46. Bölüm Part:2

3823 Kelimeler
"Bu dalga geçilecek bir konu değil böyle bir şeyi yapmayacaksın!" Diye bağırdım, gözleri karardı öfkeyle. "Dalga geçen kim!" Diye tısladı, "her şey gerçek sen acaba bu adam beni aldatır mı diye düşünürken bu adam senin için ölmeyi canlı canlı göze almış biri. Benimle baş etmek hiç kolay değil Gece, ama bunu da yapabilecek beni zaptedebilecek tek kişi de sensin biliyorum." Dudaklarını yavaşça dudağımın ucuna sürttü. Bir bacağı bacaklarımın arasındaydı. "Biz normal bir çift değiliz belkide alışılmışın dışındayız ama kimin sikinde! Neden bu ruh hastası kocana sahip çıkmıyorsun?!" Diye hırladığında dudaklarını dudaklarımın üstüne getirip kıpırdatmadan durdurdu. Ne konuşabiliyordum ne de kıpırdayabiliyordum. Göğsüm hızla inip kalkarken elimi çıplak omzunda ensesine doğru kaydırdım, dudaklarının arasından bir tutam nefes sızdı dudaklarımın arasına. Tam şu anda neden arka planda Shakira'nın La Tortura şarkısının çaldığını duyumsuyordum. Saçlarının arasına karıştı ince parmaklarım, gözleri harlı bir ateş gibi bana sıçramak için can atıyordu ama şu durumda ilerisi doğru gelmiyordu, olmamalıydı. Saçlarını usulca sıkıca kavradığımda yavaşça çekmeye başladığımda kaşları yavaşça çatıldı ve dudaklarını çekti dudaklarımın üstünde rahatça nefes verdim çok uzaklaşmasada. Dirseğini başımın yanına yaslayarak üzerimde durmaya çalıştı. Alnımdaki saçları geriye doğru çekti ufak hareketlerle ve parmaklarını çeneme kaydırıp tuttu hafifçe. "Bir sürü tereddütünün olduğunu farkındayım, içinden neler geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum. Benden etkilendiğinin de farkındayım-" tam konuşacaktımki elini dudaklarıma bastırarak susturdu beni. "Sevmiyorsun beni. Ama aramızdaki çekimi tutkuyu hissetmiyor olamazsın, bu benden etkilenmeyeceğin hoşlanmayacağın anlamına gelmiyor, bir tanem... Gençsin ve bir şeyleri arzulayabilir isteyebilirsin bu seni kötü yapmaz, beni istemekte seni kötü yapmaz kendi kocanı arzuluyor olmak utanç vermemeli." Bileğine tutundum çekmesi için ama o üstüme daha da eğilip elini çekmedi konuşmama izin vermedi. "Gel şimdi tamamen benim ol demiyorum ki biliyorsun ilk istediğim içindeki o ruha sahip olmak, ama şimdi sadece kendini bana bırak kendini kötü hissettirecek bir şey yapmam asla." Dediğinde kendi çekti elini derin bir nefes alıp içimdeki o atışları sakinleştirmeye çalıştım. "Bir kaç oda ötede diğer karın varken burada seninle sevişmek kötü hissettirir ama!" Diye çıkıştığımda yutkundu ağırca. "Buna rağmen istiyorsan hâlâ beni, devam et hadi." Tuttuğum elini dizimi kırarak kendime çektiğim bacağıma, kalçama doğru bıraktım üstünde. Gözleri öfkeyle karardığında elini kaydırarak belime çıkardı ve sıkarak kendine yükseltti bedenimi. "Ben seni her şeyden çok istiyorum, seni kırarak değil seninde beni arzulamanla saf duygularınla. O yüzden boşu boşuna bunları yapma ben her zaman seni isteyeceğim bundan asla vazgeçmem." Dedi aksi olmaz dercesine. Titrek bir nefes aldığımda gözlerimi kaçırarak başımı çevirdim, "ben hiç böyle olacağını tahmin etmedim. Bütün sorun aslında senin beni bu kadar çok sevmen belkide." "Yine saçmalamaya başladın!" Başımı çevirdim tekrar ona, "hayır! Gerçek bu sen beni sevmeseydin seninle birlikte olmak zor olmazdı sonuçta seni kırmaktan çekinmezdim o zaman ama şimdi çekiniyorum ve bunu yapamıyorum. Sen bana karşı bu kadar iyiyken her şey çok daha zor, senin yüzünden kendimde savunduğum hiçbir doğruyu yerine getiremiyorum! Hayatımın sonuna kadar Güneş'i yok sayabilir ve seninle dilediğin gibi yaşayabilirim ama o zaman ben nasıl biri olurum? Anlıyorum senin için çok zor bir durum bu sonuçta böyle olmasını asla istemeyeceğini biliyorum bu yüzden üçümüzünde bu kadere mahkum olmasından nefret ediyorum kaldıramıyorum." Parmaklarını gözlerimin altına sürttü, "sakın ağlama," dediğinde dolan gözlerimi kırpmamak için zor durdum. "Sen sanıyor musun ki ben bundan memnunum tek istediğim sensin seninle bir ömür paylaşmak... Gece sana, bana kendini bırak demiştim sadece mutluluğuna bak diye ancak görüyorum ki o kadar kolay olmayacak bu." Yanağıma şefkatli bir öpücük bıraktığında gözlerimi kapadım, üst üste yaptı bunu. "Az önce ne dedim, bu adam senin için canlı canlı ölmeye hazır dedim değil mi? Gece sadece bir kaç hafta belki iki belki daha az," dediğinde kaşlarımı çattım. "Aşiretler toplanacak biliyorsun ben... Ben bir şey yapacağım ve sen asla sesini çıkarmayacaksın bunu sana söylemeyecektim ama sana dayanamadım." Korkuyla kalkmaya çalıştım ama omuzlarıma baskı kurarak engelledi bunu. "Ne diyorsun sen, ne yapacaksın aşiretler toplanınca?!" "Korkma!" Diye uyardı beni. "Önce söz ver bana ne olursa olsun kimseye tek kelime etmeyeceksin Gece!" Dediğinde başımı iki yana salladım. "Kötü bir şey olacak kesin ve sen sen o yüzden bana bırak kendini diyip duruyordun, napacaksın?" "Sana söz verdim Gece, hani benim yanımda olacaktın?" Diye sorduğunda gözlerimi yumdum tahammülsüzce. "Tamam... Haklısın bir yanlış yapacağına inanmıyorum zaten, söz veriyorum kimseye söylemeyeceğim." Dediğimde yüzü gevşedi. Yanağımı okşadı bakışlarımı kendinde tutmamı isteyerek. "Aşiretler benim için toplanacak zaten, hâlâ bir çocuğum olmadığı için ama bu benim umrumda değil siktir et... Berdeli bozacağım Güneş'i de boşayacağım!" "Ha, ne?!" Kal gelmiş gibi dilim dolandı. Omzundan iterek doğrulduğumda yanıma geçerek oturdu. "Sen ne saçmalıyorsun ne demek bozacağım, berdel bozulursa kardeşine kocasına neler olacak farkında mısın?!" Dedim korkuyla ancak yoğun bir şok içersindeydim. "Anlattığıma pişman etme istersen Gece!" Diyerek saçlarını karıştırdı. "Sanki normal bir şey söylüyor gibi konuşma Boran, bu çok tehlikeli..." Endişemi ve korkumun farkına varınca ellerimi tutarak kucağına çekti. "Ben bunu seni gördüğüm günden beri düşünüyorum, evet tehlikeli, evet zor olacak ama hiçbir şeyi değiştirmeyecek amacım zaten sana söylememekti, dayanamadım işte. Bunun seninle de bir alakası yok Gece, biz buna devam edemeyiz ben senin benim her anlamda tek karım olmanı istiyorum ve o da iyi bir hayatı hak ediyor her ne kadar aptalca hareket etse de. Halledeceğim sen kimseye tek kelime etme ve sus yeter, iki haftaya her şeyi halledeceğim." Bu kadar emin konuşması sanki normal bir olacakmış gibi davranması akıl alır gibi değildi. Hiçbir şey zannedildiği gibi ilerlemeye bilirdi. Tam konuşacaktım ki kaşlarını kaldırarak susturdu. "Bu konu burada kapandı, bunu unutma onu senin yüzünden boşamıyorum onun için yapıyorum evet çok büyük yanlışlar yaptım ve çok pişmanım ama bunları düzeltmek için elimden geleni yapacağım ondan sonrada bu hayatı sadece ikimiz yaşacağız." Ağırca yaklaştı yüzüme ellerimi daha sıkı tuttu koca elleri arasında. "Sonra istersen her gün kavgalar ederiz ya da istersen sevişiriz," dediğinde sinirle tırnaklarımı eline geçirdim. "Boran! Biraz ciddi olur musun benim aklımdan şu an ne felaket seneryoları geçiyor haberin var mı?" Öksürerek ciddileşti, "tamam, biraz arsızız ama yapacak bir şey yok artık aldın beni atsan atamazsın satsan satamazsın." Diye sırıttı. Göz devirmemek için zor durdum farketmiş gibi bu sefer gerçekten ciddileşti. "Yavrum korkma diyorum sana korkma bana bırak ben her şeyi halledeceğim ya! Şu toplanacağımız gün belli olsun görürüz ondan sonra. O günü beklememin sebebi de şu Amil Alaz denen adam varya düğününe gittiğimiz o biliyorsun ki aşiret heyetine katıldı yani söz ve hüküm hakkı var diğerleri gibi, onunla konuşacağım yanıma çekmeye çalışacağım, risk alamam bu yüzden biraz sabırlı olmalıyız." Gözlerine içine bakarken, "Ben zaten sabırlıyım kimseye bir zarar gelmediği sürece sıkıntı yok." Dedim. "Gelmeyecek, merak etme sen iyi ol benim yanımda ol yeter, kimse bize zarar veremez." Usulca başımı salladım aşağı yukarı. "Buraya gel çok uzak kaldın," diye homurdanarak söylendiğinden ensemden tutarak kendine çekti ve göğsüne yasladı. Yanağım çıplak göğsüne yapışınca irkildim o da kasılınca yavaşça kaldırdım başımı, "çıplak olduğumu bile unutturdun bana bak," eli hala ensemdeyken yüzüklerinin soğukluğu ürperti tenimi, burnunu burnuma sürttü. Elimi omzuna yerleştirdim yutkunarak, "uyusak mı artık çok geç oldu." Dediklerime karşın burnunu yine burnuma sürttü. Ensemi sıkıp bıraktı, "uyuyalım tabi, karım çok yoruldu bugün değil mi?" Diye konuşsa da dediklerini algılayabildiğini sanmıyordum çünkü bakışları dudaklarım ve gözlerim arasında mekik dokuyordu. Ensemi sıkarak kendine yükseltti haşince, "ufak bir parça alsam Gece'm, yemin ederim tadı damağımda öyle bir kaldı ki gündüz bile rüyasını görüyorum dudaklarının," dediğinde titreyen dudaklarımı ıslatarak durdurmaya çalıştım. Bakışları daha da koyulaştı. "Boran," diye sızlanarak geri çekilmek istesemde bırakmadı. "Söz veriyorum ufak bir öpücük olacak..." Diye istekle ısrar edince gözlerimi kaçırarak yutkundum mideme kramlar giriyordu sanki içimde hiçbir şey normal seyrinde çalışmıyordu. "Benden günah gitti, bu zehir gibi dudakların için ne kadar sabrettiğim hakkında en ufak bir fikrin yok!" Diye dişleri arasından konuştuğunda bir anda dudaklarıma yapıştı. Belimden ve ensemden baskı uygulayıp kendini yapıştırdığında dudaklarımı dudaklarıyla aralayarak öpmeye başladı. Öyle bir tutuşu vardı ki sanki bıraksa kaçıp gidecektim. Başını yana yatırıp ağzımın üstüne hırlayarak ıslak bir şekilde öpmeye başladı, omuzlarına güçlükle tutundum. Burnumdan derin bir nefes aldığımda dudaklarımı aralayarak ona yavaşça karşılık verdiğimde gevşediğini hissettim bedeninin, parmaklarımı ensesine kaydırarak saçlarına karıştırdım elimi. Dudaklarını, alt dudağımı çekiştirerek bıraktığında yüzümü buruşturdum ancak hemen sert bir solukla yapıştı dudaklarıma, öyleki dişlerimiz birbirine çarptı, bir anda dilini dudaklarımın arasından yollamasıyla baygınca kapadım gözlerimi. Bu çok farklı bir boyuttu, farklı nahoş ve büyüleyici bir boyut. Islak bir şekilde dudaklarımdan koptuğunda aynı anda tekrar birleştirmiştik tuhaf bir uyumla, kendimi bir anda yatağa uzanmış onu ise üzerimde bulduğumda bile o büyüleyici andan kopamadım. Aynı anda sesli şekilde inledik birbimizin ağızları içine. "Ah... Sikeyim!" Yanağımı kavrayarak kendine bastırırken yetmiyormuşum gibi, eli bir anda tişörtümün altına girip çıplak tenime dokundu. İrkilerek açtım gözlerimi, bel oyuntumu sıkarak şehvetle öpmeye devam etti öyleki kalbim deli gibi atıyorken duvarlarını zorluyordu. Karnımın içinde gıdıklanma hissiyle inlerken benden koptuğu o saliselik anda elimi dudaklarımızın arasına koyarak engelledim onu. "Küçük bir öpücük demiştin!" Dedim nefes nefese. Avucumun içine üst üste dudaklarını bastırdı, "Gece'm... sadece öpüşerek bile getirebilirsin beni." Dediğinde kıvrandım altında. Eli tişörtün içinden yukarı doğru çıkacağı an tuttum hızla. "Boran, dur!" Sonunda sesime kulak verdiğinde sesli bir soluk verdi avucumun içine. "Haklısın en iyisi uyumamız," hızla başımı salladım. Elini tişörtümün içinden çıkarıp üstümden kalktığında saniyeler içinde yatağın içine girdik sessizce. Sırtımı ona döndüğümde vücut sıcaklığım hâlâ çok yüksekti. "İyi geceler," dedim usulca. Dudaklarımı ıslattğımda hâlâ daha onun tadını hissedebiliyordum. "Evet bana iyi geceler sana iyi uykular, ama şöyle bir sorun var ki artık öyle uzak kalamazsın." Dediğinde belimden tutarak kendine çekti hızla, sırtım çıplak göğsüne yapıştı. "Bundan sonra bebeğimi kollarımda uyutacağım kollarımda uyandıracağım," burnunu saçlarıma sürttü, karnımdaki koluna tutundum. "Uyu bakalım şimdi." Sıcak kolları arasında uyumak zordu rahattı ama yine de zordu bu kadar çok duvarları yıkması ve yakınlaşması her şeyin seyrinin çok daha fazla değişmesi korkutmaya başlamıştı. Sesimi çıkarmadan uyumaya çalıştım, tek dilediğim her şeyin çok daha iyi olmasıydı. • 🗝️🔗🗝️ • GÜNLER SONRA "Şuna bak kendini iyice konağın hanımı belledi. Görmedin mi dün tüm Mardin'in kızlarını konağa toplamıştı Lalezar hanımda maşallah hiç ses çıkarmadı!" Dedi Güneş ilk kattan Mara ile avludaki Gece'yi izlerlerken. "Yenge bence karışma ona biliyorsun abim sana patlıyor," Diye uyardı Mara, Güneş burun kıvırdı. "Senin abin bana patlamaya yer arıyor zaten." Dedi hırsla, tırnağını yemeye başladı. Mara yengesine tuhafça baktı, "sen bu ara niye bu kadar gergin ve tuhafsın yenge hayırdır?" Diye sordu. Güneş derin bir nefes alarak Renas ile oynayan kızdan çekti gözlerini. "Sence de Gece de son haftalarda bir tuhaflık yok mu? Hiç bir olay olmadı mesela ve fazla sakin bir tavrı var." Dediğinde Mara gözlerinde aşağıdaki kadına çevirdi. "Nesi tuhaf ki, biri karışmadığı sürece sakin." Dediğinde Güneş tersçe baktı Mara'ya. "Renas! Gözünü seveyim yaklaştırma şu kediyi bana!" "Ama Gece çok tatlı biraz sevsen ne olur ki?" Diye kediyi kucağında tutan Renas Gece'ye yaklaşmak istediğinde Merih sedirden kalkıp kucağına aldı Renas'ı. "Bak amcam yengen korkuyorsa uzak tutacaksın sonra kaçayım derken bir kaza geçirecek yaralanacak ondan sonra Boran amcan benim belamı sevecek!" Dediğinde Gece rahat bir nefes alıp Lalezar hanımın yanına oturdu, nefes nefese. Renas ile oynayım derken kedisi fırlayıp gelmişti kulubesinden. "Yeter artık Merih sende iyice bunalttın beni bak," dediğinde Merih karşısına geçip oturdu. "Aman yenge abim gelene kadar bunalma, kriz falan geçirirsin bak." Dediğinde Gece sabırla yumdu gözlerini o sırada Lalezar hanım Merih'e uyarırcasına bakışlar atarak Gece'nin bacağını sıktı. "Yok yok Merih'te fazla düşmüyor mu bu kızın üzerine? Ona ne Gece'nin yaralanmasından, niye en ufak bir şeyi bile taşımasına izin vermiyor, yemeğini yiyip yemediğini bile her şeyini kontrol ediyor." Dediğinde tırnağını daha da hırsla yemeye başladı. Aklından geçenler doğruysa eğer mahvolurdu. "Hamile mi yoksa?" Dedi hayretle Mara, Güneş korkudan bakamadı Mara'ya, Gece'yi izledi son zamanlarda yüzüne renkte gelmişti. "Eğer öyle bir şey varsa niye saklasınlar ki, abim konağı değil Mardin'i ayağa kaldırırdı öyle bir durum olsa." Dediğinde Mara Güneş'in haline üzüldü. "Belkide daha küçük olduğu için söylemiyorlardır, neyse yeter artık ben odama gidip dinleneceğim." Dedi ve baskın adımlarla odasına girip çarptı kapıyı. Günlerdir bu düşünce içini yiyip bitiriyordu ve dayanamıyordu da. Ama anlayacaktı doğru olup olmadığını birazdan. 🔗🗝️ "Hadi ben gideyim artık yenge Allah'a emanet en ufak bir sorunda hemen ara beni!" Diye uyardığında Merih, öfkeyle baktım yüzüne. Cevabını almış gibi geri çekildi ve çıktı konaktan. "Ya sabır ya," dedim yüzümü yelleyerek. "Aman kızım kızma sende ona Boran nasıl tembihledi bir görseydin anlardın niye böyle davrandığını." Dedi Lalezar hanım beni sakinleştirmek isteyerek. Çiftlikte beş gün daha kaldıktan sonra konağa dönmüştük. Neredeyse bir haftadır yoktu kendisi katıldıkları ihale yüzünden İstanbul'a arsayı ve çevresini canlı gözle görüp taslak çalışmalar yapacaklardı böylece daha rahat hazırlayabilecekti projeyi. Proje gerçekten büyüktü sadece bir bina değil bir şehir inşa edeceklerdi ve her yönden ince düşünülmesi gerekiyordu, onun ve şirketteki herkes için önemliydi bu iş bu yüzden gitmek zorundaydı. Anacak dediğine göre yarına dönecekti bana kalsa zor bile dayanmiştı ki o da benim diretmelerimle kalıyordu hâlâ. Bunu ilk söylediğinde konağa geldiğimizde doğrusu gitmek istemiştim ama Renas'ın ateşlenmesi ve rahatsız olması artı olarak ayağım henüz iyileşmemişken ona ayak bağı olmak istememiştim. Dakikalar sonra Mizgin abla ve Lalezar hanım pazara gitmek için çıktılar, Zara ve Renas ise henüz çıkmışlardı okula gitmek için, tatilleride bitmiş ve ikinci dönemleri hızla başlamıştı artık. Musluğun altında elimi yıkadıktan sonra mutfak havlusuyla kuruladım, Diljen kilere gitmişti temizlik yapmak için ben ise canım istediği için sarma yapmaya girişecektim ama son anda vazgeçtim bundan, onunla uğraşacak kadar mecali bulamadım kendimde belki yarın yapardım. Mutfaktan çıktığında konağın sessiz olması tuhafıma gitti genel olarak ses eksik olmadığı için yadırgamıştım. Merdivenlere yöneldim, buraya geldikten sonra abimle görüşmüştüm direkt yani o ve amcamlar attan düştüğümü duydukları için geçmiş olsuna gelmişlerdi ama olayın iç yüzünü anlatmamıştık onlara tam olarak. Gurbet hanım ortadan nasıl kaybolduysa kimse bulamıyor tahmin edilecek hiçbir yerde de yoktu. Abimle beş gün önce konuştuğumuzda Hevdem'in dediği gibi abim gitmek için terddütteydi ve ben ne dersem o sekilde ayarlamıştı kendini... Ne varki onu seve seve yolladım İstanbul'a. Babaannemin babamın beni arayıp onca yapma etme demesine rağmen onlara tamam deyip konuyu kapatmıştım fakat abimle görüştüğümde ise içini benden yana rahatlatmış o gün içersinde göndermiştim. Çünkü en başından beri İstanbul fikrini aklına sokan bendim, yani dolaylı yoldan bendim. Cahit sağolsun genel olarak onunla birlikte olduğu ve bir işçiden ziyade arkadaş olduğu için abimin aklına girmesi zor olmamıştı. Hem evdeki baskılardan hem aşiretin başına gecmek istemedigi için ona ufak bir kapı aralamıştım sadece ben. Ve en büyük temennimde çok sevgili ailemin özellikle de babaannemin huzurla yaşaması içindi, ne varki biricik varisleri yuvadan uçmuştu. ilk kata çıktığımda devam edecektim ki Güneş'in yüksek sesiyle duraksadım, kulak kabarttığımda biriyle öfkeli şekilde konuştuğumu farkettim dahası adımın geçtiğini hissettiğimden o yöne doğru ilerledim. Ara holü geçip çamaşır odasının kapısında duraksadığımda aralik kapıdan ikiside görünürken sesler daha netti. "Gelmez değil mi Gece?" Diye sordu Güneş karşısında ki Seyran'a. "Yok hayır yaprak sarcakmış uzun sürer işi ama daha fazla ilerletmeyelim şu işi belli işte hanımım hamiledir kesin yoksa şimdiye kadar adet olması gerekirdi iki haftadır gecikmiş." Bunlar ne diyordu böyle daha önemlisi umarım benden bahsetmiyorlardır! "Kes sesini, adet olmuyor diye hamile olacak değil daha bir çarşaf bile göremedik." Dedi hırsla başındaki şalı çekip ensesine indirerek. Ellerim titrerken ses çıkarmamak için dudaklarıma bastırdım elimi. "Hanımım geldiği günden beri çarşaflarını kontrol ettik, evet kanlı çarşaf hiç göremedik ama siz söylediniz düğün gecesi konağa gelmediklerinde oteldeyken yapmış olabilirler siz demediniz mi boynu lekeliydi diye." Seyran'ın her kelimesi beynimden vurulmuşa çevirdi beni. Bu yüzden mi hep Boran ile yatmadığımdan emindi yani Güneş, her Allah'ın günü çarşaflarımı nasıl kontrol edebilmişlerdi. Kalbime bir ağrı çökerken nefeslerim ağırlaştı. "Belkide iş ciddiye bindi ve aşirete çocuk vermek için olmuşlardır birlikte." Güneş çenesini sıvazlarken iki yana salladı başını. "Boran'ı tanıyorum, bir bebek için yapmaz bunu, beni sevmediğinden yaklaşmıyor ama Gece'ye kıyamadığı için yaklaşmaz." Dedi kesin bir şekilde konuşarak. "Şimdi git yukarı bak çöpüne çarşafına olmuştur belki adet." Seyran, "hanımım artık biraz sizde bizim yüzümüzümü güldürseniz, o kadar tehlikeli işlere kakışıyorum Diljen'den çamaşırları alacağım diye canım çıkıyor." Dediğinde eliyle para işareti yaptı. Benim odama da çamaşırlarıma da sadece Diljen karışabilirdi ama demekki onu da kandırıp alıyorlardı ondan. Bu ikisi nasıl bir çeteydi ve ben nasıl farkedememiştim bunu şimdiye kadar. Başımın arkasından bir ağrı girdi beynime. Güneş söylenerek, "para falan kalmadı sayende," diyerek bileğindeki bileziği çıkarak Seyran'ın eline tutuşturdu. O sırada tam çıkacaktı ki geri giderek saklandım hemen. Seyran yukarı çıktığında odanın önünden yavaşça geçerek merdivenlere yöneldim bende. Odama yaklaştığımda kapıyı usulca açarak girdim ve kapattım kapıyı Seyran banyodaydı o kadar sessiz hareket ediyordu ki ustalaşmıştı sanki bu işte. Benim dışımda herkes adet döngümü takip etmeye ne meraklıydı oysa sadece ayağım yüzünden ağrı kesiciler ve ilaçlar aldığım için gecikme yaşıyordum. Gerçektende kontrol ediyordu, önce kirli sepete baktı ancak çarşaf yoktu çünkü zaten temizdi çarşaflarım içindeki kirlileri karıştırdı sonra çöp kovasına yönelecektiki arkasını döndüğü için omuzunu kapıya yaslamış onu izleyen beni farketti. Bembeyaz kesildi. "Hayırdır Seyran, ne işin var burada?" Dedim usulca. "Ben, ben... Kirliler biriktimi diye bakmaya geldim makineyi çalıştıracağımda." Dedi panik bir şekilde hızlı konuşarak. Omzumu kapıdan ayırarak ona doğru adımladım, omzuna koydum elimi gözleri elime kaydı. "Ben gideyim en iyisi birikti hep işlerde hanımım." Yanımdan gidecekken saçlarını kavrayarak kendime doğru çektim sertçe. Çığlık attı acıyla saçındaki elime tutunarak. "Daha çöpüme bakmadın, o bileziği boşuna almadın herhalde," dedim kulağına doğru. "Gel birlikte bakalım çöpe." Diyerek çekiştirdim saçından, acıyla inleyerek, "hanımım Vallahi yanlış anladınız-" "Kes sesini!" Diye bağırdım, sesim banyoda yankı yaptı. Saçından iterek bıraktığımda korku ve panikle döndü bana. "Sizi duydum yaptıklarınızı da öğrendim lan sen neyine güvendin hangi akılla hizmetle benim yatak odama bu şekilde girebilirsin!" "Yemin ederim yemin ederim bir suçum yo-" Sert bir tokat yapıştırdığımda yüzü yana düştü dengesini kaybederek lavabo tezgahına çarptı. Yanağını bırakarak bana döndüğünde hızla ayaklarıma kapandı. "Kalk ayağa gerizekalı!" Diye bağırsamda dinlemeyip ağlamaya başladı ama bu öfkemi daha da diriltti. Ne kadar kalk diye bağırsamda durmadığında saçlarını kavrayarak çekiştirdim acımadan. Acıyla dizleri üstünde doğrulduğunda, "kalk ayağa dedim sana!" Diye bağırdım. Ağlayarak kalktığında hızla bırakmadan ilerlemeye başladım, eliyle elimi saçlarını tutmaya çalışırken odadan çıktık. "Hanımağam acıyın nolur benim bir suçum yok," diye konuştuğunda merdivenleri güçlükle çekiştire çekiştire inmeye başladık. "Ali! Haşim abi! Birinizin bakın buraya!" Diye avazım çıktığı kadar bağırdığımda avluya indik, Diljen elindei bez ve kovayla mutfağın arkasındaki kilerden koşarak çıktığında ve halimizi gördüğünde kovayı düşürdü korkuyla, elini ağzına kapadı. O sırada korumalarda içeri girdi hızla, Haşim abi kızını bu halde görünce yerinde kalakaldı. Korumalara bakarak, "siz ikiniz gelin buraya tutun bunu bir yere kımıldamasın gebertirim yoksa sizi!!" Diye emrettiğimde saçından ittirerek Seyran'ı bıraktığımda yere düştü, hâlâ daha yalvarıyordu. Adamların ikisi hızla koluna girerek ayağa kaldırıp tuttu. "Hanımağam noldu deyin hele ne terbiyesizlik etti!" Diyen Haşim abi kızı için el pençe durdu karşımda ancak yaklaşmasına izin vermedim. "Senin kızın yüzsüzün teki! Bir kere affetmemize rağmen durmak nedir bilmedi iki kuruş paraya kendini kolayından sattı! Hiç kimse Haşim, hiç kimse ona verdiğim şansı tepipte tekrar hata yapamaz bana!! Yapıyorsa bedelini gerekiyorsa canıyla öder, senin kızın gibi!" Korkuyla adamlar dahil geri adımladığında hiddetimle boştaki halihazırda olan adamlara seslendim. "Yaklaşmayacak bu da kızına, kim bilir belkide o da bu işin içinde." Diye dişlerim arasında konuştuğumda iri cüsseli adamın teki öne çıktı, "emriniz başımız gözümüz üstüne hanımağam!" Dedi gür sesiyle. Ardımı dönüpte Güneş'in yanına çıkacaktım ki ilk kattan korkuyla kaskatı kesilmiş şekilde bize nasıl baktığını görmüştüm. "Noluyor burada?" Diye karşıma çıkan Mara'yı omzuna sertçe çarparak, "Alın bunu da tutun!" Diye bağırarak geçtim yanından adamların anında harekete geçtiğini hissettiğimde arkama bakmadan yukarı çıkmaya başladım topuklu botlarımla. İlk kata çıktığımda ve onunla karşı karşıya geldiğimde nasıl panik ve korkuyla dolu olduğunu o kadar iyi görüyordum ki gözlerinden. "Bu kadar oyuna ne gerek vardı Güneş," diyerek omuzlarından sertçe ittim geriye doğru afallayarak dengesini zor sağladı o da ince topukluları üstünde. "Sen o kıvrak zekanı her halta kullanıyordun da bana gelince mi salaklaşıyorsun çok merak ediyorum!" Diyerek tekrar ittiğimde, "napıyorsun kendine gel!" Dedi dehşetle. "Ben mi kendime geleyim! Utanmadan yatağıma kadar gelipte her Allah'ın günü çarşaflarımı kontrol eden sendin ama ben mi kendime geleyim! Güneş çok isteseydin inanman için çarşaftan çok daha fazlasını gösterebilirdim sana... İnan bana boynumdaki izlerden çok daha fazlası var bedenimde." Sertçe yutkundu, canını yakıyordum. Kolundan kavrayarak kendime çektim sıkarak, "Adet günümü beklemene iki kanlı ped görmek için bu kadar çok dua etmene gerek yoktu," dedim dişlerim arasından. "İsteseydin gelir sana gösterir olmadı oturur seninle birlikte beklerdik günümü! Bu kadar ileri gitmene gerek yoktu." Kolunu öfkeyle çekti elimden. "Ne diyorsun be sen, ben seven bir kadınım merak ettim canım yana yana yaptım bunu pişmanda değilim!" Dedi başını dikleştirerek. "Öyle mi? Senin adını bile duymayanlara duyurupta rezil rüsva ederdim ama o kadar yüzsüzsünki bu bile sana koymaz!" "Hah, umrumda bile değil diyorum, ortada bir çarşaf yok senin nasıl bir namussuz olduğun ortada o Ağalara yaptığın orospuluğu anlatsam senin evlendiğinde bir kız olamadığının şüphesinin tohumunu bıraksam yeter Boran Ağa bile kurtaramaz seni böyle bir şeyi ortaya atarsam." Gözlerimin karardığını hissettiğimde boynuna sarıldım öfkeyle ve o hızla gerileyerek arkasındaki sedirlere devrildik o altta ben üstte. "Bana ilk avluda namussuz diyip buna dil uzattığında neredeyse canından oluyordun ama sen anlaşılan bunu tekrar istiyorsun ki dillendiriyorsun! Sen benim namusumu sorgulayacak son insan bile değilsin, kimse değil!" Ellerime sarılıp çekmek için uğraştığında bilinçli şekilde sıkıp nefessiz bırakıyordum onu. "Kim olduğun zerre kadar umrumda değil Güneş ama senin olmalıydı! Senin olmalıydı hiç kimse neler yapacağımı tahmin bile edemez!" Ellerimi boynundan çektiğimde sertçe öksürmeye başladı. Saçından ve kolundan tuttuğum gibi güçlükle ilerlettim onu, "napıyorsun manyak bırak beni!" Diye bağırdığında gücü kesinlikle bana direnmeye yetmiyordu. Olduğumuz katın terasına yaklaşıp başını aşağı doğru ittim hızla ensesinden saçlarına tutunup iterken. "Bırak beni bırak! Napıyorsun!" Diye bağırdığında tüm avlunun gözü yukarı bize çıktığında dehşetle büyüdü gözleri, adamların bile. "Hanımağam gözünüzü seveyim sakinleşin yanlış bir şey yapmayın!" Diyerek yalvarırcasına konuştu aşağıdan Diljen ancak dinlemedim onu. Güneş'i çırpınmalarına rağmen göğsünden yukarısını aşağıya sarkıttım. Elleriyle mermerlere tutunsa da tek bir hareketimle giderdi. "Ağalara anlatacakmış namussuzluğumu öyle mi? Onlarda gelip senin gibi birine inanıp iki aşiretin hanımağasını sorgulamaya kalakcaklardı değil mi? Kendin gibi her şeyi küçük düşünüyorsun Güneş! Beni kimseyle karıştırmaman gerektiğini bilmeliydin! Benim alnım ak başım dik çok şükür kimseye kendimden başka kimseye hesap vermem bu konuda!" Diyerek daha da aşağı sarkıttığımda direnmesi bitmiyordu elbette. Aşağıdakiler canları burnunda bakarken Güneş zorlukla konuştu. "Gece senin dediğin gibi namusuna ilk laf ettiğim zaman baban benden kanıt istemişti biliyor musun?.. biliyorsundur tabi- yoksa beni ağaların önüne atacağını cezamı keseceğini söylemişti sence gerçekten bunu söylerken ne oldu da baban beni affetti ve geri çekildi biliyor musun?" Dediğinde duraksadım, ne demekti bunlar şimdi, başka bir oyun muydu buda? "Kes sesini yaptıklarının bedelini bu sefer ben ödeteceğim sana!" Dediğimde güldü. "Geri çek beni anlatayım sana gerçekleri ben senin babana abim Kadir'le birlikte öyle bir kanıt sundum ki senin baban tek kelime bile edemedi gönderdi direkt!" "Yalan söylüyorsun!" Diye bağırdım. Yüzümün önüne gelen saçlarımı başımı sallayarak itmeye çalıştım ancak kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. "Yalan mı sana bile gösterebilirim şimdi! Geri çek artık beni!" Dediğinde yavaşça kaldırdım. Hızla uzaklaştı ve yüzünü sıvazladı korkudan. "Göster hemen, onları nasıl kandırabildin bana da göster!" Diye bağırdığımda titreyen ellerini elbisesinin cebine koyarak telefonunu çıkardı. Kalbim deli gibi atmaya başladı ne gibi bir kanıt benim namussuz olduğumu gösterebilirdi ki ben kendimi biliyordum bu imkansızdı. Telefonunda bir şey açtı ve elime bıraktı telefonu, "Ben de hiçbir zaman boşa konuşmam Gece hanım bu yaptıklarını da ödeteceğim sana... İzle şimdi o görüntüleri Mustafa abini de sonra gel bana namusluyum naraları at!" Onu duymazken görüntüyü oynattım, görüntüyü izledikçe söylenenleri duydukça kalbim ağrıdı gözlerimden yavaş yavaş aktı yaşlar, hıçkırdım... Benim düşmanlarım uzakta değildi; benim düşmanlarım tam dibimde en yakınlarımdaydı. ••••••Bölüm Sonu••••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE