"Deq"
"Bırak şu kapıyı!" Diye tısladığında kapının pervazına diğer elimide atarak tutundum. Odaya girmeye hiç niyetim yoktu!
"Asıl sen bırak beni, oyun oynayacağım kızlarla diyorum anlamıyor musun?!" Diye ısrarla direttiğinde kucağında çırpınmalarıma rağmen daha sıkı tutarak bırakmadı.
"Bende sana oyunun en güzelini oynatacağım diyorum lan! Bırak şu kapıyı millet duyacak bak." Diye öfkeli olsa da sesini zorla zaptederek çıkarmıyordu. Ona itiraz ederken içeri girmeye çalışıyor bense kendi selametim için diretiyordum; aslında ikimizin de selameti için Allah'ın cezası basit bir dövmeyi sorgulamaya kalkarsa biterdim. Çünkü en az benim kadar inat biriydi hele de nasıl merakla tutuştuğunu hissediyorken.
"Ulan kadın! Bırak şu kapıyı!"
Bu sefer daha güçlü şekilde içeri adımladığında kapıdan kayan parmaklarımla bir anda hızımızı ayarlayamadan savrulmuş olduk odaya. "Düşüyorduk amına koyayım!" Diye küfrettiğinde omzuna vurdum. "Küfür etme!"
Homurdanarak yatağa bıraktı beni, elini saçlarına geçirip gergince karıştırdı.
"Senin dövmen mi var?" Diye sordu ateş gibi kehribarlarını bana dikerken. Ellerimi yatağa yaslayarak geriledim hafif, o ayakta yatağın ucundaydı ancak gözlerindeki ateş neden olduğu belirsiz şekilde ortadaydı.
"Dövmem mi var benim?" Diye sordum bilmemezliğe vurarak.
"Yok mu!"
"Var mı?" Diye konuştuğumda, "Gece!" Diye yükseldi uyarır şekilde. Yerime sindim yavaşça, sesli bir soluk verdim.
"Bak yavrum, insan gibi soruyorum dövmen var mı yok mu? Deli etme beni." Dediğinde göz devirdim, "sanki deli değilsin de-"
"Gece!" Dedi öfkeyle hırlayarak adeta. Bir şey mi oldu dercesine ellerimi kaldırdım, gözlerini sabırla yumdu kısa bir süre.
Boran Ağa, gözleri deli gibi üstümde gezinmeye başladığında aklından bin bir türlü düşünceler geçiyordu. Kim bilir nelerdi. "Yok olamaz, olsa bilirdim." Diye kendi kendine söylendi, çenesini sıvazlayarak beni süzmeye başladığında battaniyenin altına girmek istiyordum. Üstümde yatacağım diye odadan çıkmadan önce giydiğim pijamalı gecelik takımım vardı onunda üstünde uzun tek ipli yün hırka. Hırkayı çözerek çıkardım üstümden sıcak basmıştı birden.
"Nerden bileceksin ki kapat bu konuyu!" Dedim. Fazlası zarardı.
Yok ya der gibi baktı bana, "Benim karımın dövmesi var ve ben bunu bilmiyorum daha yeni öğreniyorum? Şaka mı bu?" Hayretler içersinde kalmış gibiydi ama daha çok yerinde duramaz gibi.
"Şaka değil!" Dedim burnumu havaya dikercesine. "Nefret ettiğin dövmenin peşine bu kadar düşmen saçma. Ayrıca nerden görüp bilebilirsin ki olup olmadığını?!" Dediklerimle gözlerini kıstı, ellerini yatağa dayayarak yatağa çıktığında hızla gerileyip yatak başlığına dayadım sırtımı ve sağlam ayağımı, dizimi kendime doğru çektim.
"Dövmeleri sevmem zaten... Ama bu seninkini beğenmeyeceğim anlamına gelmiyor." Yatakta emekleyerek üzerime gelmeye başladı. "Sonuçta bu lanet dövme senin tenine işlenmiş ve eminim sende onu bana gösterme şerefine nail olacaksın." Üzerime hafif eğildi hevesle gözlerime bakarken.
Dediklerine karşın tek kaşımı kaldırdım, elimi göğsüne yerleştirerek daha fazla yaklaşmasına izin vermedim, bu kadarı iyiydi.
"Bu nazik teklifini reddediyor ve bu şerefe nail olmak istemiyorum." Dediğimde yüzü asıldı ancak pes etmeye niyeti yoktu. Göğsündeki elimi tutarak kendine yükseltti ve parmaklarıma gözlerime baka baka öpücük bıraktı, her birini öptü parmaklarımın. Ağırca yutkundum.
"Bak... Biliyorum çekiniyorsun ama bilmelisin ki bu adam senin için deliriyor ve tenindeki bu dövmeyi görmek istiyor." Elimi bırakıp dizleri üstünde oturdu, zülüflerimi tutarak okşadı ucuna kadar ardından usulca kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Söz veriyorum sadece bakacağım o kadar."
Dudaklarımı ıslattım stresle ve sırtımı tahta başlığa daha da yasladım. Başımı çevirerek gözlerinin hapsinden kurtuldum, "Göstermeyeceğim, boşuna diretme." Dedim net bir şekilde. Sert bir nefes bıraktığında yanağıma değdi nefesi hafifçe tıpkı bir rüzgar gibi.
"Tamam," derken bile zorlandığını sertçe yutkunduğunu duydum. "Rahat ol ama en azından nerende olduğunu söylesen ve biraz olsun merakımı gidersen nasıl olur?" Dediğiyle alt dudağımı dişledim. Ben bu adama nasıl derdim neremde olduğunu bu onu daha da kudurturdu.
"Onu da söyleyemem," dedim sızlanarak.
"Ulan... Bak yavrum dokunmayacağım diyorum yok, göster diyorum yok, yerini söyle diyorum yok! Hiç mi acıman yok bana?!" Sitem ediyordu, belki hakkıda vardı ama bunu yapamazdım.
Başımı ona çevirdim derin bir nefesle, "lütfen bak sana basit bir dövme diyorum büyütülecek hiçbir şeyi yok yemin ederim. Allah kahretsin zaten niye yalan söylemediysem oyunda!"
Dişlerini sıktı çenesi kasıldı, gözleri bedenime indi, "basit olması umrumda bile değil..." Elini bir anda tam göğüs çatalımın başlagıcına koydu tişörtlü olmam bir şeyi değiştirmiyordu çünkü inceydi ve bedenimi elinde neredeyse tamamen hissettiğine emindim. Göğüslerimin üstüne değil üzerinde hayali bir çizgi çizdi, "Tam burandan yukarısını tamamen gördüm ve pürüzsüz teninde benlerin dışında en ufak bir leken yok kesinlikle." Tutulmuş gibi kıpırdayamadım.
Yakıcı bakışlarından kopamazken iri eli yavaşça aşağı dizlerimin üstüne koyarak bacağımı kavradı, hafifçe okşadı, "ve tam da buradan aşağısını bacaklarını gördüm. Kollarını; karnının yarısını, sırtının tamamını her bir karışını detaylıca gördüm ve buralarında olmadığını biliyorum. Şimdi söyle görmediğim bölgelerini hangi piçin zaman israflı döl parçasına yaptırdın!" Ateş gibi yanan hareleri birden bire alev aldı kızgınlıkla.
Korkuyla titreyen çenemi zaptettim, "ben susma hakkımı kullanmak istiyorum." Dediğimde çenesini sıktı, "Gece!" Diye uyardı.
Sıkıntıyla nefeslendiğim sıra az önceki dediklerini henüz yeni kavrayabilmiştim, "bir dakikaya... Sen beni dediğin gibi o kadar açık görmedin hiç bir zaman." Aydınlanmam ile o da duraksadı üstelik yutkundu. "Hani o gün otelde bana bakmadan değiştirdiğini söylemiştin! Yalan söyledin, baktın demi bana!" Sinirlenmeye başlamıştım.
Kaşlarını hızla çattığında geri çekildi, "saçma sapan konuşma, bakmadım dediysem bakmadım ben sana, hiçbir zaman mecbur kalmazsam yalan söylemem! İnşallah da öyle bir duruma düşmem." Dediğinde rahat bir nefes aldım.
"O zaman nasıl bu kadar emin şekilde konuşabiliyorsun?" Diye direttim.
"Bak, dediğim gibi sana yalan söylemeyi sevmem ve şimdiye kadar söylemedim de. Cevap veremeyeceğim bir şey olduğunda geçiştiririm çok çok, bu mevzuya gelecek olursakta..." dediğinde çekindiği açıkça korktuğu belliydi, neydi bu kadar anlatmaktan korktuğu. "Seni bir boy havlusuyla gördüğüm için bu kadar emin konuşuyorum, üstelik giydiğin kıyafetlerde yeterince açıklıyor nerende dövme olup olmadığını."
"Ne boy havlusu be? Ben senin karşına hiçbir zaman o şekilde çıkmadım!" Korkmaya başlamıştım artık, ben bu adam yüzünden habire yatarken pijamalarımı giyiyordum günlük hayatta bile olabildiğince kapalıyken nasıl bir havluyla görebildiğini söyleyebilirdi.
Anlatmakta kararsız kaldığını anladığımda uzanarak kolundan dürttüm onu, "konuş hemen lütfen nasıl gördün beni?" Derin bir nefes alıp göğsünü şişirdiğinde gözlerimin içine baktı.
"Benim seni bir yetişkin olarak gördüğüm ilk yer o sokak arası değildi!" Diye tek seferde konuştuğunda kaşlarım havalandı, beni daha öncesinde mi görmüştü? "Ben seni aslında ilk bir hamamda gördüm... Kiraz denen kızın hamamında," hızla konuşacağım an parmağını dudaklarıma bastırarak susturdu. "Ben tamamen anlatana kadar konuşma nolur yavrum!" Dediğinde diyeceklerimi yuttum.
"Biliyorum saçma geliyor ama gerçek bu, ben yanlışlıkla anamları hamama bıraktıktan sonra arkalarından girmek zorunda kaldım ama yaptığım hata onların girdiği yerden girmek oldu orası direkt olarak sizin olduğunuz yere hamama açılıyordu, seni üst kattan görmüştüm... Dans ediyordun, etrafındakileri umursamayıp kendini müziğe bırakmıştın bende öylece büyüne kapılıp izlemiştim seni. Normalde asla ilgimi çekmeyecek bir şeydi ama nasıl oldu anlamadım, kendime geldiğimde dışarı zor atmıştım kendimi. Özür dilerim ama seni gördüğüm için hiç pişman değilim, yine olsa seni göreceğimi bilsem yine girerdim o hamama."
Ağzım konuşmak için aralandı kapandı ne diyeceğimi bilemez şekilde kalmıştım, bu duyduklarım neydi böyle. Beni o halde görmüş izlemişti ve pişman değilim diyordu üstelik?
"Sapık mısın sen be! Nasıl izlersin nasıl böyle bir şey yaparsın üstelik... Üstelik sevmesen bile evliydin? Bunu ilerde bana da mı yapacaksın yani ve sonra istemeden oldu mu diyeceksin?!"
Dediklerim büyük bir sarsıntıya uğrattı onu, boynunu gergince kütletti, "bunca zamandır sana zerre kadar güven verememişsem bu benim suçum zaten!" Diye salt öfkeyle tısladığında onaylamaz bakışlar atarak tam gerileyerek gidecekti hızla uzanarak tuttum kazağınım yakasını. "Napıyorsun sen! Bırak şunu!" Diyerek elimi uzaklaştırmaya çalıştı ancak bırakmadım.
"Bir yere gidemezsin konuşacağız öyle sinirlenip kaçamazsın sürekli!" Diyerek kazağını daha sıkı tutarak çekmeye çalıştım.
"Canını yakmak istemediğim için gidiyorum, çünkü karım herkese anlayışlı ve perspektif ama bana gelince zalimden farksız!" Öfkeyle bağırırken gözleri doldu ancak bunu sinirli bir ifadeyle kaçırarak gizlemeye çalıştı. İçim sıkıldı bu duruma, kazağını daha sıkı tuttum. "Canımı yakmaktan korkma bende senin canını yakarım." Dedim. Kehribarları bana döndü.
"Konuşacağız lütfen gitme." Başını salladığında yakasını bıraktım usulca.
"Tamam konuşalım, ben seninle tanıştığımdan beri sana her zaman dürüst oldum hiç kimseye olmadığım kadar, sen ne zaman senin yanındayken ya da değilken bir yanlış yaptığımı gördün duydun tüm sorun o kadın mı yani ben onu bile sana dürüştçe anlattım! Sen yokken bile bir yanlış yapmadım ben, hakkımda hiç yanlış bir şey duydun mu Gece, ben sana demedim mi hiç kız arkadaşım bile olmadı diye bize sadık kaldım tek hatam ve yanlışım onunla evlendikten sonra seninle evlenmeyeceğimi zannetmemdi ki ondan bile nasıl köpek gibi pişman olduğumu çok iyi biliyorsun!.. Ben hayatım boyunca yakın arkadaşlarım dışında kadınlarla mesafeli olan biriydim ki hâlâ öyle..." Ne kadar konuşmak istesemde konuşmaya devam ederek susturuyordu beni.
Gözleri deli gibi bakarken,
"Haklısın tamam o varken sana geldiğimi zannediyorsun ama sorun şu ki o hiçbir zaman olmadı! Yanlışlıkla oldu dedim zaten birden bire seni gördüm ve kendime geldiğim gibi çıktım oradan başka kimseye bakmadan günlerce seni Kiraz zannederek başkasının karısına baktım diye yiyip bitirdim kendimi öfkelendim kızdım, en çokta o kızdan deli gibi etkilendiğim için... Hayatım boyunca kimseyi sevmedim aşık olmadım sadece sana karşı bu kadar çok doldum gerçekten sana yanlış yapacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun ben herkese yaparım sana yapmam asla!"
"Özür dilerim tamam," diyebildim sadece onca dediğine karşın. "Sadece kabullenemedim o şekilde görünmeye ve-"
"Gece önceden desen bu dediklerini anlardım ama şimdi söylemem aramızda o kadar şey yaşadıktan sonra hâlâ daha bana bu kadarcık bile güvenin olmaması zoruma gidiyor." Gözlerimi kaçırdım. "Sana dedim Boran Ağa ben kendime bile güvenmeyen birisiyim diye ve sana güveniyorum sadece bir an için öfkelendiğim için sorgulamaya kalktım yinede buna hakkım olduğunu biliyorum sen şu durumumuzun farkında mısın? Ben sana güvendiğim için bu konulara girmiyorum sonunda mutlu olacağıma inandığım için." Bakışları tahammülsüzce kapanmıştı anlamadığım şekilde.
"Bo-ran! Boran diyeceksin Boran." Diye konuştuğunda dediğimi hatırladım ve dilimi ısırdım. "Ağız alışkanlığı?"
"Olmasın ağız alışkanlığı," dedi tersçe, "peki Boran Ağam." Dediğimde dehşetle kıstı gözlerini. "Gece!.." diye uyardığında sırtımı yatak başlığına yasladım. "Efendim Boran Ağa?" Dediğimde hızla üzerime gelerek yakınlaştı bana.
"Bilerek yapıyorsun demi?" Diye sorduğunda başımı salladım masumca, "evet canım istiyor çünkü." Bakışları yumuşadı ve dudaklarıma düştü, "senin canını yerim ben." Dediğinde diyecek kelime bulamayarak öylece susup kalmıştım. Hoşuma gitmişti.
"Boran," dedim yavaşça. "Söylesene başka kim gördü beni o gün hamamda çünkü ben annenleri görmemiştim."
"Annem Zara ve Güneş muhtemelen görmuşlerdir seni." Gözlerim şokla irileşti.
"Allah kahretsin, nasıl rezillik bu Zara şimdiye kadar nasıl susabildi peki ya Lalezar hanım? Resmen aptal gibi oynadım ve o kadın bunu biliyor!"
Yanağımı okşadı, "öyle deme Gece ne kadar iyi oynadığını tahmin bile edemezsin-"
"Boran!" Diye öfkeyle susturduğumda, "söyle ömrüm." Diyerek cevap verdi. Yumuşayacak olsamda tuttum kendimi.
"Ben seninle o zamanlar kavga ederken senin beni çıplak görmen dehşet verici," diye kendi kendime söylendiğinde yüzümü buruşturdum.
"Tamamen çıplak değildin," dediğinde bakışlarımla sustu.
"Bir şey daha var madem bunu öğrendin şunu da söyleyeyim, o hamam Kiraz denen kızın hamamı olduğu için sen zannettim ya ben hani bu yüzden öfkelenmiştim ve seni bir daha görürsem yüzüne bile bakmam diye yemin etmiştim... Sen şirkete benimle konuşmaya geldiğinde seni hâlâ Kiraz zannettiğim için kovmuştum oradan, Merih gelip yengem diyene kadar da senin Kiraz olduğunu zannediyordum."
Artık diyecek kelime bulamıyordum, adamın beni ilk görüşü hamamda dans ederkendi, ve kim bilir neler düşünmüştü etkilendiğini dile getiriyordu gerçi onu bir yandan boğmak istiyor bir andanda bunu yapamayacağımı biliyordum, yani yanlışlıkla olduğunu dile getirdiği için inanıyordum ona ama pişman değilim diyordu, seni göreceğimi bilsem yine girerdim diyordu. Yanlışıyla doğrusuyla çok karışık bir ilişki içindeydik ve tek temennim ona olan inancımdı, her şey güzel olacak diyordu... Eğer olmazda inancımı sarsacak bir şey yaparsa sedece tek bildiğim ona karşı eskisinden beter bir hâle bürüneceğimdi.
Dedikleri hakkında bir kaç soru sormuş cevaplarımı almıştım. "İyi, artık uyusak mı saat yeterince geç oldu?" Diyerek ayaklarımı battaniyenin altına sokacakken bileğimi tutarak durdurdu beni.
"Sen kadar zekisin yavrum böyle, aklın sıra dövme konusunu unutturacağını mı sandın bende onu unutacak göz var mı?" Diye sorduğunda sarı harelerine gözlerimi kısarak baktım.
"Yok mu?" Diye sordum.
Kaşlarını kaldırarak, "yok." Dedi.
"Tüh ya! Ama artık kapansın bu konu boku çıktı iyice." Dediğimde dudaklarıma parmaklarının ucuyla vurdu, irkilerek baktım ona. "Terbiyeli konuş!" Diye uyardı.
Dudaklarımı yaladım gözlerine bakarak, "bana bak bir küfür ederim aklın şaşar burada içimdeki cazgır kadını çıkartırma bana!" Diye diklendim.
Üstten bakışlar attı halime, "ben o kadını zaptetmesini bilirim sen çıkar merak etme." Dediğinde yüzümü ekşittim.
"Gece'm benim hadi yavrum söyle bana nerde bu dövme bak uyutmam boşuna uğraşma," diye sabırla tek tek bastırdı kelimelerine.
Bende onun gibi konuştum. "Bak Boran'cım," dediğim an kasıldı. "Ben bir şeyde diretiyorsam muhakkak bir nedeni vardır, şimdi söylemediğim hâlde bu kadar meraklı ve sabırsızsan söyledikten sonra daha beter bir hâl alacaksın niye anlamıyorsun gel bırak bu işin peşini yemin ederim senin için en iyisi bu." Şimdi çok daha meraklı ve sabırsız görüyordu işte. Hay ben böyle işin-
"Yahu kadın sen söyle bırak sonrasını ben düşüneyim," dediğinde. "Öyle mi!" Dedim sinirle.
"Evet."
"İyi o zaman sen istedin dövmem neremde biliyon mu?" Diye konuştuğumda dikleşti karşımda. "Tam da göğüslerimin arasında!" Dedim parmağımla göğüslerimi göstererek.
Gözlerinde bir şeylerin koptuğunu farkettim, kehribarları bir göğüslerime indi bir bana çıktı ve dehşet içinde kalmış gibi tekrarladı bunu. "Hassiktir!.." diye tısladı.
"Memelerinin arasında," dedi nefesi kesiliyormuşcasına. "Memelerinin arasına yaptırdın dövmeyi!" Afallayarak baktım ona.
Yataktan gerileyerek kalktı ve odada hızla volta atmaya başladı. "Sikerler böyle işi amına koyim sikerler!" Ellerini saçlarına geçirerek.
"Boran," diye seslendim kısıkça, hâli pek iyi görünmüyordu. Sonra bir anda durarak gözlerini yataktaki bana çevirdi. Deli gibi bakıyordu. Yatağa çıkıp emekleyerek üzerime geldiğinde yatak başlığına yaslanarak küçüldüm adeta. "Bana yalan söyle Gece! Ne dersen de inanacağım yeter ki sen söyle buna şu an ihtiyacım var." Diye fısıldadı ihtiyaçla kulağıma doğru.
"Anlamıyorum niye ki, hem biraz sakin mi olsan çok sık nefesler alıyorsun." Dedim yüzüne bakamazken. "Niye mi? Gece... Ah Gece ah! Ben senin göğüs çatalını kadınlar bile görmesin derken sen elin ibnesine puştuna dövme yaptırmışsın hem de memelerinin arasına!"
"Göğüs der misin şunlara!" Diye çıkıştım sızlanarak. "Memelerin..." Diye karşılık verdiğinde dişlerimi sıktım. Ellerimi göğüsüne yerleştirerek mesafeyi açmak istediğimde geri çekildi biraz.
"Yüzüme bak," dediğinde karşılık vermedim. Çenemi tuttu, "Yüzüme bak bebeğim hadi." Dediğinde derin bir nefes aldım.
"Sana kızdığımı zannetme sakın, öfkem dayanamadığımdan sana kızmıyoruma ama bu o adamı gebertmek istemediğim anlamına gelmiyor! Benim dokunamadığıma bakmış piçin evladı!" Öfkeli konuşmasına bir şey diyemedim buz mavisi gözlerimi yavaşça ona kaldırdım deli gibi ihtiyaçla yanan gözlerine karşılık verdim.
"Sana yalan söyleyemem," dedim yavaşça. "Dövmemi zaten bir erkek yapmadı yapsa da sana olmuş bir şey için hesap vermezdim." An be an rahatladı omuzları indi. "On sekizime henüz girmediğim zaman yaptırmıştım babaannemin yanında... Ve buna dövme demekte doğru olmaz benim bedenimdeki deq'tir genel olarak herkeste olduğu gibi."
Gözlerini kapatıp rahat bir nefes aldığında ne kadar rahatladığı yüzünden belliydi. Yanaklarımı avuçlayarak alnıma öpücük bıraktı, "her geçen gün daha ne kadar hayran kalacağım sana bilmiyorum ama lanet olsun ki gerçektende anlatman berbat oldu keşke diretmeseydim."
"Ben sana demiştim şimdi ne halin varsa gör!" Dedim tersçe.
Ağırca beni süzmeye başladığında gözlerini kıstı ben ise utançla yanmaya başlamıştım, sanki tişortün üstünden görebilecekmiş gibi dikkatle odaklanmıştı arsız herif. "Memelerin..." Dediğinde duraksayarak baktım ona, gözleri hâlâ göğüslerimdeydi, "meme değil göğüs diyeceksin!" Diye çıkıştım sinirle parmağımı sallayarak. Ona doğru salladığım parmağımı tutarak indirdi, dizleri üstünde bana doğru gelip yine dibimde bitti.
Üzerime eğildiğinde yatak baslığıyla birleştim neredeyse, "karımın memeleri fazla iri ve dolgun nasıl yaptırabildin?" Diye dalgınca sorduğunda yüzümü sıvazladım sakince. "Yaptırdığımda bu kadar büyük değillerdi- ne diyorum ben ya!" Sinirle söylendiğimde kısık gülüşünü duydum.
"Doğru daha on sekizine girmeden yaptırmıştın değil mi? Acaba nasıl oluyorda en ufak bir acıda ağlayan narin tatlı canlı karım deq yaptıracak kadar acılı bir işe sesini çıkarmamış merak ettim." Elinin tersiyle boynumu okşayıp tişörtün açıkta bıraktığı köprücük kemiğine kadar ilerleyip durdu eli boynumda, tüm tüylerim diken diken olmuştu.
"Canım acıdı tabiki ama tek başıma olunca birde heves edince mecbur sustum sonuçta kadın başlamıştı." Diye açıklama yaptım kısıktan bir sesle. Dışarıda hava zifiri karanlığa gömülmüştü çiftlikteki herkes uyumuştu ama biz hâlâ ayakta neler konuşuyorduk.
"Gece'm," dediğinde ihtiyaçla yüzüme eğildi. "Sana yemin ederim dokunmam bile, sadece bir kere görmeme izin ver nolur." Diye yalvardı adeta.
"Yapamam... Boran lütfen." Dediğinde sıcak nefesini yüzüme üflercesine bırakıp uzaklaştı, yüzünü sıvazladı sertçe kendine gelmek için. Nasıl yapabilirdim ki göstermem için göğüslerimi komple açmam gerekirdi ve o kadar ileri asla gidemezdim şu an.
"Ama istersen nasıl bir şey olduğunu senin üzerinde gösterebilirim!" Dediğimde anlamayarak baktı suratıma. Aslında bunu da yapmayacaktım ama bana ayağım bu haldeyken bu kadar iyi bakması karşılığında ufak bir bonus diyebilirdik.
"Nasıl yani?" Dediğinde dudaklarımı ıslattım. "Bana bir kalem getir sen rahat çizim yapabileceğim ben halledeceğim." Dediğimde anlamasa da dediğimi yapıp aynalı dolabın çekmecelerini karıştırıp kalemliğimi ve orta boy resim defterini getirip kucağıma bırakmıştı. "Defteri niye getirdin?"
"Nereye çizmeyi düşünüyordun yavrum?"
"Senin üzerine tabiki de! Dedim ya az önce." Hayretle baktı bana. Bu adamın balataları komple yanmıştı sanırım.
Defterimi yatağın köşesine bıraktım ve ayağıma dikkat ederek ona döndüm, "yasla sırtını yatağa," dediğimi yapıp yatak başlığına yasladı sırtını. "Üzerindeki kazağı da çıkarır mısın?" Dediğimde zorlukla, ona bakmıyor kalemlerimi karıştırıyordum.
"Sen ne dediğinin farkında mısın soyunayım mı yani?" Dediğinde sabırla kapattım gözlerimi, bilerek yapıyordu.
"Sadece kazağı çıkar, yoksa vazgeçerim bak." Diye tehdit ettiğimde hemen homurdanmaya başlamıştı.
Yumuşak uçlu siyah bir kalem seçip aldım kendime, kalemliğimi kapatarak resim defterimin üstüne attığımda Boran'a döndüm tam o sırada kazağını ense kısmından tutarak başından çekerek çıkarıp yer attı.
Allah benim belamı versin ki ben niye böyle bir şey istemiştim.
Sert göğüşleri ve tam ona göre göğüs uçları vardı, geniş çıplak omuzları kalıplı bedenine tam uyuyordu, bakışlarım göğüslerinde kol gezdiğinde çok olmayacak şekilde sarımsı göğüs kılları vardı dahası göbeği yoktu baklavaları da yoktu ama sert bir karnı vardı en azından gördüğüm kadarıyla. Kendini şöyle bir sıksa pantolonun düşüklüğünden adonis kasları ortaya çıkabilirdi. Gerçekten geniş gövdeli ve esmer teni fazla yakıcı yani iyi görünüyordu.
"Hay maşallah ben sana böyle baksam anında sapık olurum," dediğinde irkilerek gözlerine baktım. "Ne?" Dedim anlamayarak.
Alt dudağını dişledi sırıtmamak için ancak bunu zaptedemiyordu, "diyorum ki dokunmak ister misin?"
"Ne münasebet!" Dedim tersçe.
Kaşları havalandı, "öyle bir bakıyordun ki neredeyse ırzıma geçeceksin sandım." Kuruyan boğazımı sertçe ıslattım. Yapmacık olduğu belli olacak şekilde gülümsedim. "Sadece nerene çizsem diye düşünüyordum o kadar." Desemde inanmadığını belirtircesine kafa salladı.
"Neyse bir an önce çizeyimde bitsin bari."
"Nereme çizeceksin peki düşündün mü?"
"Göğüslerinin arasına," dediğimde sertçe yutkundu. Sonra beni birden kucaklayarak kucağına çekti, ona şokla bakarken daha da çekerek düzeltti beni. "Uzaktan çizemeyeceğine göre kucağım en iyisiydi."
"Kesin öyledir." Diye mırıldandım. Ellerimi çıplak göğüslerinden çekerek omuzlarına yerleştirirken bacağında oturuşumu düzelttim ancak kalbim deli gibi atıyordu belli etmemeye çalışıyordum ama nefeslerim hızlanmış elim ayağım boşalmıştı. Bacaklarını aralamıştı, birini uzatmış diğer dizini kendine çekmişti. Demir takılı ayağımı kırdığı dizinin altından geçirerek uzatmamı sağlamıştı ve diğer ayağımı onun gibi kendime çekmiştim. Kucağında yan bir şekilde tek bacağında oturuyordum.
Bu arada bacakları da sertti.
Karnı oturuşundan katlanmıştı hafif ve çok hafif karın kasları belli oluyordu sanki ancak gözüm sürekli karnının sol tarafındaki çiziğe kayıyordu, kabarmış bir kısa çizik, izdi bu. Acaba bıçaklanmış mıydı? Bu düşünce tüylerimi ürpertti, onun bıcaklanışını hayal etmek hiç iyi hissettirmemişti.
Boran tek eliyle yanağımı kavrayıp kendine çevirdiğinde o ize baktığımı farketmiş ve bundan dolayı huzursuz görünüyordu. "Hadi başla şu şeyi çizmeye." Diye sabırsızca konuştuğunda tamam dedim.
"Biraz kaysana yatakta böyle rahat çizemem..." Dediğimde tek kelime etmeden yatakta kaydı ve hafif yatar pozisyona geçti ama tamamen uzanmadı hâlâ ensesinden itibaren yatak başlığına dayanıyordu. Kolunun birini başının altına geçirip diğer kolunu uzatıp belime koydu. Ben ise derin bir nefes aldım ve göğsüne doğru döndürdüm bedenimi koluna tutunarak.
Bakışları dikkatle üstümdeyken zor olsa da yapmaya niyetliydim. İşaret parmağımı iki meme ucu çizgisinin tam ortasına bastırdım, kasılan bedenin altındaki kalbi anında belli ediyordu ve bu hoşuma gidiyordu. "Tam buramda başlıyor deq'im." Dedim ve parmağımı bir çizgi gibi ilerleterek göğüs kafesinin bitimindeki noktaya bastırdım. "Ve tam bu noktada bitiyor. Düz bir çizgi gibi birden fazla deq sembolünden oluşuyor... Her birinin anlamı çok güzel ve değerli benim için."
Beni dikkatle izlerken tek kelime etmeden bekledi. Kalemin kapağını çıkarıp arkasına taktım. Yine iki meme ucunun ortasındaki noktaya ilerledim ve tam o noktaya önce iki nokta alt alta bıraktım sonra benimkiyle aynı büyüklükte bir yıldız çizdim. "Her sembolün bir anlamı vardır ancak çoğu zaman her anlamı sahibi yükler. Bilirsin deq kültürümüzde çok eskiden gelen bir gelenektir şimdilerde insanlar pek yapmasalarda yaşlılarımızda genel olarak var. En başta başlangıcı ufak sekiz ışınlı bir yıldız yapıyor. Benim için onun anlamı; hayatıma daima parlaklık getirmesi her karanlığın içinde tek başına parlayarak yönümü göstermesi."
Saçımı geriye atarak kulağımın arkasına sıkıştırdım iki taraftan ve koluna tutunarak üstüne eğildim tekrar, bu sefer ise Güneş ve ay'ı bir arada çizdim, bu isim hayatımda iyi bir yere sahip olmasa da bedenimdeki sembolden nefret edecek değildim. "Şimdi bu Güneş ve Ay ikilisi yıldızla birlikte aynı anlamı taşır; evrensel bereket, iyi şans ve zaferi işaret eder. Sonra ise bir Rebap sembolü var altında o da; hayatın neşeli, keyifli geçmesi için kullanılan bir Mezopotamya simgesidir. Onun altında ise bir Taç sembolü var o da; liderlik, asalet, dürüstlüğün simgesidir. Onun altında ise bir başak var; bereket, şans uyum sağlamlık hemen altında ise bir akrep sembolü o ise en sevdiğimdir; güç, gizem, şifa'yı simgeler." Dediğimde altı sembolüde birbiriyle uyumlu şekilde göğüsünün altında düz bir doğru halinde çizmiştim son olarak ilkte yaptığım gibi iki nokta alt alta yaparak bitirmiştim deq'i.

(Normalde en altında akrep sembolü olacaktı ama bulamadım öyle bir tane o yüzden bunu göğsünün arasında aşağıya doğru hayal edin ;) )
Kalemi kapatarak yaptığıma baktığımda gülümsedim tam istediğim gibi olmuştu. "Nasıl olduğunu görmek ister misin?" Diye sorduğumda gözlerindeki yoğun bakışlarla onayladı beni. Uzanarak yastığımın altındaki telefonu alıp resmini çekip gösterdim ona.
"Bedeninde senin için bu kadar anlamlı olan deq'i kendi gözlerimle göreceğim güne kadar beklemek zor olsa da şimdilik bu yaptığınla yetinmek zorundayım." Ona cevap vermedim, veremedim onu göreceği zamana kadar bekleyebilirdi. "İtiraf etmem gerekirse hayal edince bunu o ikisinin arasında... Harbiden çok ateşli bir görüntüye sahiptir." Karnım kasıldı dedikleriyle, gözlerimi hızla kaçırarak telefonumu kendi tarafıma attım yatakta.
Belime baskı uygulayarak doğrulduğunda sarsıldığım için koluna tutundum stresle. Nefesi yanağıma değmeye başladığında gözlerimi kapamamak için zor durdum gözlerim karnındaki ize düşünce tekrar birden bire dokundum kabarık izine. Karnı içe göçtü dokunuşumla.
"Bu nasıl oldu?" Diye sordum aslında ondan kaçmak için sormuştum.
"Boşversen olmaz mı?" Diye kısıktan konuşunca başımı iki yana salladım. "Merak ettim anlat lütfen bıçaklandın mı, ne yarası bu?" Diye direttigimde sıkı bir soluk aldı göğsü şişti.
"Gece'm basit yara izi boş versene," dediğinde iyice meraklandım bu kadar kaçınacak ne vardı bunda. "Hadi ama ne var sanki anlatsan lütfen diyorum ya."
Sıkıntıyla nefesini bıraktı, belimi tamamen kavrayarak beni kendine çektiğinde saçlarımı omuzlarımdan geriye attı dikkatle. "Şimdi anlatsam inanır mısın diye tereddüt ediyorum açıkçası ama bu sana kalmış artık." Devam edecektiki duraksadı kısa bir süre. "Dedem seni kaçırıp zarar vermişti ya hani yavrum, o zaman ben senin o haline... dayanamayınca içime oturmuştu işte yaptığım hiçbir şey yeterli gelmiyordu bende kalkıp böyle bir yara açtım bıçakla," dudaklarım bir parça açılmışken inanamazca bakıyordum ona.
"Yarayı pansuman etmeyip açık gezdim bir süre sonra işte öyle böyle sardım hani o lanet uçurumdan sonra hastanede karnımın ağrıdığını farkedip Yasmin'e söylemiştin ya hani ilgilenin diye aslında o yaramın uçurumda sürüklenince açılmasından olmuştu tabi ekstra da diğer bölgeleriminde morarması vardı."
Ona tuhafça baktığımda yarasına tekrar gözüm düştü hangi insan kendine bile bile yara açabilir bıçakla kesebilirdi. "Ruh hastası," dedim yüzümü ekşiterek.
"Zerre miskal akıl yok sende Boran Ağa! Bunu yapınca başın göğemi erdi ruh hastası manyak!" Diye yüzüne bağırdığımda omzuma vurdum üst üste öfkeyle. Kucağından inmek için hareket ettiğimde belimi sıkıca kavrayarak bir anda yatağa yatırıp üstüme çıktı.
"Kızma bana yavrum, sadece sana ne kadar deli olan bir adam olduğumu öğrenmiş oldun basit bir kaç yaranın senin yaşadıklarının yanında lafı bile olmaz üstelik şimdi bile ayağının kırılması yüzünden kendime zarar vermek istiyorken kendine daha çok dikkat etmen gerektiğini bilmelisin." Ciddi konuşmasını ağzım açık dinledim.