45. Bölüm Part:2

4968 Kelimeler
"Tek istediğim sevdiklerime zarar gelmemesi öleceksemde Allah'ın elinde zaten, yine de korkmamak elde değil ama alışkınım nasıl olsa." "Saçma sapan konuşma, bulacağım Gece kim yaptıysa kim emrettiyse bulacağım! Rahat ol sen sadece tamam mı?" Sert bir soluk vererek onayladım onu. "Kim bu çalışan peki? Atım tam olarak nasıl onu görmek istiyorum." Yanağımı kavaradı eliyle, sevdi baş parmağıyla. "Şu an atın gayet iyi uyutuluyor veterinerler ilgileniyor onunla sana söz sabah erkenden gidip görecegiz onu, merak etme dediğim gibi. O pisliğe gelecek olursakta Burak diye bir çalışan onunla konuştun üstelik." Dediği an tüylerim ürperdi. Derdim bitmiyordu resmen birini öldürecek kadar kafaya takmak normal değildi hastalıklıydı ve bu kişi kim olabilir bilmiyordum çünkü çok fazla seçenek vardı karşımda. Kötü olduğumu gördüğü için ve elinden gelen bir şey olmaması onu fazlasıyla canını sıkıyordu, ama onu iyi hissetirmek için yapabileceğim bir şey yoktu oturup günlerce ağlamak ve yataktan asla çıkmak istemiyordum hayatımın içine etmeye çalışan beni öldürmek için can atan insanlar varken yaşamak bile istemiyordum... "Daha fazla aç kalamazsın bende kalamam şimdi karnımızı doyuralım sonrasını sonra düşünelim!" Diye kesin bir tavırla konuştu, yemek tepsisini alıp aramıza yerleştirdi, o kadar berbat bir gün geçiriyordum ki sanırım unutmayı seçmek ya da kendimizi toplamak en iyisiydi. "Söz verdin sabah gidiceğiz atımı görmeye." Tavrım karşısında dudağı kıvrıldı yavaşça bugün olanlardan sonra ilk defa. Ağzıma ekmeği soktuğunda, "söz verdim kendi ellerimle götüreceğim seni." Dedi. Ağzımdaki lokmayı çineyip yuttuktan sonra kendi kaşığımı aldım. "Bu ayakla gidemem tek başıma mecbur yardım edeceksin, çocuk gibi kaldım böyle zaten sinirlerim iyice bozuldu." "Çocuklukla ne alakası var bunun, isteyerek yapmışsın gibi konuşma," zaten kendim yerken ağzıma sarmanın tekini zorlayarak soktu resmen. Ona tersçe baksamda umursamadı... Yemeğimizi yedikten sonra Diljen'e seslenmiş ve tepsiyi vermişti ona. Üzerime bakış attığımda değiştirmem gerektiğini biliyordum toz toprak olmuş batmıştım ancak kıpırdatamadığım bir adet ayağım varken bu pek mümkün görünmüyordu. Zara'dan yardım istemeye kalkmam ne kadar doğru olurdu peki, ya da Diljen'den mi? Her ikisi de meşguldü biliyordum ve Boran'dan istemek çok olanaksızdı. O sırada kapı çaldığında Lalezar hanımın sesi duyuldu, "Oğlum müsait misiniz?" Dedi. "Gel ana sorun yok." Diyerek kendi kapıya adımlayıp açmıştı kapıyı. Lalezar hanım içeri girdiğinde bakışları ilgiyle yataktaki bana çevrilmişti, elindeki poşeti Boran'a uzattı yanıma gelirken. "Boran kızın beline onu iyice sürdükten sonra değiştir üstünü böyle mi bakıyorsun sen kıza," diye kızarak oğluna döndüğünde ağzım açıldı dehşetle. Boran'ın bakışları bana değdi kısa bir anlık, "yemek yedik ya ana ondan değiştiremedi halledeceğim birazdan sen merak etme git şu misafirlerle ilgilen erkenden gitsinler fazla kalmasınlar." Dedi. Lalezar hanım bir süre bakıp çıkmıştı odadan. Boran bana pek bakamadan ensesini kaşıdığında ilerleyerek annesinin ardından kapıyı kilitledi. Ağırca bana döndüğünde kehribarları tereddütle gözlerimi buldu, kaşlarımı çattım yavaşça. "Beline bunu sürmemiz gerek," diyerek poşetten çıkardığı merhemi gösterdi. "Yarına kadar çok daha iyi hissettirecek, sonra duş alırsın ama bugün sadece üzerini değiştireceğiz." Bu adam niye çoğul konuşuyordu anlamıyordum ellerimi kullanabiliyordum ve kendim halledebilirdim. Kremi sırtıma nasıl vuracaktı bilmiyordum ancak benim süremeyeceğim ortadaydı. Sesimi çıkarmadığımda ilaçları yatağın üstüne bırakıp önce camların perdelerini tamamen çekti ardından tüm heybetiyle yatağa doğru gelmeye başladı, öyle ki onun her adımında ben ufaldım sanki. "Kısa sürecek, çekinmeni gerektiren hiçbir şey yok orta da." Başımı ağırca salladım. Yatağın ortasına doğru dikkatlice kaydığımda bana yardım ederek ayağımı tekrar uzatmamı sağladı. Yavaşça arkama geçti, arkamdaki varlığının verdiği his öyle iç gıdıklayıcı ve tuhaftı ki ürpermeden edemedim. "Gömleğini çıkar," dedi yumuşak bir sesle, nefeslerim sıklaştı, korkacak bir şey yoktu, neticede sadece sırtımı görecekti. Belimdeki siyah korseyi hastanede çıkardığım içinde üzerimde yoktu içimde de sadece sütyen giymiştim ve deli gibi utanıyordum. "Gece'm rahat ol..." "Demesi bedava tabi!" Diye söylendim sinirle. Cevap vermeyip zaman tanıdığında bir süre bekledim zaman ağırca işlerken. Parmaklarım gömleğimin düğmelerini bulduğunda yavaşça çözmeye başladım, bir doktordan farksız görüyordum onu şu an... Öyle görmek zorundaydım, lütfen öyle olsundu. Sesli bir şekilde yutkunduğumda gömleği omuzlarımdan sıyırdım yavaşça. Sesinin soluğunun kesildiğini hissettim, bu kadar aydınlık bir odada görmesi zor olan hiçbir şey yoktu sırtımda. Kollarımı gömlekten çıkardığım gibi önüme sararak göğüslerimi kapattım. Diğer elimle ise saçlarımı tamamen toplayıp önüme aldım. Gözlerimi sıkıca yumdum utançtan inlememe az kalmıştı, odanın ısısı bir anda yükselmişti sanki. "Lütfen bakmayı bırakıp başlar mısın şuna!" Dedim sızlanırcasına. "Ben sadece... Off, ben sadece daha ne kadar karşında aciz bir kul gibi kalabilirim ona bakıyorum. Sen nasıl bir varlıksın böyle." Diye büyülenmiş şekilde konuşması daha da utanca boğmuştu. Sırtıma eli değdiği an inleyerek dikleştirdim sırtımı. Bana yaklaştı yavaşça, " tüm bu kızarıklar morluklar bile ay gibi parlayan teninin güzelliğini örtememiş. Her birini öpmek için sızlıyor dudaklarım ve durdurmak çok zor... Hemen silinmeliler teninde!" Parmağı hafifçe sırtımda omurgamda hareket etti, bu sefer acıyla inledim. Yaralarıma dokunuyordu onun deyişiyle kızarmış morluklara. Sesli sert bir nefes verdi; nefesi tenime değip yok oldu. Fazla yakındı artık, bacaklarını aralayıp uzattığında beni bacakları arasına tamamen aldı. Zaman yavaşça akıp giderken akşam vaktinde, dışardan misafir denilen insanların konuşma sesleri geliyordu ve ben ise gözlerimi sıkıca yummuş çıplak olan sırtımı Boran'a sunmuştum; krem sürmesi için. Kapağını ağırca açtığı ilacı önce eline sıktı sonra da sırtıma belime doğru sürdü, soğuk krem tenime değdiği an yutkundum. Ne o konuştu bir süre ne de ben sesimi çıkarabildim sadece ağrıyan belimde dolaşan nahif parmaklarını hissetim. "Ağrıyan yerlerini tarif et bana," diye sorduğunda onu yönlendirerek aşağı bel oyuntuma yakın bir noktaya götürdüm titrek bir sesle. Doğruyu söylemek gerekirse soğuk etkisi bırakan krem sanki mentollü sakızları belime yapıştırmışım gibi hissettiriyordu; yani çok iyi gelmişti. Parmağı sütyenimin kopçasına takıldığında ikimizde sessiz olamamıza rağmen duraksadık. "Bunu açabilir miyim?" Diye sordu zorla konuşuyor gibi. "Zaten uyurken takmayacaksın, o yüzden açıyorum yavrum." Dedi, itiraz edemedim. Parmağını sütyenimin altına geçirip kendine doğru hafif çektiğinde göğüslerim sütyenin içinde daha da daralarak taştı ancak hiç bir şey göremezdi çünkü kapatmıştım önümü; ki zaten o da nedensizce bakmayı teklif bile edemezdi. Dantelli beyaz sütyenimin kopçasını açtığında sütyenim genişledi ve askıları omzumdan kaydı ancak çıkarmadım şu durumdayken. Onu engelleyen bir şey olmadığından işine devam etti, masaj yaparak sürdü kremi. Sonunda bittiğini anladığımda bu sefer poşetten katlanılmış bir kaç sayfalık gazete çıkardı, yandan bakınca gördüğüm şekilde. Ne yapacağını anladığımdan sesimi çıkarmamıştım. "Az biraz krem emilsin sonra sırtına koyacağım," diye açıklama yaptığında sessizce tamam demiştim. "Sana sormak istediklerim var ama doğru zaman ne zaman bilmiyorum." Dedim sıkıntıyla göğsümü şişirdiğimde. "O da ne demek?!" Dedi sitemli bir tonda. Eli omuzlarıma tutunduğunda masaj yapmaya başladığı an gerilerek inledim; bu rahatlatıcı bir inlemeydi ağzımın içinden. "İstediğin zaman istediğin yerde istediğin her şeyi çekinmeden sorabilirsin." Dediğinde parmakları enseme kaydı ve tek eliyle sıkıp sıkıp bırakmaya başladı. "Bu çok güzel..." Mayışmış bir dille konuştuğumda sert bir soluk verdi. "Sen bu şekilde sesler çıkarmadığın sürece benim içinde çok güzel." Dediğinde sertçe yutkundum dudaklarımı birbirine bastırarak ses çıkarmamaya çalıştım ama bu elimde değildi onun bunu yapmayı kesmesi lazımdı. Çıplak omuzlarıma kayan iri elleri yumuşakça hareket ettirdi. "Bu yaptıklarım henüz hiçbir şey," diye kısıkça konuştu kulağıma doğru. "Sana tıpkı bir bebek gibi bakacağım ve sende sesini çıkarmayacaksın, çünkü hoşuna gittiğini biliyorum... Benim güzel bebeğim." Etkileyici sesi kesildiğinde omzuma derin bir öpücük bıraktı. Göğsümün üstündeki gömleğe baskı uygularken nefeslerimi kontrol etmeye çalıştım. "Artık kapatabilir misin sırtımı, karnım ağrımaya başladı!" Dedim sinirle, kısık bir gülüş hissettiğimde dişlerimi birbirine bastırdım. "Bana bazen müşterilerim soruyor çocuğunuz var mı diye, bende tabi yok diyorum," kaşlarımı çattım ister istemez. Gazeteyi açarak sırtıma koyarken bir yandan konuşmaya devam etti. "Ama aslında varmış onu farkettim, uyurken fazla hareket etmeyen bir çocuğum var mesela, uyuduğunda üstünü sürekli kontrol ettiğim astımı olduğu için her sabah düzenli olarak ilaçlarını aldırdığım kavgalarında zorla ayırdığım sürekli kendini yaralamaya müsait ve sürekli gözetlemem gereken bir kız çocuğum olduğunu söylemeliyim, aslında artık sayende ilerdeki bebeklerimiz için harika bir antrenman oluyorsun bana." Ağzım açık dinlemiştim onu. Sinile başımı geriye doğru çevirmeye çalıştım, "ben miyim çocuk ruh hastası, sanki bilerek yaralanıyoruz üstelik zaten ilk defa bugün yaralandım!" Diyerek çıkıştığımda, "Şşt, büyüklere ses yükseltilmez saygılı ol." Ağzım hayretle açıldı. "Ya düzgün konuş delirtme beni bak, Vallahi avazım çıktığı kadar bağırırım şimdi!" Diye tehdit ettiğimde güldü erkeksi bir şekilde. "Yavrum sen bence bağırma yanlış anlaşılmaya çok müsaitiz... Senin için söylüyorum." Dediğinde gözlerim üstüme kaydı, içimden küfrettim biri odaya girse onun gözlerinde ne durumda olduğumuz ortadaydı. Gateyi sırtıma tamamen koyarak kapattı eliyle de üstüne baskı yaptı hafif düşmesin diye. Başını omzumun üstünden yaklastırdığında yüzümü ona çevirdim ve neredeyse burun buruna geldik, ancak ikimizde çekilmedik. "Kızınca kızaran gözleri çatılan kaşları ile karşımda bir çocuk gibi duruyorsun ama yeri geldiğinde dominant tarafının beni nasıl cezbediyor anlatamam. Bazen bir kız çocuğu bazense ateşli bir hatunum var... Sana her şeyimsin derken kelimeler için anlamını iyi bilmelisin çünkü ben sana karşı boş konuşmam." Gözlerimi yutkunarak kaçırdım. O ise sert bir nefes vererek uzaklaştı, sonrasında ise yataktan kaltığında sarsılsıldım yatakta. "Şimdi üzerine kalın bir şeyler giydirelim sabaha kadar sıcak olman ve terlemen gerek sırtın için." Dolaba ilerlediğinde getirdiğim üç beş parça kıyafete baktı. "Bunlar elbise ve inceler olmaz." Diyerek kendi tarafına raflarına yöneldiğinde karıştırdı, sonra ise kalın bir sweatshirt çıkardı lacivert renginde. Ardından benim dolabıma tekrar bakıp sıfır kol atlet aldı eline. Elindekiyle bana döndüğünde duraksadı önümü sıkı sıkıya gömleğimle kapatmıştım, bu sefer gözlerini çekti ve yanıma bıraktı sweatini. "Üzerindekileri çıkar önce atleti giy gazeteler düşmesin sonrada sweati giy." Dediğinde başımı salladım hızla. Arkasını yavaşça döndüğünde, "bakmıyorum hadi giyin." Diye ikaz etti. Üzerimdekileri bıraktığımda zaten çıkmışlardı üstümden, dediği gibi atletimi giyip sonra sweatini üzerime geçirdim. O ise hâlâ gömleği ve pantolonuyla duruyordu acaba ne zaman değişecekti üstünü gerçi saat henüz geç değildi ama. Sütyenimi gömleğin içine koyarak sardım ve yatağın yanına yere koydum. "Tamam dönebilirsin," dedim kısıkça. Dönüp bana baktığında memnuniyetle kıvrıldı dudakları, sweatinin kollarını iki kere katladım ancak bolluğu gözle görülürdü ayağa kalksam dizlerime kadar gelebilirdi. "Pantolonunu da çıkarmamız lazım böyle rahat edemezsin." Dediğinde bu sefer bir şort vermişti bana kendisine ait bol olanlardan. Giyip çıkarması kolay olur diye. Ayağımdaki demir aparatı dikkatlice kısa bir anlığına çıkardığında bandajla sıkıca bağlı olan ayağımdan üstümdeki pantolonu çıkartmama yardım etti, bunu yaparken pantolonumu sıyırırken en azından arkasını dönmüştü yine, ne yapabilirdim ki bu kadarına birden giriş yapması fazla olurdu zaten utançtan yanıyorken en doğrusu buydu, resmen adamın başına bela olmuştum çocuk gibi ilgileniyordu benimle. Dizlerime kadar indirdiğim pantolondan sonra üzerime battaniyeyi çekip kapatmıştım ve o bana dönerek hiçbir şey demeden çıkarmıştı, yerine bol olan şortunu dizlerime kadar giydirerek çekmiş ayağıma demir aparatı taktıktan sonra bu sefer başını çevirmişti ben ise olanlardan sonra tereddüt etmeden battaniyeyi açmış ve şortu belime kadar çekip kordonunu sıkıca bağlayarak sweatide üzerine çekmiştim. "Bir tane toka verebilir misin acaba?" Artık bir şeyler istemeye utanıyordum. Aynalı dolabı karıştırdığında çekmeceden aldığı siyah lastik tokamı uzatmıştı bana. En son cüzdanında taşıdığı tokamı ona geri vermiştim istediği gibi ve sonra bir daha gerçekten bana geri vermemişti, ne yapacaktı bilmiyordum ama onun için değerli olduğu açıktı. Saçlarımı kahkullerimle beraber saçıma karıştırarak tepemde toplayıp topuz yaptım, nasıl durduğu önemli değildi benim için şuan. "Şimdi dinlenme vakti artık," diyen Boran Ağa yatağa gelip sırtını yatak başlığına yastıkları arkasına alarak yasladığında bende kendi tarafıma yatağın ortasında dururken geçmek istediğimde belimden tutarak bacaklarının arasına çekmişti. "Dinlenme vakti demiştin?" Diye sordum şaşkınca. Sakallı yanağını yanağıma sürttü, "dinleneceğiz işte, sende bana sormak istediklerini soracaksın." Ben onları nasıl unutmuştum doğru ya. Yatakta der top olmuş battaniyeyi çekerek üzerime attım ellerimi kucağımda birleştirdim. "Konuşmaya korktuğun her neyse canımı sıkmaya başladı." Dediğinde sertçe nefes aldım. Sırtımı göğsüne yasladı ve kendi de yaslandı yatağa, derin bir soluk vererek ayağıma dikkat ederek yan döndüm önünde yanağımı göğsüne yaslayarak sağlam ayağımı kendime çekerek biraz büzülerek oturdum. Karnımdaki eli sıkılaşırken diğer elini hafifçe toplu olan saçımda ve ensemde dolaştırmaya başladı. Başıma öpücük bıraktığında gözlerimi kapadım. Yanağım koluna doğru kayarken ellerimi sert beyaz gömleğin kapladığı koluna sardım öylece. "Sen çocukluk arkadaşlarını hatırlıyor musun?" Diye sordum önce nabzını ölçmek isteyerek. Kaşlarını çattığını hissedebiliyordum. Başımın üstüne yaslı olan dudakları gerildi. "Hepsini değil, çoğu yok artık çünkü ama Bahoz çocukluk arkadaşım mesela bir iki tane daha var hâlâ arkadaş olduğumuz." Diye cevapladı beni ancak niye sorduğumu merak ettiği ortadaydı. Ensemdeki hafif dokunuşları parmakları orda olsa bile rahatlatıcıydı, gevşetiyordu gittikçe. Bana aldığı o işe yaramayan antidepresan şurubundan çok daha iyiydi bu hareketleri. Parmağımı omzuna doğru kolunda gezdirip durmaya başladım dalgınca, "peki kız arkadaşların oldu mu yani hatırlıyor musun hâlâ konuştuğun tanıdığın arkadaşın var mı?" Diye sordum. Yutkunarak cevabını bekledim. "Bu konuşmanın devamı nereye bağlanacak çok merak ediyorum." Dedi göğsünü derin nefesle şişirirken. "Ben kızlarla oynamazdım onlarla arkadaşlıkta kurmazdım! Konuşurduk arada bir ama sırf sen soruyorsun diye degil istediğine sorabilirsin anneme mesela ama benim tek kız arkadaşlarım kardeşlerim olurdu." Buna şaşırmıştım işte. "Neden kız arkadaş yapmadın ki kendine?" Diye sordum saşkınlığımı gizleyemeyerek. Başıma ufak öpücükler bırakırken konuştu, "bilmiyorum, sadece sevmezdim alınma ama fazla mızmız olurlardı bir oyun oynancağı zaman anında bir nazikleşir kibarlaşırlardı yani bir yerleri acıyacak diye korkarlardı, birde ağladıklarında tahammül edemezdim, o zaman anlamazdım ve sevmezdim bu yüzden kızlarla arkadaşlık kurmayı zorba değildim asla ama. Şimdiyse anlıyorum o ufak kızları bizim gibi hödük değillermiş," dediğinde güldüm istemsizce sonra aklıma gelenle dikleştim yaslandığım yerde ancak kalkmadım. "Benimle tanıştığında da ağlayan biriydim, ama sen arkadaş olalım demiştin?" Kolları sıkılaşarak daha da sardı beni, "evet ağlıyordun ama o kadar güzel cam gibi gözlerin vardı ki kıyamadım daha fazla ağlamana ayrıca senin kendinden büyük birini dövmende cezbetmiş ve hayran bırakmış olabilir, o yüzden arkadaş olmak istedim seninle, sen kaçıp gitmeseydin tabii." "Ama isteyerek gitmedim ki canımı çok sıkıyorlardı seninde benimle bir süre sonra dalga geçmenden korktum. Hep öyle olurdu..." Dedim duşünceli bir sesle. "Keşke şimdide karşıma çıksalarda alsam hepsinin boyunun ölçüsünü!" Birden bire hiddetlenmesiyle irkildim. Ayrıca belkide karşısına çoktan çıkmıştı. "Boran," dediğimde yavaşça, "söyle ömrüm." Dedi dolu dolu. Kolunu sıkıca tutarak nefeslendim, böyle normal konuşsa daha iyiydi sanki. "Sen Güneş'i ilk ne zaman gördün?" Diye sordum pat diye. "O ne alaka şimdi! Ne diyeceksen desene yavrum işte." Göğsünde doğrularak bedenimi ona çevirdim elimi göğsüne yerleştirerek tutundum. Altında atan kalp her zaman ki gibi kendini belli etti hızlanmasıyla. "Cevap ver işte! Ne zaman tanıştınız?" Diye direttiğimde gözlerini sabırla yumdu. "Pare kaçıp yakalandığında o aralar işte," dedi bu konuyla ilgili konuşmaktan rahatsız olduğunu belli ederek. "Hayır daha önce gördün." Dedim kaşlarımı çatarak. "Ne diyorsun sen daha önce nasıl oluyor onunla Pare yüzünden tanıştım işte!" Sinirlenmeye başladı. Derin bir soluk alarak tek seferde söylemeye kalktım. " Değil işte... O kadın sana çocukluğundan beri aşık olduğunu söylüyor sözde. Seninle ilk karşılaştığımızda esmer bir kız vardı hatırlıyor musun?" "Hatırlamıyorum! Sikeceğim şimdi ecdatlarını!" Diye öfkeyle yükseldiğinde elimi koluna kaydırarak yasladım o ise belimi sıkıca sararak kendine iyice çekti. "Hatırlamıyorum öyle bir kız falan, sana yalan söylemiş belliki o da onun bahsettiği aşkta yalan! Bak bana sana karşı gösterdiğim hissettiğim neyi görüyorsun onda?! O sadece hırs yaptı bunu, kendi aptallığıyla da dolanıyor etrafta!" Ondan bahsettikçe sinirleniyordum. Dudaklarımı yalayarak ıslattım. "Boran onu hatırlamıyor olabilirsin ama bu o kız, bana sataşanlar arasındaydı sonra sana da benim hakkımda kötü konuşmuştu anımsayabiliyorum, bana o zaman denilen bir kaç şeyi tekrar söyledi, kendide dedi ben Boran'ı çocukluğumdan beri seviyorum dedi bunu bilerek evlendim dedi! Sevdiği adamla evlenme şansı bulmuşken bu yüzden reddetmedi seni! Hem bana acı çektirmek için hem seninle olabilmek için biz tanımıyorduk ama o tanıyordu bizi!" Gözlerimi yumdum yavaşça sakinleşmek için. "Salak mı lan bu?" Dedi hayretle sesi kısılmış şekilde. "Aptal evlenince noldu yani başı göğe mi erdi yerin dibine mi battı! Buna nasıl cürret edebilir!" Diye yükseldiğinde. "Napıyorsun?" Diye sordum. Kalkmaya çalışıyordu gidecek miydi? "Ne demek napıyorsun hesap soracağım tabiki neyine güvenerek bu işe girdiyse öyle siktir olup gidecek birde ailesini çağırmış asıl amacı kardeşimi gözüme sokmak değil sanki!" Hiddetle bağırdığında yataktan çıktı. "Boran bekle bir dakika," desemde duymadı kapının kilidini çevirip açtığında karşısında kapıya vurmak için elini kaldırmış kız kardeşiyle duraksadı. Pare ablaydı bu. "Senin ne işin var burada?!" Diye sertçe sorduğunda Pare yutkunarak gözlerini kırpıştırdı. Gözleri içeri kayıp bana değdiğinde, "ben Gece'ye bakacaktım, geçmiş olsun demek için." Gözleri asla sabit durmayarak etrafta dolanıyordu aralarında sadece bir yaş kadar fark olan Boran'a bakamıyordu bile korkudan. "İyi dedin işte, hadi dön ailenin yanına!" Diyerek kolunu kapıya yaslayıp önünü tamamen kesti. Bu kadar sert ve umarsız davranması beni şoke etmişti tamam onu suçluyor olabilirdi kendince ama o kadar zaman sonra aralarındaki buzlar erimiştir diye düşünmüştüm. "Boran," diye seslendiğimde omzunun üstünden bana baktı. "İzin ver girsin buraya kadar çıkmış." Dediğimde kaşları havalandı sinirle. "Lütfen." Dedim hızla. Gözlerini sıkıca yumdu bana bakarken. "Sadece on dakika ne konuşacaksan konuş sonra da çık odadan!" Diye soğuk bir ifadeyle konuştuğunda, "zaten on dakikam va- yani aşağı ineceğim yormam onu merak etme." Diyip Boran'ın kolunu indirip geçmesi için verdiği aradan geçerek içeri girdi. O sırada çıkmak üzere olan Boran'a seslendim, tekrar bana baktığında gözlerimi büyüterek ona rahat durmasını belirttiğimde homurdanarak çıktı odadan. Battaniyeyi çekerek oturması için yanımı gösterdim, "gel lütfen." Dediğimde gülümsemeye çalışarak yanıma gelip oturdu. "Geçmiş olsun tekrar kötü değildir umarım." Dedi ayağıma bakış atarak. "Yok hayır çok iyiyim şu an, asıl sen nasılsın yani biz pek tanışmış sayılmayız en son hastane de görüşmüştük, evlendiğim zaman yani." Gülümsedi, yine doğal ve çok güzel görünüyordu ama bal rengi gözlerinn ardındaki yorgunluğu ya da kırgınlığımı demeliyim akıl karıştırıcı şekilde görülüyordu. "Boran ile aranız nasıl, umarım iyidir." Diye sordu gözleri üzerimde dolanıyordu sürekli. "İyi, sizin aranızdan çok daha iyi." Gözlerini kaçırdı yine. Elindeki telefonu sıkıca tutarken titrediğini farkettim, bu kadın bana neden bu kadar gizemli ya da tuhaf geliyordu bilmiyordum ancak içimden tuhaf bir his onunla ilgilnmemi konuşmamı söylüyordu diğerlerinin aksine ona öfkeyle dolamıyordum ya da mesafe koyamıyordum. "Aramız iyi olması gerektiği kadar iyi." Dedim kısaca, daha çok onun konuşmasını istiyordum. "Hayır çok iyi olmalı yani o seni çok seviyor değer veriyor." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Sence arasının Güneş ile daha iyi olması gerekmez mi?" Dediğimde yutkundu sertçe. "Yani kocanın kardeşi sonuçta, görümcen ile aran mı bozuk ki o ve Boran değilde ben ve Boran'ı daha çok destekliyorsun?" Dediklerim ufak çaplı bir panik etkisi yarattı. "E hayır yanlış düşünüyorsun ben sadece Boran kiminle mutlu olabilecekse onunla olsun istiyorum." Dediğinde innamasamda başımı salladım yavaşça onaylarcasına. Sustuğunda ne diyeceğini bilemeyecek gibi duruyordu, kalkacağını hissettiğimde elini tutarak durdurdum onu, "Pare abla," elini elimden çekti bembeyaz kesilirken. Kaşlarımı çattım, "iyi misin abla, sorun mu var?" "Hayır hayır, gayet iyiyim ne isteyecektin sen?" Diye sorduğunda garipçe süzdüm halini ancak üzerine gitmedim. "Ben sadece senin gibi birinden sevmek nasıl bir şey duymak istiyorum yani kocanızı nasıl seviyorsunuz?" "Benim gibi birinden derken?" Gözleri büyümüştü şaşkınca. "Yani ölümü göze alabilecek kadar ilerleyip bırakmamışsınız birbirinizi bu başkalarına basit gelebilir ama yaşayanlara büyük bir şeydir kesinlikle, ben sadece duymak istiyorum." Gözleri tedirgince ellerine düştü ardından sadece, "Ben çok sevdim." Dedi gözleri bana değdiğinde. "Bu kadar mı? Çok basit bir anlatım olmadı mı?" Diye sordum dikkatlice onu izlerken. Derin bir nefes aldı boynuna sardığı şalı gevşek olmasına rağmen çekiştirerek gevşetti. "Bak Gece ben çok sevdim bir insanın bir insanı sevebilecek en üst düzeyde üstelik, bu aşk değil bu çok daha farklı, ona derinden bir bağla öyle bir bağlıyım ki kimse bunu kesemez biliyorum. Bakışları duruşu dokunuşu sahiplenişi canım yanmasın diye her şeyini ortaya koyması, o çakır gözlerine..." Sesi kısıldı boğazı düğümlendi. "Kimsenin yenemeyeceği bir yapıya sahip olmasına... Kısaca her şeyini seviyorum her zerresini ve onu haketmediğimi biliyorum yani öyle düşünüyorum ne yaparsam yapayım ondan vazgeçemem işte bu kötü tarafı hiçbir güç ayıramazken acı çekmek bir ceza lanet gibi sarıyor bizi." Anlatırken gözleri doldu ve bir kaç damla aktı sonra elini kaldırdı ve yanağıma yasladı, "Boran da tıpkı benim gibi onda kendimi görüyorum, be- ben kavuştum sevdiğime ve mutluyum onunda bunu yaşamasını sevdiğine kavuşmasını istiyorum." Dedi ve derin bir nefes alarak ayaklandı. "Tekrar geçmiş olsun kendine, kendinize iyi bakın." Dedi ve yanağını silerek odadan narince çıktı. "Noluyor anasını satayım kafamın içine edipte nereye gidiyorsunuz!"diye sıkıntıyla nefeslendim. 🔗 Hoca sabah ezanını okumuş horozlar bağırarak ciyaklamış millete artık kalkın diyordu ama çiftlik halkı hâlâ uyuyordu... Hemen yanı başımdaki adama döndüm, yüzüstü Allah ne kadar yer verdiyse yatağı komple kaplayarak yatıyordu. Ben ise put gibi sırt üstü öylece uzanıyordum, başı bana dönük bile değildi diğer tarafa bakıyorken sıkıtıyla nefes verdim. Omuzundan dürttüm onu, "Boran..." Ses vermedi kıpırdamadı bile. "Boran artık kalkabilir misin?" Diye seslendim yine ama tık yoktu, hemen dibimdeki saçlarına asılıp çekme isteği doluyordu içime ama sonra yazıktır diyordum. "Boran!" Diye yükselttim sesimi bu sefer, mırıldanarak yastığa daha da gömüldüğünde ağzım açık bakakaldım. Elimi sırtına yerleştirerek kaydırdığımda sessizce bekledim... Sonra aslında beyfendinin uyanık olduğunu farkettim, hissedebildigim atışları hızlanmıştı yine. Elimi yavaşça çektim, dün Pare abladan sonra o gelmişti odaya hemen ve pek konuştuğum söylenemezdi çünkü hem o sinirliydi hem ben gergindim tek bildiğim dediğim uyarıyı alıp Güneş'e gitmemişti. Çünkü ona bağırıp çağırması bir işe yaramayacaktı üstelik onunla ben yokken bile konuşamazdı artık. Güneş'e dediklerimde ciddiydim şimdi sıra bunu Boran beye anlatmaktaydı. Elimi saçına yavaşça kaldırdığımda bedeni gerildi hafifçe, elimi saçının çok olduğu kısma biraz daha üste kaydırdığımda sert olmayacak şekilde geriye doğru çekmeye başladım. "Ulan!" Diye bağırırken saçını bırakmadan çekmeye çalıştım. "Sikeyim ulan kadın, bıraksana artık." Acıtmıyordum ama sinirlendiriyordum onu. Debelendi. Sonra birden bire kendimi onun altında buldum. Elim hâlâ saçında asılıyken. İki dirseğini de başımın yanlarına koyarak üstümde durmaya çalıştı. Kehribarları öfke ve ışıltıyla parlıyordu bana bakarken, "bak bebeğim saçımı çekmen için henüz erken ve yeri değil." Dediğinde kaşlarımı çattım anlamayarak. Boğazım kurudu bu haldeyken. Dudakları kıvrıldı bana bakarken, "sen şimdiden böyle çekmeye başlarsan sonra gerçekten ihtiyacın olduğunda nereme tutunacaksın acaba?.. bu kadar hor kullanma beni..." Diye boğuklasan sesiyle konuşurken dudaklarını şakağıma sürttü. Dediklerini son anda anladığımda saçını bırakarak omuzlarına yerleştirdim ellerimi itmeye çalışarak. "Pislik misin be sen!" Diyerek çıkıştığımda erkeksi bir şekilde güldü. Dudaklarını kulağıma yaklaştırıp, "asıl pisliği kendimi üzerine bırakınca hissedebilirsin bence, hem de senin deyiminle çok büyük bir şey-" omzuna vurmak için kaldırdığım elimi bileğimden kavrayarak başımın hemen üstünde yatağa sabitledi diğerini de kaldırdığımda onuda başımın üstüne sabitleyerek yatağa bastırdı. Nefes nefese kalmıştım saniyesinde, karnım kasıldı. Bir dizi bacaklarımın arasındaydı ve dizini bacaklarımın arasında bacağıma bile bile gözlerime koyulaşan hareleriyle bakarken sürterek ilerlertti ve tüm ağırlığını dizlerine verdi. "Sabah sabah ne kadar güzel göründüğünün farkında mısın?" Diye sordu yoğunlaşan bakışlarıyla beni süzerken. Bakışları dudaklarıma kaydı, "söylesene bebeğim, seninle öpüşürken neler hissettin?" Sorusuyla beynim karıncalanmaya başladı sanki. "O nerden çıktı şimdi?" Dedim titrek bir sesle. Dudaklarıma bakarken. Dudaklarını ıslattı, "merak sadece." "Fazla merak iyi değildir," dediğimde, kaşları havalandı. "Neden uslu bir kız olamıyorsun sen bakalım?" Dedi alayla yüzüme bakarken. Dişlerimi bir birine bastırdım. "Bırak beni ruh hastası!" Diye yüksek sesle konuşurken bileklerimi kurtarmaya çalıştım. Dilini damağına vurarak, 'cık cık cık." Dedi. "Hadi kurtar kendini benden bakalım nasıl yapıyorsun." Dedi sırıtarak. Gözlerimi sinirle devirdim, bedenimi hareket ettirmeye kalksam onun dediği gibi başka şeyler hissedebilirdim ve şuan bu berbat bir fikirdi. Dikkatle beni incelerken yoğun bakışlarıyla, "Ayağım," dedim. "Ayağım ağrıyor kalkar mısın üstümden?" Diye sordum yüzümü de buruşturarak. Kaşlarını kaldırdı, "yemezler yavru vaşak." Dedi eğlenircesine. "Belim..." Dedim bu sefer. Ona da, "yemezler." Dedi. "Ben sana yedireceğim bir şeylerde neyse." Diye sessizce mırıldanırken, "ne dedin?" Dedi kaşlarını çatarak. "Yok bir şey!" Bileğimi çekiştirdim ama daha sıkı tutarak üzerime eğildi, burnunu şakaklarıma sürttü keyiflice, Allah'ım sana geliyorum! Sonra aklıma gelenle o görmeden sırıttım, onun bacakları arasında olan bacağım sağlam olandı ve rahatça hateket ettirebilirdim... Hızla bacak arasına tekme atacakken bir eliyle anında kavradı bacağımı elini aramıza sokarak. Tabi bu anda tek elimi kurtarayım derken onuda tuttu ve iki bileğimi çaprazlama yaparak tek eliyle sabitledi yatağa. "Bu hiç doğru değil." Dedi onaylamazca başını salladığında. "Neden sürekli ikimiz için de en önemli olan parçaya saldırıyorsun?" Diye konuştu koyulaşan gözleri iyice gözlerime çökerken. "Bırak elimi de göstereyim sana en önemli parçayı," diye burnumu kaldırarak cevap verdim. Güldü kısa bir şekilde, "benim hırçın karıma bak sen..." Dedi hoşnutlukla. "Ama suçlu sensin beni nasıl uyandırman gerektiğini hâlâ öğrenememişsin." "Zaten uyanıktın!" Dedim tersçe. Üzerimden hâlâ kalkmadığında derince nefes aldım hayır bu durum ikimiz içinde zordu ama bu manyak benim damarıma basıyordu. Sakallı çehresine baktığımda çırpınsam da bırakmadı bu saatte duvarları gayet rahat ses geçiren bir evde bağırmayacağımı bildiği içinde rahatlıkla uğraşabiliyordu benimle. Buz mavisi gözlerimi onun gözlerine kenetlediğimde bir süre nedensizce bakıştık ardından aklıma gelenle derin bir nefes aldım, onu gerçekten de istersem yönetebilirdim bence... Neden bende onun gibi onu manüpele edemiyordum ki tek etki bırakan o muydu yani üzerimde ben de onun üzerinde gayet rahat etki bırakabilirdim. Başımı hafifçe kaldırarak dibimdeki yüzüne yaklaştırdım, "hadi bırak beni," diye fısıldadım. Göz bebekleri büyüdü yavaşça, "özür dile saçlarımı çektiğin için! Özür dilerim kocam benim de, bırakayım seni." Diye şart koştu gözleri hâlâ dudaklarıma kayıp dururken. Nah özür dilerdim! Ama belli etmedim gülümseyerek ona yaklaştım ve yanağımı onun gibi onun yanağına sürterek kulağına doğru yaklaştım eli gevşedi, hem bacağımdaki hem bileklerimdeki. "Çok sıcak oldu ve ben bunalmaya başladım lütfen bırakır mısın ellerimi." Diye can alıcı şekilde kulağının içine fısıldadığım an bileklerimi serbest bıraktı, ellerimi omuzlarına yerleştirerek, "teşekkür ederim kocacığım." Diyerek onu tüm gücümle yatağın boş kısmına ittim. "Senin yapacağın işi si-" "Küfür etme!" Diye ikaz ettim yatakta doğrularak. Düştüğü duruma huysuzca homurdanarak kalktığında ona gülerek bakıyordum. "Dua et kocacığım dedin karıcığım yoksa yine alırdım seni altıma." Diye tehditvari bir şekilde konuştuğunda alay ederek başımı salladım. "Sende dua et hemen iyileşeyim de adil bir dövüş olsun... Neyse bana söz verdin atımı görmeye gidecektik hadi gidelim." Dedim. Üzerime baktığında, "belin nasıl oldu." Diye sordu. İyiyim desemde elini atletin üstünden sırtıma dokundurduğunda memnuniyetle geri çekildi çünkü feci halde terlemişti sırtım ve fazlasıyla rahatsız hissediyordum kendimi. "Benim başımı yıkamam gerek böyle kalamam bugün." Dedim sızlanırcasına. Nasıl yapacağım onu da bilmiyordum ama bir şekilde halletmem lazımdı. "Biraz ayağıma basmayı denesem aslın-" "Saçma sapan konuşma! O ayağın üzerine basılmayacak!" Dedi keskin bir şekilde. "Ne yapacağım o zaman?" Dedim bıkkın bir nefes vererek. O ise kalkıp dolaba yöneldi. "Sana kıyafet çıkaralım önce." "Dur bir dakika!" Diyerek durdurdum hızla. "Ben çıkarırım kıyafetlerimi hatta acelesi yok sen beni banyoya götür şu demiride sargıyıda çıkaralım ben iki dakikada yıkanırım sende beni tekrar buraya getirirsin üzerimi giyerim ayağımın tekini hâlâ kullanabiliyorum halledebilirim... Lütfen." Derin sıkıntılı bir nefes vererek tamam demişti, önce ben sırtımdaki gazeteleri çıkartıp buruşturarak ona verdiğimde yere attı, sabır çektim neyse temizlerdik nasıl olsa. Dediğim gibi beni yine kucaklayıp odadan çıkardığında karşıda bulunan banyoya götürdü ufak taburenin üstüne oturtuktan sonra duşakabinden suyu açarak kovaya dolmasını sağladı, oturarak yıkanacaktım mecbur. "Bundan sonrasını halledebilirim ben, teşekkür ederim." Çenemi hafifçe okşadı tepeden bana bakarken. "Tutunabileceğin bir sürü yer var fazla basma ayağının üstüne kapının diğer tarafındayım ses vermediğin an girerim haberin olsun." Diye konuştuğunda içimden 'girmek için zaten yer arıyorsun' dedim. Ama dışardan gülümseyerek ona başımı salladım sadece. Çıktığında hızla üstümü çıkardım, ayağımdaki her şeyi çıkardığı için lavabo tezgahına tutunarak ayağa kalktım ve altımdakileri de çıkardım. Sandalyeyi duşakabine soktum, saçlarımı da çözdükten sonra duşakabine ilerlemek istedim ayağımın üstüne basarak ancak anında acıyla hemen tutundum lavabo tezgahına. Sandığım gibi sızlasa da basınca feci halde ağrıyordu. Derin nefesler alarak dikleştim duşakabinin küveti olmadığından içinde tabureyle oturarak rahatlıkla yıkanabilirdim kovada dolmuş ve su taşmaya başlamıştı artık. Banyo çokta büyük olmadığından karşımdaki duşakabine varmam sadece üç adımlık mesafeydi. Hallettim de ağrısada mecburen basarak gittim ve hızla tabureye oturdum ardından ise kapıyı kapatarak yıkanmaya başladım. Her yerimi iyice lifledikten sonra saçlarımı tekrar şampuanlayarak sıcak suyla yıkandım, sonunda işimi halletiğimde saçlarımın suyunu sıkarak duşakabinin kapısına tutunarak ayağa kalktım. Yerler ince banyo halısıyla kaplı olduğundan kayma korkum yoktu. Banyo dolabından temiz bir bornozu aldığımda saçlarımı içinden çıkarmadan giyindim, dizlerimin altında kalan uzun bornozun kemerini iyice sıkarak kapattım her yerimi ve Boran'a seslendim artık gerçektende yürümesem iyi olacaktı. Kapı yavaşça aralandığında içerdeki sıcak buhar dışarı çıktı, Boran Ağa kaşlarını çatarak içeri baktığında tek ayak üstünde duran beni görünce anında geldi ve kucağına aldı. Odamıza geçerken kimsenin görmemesi çok iyi olmuştu ama ben yüzümü Boran Ağa'ya kaldıramıyordum bile bu haldeyken, oysa dün sırtımı komple çıplak görmüştü. Bornozla şuan en kapalı halimle dururken sanırım duştan çıkmanın ve içimin çıplak olmasının yüzünden böyle utanç ve çekingen bir ruha bürünüyorduk. Dolapla karşı karşıya kalacak şekilde yatağa oturttuğunda açılan eteğimi kapattım hızla, başıma sıkıca öpücük kondururken derince kokladı. "Mis gibi kokuyorsun yine." Dedi ıslak şaçımı okşayarak. Konuşacaktım ki o konuştu, "bende iki dakika duş alıp geliyorum orada giyinirim merak etme sende lütfen yavaş yavaş giyin gelip ayağını saracağım tekrar..." Dediğinde kendi kıyafetlerini alarak çıktı odadan. Yarım saatin ardından öyle ya da böyle hazırlanmıştım, üzerime bol fırfırlı robalı mavi bir elbise giymiştim. Elbise bileklerimin üstünde bitiyordu en rahat şuan o olduğu için tercih etmiştim.  Hala yatakta oturuyorken saçlarımı iyice kurutarak en azından ıslaklığını aldım. Kapı tıklatıldığında Boran Ağa gelmişti. Saçlarını saç havlusuyla kurutarak girdiğinde kapıyı kapattı ardından da bana baktı, üstüne kısaca baktım boğazlı ince triko bir kazak giymiş ve altınada siyah kot pantolon, spor ayakkabılarını ise burada giyecekti büyük ihtimal.  Siyah saçları dağınık bir şekilde alnına döküldüğünde zehir sarısı gözleri keskin bir parlaklıkla ortadaydı, temiz kirli sakal görüntüsüyle itiraf etmeliyim o çok iyi görünüyordu. Bana bırakmadan aynalı dolaba ilerleyerek tarağı alıp gelmişti, zaten fazla bir birbine girmemiş saçlarımı sanki hep yapıyormuş gibi dikkatli çok güzel bir şekilde taradı, ikimizde konuşmuyorduk sadece sessizce hareket ediyorduk. "Şey o çekmecede tacım olacaktı," dediğimde gösterdiğim gibi bulup getirmişti, ince siyah tel taçlardandı. "Böyle nemli mi kalacak? Başın ağrımasın." Dedi karşıma geçtiğinde. "Hayır bir şey olmaz, kurudu zaten neredeyse," derken tacı güzel bir şekilde taktım yüzüm tamamen ortaya çıksın kaküllerimi kaldırsın diye takmıştım, şimdi yüzüm olduğu gibi göz önündeydi. Saçlarımı geriye attım. Kısa süre sonra Boran Ağa ayağıma önce krem sürmüş ardından bandajla sararak demir aparatı da takmıştı ayağıma. O arada ondan nelemdirici kremimi de istemiştim yüzüme dolabın aynasında bakarak iyice vururken o öylece beni izliyordu, sonra aklına gemiş gibi dolabı açarak içinden bir şey arar gibi karıştırdı ve sonunda siyah bir şapka çıkardı, aynadan kendine bakarak başına şapkayı geçirdiğinde kaşlarımı çattım. Kremi kapatıp yanıma bıraktım, "bende istiyorum," dedim birden. "Ne?" Diye sordu anlamayarak. "Bende şapka takacağım benimde vardı görmüştüm dolapta, versene." Dedim istekle. "Özenti," dedi bir bakış atarak. Ağzım açıldı bir parça, "sensin özenti, ne var yani senden görünce aklıma geldi istiyorum." Desemde duymamazlıktan geldi bilerek yaptığını bana takılmak için yaptığını bildiğimden üstünde durmadım pek, şapkamı çıkarıp uzattı bana. Şapka hep yamulmuştu resmen. Kahveringi tonlarda olan plaj şapkasını kafama geçirdim düzgün bir şekilde ikimizde baya iyi hazırdık, hava hafif soğuk ama güneşliydi, dışardaki kuşların cıvıldamalarını duyabiliyordum, huzur vericiydi... Boran Ağa kucağına alıp odadan çıktığımızda, saat sekize geliyordu ve kimse henüz ortada yoktu sanırım çiftlik havası yaramıştı herkese. Dışarı çıkacağımız zaman, "yere bıraksan beni, çalışanların arasına gireceğiz ayıp olmasın." Dediğimde kaşlarını çattı. "Hiçbiri başını kaldırıpta bakmaya cürret edemez rahat ol!" Dedi kesin bir tavırla. "Lütfen Boran bir dinle, seninde belin ağrır sürekli taşıyıp duramazsın, sana tutunup yürüyeceğim zaten." Diye direttiğimde sakin olmaya çalışarak. "Kuş kadarsın senin neyin benim belimi ağrıtacak acaba." Dedi ters bir ifadeyle.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE