok güzel olmuş." Diye höpürdeterek çorbasını içmeye başladı Pare. Diğerlerinde pek iştah kaldığı söylenemezdi. "Seni artık karısı olarak bile görmüyor, Allah cezasını versin!" Diye sessizce Güneş'in kulağına konuştu annesi Güneş ise sadece tabağına bakakaldı. Dışarı çıkan Boran iki kız kardeşini koridorda kendisinj beklediğini görünce seri bir şekilde yanlarına gitti. "Zara bir tanem git bir tepsi yaptır bize Diljen getirsin yukarı," dediğinde tam gidecektiki kolunu tutarak durdurdu Zara'yı ve Mara ile ikisine baktı. "İkiniz de içerdeki aile gidene kadar onların gözünün önünde olmayacaksınız!" Dedi sert bir ifadeyle Zara için sorun olmazken başını salladı onaylayarak ve gitti. "Niye ki abi, ablam ve ailesi işte." Diyen Mara'ya sertçe baktı Boran. Herkesten büyük bir özenle hazırlanmış olan Mara'nın kolunu sıkıca tutarak yaklaştı Boran. "Mara... Güzel kardeşim benim." Dedi yavaşça tehlikeli bir şekilde konuşarak. Mara yutkunamadı korkudan. "Ben size şimdiye kadar ciddi ciddi bir fiske bile vurmadım ne istediyseniz yaptım kimseninde babam da dahil dedemde dahil size dokunmasına izin vermedim vermemde," kardeşinin kolunu sıkıca tutarken saçlarını yavaşça kulağının arkasına sokarak düzeltti. "Ama... Olurda canımı sıkacak bir şey yapacak olursan, olursanız size karşı en ufak taviz vermeyeceğimi bilin canımı sıkacak bir harekette bulunursanız eğer sizi yakarım Mara!" Diye tısladı yüzüne. "A- abi, ben anlamıyorum yanlış bir hareketimi mi gördün Zara'ya neden söylemedin aynılarını." "Demek ki onun değilde senin yaptıkların batıyordur gözüme! Eğer bir şey varsa ne olursa olsun benim yanıma gelip benden yardım isteyeceğini bil Mara ben size kıyamam ama siz bana kıyarsanız eğer sizi yok ederim yeryüzünden." Mara korkuyla başını salladı hızla. "Güzel..." Diyerek bıraktı kızı, derin bir nefes aldı Mara. Boran Ağa kardeşinin alnına yavaşça ufak bir öpücük bıraktı. "Geceleri daha sessiz konuş telefonda hangi piçin evladıysa seninle oynamaya kalkmasın!" Diyen Boran Ağa uyarısını yaparak evden çıkarak ahıra doğru ilerlemeye başladı. Mara ise inme inmiş gibi kalmıştı koridorda. Abisi sevgilisi olduğunu anlamıştı ama kim olduğunu bilmiyordu, az daha resmen ölüyordu! Gerçi abisi sevgilisi olduğunu bildiği halde beklediği tepkiyi vermeyip aksine konuştuğu çocuğu uyarmıştı, acaba onun içerdeki Emir olduğunu bilseydi napardı? Hiç düşünmez belindeki silahı kafasına boşaltırdı! Korkuyla sızlanarak odasına koştu Mara. Ahıra sert adımlarıyla giren Boran Ağa'yı farkeden adamlar ikiye ayrılarak açıldığında sandalyede bağlı olan adama doğru ilerlemeye başladı, Merih'te abisini farkettiğinde adamın başından ayrılarak uzaklaştı. Adamı döverek öldürmeyi planlıyor olmalıydı ki bir kaç saat içinde yüzü gözü tanınmayacak hale gelmişti. "Abi konuşmuyor bu piç-" Boran Ağa elini kaldırarak susturdu onu. "Elini yüzünü yıka git yemeğini ye içerdekiler konuşmaya başlamasın iyice, ben halledeceğim." Diyerek gitmekten yana olmayan Merih'i güç bela göndermişti. Gömleğinin kollarını daha da katladı Boran Ağa hiçbir duygu kırıntısı gösteremeden. "Kapıyı kapat Ali!" Adamı Ali anında ahırın tahta kapısını kapattı. "Adın ne senin!" Diye sordu sakince acak adam baygınca nefes alırken cevaplamadı, elleri sandalyede arkadan bağlanmıştı aynı şekilde ayaklarıyla sandalyeye bir pislik gibi bağlanmıştı. "Adın ne dedim son kez soruyorum?!" Adını biliyordu ama ondan duymak istiyordu Boran Ağa Adam ağzında biriken kanı tükürerek karşısında ki heybetli adama kaldırmaya çalıştı başını, "Burak," dedi zorlukla. Ancak anında çenesine sert bir yumruk yedi kafası yan yattı. Bu bayıltacak kadar güçlü bir yumruktu. Adamın saçlarını kavrayarak kendine doğru kaldırdı. "Burak demek, bak sen şuna. Sen birde benim karıma adını sormaya mı cüret ettin ona yaklaşıp onunla konuşmaya kalktın öyle mi!" Diye onun duyacağı şekilde tehlikeli bir şekilde konuştu. Kimse ahırda bu olanları bilmiyordu çünkü Merih ve adamlar hepsini buradan uzak tutmuş tutmaya devam ediyorlardı tek bildikleri atın zehirlendiği ve onunla ilgilenildiğiydi. "Ben sadece işimi yapıyordum." Diye nefes nefese acıyla konuşşada adam alayla güldü. Gece'yle konuşurken camdan an be an görmüştü Boran Ağa gidipte karısına bu kadar ilgiyle bakan piçi gebertmemek için zor durmuştu ama bunu Gece'nin yanında yapması iyi olmayacağından yerinde kıskançlıktan beter olarak durmuştu, üstelik bütün erkek çalışanların aklı olanlar bakmazlardı hepsi Haşim tarafında uyarılmıştı. Niyeti adamı sonra bir köşeye çekip medenice uyarmaktı! Ne konuştuklarını ise çaktırmadan Merih Renas'a sorarken öğrenmişti Boran Ağa. "Atı zehirlemeni kim söyledi ne zaman yaptın anlat bana, anlat ki yaşama şansın olsun belliki tanımıyorsun bizi inan tanımak istemezsin puşt! O yüzden konuş neden yaptın!" Kendini zor zaptediyordu artık Boran Ağa. "Kardeşinize de söyledim bir şey bilmiyorum!" Dediğinde Boran Ağa gayet sakin bir şekilde doğruldu sonra ise aniden sert bir tekmeyi adamın göğsüne savurduğunda adam geriye doğru şertçe yere düştü. "Normalde zevkle ilgilenirdim seninle ama beni bekleyen bir karım var o yüzden kısa kesiyorum bugün!" Dedi ve adamlarına döndü. "Çantasında bulduğunuz iğneleri getirin!" Diye emir verdi adamlarına, Ali hızla zaten yanlarında olan çantadan çıkarıp verdi kutuyu. Kutuyu tahta bir dolabın üstüne koyan Boran Ağa açtığında ilaçları ve şırıngaları gördü. "Demek zavallı ata bunları enjekte ettin," şırıngayı aldı ve ilacı yavaşça doldurdu içine sonra da hava boşluğu kalmasın diye büyük şırıngayı sıktı. Adama döndüğünde korkuyla yerden nasıl ona baktığını farketti. "Kaldırın şunu!" Diye emir verdi sertçe. "Lütfen yapmayın ben sadece ben sadece, yapın dediler yaptım böyle olacağını tahmin edemedim." Diye acılarla bağırmaya başladı. "Sen sadece paranın gözünü boyamasına canının önüne geçmesine izin verdin! Ne kadar yazık ki gerçekten tanımadığın bir adamın canını fazlasıyla yakarak kendi sonunu getirdin." Adamın bağırışlarını umursamadan kolunu tutararak açık tutmaya çalıştı ama adam direniyordu. Adamlar Boran Ağa'ya yardımcı olmak için sandalyedeki adamı sabit tutarak kolunu açıp tuttuklarında. "Kusura bakma damar yolu bulmakla uğraşamayacağım şansın varsa tam isabet edeceğim." Diyerek iğneyi adamın dirseğinin iç kışmına saplayarak tüm ilacı enjekte etti adamın acıyla haykırışları arasında. "Bu ilaç seni öldürmeden konuşup kurtulmak istersen eğer adamım burada yanında olacak tamam mı!" Dedi sahte anlayışlı bir tavırla. Gören gerçekten korkar ve hızla kaçardı Boran Ağa'dan. Tam geri çekilecekken yeterli gelmemiş olacak ki, "Şu piçin ayağını kırın, tıpkı karımın ki gibi olsun! Ali sende başından bir an için ayrılmayacaksın yoksa senide yakarım!" Diye öfkeyle bağırarak arkasını dönüp kapıya yöneldiğinde adamın ayağının kırıldığını duydu, yüzünü buruşturdu kısa bir an ancak acımadan çıktı oradan. Asi'nin olduğu kısma gittiğinde zavallı hayvanın uyutulduğunu gördü. Başındaki veteriner adam kalkıp elini temizleyerek Boran Ağa'nın yanına geldiğinde atın durumunu anlatmaya başlamıştı, o sırada Boran Ağa atın başının ucuna çömelerek başını okşamaya başladı şefkatle. "Ne olursa olsun bu ata bir şey olmayacak ne dilersen dile benden ancak bu atı iyileştir!" Atın Gece'deki yerini biliyorken zarar gelmesine asla izin veremezdi bunun için de göz yaşı dökmesine asla dayanamazdı artık. "Merak etmeyin Boran Ağam, erken müdahele ettik zaten. İçindeki ilacı zehrini atması güç olacak ama sabaha inşallah çok daha iyi olacak!" Dedi. "Neye ihtiyacın varsa söylemekten çekinme adamlara söyle yardım etsinler sana." Dediğinde kısa bir an konuşma yapmış ve oradan da ayrılarak eve gitmeye başlamıştı yeterince zaman kaybetmişti ve artık Gece'sinin yanına geri dönmesi gerekti. 🗝️🔗🗝️ "Merak etme Gece, ben baktım uyuyordu iyileşecek hemen!" Renas uzanıp yüzümü ufak elleriyle kavradığında derin bir nefes alarak gülümsedim ona, benim için korttuğu zaten ortadaydı ve ona kıyamazdım daha fazla. Ellerini tutarak okşadım, "merak etme bir tanem ben gayet iyiyim hadi Diljen ablanla git yemeğini ye Zara halan seni bekliyor." Dediğimde yanağından da öperek odanın ortasında mahçupça duran Diljen'e gönderdim. İçeri Boran Ağa girdiğinde odadaki ikiliyi farkederek duraksadı. "Ben yemeğinizi getirdim Ağam çıkalım biz artık." Diyerek Renas'ın elinden tutarak götürdü Diljen. Onların arkasından tuhafça baktı Boran Ağa. "Neden yalan söyledin!" Dedim direkt. Bakışları yavaşça bana döndüğünde neyi kastettiğimi anladı, sessiz bir küfür savurdu. "O nasıl iyi mi kim yapmış neden yapmış?" Titreyen çenemi zorlukla durdurak sormuştum. "Tabiki de iyi." Dedi aksi mümkün olamaz dercesine. Yatağın ayak kısmına konulan yemek tepsisine dikkat ederek gelip oturdu yavaşça yanıma. "Yeterince kötüydün diyemedim gerçekleri ama korkma asla bir şey olmayacak Asi'ne onun ne kadar güçlü olduğunu sende göreceksin sana benziyor tıpkı." Duyduklarım içimi rahatlatmadı aksine daha da yaktı, "gözlerin kan çanağına döndü mavilerini mahvettin ağlaya ağlaya." Diyen Boran Ağa göz altlarımı okşadığında derin nefesler alarak sakin kalmaya çalıştım. "Kim yaptı dedim, yeter artık rahatça nefes bile alamayacak mıyım ben sürekli bir yerlerden çıkacaklar mı hep! Bu her kimse çıksın ortaya insan gibi sorsun hesabını!" Dayanamayarak öfkeyle konuştuğumda seslice yutkundu. Ellerimi elleri arasına alarak ovdu, "seni koruyamadım..." Dedi sertçe yutkunarak. "İçimize kadar girmiş piç, benim için kolay mı zannediyorsun sen, daha sabah sana dikkatli olmanı söylerken korktuğum ne varsa başıma geliyor, saatler sonra başına gelenler ortada. Kim olduğu belli değil ama yapanı bulduk hayvanlarla ilgilensin diye yeni bir işçı almışlar bir kaç hafta önce, o piçte önce sabah vermiş ata ilaç doping gibi yani, sonra yeterli gelmemiş olacakki sen bineceğin zaman tekrar vermişler adam elimizde, sabaha kadar yaptıranı bulacağım sana söz sen sakın korkma bak yanındayım anlayacaklar sana bir şey yapamayacaklarını." Ellerimi ellerinden çekerek yüzümü sıvazladım yorgunca.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE