47. Bölüm Part:1

4745 Kelimeler
"Soğuk Göz Yaşları" AYLAR ÖNCE "Seninde başını bağlayıp bekarlar kervanından attığımıza göre hayırlı olsun o zaman kardeşim." Diye gülen Ferman elindeki rakı bardağını karşısında oturan Mustafa'ya kaldırdı. Mustafa hoşnutsuzca kaldırdı bardağını ve tokuşturdu. "Senin bu halin artık canımı sıkmaya başladı Mustafa, iyi değilim dedin diye getirdim buraya kafan dağılsın belki anlatırsın sıkıntını dedim ama boş ne konuşuyorsun ne bir şey yapıyorsun... Hayır, akşam yemeğine geç kalamayız topla kendini bir an önce." Diye uyardı Ferman ciddi bir şekilde ve elindeki bardağı kafasına dikerek masaya bıraktı sesli bir şekilde. Mustafa gergince yatırdı başını, "iyiyim merak etme öyle arada geliyorlar işte takılma bana biraz daha içelim kalkarız zaten." Dedi. Hava kararmıştı Mardin'de ve bu ikili ise mekanın teras katında tek tük insanların olduğu tarafta Mardin manzarasına karşı içiyorlardı azar azar. Ferman Mustafa'ya baktı, iyi görünmediğinin farkındaydı ama derdi neydi onu da söylemiyordu, evlilik mi sorun diye düşünse Mustafa zaten istemediği evliliği yapmazdı. Derken ilerden gelen Boran Ağa ile göz göze geldi. Daha bir iki saat önce Gece'yi onun yanından alırken görmüştü şimdi tekrar karşılaşmak gersede selam vermek için dikleşti. Mustafa Ferman'ın baktığı yere bakmak istediğinde sandalyesinin arkasına döndü ve gördüğü adam ile dişlerini sıktı. "Selamünaleyküm!" Dedi Boran Ağa masalarının yanında durduğunda, Ferman sandalyesinden kalktı ancak Mustafa tenezzül bile etmedi bu Ferman'ın gözünden kaçmamıştı. Tamam o da Boran Ağa'dan pek hoşlanmazdı ama bir kötülüğüne şahit olamamış aksine onca iyiliğini dürüstlüğüne sahit olmuştu, şimdi işin ucunda kardeşi vardı ve onu kurtaramıyorsa bile en azında iyi olmasını istiyordu. "Ve Aleykümselam," dediğinde Ferman, tokalaştı ikili. Boran Ağa Mustafa'ya dönüp bakmazken Ferman ile ayaküstü bir kaç şey konuşmuş Ferman'ın, "Zaten teksin herhalde, otur bizim masaya biz kalkacağız birazdan." Demesiyle hoşnut olmasa da kabul etmiş ve Ferman'ın yanındaki sandalyeye ağırca oturmuştu. Masaya Boran Ağa içinde içecek ve yiyecek getirildiğinde sadece Ferman ile konuşuyorken Mustafa adamı bakışları ile kıskaca almıştı. "Tarihi aldınız mı bugün?" Diye sordu direkt olarak pat diye. Boran Ağa sert çehresi ile ona döndüğünde, "Aldık!" Dedi soğuk bir ifadeyle. Mustafa alaylı bir gülüş atarken bakışlarını dışarı çevirdi. Boran Ağa Mustafa'dan hoşlanmazken şimdi karşısında oluşu ve tavırları daha da sevmemesine neden olmuştu. Hissediyordu adamda bir terslik olduğunu kaldı ki kendisine bakışları da nefret ve kin doluyken zaten iyi olamazdı onunla. Mustafa Boran Ağa'nın gözlerine öfkeyle bakarken masada ona doğru uzattı başını, "Bu istediğinide elde ettiğine Gece Riva'nın da sahibi olduğuna göre sırada ne var Ağam, deyin hele onu da bilelim." Dediğinde Boran Ağa'nın çenesi kasıldı. "Mustafa!" Diye uyaran Ferman lafına devam edemeden Boran Ağa bariton sesiyle elini masaya yavaş ancak güçlü halde indirdi. "İlk olarak, Gece'den bu şekilde bahsetmezsen iyi olur!.. senin için. İkinci olarak Mustafa tek ben değil kimse Gece Riva'nın sahibi olamaz onun hakkında konuşurken destur alsan iyi edersin... Tahammülümün olmadığı tek konudur kendisi!" Öyle bir şekilde söylemişti ki bunları yanlış bir harekette bulunsa karşısındaki anında boğazına çökecekti sanki. Dedikleriyle bozguna uğrayan Mustafa içindeki nefretle daha da dolarken sandalyesine geri yaslandı, Ferman ise afallamış şekilde rakısını tazeledi. Bu adamın kardeşine karşı olan tavırlarını biliyordu görüyordu, Allah vardı evli olmasaydı kardeşini gözü kapalı teslim ederdi ancak evli olması işi baltalıyordu, zaten berbat bir hayatı varken ölmek en iyi Ferman'a yaraşırdı ama bunu ne Gece kabul edebilirdi ne de ailesi onları mahvederdi bu. O dakikadan sonra Boran Ağa ve Mustafa birbirlerine bolca meydan okurcasına bakmışlardı Boran Ağa onu gerçekten kaâle bile almıyordu ancak adamın karın ağrısının farklı olduğunu sezmişti. Ortamdaki havayı bozan Ferman'ın çalan telefonu olurken Ferman müsade isteyerek kalkmış ve uzaklaşmıştı masadan. Boran Ağa karanlık çökmüş aksamın içinde etrafa baktı özellikle kimsenin bu kata çıkmamasını istediğinden kat bomboştu olan bir iki kişi onlardan epey uzaktaydı ve pek buralı gibi görünmüyorlardı, turist olduğunu düşündü Boran Ağa. "Ona sahip olmak nasıl hissettiriyor?" Gelen ses beynini çınlattı ufaktan Boran Ağa'nın. Karşısındaki bu salak herifin derdi neyse canını sıkacaktı belliki. Dirseklerine kadar katlanmış olan gömleği sayesinde açıkta kalan kolundaki damarlar elini yumruk yapıp sıkması yüzünden belirginleşti. "Ben. Ona. Sahip. Değilim!" Dedi her kelimesini bastıra bastıra. "Ne var ki bu zaten seni ilgilendirmez!" Mustafa dişlerini göstererek sırıttı, aklı gayet yerindeydi evet içmişti ama henüz sarhoş olmamıştı. "Yok Vallahi tam beni ilgilendiriyor aslında." Dedi sırıtarak. Boran Ağa'nın gözü seğirdi. Mustafa geriye doğru yayvanca yayıldı sandalyesinde, "Etkilendin ondan değil mi?" Dedi yüksek sesle. Etraf boş olduğundan sesi sandığından çok çıkıyordu. "Karım olacak kadından etkilendim evet. Ama seni ilgilendirmez bu Mustafa!.. Son kez uyarıyorum seni bilesin." dedi sakin kalmaya çalışarak Boran. Mustafa dinlemedi onu, kollarını masaya koyarak Boran Ağa'ya yaklaştı. "Ne yazık Boran Ağa ki Gece senin yüzüne bile bakmıyor, asla da bakmayacak! Bu kadar diretmesi seni istememesi asi ve dik başlılıkla seni reddedişi gururuna dokunmasın sen onu nikahına alıp sahip olsan ne yazar Boran Ağa, o kendini istediğine verdi bile." Bu sözler Boran Ağa'nın bam teline dokunmuştu adeta öyleki masadan nasıl kalktığını Mustafa denen itin yakasından kavrayıp tek hamleyle ayağa nasıl kaldırdığını bilmiyordu bile. "Onunla ilgili nasıl böyle konuşabilirsin lan sen!" Diye bağırdı üzerine yırtıcı bir hayvan gibi abanarak. "Yalan mı! Doğrular bunlar, o kız bana ait bana, senden korkusu niye zannedersin ha niye evlenmemek için diretiyor biliyor musun?! Çünkü beni seviyor! Biz birbirimizi seviyoruz ama sizin yüzünüzden kavuşamıyoruz!" Diye haykırdı Mustafa, Boran Ağa'nın anlık duraksamasından faydalanarak yakasını kurtardığında bir iki adım geriledi. Boran Ağa dumura uğramıştı adeta duyduklarıyla. "Seni asla sevmeyecek birini karın yapmak için uğraşıyorsun ama o kızın kalbi asla senin olamayacak Boran Ağa o benim, hem bedeni benim hem kalbi-" yüzüne yediği yumrukla şaftı kayarken masaya zorlukla tutunarak ayakta kaldı. "Kes sesini lan kes! Sus artık!" Diye haykırdı ancak yerinde duramaz şekilde etrafında volta attı, şakaklarındaki damarların atışını hissediyordu, kanı tersine akmaya başlamıştı bile. Tiz bir acıyla ağrıyan burnundan akan kanı elinin tersiyle sildi, karşısındaki adama psikopatça gülerek baktı. Durması gerektiğini biliyordu ama bunu yapamıyordu, içinde gönlüne gömdüğü sevdası bir başkasının oluyordu ve bu onu delirtiyordu. Dolan gözlerini giderdi, "ben yalan konuşmam Boran Ağa Gece benim namusum benim kadınım herkesi her şeyi hiçe sayarak birbirimizin olduk biz öldüreceksen ölmeye bile hazırız ancak bunu sakın unutma ki o kadın benim! Aşkla şevkle bir birbirimizin olduk hemde daha on sekiz yaşına bile girmeden defalarca kez ama seninle asla öyle olmaya-" "Orospu çocuğu!! Senin belanı sikerim dedim lan ben sana sus dedim!" Üst üste yumruklar indirmeye başladı Mustafa'nın yüzüne, öyle bir ağırlık ve acı çökmüştü ki içine her nefes alışı küçük bir kıymık gibi batıyor ama canını çok yakıyordu. Ağzı kan dolan Mustafa nefes alamazken, Boran Ağa adamın saçlarından kavrayarak kaldırdı bedeninin yarısını ardından devrilmiş olan tahta sandalyeye geçirmeye başladı küfürler ederek. Seslerini duyan çalışanlar alt kattan yukarı çıkmaya başladıklarında Ferman Riva onları engelleyerek aşağıya gönderdi ve ikiliyi izlemeye devam etti büyük bir hayalkırıklığı ile, kardeşim dediği adamın kendi kardeşi hakkında dedikleri ömrünce düşünse hayal edemeyeceği kadar kötüydü. Dahası çok büyük bir felakete sürüklemişti Mustafa'nın dedikleri. Boran Ağa acımasız ve zerre merhamet göstermeden ağız dolusu küfürlerle öldüresiye dövmeye devam etti Mustafa'yı. Kafasına kafasına öyle yumruklar indiriyordu ki görenin içi acırdı. Mustafa bilerek mi ya da buna fırsatı olmadığından mı bilinmez tek bir yumruk bile atamamıştı Boran Ağa'ya. Yumruklarına kan bulanmış Boran Ağa elindeki neredeyse cansız baygın bedeni bırakıp doğruldu ve belindeki silahı hızla alıp tetiği çekti, gözü öyle bir kararmıştı ki önüne kim gelse harcayabilirdi. Ferman aklıyla vicdanı arasında kalmışcasına cebelleşirken ani hareketle hızlı adımlarla yürüyüp namlunun önüne geçti. Parmağı tetiğin üzerinde milimlerle hareket etmek üzere olan Boran Ağa öfkeyle yanan harelerini Ferman'ın mavi ve çoğunlukla kahverengi karışımına yakın çakır gözlerine çevirdi. "Çekil ulan karşımdan seni öldürürüm, bunu bilipte sustuysan senide gebertirim lan!" Silahı Ferman'ın kalbine bastırarak itti güçlüce, sarsılan Ferman yutkunarak baktı karşısındaki adama. Bir adım atarak silahın göğsüne daha da batmasına neden oldu ve silahı tutarak bastırdı göğsüne. "Bak Boran Ağa aha bu yer gök şahidim olsun ki biraz olsun adamlığın varsa kardeşime dokunmazsın! Ben ona kanımın son damlasına kadar kefilim temizleyeceksen benimle temizle namusunu ama kardeşime dokunma sana yalvarırım ona dokunma..." Diye kardeşinin canı için yalvardı. Mustafa Gece'nin öz amcasının oğluydu bu dediklerini başkası duysa elbette inanırdı kaldı ki Mustafa'nın her sözü yemin gibiyken kimse Gece'ye sormaz namussuz diye yargılayıp cezasını keserlerdi bile. Boran Ağa karşısındaki adama dehşetle baktı, "sen ne diyorsun lan!" "Ne duyduysan o Boran Ağa kardeşime dokunma temizleyeceksen benimle temizle namusunu!" Diye diretti Ferman gözü kara bir şekilde, ölmeye hazırdı kardeşi canıydı kızıydı her şeyiydi ona kıyamazdı. Namus davası yüzünden asla dokunmalarıma izin veremezdi. Mustafa öksürerek nefes almaya çalışırken ikilinin sesini duyabiliyordu, dediklerine dayak yediği için değilde Gece'yi düşünmeden hareket ettiği için pişman olmuştu. Silahı Ferman'ın göğsüne bastırarak yüzüne yaklaştı Boran Ağa, "içmiş bir piçin söyledikleriyle hareket edipte Gece'nin kılına dokunmam ben! Kaldı ki dedikleri doğru ya da yanlış Gece gibi biri sevdiği insanı saklayacak kadar korkak biri değil, böyle bir olay varsa açık yüreklilikle gelir anlatırdı! Arkandanki top gibi kimsenin iffetine namusuna dil uzatarak değil..." diye bağırdı kendini deli gibi sıkarak. Ferman duyduklarıyla duraksadı, dumura uğradı adeta. Ne yani arkasındaki pisliğe inanıpta kardeşine zarar vermeyecek miydi? Şüphede mi duymazdı nasıl bu kadar emin olabilirdi tanımadığı bir kızdan, insanlar deli gibi sevdikleri hakkında böyle şeyler duysa ihtimalsiz en azından şüphe ederlerdi üstelik daha kendisi bile kardeşi bildiği adamdan yediği kazığı hazmedememişti! "Sen... İnanmaz mısın şimdi bu adama?" Diye sordu hayretler içerisinde Ferman. Beyni öfkeden zonklamaya başlayan Boran Ağa Mustafa göz atmadı bile, "arkandaki adam değil Ferman!" Diye tısladı. "Adam olmadığı gibi yaşayan biride olmayacak!" Ferman'ı tek seferde iterek Mustafa'nın yanına diz çöktü ve aynı çeviklikle Mustafa'nın saçlarından tutup başını kaldırdığında silahı zorlayarak ağzına soktu adamın. "Uyardım seni Mustafa... Şu hayatta en nefret ettiğim olaylardan biri bir kadına namusu üzerinden iftiralar atılmasıdır sense bugün beni Azrailin kılmış gibi eceline oynayıp durdun!" Dedi baygın bakışlarla yüzü gözü kan revan içinde kendisine bakan adama. Ferman olanların doğru olmadığının farkındaydı ona göre Mustafa her şeyi hakediyordu ama şimdiye kadar ne birinin ölmesini izlemiş ne öldürmüş ne ölüm kararını vermişti Ferman, Ağa olmaktan Aşiretlerden kaçmasının bir diğer nedeni de buydu. Ferman acımasız olabilir sevdikleri için canından geçebilirdi ama gözünü kırpmadan birini öldüremezdi, öldürtemezdi. En azından öyle zannediyordu... "Sakın o silahı ateşleyeyim deme Boran Ağa!.." dedi. Alayla güldü Boran, Ferman hemen arkasındayken karşısına geçmişti ve Mustafa aralarında ağzının içinde silah namlusuyla kaderine razı gelmiş duruyordu. Kehribar bakışlarını Ferman'a doğru kaldırdı, "ben silahımı yerinden boş yere çıkarmam Ferman içindeki kurşunlar mutlaka yerinden çıkıp bir noktaya saplanmak zorunda, ve tam şu an içindeki on bir kurşunu da elimdeki bu kansızın beynine doldurmak istiyorum yoksa yemin ederim çıplak ellerimle tüm organlarını vura vura parçalayacağım!" Ferman karşısındaki gözü kararmış adama ne dese fayda etmezdi onu anlamıştı dahası bu kadar manyak olduğu bir an hatırlamıyordu. Kendi de iyi durumda değildi ama akıllıca davranmak zorundaydı. "Onu burada öldürürsen neler olur biliyor musun sen, ha?! Niye öldürdün derlerse ne diyeceksin?" "Haketti derim keserler seslerini!" "Sen öyle san, herkes sesini kesse Gece kesmez," dediği an duraksayan adam ile derin bir nefes aldı. "Riva Aşireti kesmez sesini, onlara bu piçin dediklerini söylersen nolur peki Gece sorumlu tutulur, iki ucu da boktan beter bu pislik için elini kana bulamana başını belaya sokmana değmez inan bana. Hem sen kendin demedin mi sarhoş piç diye kafası tam yerinde bile değil, gel bırak bana yemin ederim bir daha böyle bir şey yaşanmayacak." Elindeki pisliğin ağzından silahı dişlerini sıka sıka çıkardı ve üzerine sürerek temizledi ucunu. Mustafa acıyla doğrulmaya çalıştı ancak Boran Ağa omzunu sıkarak eğildi onun kulağına doğru, "Gece benim karım olacak, ona değil yan gözle bakmak aklından hayalini geçirdiğini sezersem keserim nefesini!" Diye tehlikeyle fısıldadığında iterek kalktı ayağa ve silahı Mustafa'nın tam kulağının dibine doğru ateşledi. Mustafa tepki bile veremedi şoktan. Ses öyle bir çıkmıştı ki bir kaç sokak öteden bile duyulmuş olabilirdi, sağır ediciydi. "Olurda Gece ile yan yana görürsem andım olsun gebertirim ikinizide, değil yan yana gelmek konuşmayacak, selamlaşmak için bile tokalaşmayacaklar!" Dedi bariton sesiyle. Ferman ağırca onayladı Boran Ağa'yı zira o demese bile o ikisi asla yan yana gelemezdi. "Bu olanlar Gece'nin kulağına gitmeyecek, binbir türlü derdi varken birde abi dediği adam olmayan piçin bunları yaptığını öğrenmesin! Yeterince canı yanıyor zaten..." dediğinde Ferman sözünü vermiş Boran Ağa ise dinmeyen öfkesiyle uzaklaşmıştı oradan. Ferman ise başbaşa kaldığı Mustafa'yı dikkatle kaldırıp sandalyeye oturttu, "Ferman-" konuşmasına izin vermeden karın boşluğuna sert bir yumruk yedi, bu sefer Ferman öfkesini atmak istercesine onu masaya yatırıp üst üste vurmaya başladı. "Ben sadece sevdim ve dayanamadım!" Dedi Mustafa kan dolmuş ağzıyla zorlukla konuşarak. "Ulan bu nasıl bir sevgi lan nasıl sevgi! Sen sana abi diyen bir kıza kendi amcanın kızına bu şekilde baktığın yetmezmiş gibi kalkıp birde elde edemediğini pisletmeye mi çalıştın! Gece'nin sana bakmayacağını ölse seni sevmeyeceğini bile bile karşılıksız aşkının acısını, Gece'yi elin adamının, düşmanlarımızın gözünde böyle rezil ederek mi alacaktın?! Nerede lan senin insanlığın ha nerede! Ama bu sondu bende Ferman isem aha da bu yaptığının acısını senden öyle bir çıkartacam ki böyle inim inim inleyeceksin acıdan. Sevdiğin kız karşında başkasıyla olurken sen acıdan sesini çıkarıpta engel olmaya bile kalkamayacaksın; çünkü buna hakkın olmayacak!.." 🗝️🔗🗝️ GÜNÜMÜZ Elimdeki görüntüleri tekrar tekrar oynattım... Mustafa abimin(!) Benim hakkımda dediği onca iğrenç şeyleri duydukça beynimden vurulmuşa döndüm. Sonra birden gülmeye başladım, öyle bir gülmeye başladım ki gören gerçekten komik bir şey var sanırdı ancak sadece öz abim bildiğim adam tarafında iğrenç ithamlara maruz kalmıştım. Titriyordum, ancak neden bilmiyordum öfkeden mi ya da kırgınlıktan mı neden bilmiyordum, hiçbir şey hissedemiyordum şu an... Tek hissettiğim midemin kasılıp durmasıydı. Görüntüler gizlice çekilmişti ve Boran'ın masadan kalkıp Mustafa'nın yakasından tuttuğu anda başlıyor ve abimin silahın önüne geçip benim için yalvarmasına kadar sürüyordu, sonrası yoktu. Kim çekiyorsa korkudan daha fazla dayanamayıp kaçmış olmalıydı. "Kaç kere izleyeceksin sanki bilmediğin şeyler, öz amcanın oğlu senin hakkında dediklerini bir duysalar ne yaparlar kim bilir gördün mü?" Telefonu sıkıca tutarken karşımdaki kadına çevirdim bakışlarımı. "Bana kızma ben bunları kimseye göstermedim, baban dışında. Gel kapatalım şu konuyu kimse bir şey anlamadan emin ol bir daha kalkışmayacağım böyle bir işe söz tek laf bile atmayacağım sana varlığımı hissetmezsin bile." Tehdit etmiyordu, sadece korkuyordu ve olayı kimse duymadan kapatıp eskiye dönmek istiyordu. Zordu hemde çok zordu artık. Telefonunu almak için uzandığında geri çekilip veremedim. "Telefonumu napacaksın? İstersen atarım videoyu sonra silerim telefonumdan." Oldukça yapıcı konuşmaya çalışıyordu ama işe yaramıyordu. "Kim çekti bunları, sen nerden buldun söyle." Diye sordum kendimden beklenilmeyecek kadar sakince. Yutkundu. "Yeterli bu kadar fazlası yok bende, ver telefonumu." Diyerek telefonunu almak için uzandığında bileğini tutarak engelledim. "Kendim öğrensem daha iyi olur," dediğim an üzerime atıldı telefonu için. "Rahat dur!" Diye bağırdım, "yoksa veririm adamların eline." Dedim sertçe. Yerinde durduğunda beti benzi atmıştı. Videonun bilgilerine baktım sonra çıkıp kayıtlı olduğu klasöre baktım... Biri göndermişti. Ancak kimin gönderdiği belli değilken gönderilen uygulamaya girdim, temizdi kiminle mesajlaştıysa hep silmişti, karşımdaki kadın cidden akıllıydı. "Kim gönderdi nasıl buldunuz söyle Güneş hadi," dedim sabırla. "Bak eğer söylersen senin için daha iyi olur, sen bana bu videoyu göstererek nasıl bir iyilik yaptığını bilmiyorsun." Dediklerimle kaşları havalandı. "Gerçekten mi Boran Ağa'ya anlatmazsın değil mi?" Diye sorduğunda başımı iki yana salladım. İnandı. Saçlarını titreyen parmaklarıyla geriye doğru attı, derin bir nefes aldı. "Görüntüleri biz çekmedik abimin de suçu yok, onu bize gönderen kişi... Kiraz." Bir an için nefes almayı bıraktım. "Babanın bana baskı uygulaması kanıt kanıt diye, o duymuş paçayı kurtarayım diye bunu attı bana görüntüleri çekende onun erkek kardeşiymiş, belliki o da senden nefret ediyor." Tepkimi korudum, "başka kimde var görüntüler?" Diye sordum. "Sadece bende, bana attı zaten." "Umarım yalan söylemiyorsundur..." Diye konuştum başını iki yana salladı. Zaten olsa da bir halta yaramazdı artık. Elimdeki görüntüleri kalıcı olarak telefonundan silmeden önce kendime atmış öyle silmiştim." Telefonunu ona uzatmayıp ona baktığımda gerildi. "Sen bu görüntüleri babama gösterdiğinde ne yaptı? Ne tepki verdi kim biliyor başka?" Bu sefer bıkkınca nefes aldı. "Ver telefonumu gideyim artık, git babana sor banane!" Dediğinde kaşlarımı kaldırarak olumsuzca baktım ona. "Anlat Güneş neler oldu anlat!" Diye direttiğimde gözlerini yumdu sinirle. "Ne yapabilir, sadece ona gösterdik zaten, o da seyreder etmez bizi tehdit etti kimse görmeyecek bunları diye nasıl bulduğumuzu söylediğinde abim ben çektim dedi çünkü Kiraz'a söz vermiştim onu ifşalamayacağım diye. Babanda inandı benim telefonumdan görüntüleri o da sildi ama Kiraz'a anlattım olanları o da tekrar attı bana lazım olur diye... Yeterli mi senin için!" Değildi, benim için asla yeterli değildi. "Anlattıkların için teşekkür ederim ama küçük bir sorun var ne olursa olsun yaptıklarını asla öylece sineye çekemem," dediğim esnada aşağıya baktım. "Biriniz yukarı gelin!" Diye bağırdım adamlara. İri yapılı biri anında merdivenlere yöneldiğinde Güneş korkuyla geriledi. "Orospu!" Diye bağırdığında yüzümü buruşturdum sesi yüzünden. "İnsanları baştan çıkarıp yuvalarını yıkan bir orospusun sen, Mustafa'ya neler ettinde senden vazgeçememiş Boran Ağa'yı da öyle yaptın ve elimden aldın şimdide sırada abim var herhalde ki çiftlikte bu kadar alakadar olup konuştun onunla! Senin yüzünden abimi yaktı be Boran Ağa, gerçek bir sürtük-" tüm gücümle bir tokat daha indirdim suratına. Saçlarını kavrayıp kendime kaldırdığımda sert ve güçlü tavrımdan dolayı deminden beri epey afallamıştı, "bugüne kadar hep seni anlamaya çalıştım, inan bana yaptıklarına rağmen çokça da iyi davrandım, seni uyarmıtım derdini benimle değil gidip Boran Ağa'yla çöz demiştim hıncını benden çıkarma ama sen ne yaptın Boran Ağandan nefret edeceğine ona bağırıp çağıracağına benden nefret ettin bana bağırıp çağırdın... Sen hep yanlış hareket ettin Güneş. Abin ve sen bir işler karıştırıyorsunuz, dışardan sizden bu kadar iyi bahsedilmesi imajı tamamen yalan! Abinin nasıl bir piç olduğunu inan bana gözlerine tek seferde bakarak anladım ama tek sorun Pare gibi birinin öyle birine bu denli aşık olması..." Kaskatı kesilmiş bedenini iterek yere bıraktım. "Tabii bir aşk meselesiyse bu." Adam yanıma geldiğinde, "bunu ve Seyran'ı kilere kilitleyin! Tek bir kişi bile girip çıkmayacak bir parça ekmek bir yudum su dahi vermeyeceksiniz Bertan Ağa dahil hiç kimse bunları oradan çıkarmayacak! Dediklerimi yapmazsan eğer seni de yakarım!" Başını salladı bana bakmazken. Sert bir nefes aldım. "Mara'yı bırakın ama size ayak bağı olursa tutmaktan çekinmeyin, merak etmeyin tüm sorumluluk bende." Güneş'in çırpınmalarına rağmen tutarak kaldırdı ve aşağıya çekiştirerek götürürken bağırışları durmadan yükseliyordu kulaklarımı yumdum ona az bile yapıyordum. Elimdeki telefonu sedirlerin üstüne attım, bir şey çıkmazdı çünkü biliyordum. Ağır adımlarla odama çıktığımda kapıya zorlukla yaslanarak ayakta durdum, elimi kapının kulpuna atım sıkıca tuttum ayakta kalabilmek için. Ağlamak istiyordum kendimi duvarlara vurmak zarar vermek istiyordum, içimde öyle bir yangın vardı ki ne söndürülebilirdi ne de dindirilebilirdi. Sesli sesli nefes almaya başladım ciğerlerime kadar çektim nefeslerimi, sakinleşmek için. Çünkü hiç iyi hissetmiyordum. Odanın içine doğru ağırca ilerlemeye başladım ama Güneş'in yaptıkları izlediğim o görüntüler Mustafa'nın ettiği o kelimeler beynimde öyle tiz bir ağrıya neden olmaya başladı ki oda etrafımda dönmeye başladı sanki, neden herkes evlenmek istemeyişimi bir orospuluk yaptığıma bağlıyordu? Niye herkes birinin altına yatmışım gibi davranıyordu, tek sorun sesimi çıkartmam mıydı yani. Boğazım düğümlendi, nefes alamadığımı hissettiğimde öfkeyle boğazım yırtılırcasına çığlık attım elimi saçlarıma getirerek. Tüm öfkemi kusmak istercesine gözümün değdiği her yeri darma duman ettim saniyeler içinde; yatağı yerle bir edip yerle buluşturdum, masanın üstünde bulunan tüm eşyaları elimin tersiyle yere atarken elime geçenleri duvara atıp paramparça ettim. "Ne yaptım ben size? Bu nefretin kinin nedeni ne?" Dedim çığlık atarak şöminenin yanında bulunan ayakta duran raflı dolabın duruşu bile sinirlerimi eşeledi, o da yıkılmalı parmaparça olmalıydı! Öyle de oldu tuttuğum gibi büyük bir gürültüyle yerle buluşturdum. Tüm kitaplar kar kürelerim süs eşyaları her tarafa dağıldı. Nefes nefese dizlerimin üstüne tüm o dağınıklığın içine çöktüm, tüm sinirlerim boşalmış gibi ağlamaya başladım. Abim dediğim adam nasıl böyle iğrenç iftiralar atardı bana, hayatım boyunca onunla asla o kadar samimi bile olmamıştık ben ondan kendi abimden olmayacak kadar çekinir ve korkardım, korkum zarar vereceğinden değildi bana asla kötü davranmamıştı korkum sert duruşuydu, bana hep mesafeli olan oydu ama asla ona böyle bakmak bir yana aklıma bile getirmemiştim. O hep benim büyüğüm abimdi... Babam ise canımı Mustafa'dan bile daha çok yakmıştı tek videoya inanıpta hareket etmesi bunu öğrenipte Mustafa'ya bir şey yapmaması ki ben yaptıysa da bilmiyorum çünkü kulağıma hiç öyle bir şey gelmemişti. Ama sorularımın cevabını bugün alacaktım bugün hesabımı iyi kesecektim. Ağlamam bir anda kesildi, sertçe yutkundum derin bir soluk çektim içime rahatlatıcı olmasını umduğum. Tüm o dağınıklığın arasında topuklu botlarımın üstünde doğruldum. Kot pantolonumu üzerimde sirkeleyerek temizledim, beyaz salaş kazağınım önden içine soktuğum kısmını tekrar içine sokarak arkasına doğru çekiştirerek düzelttim ve kalçalarımı örtmesini sağladım, parmaklarımı saçlarıma geçirerek arkaya doğru sırtıma attım; büyük bir soğuk kanlılıkla alnıma dökülen kaküllerimi düzelttim. Göz altlarımı sildim. Odadan sert adımlarımla çıktım. Avluya indiğimde yüksek ihtimalle azda olsa sesimi duydukları için Mara ve Diljen endişeyle bakıyorlardı, "Hanımağam iyisiniz değil mi? Su falan getireyim mi?" Dediğinde, "Telefonum mutfaktaydı onu getir." Diye karşılık verdim, anında kafasını sallayarak mutfağa gitti. "Bu olayla ilgin var mı?" Diye sordum Mara'ya duygusuzca bakarak. Kaşlarını çattı, zaten huzursuz duruyordu. "Ne yaptıklarını bile bilmiyorum ama bir sakin ol istersen onları köpek gibi tıkarak bir yere varamazsın!" Küçümseyici bir bakış attım ona, rahatsızca kıpırdandı, "sana fikrini soran olmadı! İstediğimi yaparım sen mi engel olacaksın bana baban gelse gene bir şey yapamaz! O yüzden kes sesini defol git başımdan!" Diye dişlerim arasından konuştum. Gözlerini art arda kırpıştırdı, tek kelime edemedi. Diljen telefonumu getirip hızla verdiğinde alarak dış kapıya doğru yürümeye başladım. Haşim abi Ali ve bir kaç adam avlunun içinde duruyorlarken Haşim abinin mahçup ve endişeli bakışlarına karşılık vermedim. "Araba getir bir tane," dedim soğuk bir sesle. Ali hızla onaylayıp dışarı çıktığında ardından bende çıktım sokağa. Büyük ihtimalle millete haber vermişlerdi ve Merih birazdan damlardı konağa kaldıki şu an bile araması ekrana düşmüştü ancak açmayıp reddettim. Ali arabayla tam önümde durdurduğunda diğer korumaların açmasına izin vermeden kendim açıp arka koltuğa yerleştim. "Sen sür tarif edeceğim sana ben!" Diye direktif vererek arabayı sürmesine neden oldum. "Alo," dedim aradığım Jiyan amcama. "Yeğenim hayırdır?" Dedi gayet normal bir şekilde. Dudaklarımı ıslattım, "Amca babamın konağa gider misin birazdan orada olurum." Dedim kısaca. Her ne işle uğraşıyorsa durdu. "Senin o ses niye öyle?!" Dedi direkt önceye nazaran keskin sesiyle. Dışarıya çevirdim bakışlarımı, "Soru sorma amca sen git babamlara bekle beni geliyorum, lütfen." Dedim ve konuşmasına izin vermeden kapattım. Telefonu kucağıma bırakarak dışarıyı seyretmeye devam ettim, stresten ve düşündüklerim yüzünden parmağımdaki gümüş yüzüğümle oynayıp durdum. Boran... Düşünmek istemedikçe beynime vurgu yapıp hatırlatıyordu kendini sanki, elimdeki yüzüğe bakarken gözlerim yine doldu ancak sıktım kendimi. Nikah tarihi aldığımız o gün olmuştu olay ve tüm bu olanları nasıl saklayabilmişti benden? Dahası o bana uzak dur dedikçe onun canını yakmaktan çekinmemiştim. Bana asla yalan söylemeyeceğinden dem vuruyordu söylememişti de zaten açık açık Mustafa'dan uzak durmamı söylemişti yalan konuşmamıştı ama doğruları da anlatmamıştı. Peki ya onca denilene inanmış mıydı o zaman, öfkesini görüntülerden görmüş olsam da sonrasında neler dediğini merak etmiştim abim canını benim için ortaya koyduğunda neler söylemişti mesela? Dakikalar sonra yönlendirmemle Mustafa Riva'nın iş yerinin önüne gelmiştik. Arabadan indim yavaşça, hava bugün öğlen vakti daha kapalıydı, hava soğuktu ve hafif rüzgar vardı, tam bir sonbahar havasıydı. Saçlarım rüzgarın esintiyle yüzüme çarptı. "Siz burada kalın." Dedim yavaşça Ali'ye ve arkasındaki bir araba adama. Ali tereddütle başını salladı gözlerini pek değdirmeden gözlerime. Peşimde ya da beni gizlice izleyen o kadınlar yoktu çünkü onlar özel olmakla beraber ben ne zaman dışarı çıkacak olursam görevlendiriliyordu, şu an için kendi işlerinin başında olmalılardı. Önümdeki demir kapıya baktım güvenlik kulubesindeki görevli camını açarak bana baktığında kaşlarını çattı tanımayarak, ona doğru yaklaştım, "Mustafa Riva için gelmiştim kuzenleri olurum kendisinin, Gece Riva Asparşah!" Dediğimde göz bebekleri hafifçe irileşirken kapıyı açtı hızla. Burası geniş bir iş alanıydı kendileri ticaretle uğraşıyorlardı ve etrafta sıralı depolar önünde sıralı tırlar bulunuyordu. Kimseye bakmaksızın onun ofisine doğru ilerlemeye devam ettim. Tam o arada tırların arasından Serkan çıktı, beni görmesiyle şaşkınlığa uğrarken gerçek miyim diye tekrar tekrar süzdü. "Gece, senin burada ne işin var?" Diye sorduğunda durmadan yürümeye devam edip yanından geçerken elimi kaldırıp yerinde kalmasını belirttim. "Abinle önemli bir meselemiz var rahatsız etmezsen iyi edersin!" Dedim sert ve soğuk bir tavırla. Onu kafası karışık halde arkamda bırakırken ofisine geldim Mustafa'nın, demir merdivenlere yönelip bir üst kata çıktım ve kapıyı çalmadan öylece içeri girdim. Buraya çok önceden abimle gelmiştik bir ara bu yüzden pek yabancılamamıştım. Mustafa önündeki evraklardan başını kaldırıp bana baktığında afalladı. "Ne alaka?" Dedi kaşlarını çatarak. Bakışları üzerime değdiğinde midem bulandı dedikleri düştü zihnime. "Çok alaka!" Dedim. Ardımdan kapının kilidini çevirdim. "Mustafa Riva..." Dedim uzatarak. Sandalyesinden kalktı, anlamıştı bir şeyler olduğunu, "Hiç utanmadın değil mi?" Diye sordum. Gözleri yüzümde gezindi hızlı hızlı, "Neler oluyor Gece?" Diye sorduğunda tiksinerek baktım ona. "Neden hakkımda o kadar iğrenç şeyler söyledin? Seninkisi nasıl bir sevgidir ki böyle utanmazca çamur atabildin bana?" Diye sordum yavaşça, ağlamak ya da karşısında aciz bir duruma düşmek istemiyordum. En güçlü halimle olmalıydım. "Sen ne biliyorsun?" Dedi, inkar bile etmedi. Edemezdi zaten belliki o da bugünün geleceğinden emindi. "Affet beni..." Dedi ağırca, ensesini kaşıdı gergince. "Af mı? Sen ne yaptığının farkında değilsin herhalde!" Diye bağırdım dayanamayarak. "Seni sevdiğim için özür dileyecek değilim!" Dedi diklenerek. Bu sefer duraksayan ben oldum. "Ne duydun bilmiyorum ama sarhoştum o gün biraz, bu yüzden deli cesareti gösterdim-" "Deli cesareti mi?! Yaptıklarının arkasında bile duramayıp içkinin ardına mı saklanacaksın! Hayatımda senden daha korkak birini görmedim ben." Dedim tıslayarak. Öfkelendi dudağını dişledi sinirle, "Dediklerim için pişmanım Gece inan bana asla seni o adamın karşısında böyle bir duruma sokmaz istemezdim ne desen haklısın ama yemin ederim ne yaptıysam canım yandığındandı." Diye savunmaya çalıştı kendini. "Nasıl bir acıydı bu, nasıl bir acıydı ki bana bile sıçrattın bunu. Banane senin acından beni zerre kadar alakadar etmiyordu!" Omuzlarından sertçe vurarak ittim. "Hiç mi düşünmedin bu adam bana inanırda bu kızın canını alır diye, hiç mi düşünmedin ya! Ben seni abi bildim ama sen tam bir kansız çıktın!" Yüzü kasıldı acıyla, dediklerim gurunu kırmaya başlamıştı. "Sana zarar gelmesine izin vermezdim. Kaçacaktık seninle, seni buradan götürecektim." Dedi kısılan sesiyle. "Sen kimsin be!" Diye bağırdım. Tek elimle gömleğinin yakasını tutarak çektim. "Kimsin sen. İğreniyorum senden, ben sana abi diyordum abi! Senin beni sevmene bile bir şey demiyorum ama kimsin ki gidip hakkımda konuşabildin bana utanmazca iftiralar atabildin!" Omuzundan iterek bıraktım yakasını. Elimi saçlarımdan geçirerek arkaya attım sinirle. "Bana o mesajları atanda mı sendin?! Sürekli onunla kaçmamı söyleyen!" Dedim aklıma direkt olarak gelen şeyle. "Bunu bana abinde sormuştu ama öyle bir şey yok mesaj falan göndermedim sana!" Diye net bir şekilde konuştuğunda durdum. O lanet kişi kimdi o zaman. "Ben seni yıllarca sevdim," dedi zorlukla. "Bunu sadece annem biliyor, yıllarca uzaktan uzağa sevdim seni, o adamla sözlüsün diye sana yaklaşamadım senden uzak durdum ama her geçen gün daha da berbat hale geldim Ankara'dan buraya bir kaç günlüğüne her geldiğinde seni sayılı gördüğüm her anda bir parça daha severken buldum kendimi. Hâlâ daha seviyorum." Tüm gücümle sertçe yapıştırdım suratına tokatı, yüzü yana eğildi. "Evlisin be pislik herif evli! Karın hamile, nasıl hâlâ böyle konuşabilirsin!" Diye bağırırken omzuna tırnaklarımı batırarak ittim defalarca ve vurdum. "Sende evli bir adamla evlisin! Yanlış gelen ne üstelik baya da seviyorsun anlaşılan?" Dedi yanağını ağırca ovalayıp meydan okurcasına bana dönerek. Tüm öfkem yerini derin bir kırgınlığa bıraktı öyleki deminden beri tuttuğum göz yaşlarım aktı bir kaç damla. Gülümsedim burukça, "Neden severek evlenmişim gibi davranıyorsunuz? Birazcık gülümsemem mi battı size biraz olsun mutlu olmam mı ki bunları bile zorlukla yaparken." Gülümsemem daha da büyüdü. "Belkide Boran Asparşah'ın olayı bu? Ne kadar canını yakarsam yakayım dönüpte acısını benden bir kere olsun çıkarmadı belkide hayatımda ilk defa sizin gibi pisliklerden ve inandıklarımın tersine olduğu için birine bu kadar yakın... Kalbim." Gözlerindeki yansımamın kırıldığını farkettim, canını yakıyordum, masasına yaklaştım ve tek seferde üstündeki her şeyi yere attım. "Tıpkı annene çekmişsin Mustafa Riva, kedi ulaşamadığı ciğere mundar dermiş seninki de o hesap işte annen gibisin tıpkı! Daima elindekilerle yetinmeyi bilmeyip insanlara pislikçe bulaşan, ama şunu bilmelisin ki ben hayatım boyunca senin gibi birine asla bakmazdım... Hem de asla." Dedim acımasızca, Mavi gözlerim onun dağılmış yüz ifadesine kaydı onaylamazca salladım başımı. Oradan uzaklaşmak için arkamı döneceğim esnada dedikleriyle olduğum yere çivilendim. "Sen anca evli adamlara bakarsın zaten Gece anladık onu başta ölümüne kaçtığının şimdi yatağını zevkle dolduruyorsun!" Benim onun canını yakmaya hakkım vardı ancak onun yoktu asla, onun yüzünü bile kaldırmaya hakkı yoktu. Bedenimi ona çevirdim, canım feci hâlde yanıyordu... Ona büyük bir kırgınlıkla baktığımda daha yeni dediklerini farkediyordu belkide ancak umursamadım tüm gücümle sıktığım elimi, yumruğumu yüzüne geçirdim. Yetmedi yüzünü çevirdiği gibi yakasını tutarak bir yumruk daha attım. Burnunun kırıldığını hissettim vururken ancak durmadım durmak ne bilmedim. Acıyla bağırıp dururken üst üste vurdum ona, beni tutmaya kalktığında ustaca ondan kaçınıp onu sertçe ittiğimde dengesini kaybedip koltuğun üstüne düştü ben ise saçını çekerek tırnaklarımı yüzüne geçirip yırttım. Acıyla inlediğinde bileklerimi kavradı tuttu ama dizimle karnına vurmaya çalıştım. "Gece noluyor orada aç şu kapıyı!" Diye bağırdı Serkan. Ama ikimizde debelenmekten cevap vermedik. "Özür dilerim Gece inan isteyerek olmuyor..." Dedi ona vurmaya çalışırken, burnundan oluk oluk kan akarken gözünü yırtmıştım tırnaklarımla. "Bırak kolumu!" Diye bağırdım avazım çıktığı kadar, öylesine akan soğuk göz yaşlarım yüzüne damladı. Bir anda ellerimi bıraktığında yüzüne tükürerek kalktım üstünden ama o kalkmadı kalkacak mecali bulamadı kendinde. Yanaklarımı sertçe sildim ancak aptal göz yaşlarım kendiliğinden akıyordu. Sehpanın üstündeki küllüğü aldığım gibi fırlattım cama, çıkan gürültüyle Serkan kapıyı bağırarak daha da zorladı. Bitmiş hâlde koltukta oturan Mustafa'ya işaret parmağımı doğrulttum, "Daha bitmedi... Gidip birde o karın olacak kadına haddini bildireceğim sonrada yaptığın bu pisliği amcama babana söyleyeceğim!" Gözleri irileşti. "Gece-" konuşmasına izin vermedim başımı tahammülsüz bir şekilde olumsuzca sallayarak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE