45. Bölüm Part:3

4472 Kelimeler
Hiçte kuş kadar değildim aksine kilo bile aldığımı görebiliyordum. Yüzüme bakınca dayanamayıp bırakmıştı yavaşça yere. Ayağımın tekinde babet vardı giymiştim bu sebeple rahattım. "Dayanamazsan alırım hemen, sadece dışarı çıkacağız diye izin veriyorum." Diye ikaz ederken uslu bir kız gibi onayladım onu sadece. Belimden sıkıca tutup elimi avuçları arasına alınca ufak adımlarla evden çıktık, çıkarken birilerinin kapısını açtığını duyumsamıştım sanırım uyanmaya başlamışlardı artık. Çiftliğin arka tarafına doğru onun eline sıkıca tutunarak giderken atların olduğu kısma geçtik, kalbim korkuyla atmaya başladı, Boran iyi diyorsa iyi olmalıydı. "Beni kandırmıyorsun demi iyi demiştin bak." Diye sordum tereddütle. Gözlerimdeki korkuyu gördügünde yutkundu ağırca ama rahatlatmak için diğer eliyle yanağımı okşadı, "sana iyi dedim değil mi, seni görünce çok daha iyi olacak." "Tutun buraya bekle ben bakayım önce." Dediğinde çitlere yaslandım yavaşça, o ise hemen iki kapı yanında olan yere gidip içeri girdi. Hemen karşımda ise Dara vardı fazla sakin duruyordu belkide hissetmişti olanları. Etrafıma baktığımda ilerdeki ahır çarptı gözüme önü adamlarla doluydu resmen, bildiğim kadarıyla samanlarla dolu bir ahırdı orası. Boran dışarı çıktığında iyi görünüyordu bu sebeple daha da rahatladım, elimi tutarak yardım ettiğinde bizde içeri girdik. Yerde ayaklarını kırarak oturan halsiz atımı farkedince gözlerim doldu anında, arkada duran orta yaşlardaki adam veteriner olmalıydı ki ondan başkası yoktu burada. Boran'ın eline tutunarak baş ucunda diz çöktüğümde temiz olan parlak yüzüne dokundum yavaşça, ancak titremesine engel olamadım parmaklarımın, hâlâ daha dünün korkuları üstümdeydi. "İyisin değil mi? İyi ol sana ihtiyacım var..." Diyerek fısıldadım, başını öptüm, saçını yelelerini okşadım olabildiğince. "Durumunun nasıl olduğunu tekrar anlatsana karımda duysun yoksa rahat etmiyor içi." Diye adama sorduğunda adam anlayışla gülümsedi. "İçindeki bütün zehri attı sabaha kadar, zaten beyimize söyledim güçlü bir at kendisi yoksa şimdiye kalmaz kalp krizinden giderdi... Endişe etmeyin yarına artık koşturmaya bile başlar." Dediğinde gözlerimi Asi'me indirdim. "Normalde yanına geldiğim gibi hareketlenir en azından başını karnıma sürterdi ama şimdi boş boş bakıyor sanki." Dedim çenemin titremesini zorlukla zaptederek. Boran elimi sıktı varlığını belli ederek. "Endişelenmeyin henüz ilacın etkisinde ve fazlasıyla yorgun kendine gelebilmiş değil, sizi tanıyor ve yakında eskisinden iyi olacak." Adamın dedikleri iyi gelse de boğulduğumu hissediyordum artık. Boran Ağa'nın tuttuğum elini sıkarak kalktım ayağa. "Şey.. çıkalım daraldım buradan." Dedim sessizce, kaşlarını çatarken belime sardı kolunu. "Lütfen ona iyi bakın." Diye ricada bulunduğumda adamdan, dışarı çıkmıştık. Sırtımı çitlere yaslarken, ellerini iki yanımdan çitlere yaslayarak üzerime eğildi. "Neyin var, noldu?" Diye sordu endişeyle. Derin nefesler alırken, "unutmamıştır beni değil mi?" Diye sordum hızla. Rüzgardan önüme uçuşan saçımı çekti anlayışla, "saçmalama nasıl senin gibi birini unutsun, sadece yorgundu normal bu." Dedi. "Gerçekten mi?" Dedim ihtiyaçla. "Gerçekten tabi!" Dediğinde gülümsedim derin nefesler alarak. Gözlerim yine o adamların olduğu ahıra çarptığında, "orada neler oluyor, sabaha kadar kimin yaptığını bulucağını soylemiştin bir şeyler çıktı mı?" Diye sordum. "Orada o piçi tutup seviyorlar... Dediklerine göre onun kaldığı odanın kapısına biri mektup bırakmış senin atını zehirlemeleri için aslında istedikleri sadece atını öldürmekmiş ama sen ata binince... Her neyse mektupta yazan numarayı aramış ne yapması istenildiyse söylemişler buna bu da yapmış, kiminle konuştuğunu kendide bilmiyor kalın bir sesmiş biz telefonun edildiği noktaya baktık Mardin'in merkezine yakın noktadan yapılmış ama yapan kişi oratada yok, hatta mültecinin tekinin üzerine kayıtlı çıktı, adamın hesabına para atılmış parayı atan hesaba baktık o da yabancı uyruklu bir hesaptan gerçeleştirilmiş." Kafam iyice karışmıştı. "Bunu kim yaptıysa akıllıca davrandığı belli, sence kim yaptı?" "Asıl sence kim yaptı?" Diye sorduğunda şaşırdım. "Ben... Güneş olabilir diye düşündüm." "O değil hesaba atılan para çok yüksek onda o kadar yoktur kaldı ki dün çiflikteyken dakikalar içinde şehre gidip gelemez, bu değil yani." "O halde halan?" Gözlerini benden kaçırırken, "Bak işte onu bizde düşünüyoruz hemde kendisi de ortada yokken." Dedi sıkıntıyla nefeslenerek. "Nasıl yani bulamıyor musunuz?" "Hayır, dedemin yanına baktırdım ama yok diğer kardeşlerine de gitmemiş görünüyor, belliki canını böyle yakmak istedi ama elime geçerse yaktığı yerden yakacağımı bilmeli!" Bu kadının bu kadar deli ve acımasız olması insani hep bir şaşırtıyordu ama henüz onun yaptığı da kesin değildi. Ufak adımlarla çiftliğe geri döndüğümüzde, milletin uyanmış olduğunu farkettik öyleki bahçeye kurulan uzun masayı da farkettiğimizde tanımadığım insanlarında masaya oturduğunu gördüm. "Hay ben böyle işin! Bunlar gitmemiş miydi?!" Diye öfkeyle tısladığında Boran, Bertan Ağa masanın başında bizi farkederek herkese de belli etti. "Oğlum gelinim ne duruyorsunuz gelsenize." Diye bağırdı seslenerek. Lalezar hanım mutfaktan çıkarken hızla bize doğru gelmeye başladı. "Ne işi var bunların hâlâ burada?" Diye sordu Boran Ağa. O sırada masadakilere göz attığımda oturan o kadının Güneş'in annesi olduğunu hemen anladım ancak diğer iki adamı bilmiyordum, Pare ablanın yanındaki bahsettiği kocası olmalıydı, kalbim heyecanla çarptı tam olarak göremiyordum ama onları. "Ne bileyim oğlum Güneş gitmeyin burada kalın bugün deyince bunlarda hemen kabul etti gidin diyemezdik ya, ama kahvaltılarını edip gidecekler hemen." Boran sinirle soluduğunda belimi sıkarak kendine yaklaştırdı. "Tamam biz yukarıdayız." Dedi. "Zaten tepsi hazırlatıyordum size." Diyen Lalezar hanımı, "hayır hazırlatmayın." Diyerek engelledim. Bana anlamayarak baktı ikilide. "Ben burada onlarla birlikte etmek istiyorum kahvaltıyı." Lalezar hanım ne diyeceğini bilemez halde bakarken Boran Ağa'nın gerildiğini belimi sıkmasından anladım. "Lütfen bize de sandalye getirsinler hemen geliyoruz." Dediğimde karmaşık halde oğluna bakarak, "emin misiniz?" Dediğinde hızla onayladım onu. O gittiğinde; "Ne saçmalıyorsun sen!" Dedi önüme geçip onları görmemi engelleyerek Boran. "Duydun işte, lütfen kurcalama sadece onlarla birlikte yapmak istiyorum kahvaltıyı." Diye direttim kolunu sıkarak. "Bak onlar tek biri bile rahat durmuyor Gece ben sabretmem acımamda yemin ederim, ters bir şey söylerler canını sıkarlar bak." "Sen varken bir şey yapamazlar," dedim kendimden emin şekilde. "Onlara cevabını verirsin sen bende susmam ki zaten, karışırlarsa karışırım sen sadece yanımda otur yeter gerisini boşver." İkna etmek zor olsa da bu kadar istememin normal olmadığının farkında olarak uymak zorunda kaldı. Önümden çekildikten sonra kolunu beni sahiplenircesine sardı bana ve elimi tutarak masaya ilerletmeye başladık. Bize bakarken hepsinin yerinde zor durduğunu farkedebiliyordum hele de Güneş'in. Başının yara olan tarafı beyaz bir sargıyla kapatılmıştı, ancak büyük değildi. Masaya tam yaklaşmamıştık ki başımı Boran Ağa'ya çevirdim, "bu arada söylemeyi unuttuğum bir şey vardı, o gözlerini Güneş'e asla değdirmeyeceksin bundan sonra asla, yanlışlıkla bile olsa yapmayacaksın bunu!" Diye dişlerim arasından konuştuğumda duraksadı adımları. "Ne?" Dedi fısıltı şeklinde. "Duydun işte görmeyeceğim dedim, ha yok bakmaya çok meraklıysan da gözlerinin selameti için bana çevirme o zaman sakın!" Dediğimde daha da dumura uğrattığımın farkındaydım buna rağmen onu ben ilerletmeye teşvik ettim. "Senden başka görebildiğim tek bir şey yok zaten," sesi keyifli çıkmıştı. Masaya vardığımızda başa konulan sandalyeye o geçmiş çaprazına ben oturmuştum yine ama oturma düzeni farklıydı bu sefer çünkü Güneş Bertan Ağa'nın çaprazında masanın başındayken ailesi sırayla yanına dizilmişti yani hepsi benim karşımdaydı. Masa da Mara ve Zara dışında herkes vardı tabi. İkimizde şapkalarımızı çıkardığımız da kucağımıza bıraktık. Masa da tuhaf bir sessizlik olduğunda söze yanıma oturan Lalezar hanım girdi. "Kahvaltımızı yapalım artık." Dedi ancak tam o anda Güneş'in annesi lafa girdi benimle göz göze gelerek. "Önce bir gelin hanımla tanışsaydık Lalezar," dedi ancak Boran burada olmasaydı yanına bir iki kelime daha ekleyeceğini biliyordum. Kendisinin gözlerine bakarken bu mesafeden gülümsedim, "Gece Riva Asparşah," dedim. "Ama biz zaten tanışmıştık sizinle, öyle değil mi Güneş. Hatta Bertan Ağam biliyor musunuz kendileri beni ne kadar beğendiğini ve sevdiklerini söylemişti." Bana şaşkınca bakarlarken ne yaptığımı kavrayamadılar. "Ne güzel ne güzel," dedi gergince Bertan Ağa. Gözlerimi yanındaki oğluna çevirdim bu sefer, saçlarımı sırtıma atarken ellerimi masanın üstünde birleştirdim, "sizde Emir oluyordunuz galiba," gözlerini anında ablasına çevirdi anlamayarak. "Muhasebe mi okuyordun, ah.. evet hatta bir mağazada staj görüyorsun değil mi?" Dediğimde dili tutulmuş gibi; "Evet." Dedi. Pare ablayı tanıdığımdan es geçerken yanındaki adama çevirdim gözlerimi yani tam karşımdaki adama. O an farkettim ki bu adam çakır gözlü olmanın yanından bile geçmiyordu. Ona gereğinden fazla bakmış olacağım ki gülümsedi bana her iki yanağındaki gamzeleri ortaya çıkartacak şekilde. Gözleri kahverengiydi biraz yapılıydı ancak Boran Ağa kadar değildi ama uzun boyluydu belliydi oturuşundan bile, ona yakışıklı denmezdi ama çirkinde değildi ya da bana Pare abla çok güzel geldiği için yanına yakıştıramamıştım. "Peki ya beni tanımıyor musunuz herkesi çok iyi anlattınız bana gelince sustunuz, yoksa bakışlarından mı çıkarmalıyım bir şeyler." Dediğinde Pare ablanın elini tutarak gülmeye başladı. Orta da komik bir durum yoktu. Boran Ağa'nın masanın üstündeki eli yumruk oldu, "Sizde kahve işletiyorsunuz, Kadir... Abi öyle değil mi?" Dudaklarındaki gülüş düz bir çizgi halini aldı. Pare abla ise gergince bakıyordu bana. "Kusura bakmayın yanlış anlamayın ben sadece herkes hakkında bir parça bilgi sahibi olmayı seviyorum o kadar." Dedim ufak bir açıklama yaparak. Hoşnutsuzca bakarlarken bir şey diyemediler ve kahvaltıya başladılar yavaşça. Yinede tedirgin oldukları her hallerinden belliydi. Boran Ağa ekmeği koparıp önüme bıraktığında gülümsedim, göz kırptığında önüme döndüm tekrar. O sırada karşımdaki adamın bakışlarının üstümüzde olduğunu farkettim tıpkı diğerleri gibi. Derin bir nefes alarak yavaş yavaş kahvaltımı yapmaya devam ettim bir tane zeytin ağzıma attığımda Boran'a baktım. Sadece çayını içiyordu gergin bir şekilde dururken ve bakışlarımız anında kesişmişti o zaten bana baktığı için. Göz ucuyla Pare ablaya baktığımda kahvaltısını azar azar yapıyordu, yanındaki adam ise hâlâ bana bakıyordu, çayımı kavrayıp bir yudum aldıktan sonra manidarca gülümsedim karşımdaki adama. "Kadir abi, çok özel olmayacaksa bir şey sorabilir miyim?" Dedim normal düzeyde bir sesle. Dikleşti karşımda üstündeki gömleği düzeltti belli etmemeye çalışarak, "Ne demek, istediğini sorabilirsin." Dedi mütevazı bir şekilde. "Kahvaltını yap Gece!" Diye uyarır gibi konuşan Boran'a baktım. "Ediyorum işte," dedim gülümsemeye çalışarak, çok gergin duruyordu masanın üstündeki parmakları ritim tutmaya başladı. "Pare ablayla nasıl tanıştınız, dün Pare abla aranızdaki bağdan bahsetti doğrusu çok hoşuma gitti ve sizden de duymak istiyorum." Dudaklarını ıslattı Pare'ye bakış atarak. Pare abla memnun olmuş gibi kollarını göğsünde birleştirerek sandalyesinde yaslandı. Karşımdaki adamsa öksürdü boğazını temizlemek istercesine. "Şimdi Bertan Ağa buradayken konuşmak doğru olmaz, başka zamana kalsın artık." Dedi gergin bir ifadeyle Bertan Ağa'ya bakarak. "Kendisi kahvaltısını yapmakla meşgul bizi duymuyor bile siz söyleyin lütfen." Diye direttiğimde kaşları havalandı, gözlerini gözlerimden ayırmadı, "peki söyleyeyim o hâlde ama zannettiğin gibi öyle büyük bir tanışma hikayemiz yok herkesin ki gibi, Boran Ağamız kusura kalmasın tabi ama kardeşini çok seviyorum ben..." Boran Ağa ters bir bakış atarak önüne döndü. "Belli!" Dedi. Masanın altından bacağını da sallamaya başladı. "Pare'yi zaten tanırdım ben, annemde Lalezar annemlerin konağına mevlütlere katılıyordu ondan istedim numarasını almasını sonrada konuşmaya başladık işte." "Hmm," dedim düşünürcesine, "anneniz önceden tanırdı yani bu aileyi... Peki neden bir kere bile istemeye gelmediniz Pare ablayı da direkt kaçırdınız sizin gibi zeki görünen birinin böylesine tuhaf davranması şaşılası?" Bertan Ağa bir yandan kahvaltı yaparken bir yandan çalan telefonuyla konuştuğu için çok daha rahattık ve diğer kişilerde kulak misafiri oluyorlardı bize en azından Merih ve Lalezar hanım. Kadir bey karşımda gergince gülümsemeye çalışırken bakışlarını kesmiyordu benden. "Bunu sorgulamak sana mı kaldı hemde olmuş bitmiş şeyler için." Diye atıldı Güneş'in annesi birden. "Burada Kadir abi ile sohbet ediyoruz cevap verip vermemek ona kalmış beş yaşında çocuğunuz varmış gibi davranmayın lütfen!" Dedim net bir şekilde, Güneş ters ters bakarken annesinin kolunu tutarak kulağına bir şeyler söyledi. "Bize kız vermeyeceğini iyi biliyorduk çünkü, o zamanlar dedesi buradaydı kızlarını öyle alt mahalleden birine vermeyecekleri ortadayken gidipte ayaklarına kendimi rezil edemezdim bizde konuşup kaçtık ölümüne, yoksa birini bulup evlendireceklerdi ayrı ayrı ölmektense birlikte ölmeyi seçtik." Pare abla sessizce önüne dönerek kahvaltısını daha sert bir şekilde yapmaya başladı. Boran Ağa'dan alaylı bir gülüş kaçtı, sinirliydi ve gülüşü bile rahatlatıcı değildi. "Doğrusu bu kadar korkak olmanızı beklemiyordum, yani çok kafa karıştırıcısınız?" Diye açıkça konuştuğumda bozuldu. "Neyin peşindesiniz siz!" diye konuşan Emir denen çocuk olmuştu. Niyeyse hey heylenmişti. "O sesinin ayarına dikkat et aslan parçası!" Diye anında uyaran da Merih oldu hemen onun karşısındaki. Yutkunarak geri yaslanırken hepsi bir birlerine baktı kısa bir an. "Peşinde olduğum bir şey yok sadece konuşuyoruz dilerse Kadir abi de soru sorabilir bana, korkmanıza gerek yok." Dediğimde açıkça gözlerini kırpıştırdı üst üste. "Korkmuyoruz zaten." Dedi sesi kısıkta olsa sitemle. Gülümsedim ona ve Kadir abiye döndüm bakışları yine dikkatli bir şekilde bendeydi, bu huzursuz ve rahatsız etmeye başlamıştı diğerlerinin tepkisi ortadayken karşımdaki adam ustaca kapatabiliyor muydu duygularını yoksa bunlar gerçek duyguları mıydı anlaşılmıyordu. "Denildiği kadar varsın gerçekten, baya gençsin ama bir düzine erkeğe bakışlarınla bile hükmedecek kadar güçlüsü-" Boran Ağa bardağı masaya öyle bir sesle bıraktı bardak kırıldı zannettim. Tek kelime etmedi ancak herkesin anlayacağı kadar açıktı bakışları, Kadir abi boynunu gergince yatırarak Pare'ye kısa bir bakış attı ancak Pare abla her şeyden umarsız hâlâ kahvaltı etmeye devam ediyordu. "Noluyor yav ne kaçırdım ben?" Diye soran Bertan Ağa aramıza döndüğünde sustuk. Daha fazla konuşmadım zaten ne sorsam tuhaf bir cevap alıyordum bu ailede kesinlikle rahatsız edici şeyler vardı, önüme döndüğümde tabağımdakilerle oynamaya başladım düşünerek. Bunlar nasıl kaçmışlar kaçmışlarsa nasıl hemen yakalanabilmişlerdi, bunlar niye ortada bir şey yokken kaçmışlardı hemen, sonuçta o sıralar konaktan cenazeler çıkmıştı ve Pare abla o kadar düşüncesiz birine benzemiyordu kesinlikle. Ona baktığımda Kadir abiyle göz göze geldim ancak anında çektim bakışlarımı ondan. Yanımdaki adamın gergin duruşu sürerken ona çevirdim başımı ancak o kitlenmiş gibi bana bakmayı sürdüren Kadir abiye bakıyordu. Bu adama zerre kadar ısınamamış ve sevmemiştim ancak şimdi bu şekilde davranması ise ona daha tuhaf bakmama neden oldu. Masada bir Pare abla olanları farketmiş gibi kocasına dokunup onu kendine bakmasını sağladığında acaba yanlış anlamış mıdır diye düşündüm. Gerçi bu kadar çok sevdiği adamın bu tavrı eminim hoşuna gitmemişti. "Yukarı çıkalım istersen artık," dedim Boran Ağa'ya yaklaşarak ancak kararmış bakışları bana dönmedi bile. Sesli bir nefes vererek önüme döndüğümde sertçe yutkundum. "Hanımım ocaktan yeni kaldırdım demlenir birazdan." Diyen Diljen demlikleri masaya bırakacaktı ki, "buraya getir Diljen çayım bitti." Dedi tok bir sesle. "Ağam daha demlenmedi." "Getir dedim Diljen olur birazdan!" Diye sertçe konuştuğunda hiçbir şey anlayamadık Diljen ikili demliği getirip üst üste olacak şekilde masaya Boran Ağa ve benim aramıza koyarak uzaklaştı. Ardından Boran Ağa yavaşça ayağa kalktığında çaydanlığın ikisini alarak kendi bardağını doldurmaya başladı dem tutmamış çayı bile bile doldurduğunda kaşlarımı çatarak baktım Lalezar hanımda bir şey demek istedi ancak sustu Boran Ağa pek âlâ farkındaydı. "Biz misafirperver aileyizdir Kadir bilirsin, ama bir laf vardır ya hani kan ve kemik her insanda bulunur; farklı olan yürek ve niyettir diye." Çaydanlığı Kadir abinin önüne ilerletirken onun boşalan bardağına dökmeye başladı çayı. Çayı öyle hızlı doldurmaya başladı ki taşıracağına adım kadar emindim, "Bora-" dememe kalmadan iki demlik kaynar çayı adamın kucağına boca etti, döktü. Kadir abi korkuyla geriye doğru attı kendini. "Senin niyetini sikeyim!" Herkes korkuyla bağırarak sandalyelerini düşürerek kalktığında şokla bakakaldım. Boran Ağa demlikleri masaya bırakarak acıyla çığlık atan tutuşmuş adamın yakasından tuttuğu gibi yerden kaldırdı. Pare abla korkuyla Boran'ın koluna asıldı, "kusura kalma Kadir yanlışlıkla oldu!" Dedi yüzüne tıslayarak. Bertan Ağa hızla Boran'ın yanına gidip onu ikaz ediyorken dinlemiyordu adamı tutmuş bırakmıyordu, Güneş ve anneside korkuyla izliyorlardı olanları. "Pare! Al bu ölümüne sevdiğin kocanı defol buradan! Çatımın altında kansızlara yer yok!" Diye bağırdığında adamı iterek bıraktı, Pare abla korkuyla salladı başını. "Boran niye yaptın bunu oğlum delirdin mi sen artık!" Bertan Ağa Boran'a bağırdığında o bana gelmeye başladı. "Delirdim artık delirdim, delirttiniz beni!" Diye bağırdı, sesi tüm bahçeyi sardı öyleki çalışanlar bile çıkmış bize bakıyorlardı. Yüzüme bakmadan beni kucakladığında o ortamda anında uzaklaştırmaya başladı, şok halimden biraz olsun arındığımda, "neden yaptın bunu?" Diye sordum titrekçe. Bana bakmadan eve ilerlediğinde Zara ve Mara sesi duymuş gibi kapının önünden bakıyorlardı, onlarla konuşmadan merdivenleri çıkmaya başladı. "Yeterince tahammül bile ettim!" Diye bağırdı odaya girip kapıyı sertçe kapattığında. "Bu konuda tek kelime bile etmeye kalkma! Onu öldürmediğime dua et sen!" Yatağa bıraktı öfkesine tezat buyük bir dikkatle. "Ne dua etcem be ben ona." Dedim tersçe. Duraksadı bir an için yumuşamıştı ki yeniden çehresi keskinleşti. Her şey öyle hızlı olmuştu ki kavrayamamıştım. 🔗🗝️🔗 "Evet... Sorun yok iyiyim sen evdekilere dikkat et sadece." Dedim telefonla Hevdem'e. Onlara sadece basit bir kaza olduğundan bahsetmiştim burada da herkesin de bunu böyle bilmesi gerektiğini söylemişti Boran. Halası henüz ortada yoktu ve Bertan Ağa'nın öğrendiğindeki yüz ifadesi eminim çok kötü olmuştur. Akşam olmuştu bile sabahki olaydan sonra köşesine cekilmiş gibiydi herkes. Merih şirkete gitmişti aksam yemeğine anca yetişmişti gerçi biz yine odada yemiştik çünkü iyileşene kadar zorlamayacaktım artık ayağımı. "Asıl sen dikkat et abla," dediğinde sıkıtıyla nefeslendi. "Bir şey var demiyorsun sabahtan beri söyle işte!" Diye baskı kurduğumda bu üçüncü soruşumdu ancak şimdi söyleyecek gibi gelmişti sesi. "Bunu telefonda konuşmak ne kadar doğru bilmiyorum ama senden saklamam gerektiğini de biliyorum. Abim... O gidicekmiş." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Nereye gidiyormuş?" Diye sordum normal bir şekilde. "Öyle değil abla yani gidipte gelmemeyi düşünüyor, konuştu babamlarla dün senin olayı öğrenmeden önce İstanbula gidip oradaki işin başına geçip orada kalacakmış artık, buraya dayanamadığını zaten bir halta da yaramadığını söyleyip duruyordu... Senin gelmeni bekliyor seninle de konuşacakmış, abla nolur vazgeçir gitmesin!" Ağırca yutkundum. "Neyini vazgeçirim yirmi sekiz yaşında adam istiyorsa gider ki gitmemesi şaşırtıcı onca ruh hastasının arasında çok bile dayandı." "Abla ne diyorsun sen ya, gidip gelmeyecek diyorum... Bir dakika sen hiç beklediğim gibi bir tepki vermedin?" Dediğinde saçımı kaşıdım sıkıntıyla. "Saçmalama Hevdem!" Dedim. "Beklediğim bir şeydi sadece. Gitmek istiyorsa tutamam hatta en iyisini yapıyor diyebilirim belkide İstanbul çok iyi gelecek ona hatta bir bakarsın bir yengemiz daha olur ha... Sonunda abimizin mürvetini görebiliriz." Dedim Hevdem'in sıkıntısını almayı umarak. "Abimden şüphelenmiyor değilim o konuda, yani bazen acaba kadınlardan hoşlanmıyor mu dedirtiyor insana-" "Sus kız saçma sapan konuşma!" "Napayım ya insanın takıldığı biri ya da sevgilisi olmaz mı bunun yok en son yıllar önce var diye biliyordum ki o da kim bilmiyorum sonra o da yok oldu." Gerçekten abimi çözebilen yoktu zaten. "Tamam artık sus başımı ağrıttın," dedim sesli bir nefes vererek. "Napayım canım sıkılıyor burada," dediğinde içim yumuşadı anında ona yanımda olsaydı eğer başını çoktan dizime yaslamış olurdu. Onu anlıyordum da annem ve babannemin elindeydi her ne kadar bana davranıldığı gibi davranmasalarda ona yine de Hevdem'in ruhuda kendisi gibi fazla kırılgandı. "Abim dediki okul bittikten hemen sonra seni yanıma alacağım ama İstanbul gibi bir yerde senden uzak yapamayacağımı biliyorum ben evimden ayrılamam ki abla, bir yanımdan buradan en uzaklara git diyor ama içim el vermiyor..." Sesi ağlamaklı geldiğinde gözlerimi sıkıca yumdum. Konuşmaya başladığım sıra Boran Ağa girdi içeri gerçi çıkalı yarım saat anca olmuştu. "Hevdem güzelim benim ben senden daha çok bağlıydım evime yurduma ama gittiğim her yerde de rahatsız olsam da dayanmasını yaşamasını bildim hem sen okumak için gideceksin. Bir bakmışsın oraya alışmışsın buraya gelmek istemiyorsun." "Off, haklısın. Neyse sen buraya geldiğinde yüzyüze görüşelim Adar'da o kadar geldi ama görüşemiyoruz bir türlü, tamam mı gelir gelmez buluşucağız hemen!" Sesi kendine gelmiş gibi düzeldiğinde rahat bir nefes aldım. "Sen nasıl istersen canım benim, kendine iyi bak olur mu hadi görüşürüz, öptüm." Dediğimde karşılıklı olarak kapatmıştık telefonu. "Nereye gidiyor Hevdem okumak için aklındaki yer çok mu uzak?" Boran Ağa yanıma oturduğunda ellerimle oynadım. "Abim İstanbula temelli olarak gitmeyi planlıyor Hevdem'i de bu seneyi bitirir bitirmez yanına almayı." Bedenini bana çevirerek bakmaya başladı. "Birden bire nerden çıkmış gitmek sorun olmuş evde?" Diye sorduğunda gözlerimi kaçırdım. "Sanırım babam üzerine gidiyor aşiretin başına geç diye o da zaten benim için dayamıyorken artık bir önemi kalmadığına inanıyor olmalı." Kolumu sıvazladı yavaşça. Sabahki olaydan sonra bir kaç saat sinirinden benimle bile konuşmazken sonra bir anda yumuşamıştı ya da dayanamamıştı konuşamamaya ya da trip atmaya mı demeliydim. "Ben onunla konuşayım en iyisi sonra," dediğinde seslice nefes aldı. "Zara salonda bizi bekliyor aslında Gece." "Zara mı niyeki." Oflayarak doğruldu ve saçlarını karıştırdı. "Yav canı sıkılıyormuş da bir oyun oynayalım diye tutturdu durdu, Merih ile Mara da katıldı oyuna bende sana sorayım dedim istemezsen gitmeyiz kalalım burada zaten hiç uğraşamam-" "Olur olur gidelim!" Dedim hızla, kaşları havalandı mahzunca. "Gece-" "Lütfen gidelim ya sıkıntıdan patlayacağım yoksa, Zara çıkardıysa oyunu kesin güzeldir lütfen gidelim hadi." Diye direttiğimde istemeye isteme homurdanarak yataktan kalktı, dakikalar sonra salona girdiğimizde Zara sevinçle alkışlamıştı yerinde. Saat gece yarısına yakın olduğu için Renas çoktan yatırmışlardı Lalezar hanım ve Bertan Ağa da odalarında olduğundan sadece biz vardık. Mara Merih, Zara, ben ve Boran. Güneş'te yüksek ihtimalle odasındaydı. Bir çember halinde bağdaş kurup oturduğumuzda ben yan oturmak zorunda kalmıştım çünkü ayağımı uzatmıştım, Boran ise kolunu karnıma sarıp sırtımı kendine yaslamıştı. "Şimdi anlatıyorum oyun çok basit, doğruluk mu cesaret mi oyunu ama bir tık farklılık var istenilen şeyi ya da sorulan soruyu cevaplamak istemediğimizde ya da istenileni yapmak istemediğimizde bu gördüğünüz içeceği içmek zorunda. Kabul ediyorsanız kurallara uyacağınıza yemin edin aksi takdirde bunun tadı kalmaz. Ve eğer soracak sorular bulamazsanız sizin için bir liste hazırladım ondan da bakabilirsiniz?" Diyen Zara büyük bir ciddiyetle konuşurken bir tane koluna vurmamak için zor durdum. "O bardaktakiler ne öyle?" Diye sorduğumda yanındaki tepsiye baktık, çay bardakları ağzına kadar sarı bir şeyle doluydu, diğerleri bildiğinden yüzünü ekşiltip tuhaf sesler çıkarırken Zara konuştu. "yoğun miktarda limon suyu ve elma sirkesi, kesinlikle zararlı olamamakla birlikte içilmesi cok zor bir şeydir yani insanlar tekila ya da viski tercih eder böyle durumlarda ama bu bizde tabikide yaşam foksiyonlarımız abimiz tarafından kapatılmasın diye tercihimiz değildir, bu arada bardağı bitirmek zorunda olduğunuzu bilin." Dedi sonuna şirin gülümsemesini ekleyerek. "Zara nerde antin kuntin şey varsa orada sen varsın bu ne saçma oyun böyle!" Dedi ters bir ifadeyle Boran. "Abicim istemiyorsan oynama çık oyundan yengem kalsın yeter en az dört kişi olalım," dediğinde Boran anında reddetti. "Karım varsa bende varım." Dedi. "Yeminlerinizi alalım baylar bayanlar." Dediğinde onaylamazca salladım başımı. "Kurallara uyacağımıza yemin ederiz sevgili rahibe Teresa." Diye dalga geçtiğimde elimi tuttu. "Yemininiz kabul edildi Vaftiz yengecim." Dediğinde elimi çektim elinden hızla. "O halde oyun başlasın!" Diyerek cam şişeyi ortamızda hızlıca çevirdi. Ve Mara Merih'e soracaktı. D mi C mi diye sorduğunda Merih D demişti. "Hmm, kimsenin hakkında bilmediği bir şey nedir?" Diye sordu Mara. Merih'in gözleri bana değdiğinde kaçırdi bakışlarını gözleri içeceklere de gitti ancak o konuşmayı seçerek derin bir nefes aldı ve konuştu. "Ben uyurken sürekli ters dönerim yatakta yani başımı yastığa koyarım akşam, sabah kalktığımda ayak kısmında olur başım bu yüzden her akşam ters yatarım sabah düz kalkarım." Dedi dürüstçe. "Ne?! Ciddi misin." Dediğinde Mara gülmeye başladı doğrusu bende güldüm biraz. "Tamam bu iyiydi devam ediyorum." Diyen Zara tekrar çevirdi iki kere bu sefer Zara bana soruyordu. Anında korrkuyla yutkundum bu kız kesin düzgün şeyler sormayacaktı hele de sırıtırken. "Yengecim D mi C mi?" Diye sorduğunda gülerek, Doğruluk demiştim. "O zaman kolay başlayalım en sevdiğin dans türü nedir?" Diye sormuştu. Pek düşünmeme gerek yoktu bu yüzden, "Tango." Demiştim. Şaşırdı, yanındaki Merih'in de kaşları kalktı. "Biliyor musun ki yenge?" Diye sordu Merih. "Evet öğrenmiştim," karnımdaki el sıkılaştı. "Üniversideyken ilk dönem ders verilmişti merakımdan ve sevdiğimden öğrenmiştim iki hafta olmadan çözmüştüm dansı hatta." Merih şaşırsa da taktir etmiş gibi baktı, "maşallah yenge abime de öğrette bir de tango dansınızı izlesin Mardin." Dediğinde Merih sırıtmaya başladı. "Bunların iki öne iki arkaya danslarını bile çoğu ayıplarcasına izledi bir de tango yapsalar herhalde kalpten giderler." İkisi birden gülmeye başladığında gülümsemekle yitindim. Mara'ya kaydı bakışlarım biraz fazla gergin bir hali vardı, tuhaf. "Abimi tango yaparken hayal edemiyorum bütün karizma yerlere düşer mazallah!" Diye dalga geçen Merih'e Zara kaşlarını çatarak cevap verdi. "Ne alaka insanın böyle tutkulu bir dansta niye karizması yerlere düşsün!" "Susun lan artık, devam edin şuna!" Boran Ağa'nın sesiyle ikiside kendine gelip oyuna döndüler. Kulağımın dibinde nefesini hissettiğimde gözlerim büyüdü, "Demek Tango ha, iyimiş acaba hakkında daha neler öğreneceğim..." Diye kısık bir sesle konuştuğunda öksürdüm gıcık olmuşum gibi. Oyuna devam ettiğimizde bu seferde Mara bana soracaktı, niye üst üste bana gelmişti bu ama. Kollarını göğsünde birleştirdi "Daha önce hiç sevgilin oldu mu?" Diye sordu sinsice gülerek. "Bu nasıl soru Mara." Diye uyarır şekilde dürttü Merih onu ancak pekte umrunda olmadı. "Basit bir soru sadece cevaplamak zorunda." Boran'dan ses çıkmazken, "Hayır olmadı!" Diye cevapladım net bir şekilde. Oyun iki el daha Merih Mara ve Zara arasında geçtikten sonra bu sefer ben Mara'ya soracaktım, kendisi Doğruluğu seçmişti sanırım kimse yerinden kalkmaya ya da Cesaretlikle uğraşmak istemiyordu şu an. "Telefonun da en son konuştuğun kişi kim, adını söyler misin?" Dediğimde rengi attı. Korkuyla yutkunsa da belli etmemeye çalıştı ancak nafileydi. Herkes ona dikkatle bakıp beklerken o telefonunu çıkarıp son aradığı kişiyi açmaya başladı, elleri hafif titriyordu, "Pare ablamla konuştum tabiki, olanlardan merak etmiştim." Diyerek telefonu bize çevirdi ancak hiçte dürüst gelmemişti gözüme. Oyuna devam ettiğimizde Boran Ağa Zara'ya soru sormuştu ve epey bir gülmüştük onlara çünkü Boran Ağa sevdiğin kişileri say dediğinde Zara tüm yakışıklı erkek sanatçıları oyuncuları saymaya başlamıştı, haliyle Boran Ağa sinirlenmişti ancak kızamamıştı pek. Şimdi ise Zara abisine Boran Ağa'ya soru soruyordu. Elindeki soruları hazırladığı kağıttan bakmadan bir sayı seçip o sayıdaki soruyu abisine yöneltti hemen, yine hin bir sırıtışla. "Diyelim ki bir adaya düştün ve bir hafta boyunca orada kalmak zorundasın yanına bu odadan kimi alırdın ve onunla bir hafta boyunca ne yapardın?" Diye sorduğunda pes dercesine baktım Zara'ya. "Vallahi yenge internette daha farklıydı ben biraz oynayarak yazdım buraya, ne yapabilirim ki?" Diye mahsumca konuştuğunda onaylamazca bakışlar attım ona. "Bu odada yanıma alacağım kişi tabikide belli o da karım," diyerek beni kendine iyice çekerek yasladı ve başıma dudaklarını bastırdı koklayarak, dudaklarımı ıslatarak geri çekildim çekinircesine. "Hop hop ya olan var olmayan var!" Dedi Merih araya gülerek girdiğinde, ne kadar mutlu görünmeye çalışsa da ne kadar üzgün olduğunu biliyordum onun. Onu seviyordum ve iyi olmasını çok isterdim. "E abi ne yapardın peki bir hafta boyunca?" Diye heyacanla sordu Zara. "Severdim karımı bol bol senden uzakta tabiki napardım!" Dedi tersçe. O kadar dolu dolu severdim demişti ki bana niye masum gelmemişti bilmiyordum. Oyun epey bir aramızda kâh gülerek kâh durularak geçerken. Sonunda tekrar Zara bana soracaktı, kendince bir sayı söylediğinde kağıdı ters çevirip o sayıdaki soruya baktı. "Hah buldum, yengeciğim dövmen var mı varsa nerende?" Diye sorduğunda gözlerim irileşti, Allah kahretsin bu nasıl soruydu o kadar soru arasından bu nasıl denk gelebilirdi! "Dövmelerden nefret ederim!" Dedi Boran Ağa birden, başımı ona çevirdiğimde tek kaşım havalandı. Demek sevmiyordu dövme öyle mi? "Ben severim abartılmadığı sürece güzel bence." Diye düşüncesini belirtti Merih, Zara anında katıldı ona. "Ben sevmem ufak bir tane yapan daima devamını getirir, beni ilgilendirmez tabi insanların zevkleri ama kendi tenine bedenine de böyle eziyetler etmemeli. Oldum olası nefret ederim, sevmem." Diye tekrar onaylamazca konuştuğunda Boran Ağa içime sıkıntı oturdu nedense. Sesli bir soluk çektim içime, "E, yenge hadi cevap ver... Yoksa var mı? Gerçi olsa abim hayatta böyle konuşmazdı." Dedi gülümseyerek Zara. Ancak tepkisiz kalıp tek kelime etmediğimde şüpheyle kısıldı hepsinin gözleri. Sabırla gözlerimi yumduğumda Zara'ya öfkeyle baktım. "Bizim törelerimize göre senin ölüm hakkın gelmiştir!" Dediğimde kaşlarını çattı. "A a yenge niye öyle diyorsun ki?" "Gece?" Diye kısıkça dürtten Boran Ağa'ya bakamadım ve tepsiye uzanıp bardağı aldım, şaşkınlık nidaları dökülürken ağızlarından inanamazca bakakaldılar. İçeceği duraksamadan direkt olarak yutarak içmeye başladım. "Bu ne be böyle!" Diyerek yüzümü ekşittim iyice bardağı tepsiye atarak bıraktığımda. "Hassiktir, ben böyle şansın!" Diye sessizce küfreden Boran Ağa'nın sesi kulaklarıma girdiğinde tüm tüylerim diken diken oldu. "Ben anlamadım şimdi var mı yok mu dövme?" Diye sorunca Mara sinirle döndüm ona. "Cevap vermek istesem bunu içmezdim zaten!" Boran Ağa'ya baktığımda inme inmiş gibiydi, ben nasıl bir belaya düştüm acaba, kim bilir ne düşünüyordu hele birde karşımızdakiler dövmem varsa eminim kocası niye hâlâ görmemiş diye geçiriyor olabilirlerdi içlerinden. "Tamam yeter artık!" Diye araya girdi Boran Ağa benden uzaklaşıp ayağa kalktığında, "siz oyununuza burda devam edin bizde odamız da!" Dediğinde oyuncak bebekmişim gibi kucağına aldı hızla. "Ne," dedim dehşetle. "Olmaz ben oyuna devam etmek istiyorum gitmeyelim odaya lütfen!" Dedim can havliyle. Gözlerini tehlikeli bir şekilde çevirdi bana salonun kapısında dururken. Sertçe yutkundum. "Dedim ya yavrum odamızda oyuna devam edeceğiz korkmana gerek yok biz biraz +18 oynayacağız o kadar." Dediğinde inme inmiş gibi kalakalmıştım. İşim şimdi bitmişti bu ayakla bu adama nasıl direnecektim! ••••••Bölüm Sonu•••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE