Boran Ağa büyük bir erdemlik gösterip senin gibi bir orospu çocuğuna şans vermiş belliki! Ama ben vermeyeceğim... Hazırlansan iyi olur." Diyerek konuşmalarına kulak asmadan kapının kilidini çevirip açtım. "Noluyor?!" Diyen Serkan'a omuz atarak yanından geçtim. İçeriyi ve abisini gördüğü için telaşla onun yanına giderken ofisin önünde toplanmış çalışanları göz arda ederek oradan da uzaklaştım.
Titreyen telefonumu açmayarak bu sefer rotamı Nüvit yengemin evine çevirdim. Konaklarına geldiğimde burada işimi kısa tutacaktım Nüvit yengem ve Kiraz hanımın biletini Mustafa sayesinde kesecektim.
Kapıya koruma koymuşlardı, belliki o günden sonra korkudan yapmışlardı bunu ama bir halta yaramamıştı. Ali ve adamlar bu sefer burada dışarda beklerlerken ben kapıyı çalarak Semra ablanın açmasıyla içeri girdim.
"Yenge! Kiraz!" Diye bağırdım avluda. "Hanımağam bir sorun vardır?" Diye soran Semra ablayla göz devirdim. "Varsa var sen mi çözeceksin!" Dedim tersçe.
"Senin yine ne işin var benim evimde?" Diye sinirle konuştu yengem merdivenlere yönelip aşağı kızgınlıkla inerken. Arkasından Kiraz çıktı.
"Benim ne işim mi var size çok güzel bir haber vermeye geldim!" Diye yükseldim geri durmayarak.
"Neler oluyor bura-" diye üst katta çıkan Fisun beni görmesiyle duraksadı ve geri adımladı. Ev haliyle ve fazlasıyla çökmüş görünüyordu. Şanlıurfa'da kadınların ona gösterdikleri ve yapacaklarıyla korkutmaları, onu benim zannettiğimden fazla korkutmuştu. Sanmıştım ki bana daha da bilenip kapımda biter ancak o susup yerine sinmiş belkide dersini iyi almıştı çünkü aldığım haberlere göre geldiği günden beri odasından hiç çıkmamış ve annesiyle arasının iyi olmadığıydı.
Fisun ve annesiyle kötü? İlk başta inanamasamda şimdiki hali pek öyle demiyordu. "Ben bu sefer hiçbir şey yapmadım." Dedi yukarıdan bana doğru. Yapmadığını biliyordum yapabileceği bir şey yoktu. Videoyu çeken Kiraz'ın kardeşi atan ise Kiraz'dı.
"Görürüz birazdan var mı yok mu?" Kaşlarını çattı korkuyla ancak iki yana salladı başını yok dercesine. "Aşağı in!" Dedim sert bir şekilde. Merak ve karmaşık bir ifadeyle indi ve geldi yanımıza.
Cebimden telefonumu çıkardığımda bu sefer Adar'ın çağrısıyla karşılaştım. Onuda reddederek videoyu açıp üçüsününde gözü önünde oynattım. Kiraz morarırken, yengem ağzı acık kalmıştı Fisun ise elini ağzına kapatarak şaşkınlıkla abi demişti.
"Yemin ederim en ufak bir bilgim bile yok bundan!" Dedi Fisun hırkasına sarılarak, gözleri dolmuştu.
Hava iyiden iyiye üşütmüştü beni ama bu rahatsız etmiyordu içimdeki yangın yüzünden. İkisi konuşmak istediklerinde izin vermedim.
"Hiç konuşmaya bile kalkmayın. Kiraz'ın bu videoyu utanmadan Güneş'e gönderip onun üzerinden canımı yakmaya kalkması, senin oğlunun pisliklerini örtmeye kalkman, hepsi hepsini biliyorum. Kiraz'ın konuşmasına gerek yok tek şansı karnındaki bebek... Ama merak etmeyin hepinizin cezasını Mustafa Riva'ya iyi bir şekilde keseceğim! Zerre kadar şüpheniz olmasın, buraya bunları demek için geldim." Dudaklarımı yaladım.
Daha fazla konuşmak istedim ama konuşursam tıkanacağımı hissettim ve ardımı döndüğüm gibi hızla çıktım konaklarında. Elimi konağın duvarına yasladım nefeslenmek için... "Siz ne yaptınız böyle!" Diye gelen ses Fisun'a aitti.
"Sen nasıl o Güneş denen kadınla pazarlık yapabilirsin!" Diye bağırdı muhtemelen Kiraz'a. Şaşırdım doğrusu.
"Ne diyorsun kızım sen, daha düne kadar abisine yaranmaya çalışan ben değildim. Sen nasıl kendin için yaptıysan ben evliliğim için yaptım." Diye savundu kendini Kiraz ona bağırarak.
Ali ve adamları bana bakmazken emrimi bekledikleri belliydi ancak dizlerim taşıyamayacak konumdaydı beni bir kaç adım ilerledim ve öylece çöktüm yere. Amacım sadece biraz dinlenmekti...
Ama tiz bir fren sesi duyduğumda yolun ortasına park edilen askeriye aracıyla sessiz bir küfür savurdum. Yerden kalkmak için zorlarken kendimi, üniformalı Adar hızla kapıyı çarparak inmiş ve yanıma gelmişti. "Bu ne hal kızım, sabahtan beri seni arıyorum telefonları ne diye açmıyorsun!" Kolumu tutarak hem bağırıp hem kaldırdı yerden.
Yerden kalktığım gibi kolumu çekmeye çalıştım, "bırak kolumu, senlik bir şey yok!" Diye çıkıştım sinirle.
Buna öfkelendi, kara kaşları güzel gözlerinin üzerine inerek çatıldı, sivri sakalsız çenesi kasıldı. "Benlik bir şey yok mu?! Ulan sabahtan beri seni arıyorum! Mustafa'nın yanından geliyorum ne yapmışsın lan öyle, niye çağırmıyorsun beni?"
"Bak Adar git işinin başına uğraşma benimle, daha yapacaklarım var hem."
Kolumdan tutarak çekiştirdi, "Kırarım bacaklarını görürsün yapacaklarını yürü gidiyoruz derdin neyse insan gibi anlatırsın, kaynın olacak herif tüm Jandarmayı ayağa kaldırmış haberin var mı senin?!" Elbette canımı yakacak bir şey yapmazdı ama bu tehdit etmeyeceği anlamına gelmiyordu.
"Ne? Manyak niye böyle bir şey yapmış konak adamları zaten yanımdaydı!"
"Adam farketmiş o adamların seni zaptedemediğini herhalde ne bileyim ben," arabasına doğru çekiştirdiğinde ona uydum. Ulan Merih!
"Siz konağa dönün!" Dedim Ali'ye yönelik sonra yüksek olan araca bindim.
Telefonumu hızla çıkarıp Merih'e mesaj attım, merak etmemeleri için. O sırada henüz daha yeni aranmış numaraya baktığımda yutkundum ağırca. Boran aramıştı bir kaç defa, İstanbul'dan olanları duymuş muydu ya da sadece merak ettiği için mi aramıştı bilmiyordum ama onunla şu an asla konuşamazdım. Telefonumu kucağıma bırakıp ellerimi saçlarımdan geçirip rahatlamaya çalıştım ama olmuyordu.
"Sizin konağa sürüyorum... Niye aramadın beni Gece tek başına niye uğraşıyorsun bunlarla abin yok ama ben varım değil mi!"
"Bana abin falan deyip durma zaten zor duruyorum şu anda!" Diye bağırdım arabada, tereddüttle baktı. Kızgın olmasını anlıyordum ama şu an mümkünse kimse bana hesap sormaya kalkmasındı.
"Sen beni bıraktıktan sonra işine dön hiç girme bizim olaylara," dedim bir süre sonra.
"Oldu başka isteğin?" Dedi sert bir şekilde.
Derin bir nefes aldım. "Senin için diyorum askersin farkındaysan legal olmayan konuşmalar yapacağımız için senin zor durumda kalmanı istemem." Dedim açıkça.
Alayla sinirli bir gülüş attı. "Ulan sanki bizim hayatımız legal de ben bir iki konuşmayla namussuz olacağım!" Göz devirdim.
Araba bizim konağın önünde durduğunda Adar'ın dikkatli in uyarılarına rağmen hızla indim arabadan. Anında kapının önündeki Cahit karşıladı beni, bir şey demeden açtığı konak kapısıyla sert bir rüzgar gibi anında girdim içeri.
Sadece Jiyan amcam değil Leyla yengem Kubar amcam da buradaydı. Beni görmeleriyle amcam kalktı yerinden ilk, "Bende diyordum ki çok harika ilerleyen hayatımda acaba babam nasıl bir parmak sokacak!" Diye bağırdım onlara doğru giderken. Ayağa kalktılar. "Ya senin bana hayatım boyunca bir yararın dokunmamışken bari zararın dokunmasın be!" Diye bağırdım.
Hevdem anında mutfaktan çıkarak yanıma gelmişti üzerinde okul üniforması vardı, "abla neler oluyor okuldan nasıl çıktığımızı bilemedik Zara ile?" Diye sorduğunda ona cevap vermedim. Şu an konum tam da karşımdaki adamdı.
"Babaannem nerede, çağırın o da gelsin koskoca aşirette sanki tek ben varmışım gibi benimle uğraşacağına başkalarına da baksaydı bunlar olmazdı zaten! Babaanne! Onunda haberi var mı çok merak ediyorum Kalender Ağa sakladıklarından!" Babam anlamazca bakarken şaşkınca.
"Sen ne dersin kızım hele bir sakin ol." Dedi. Güldüm. Annem de endişeyle bana bakarken babamın hemen yanında yerini aldı.
"Dur hele Kalender Ağa babaannem bir gelsin aşağıya." Dedim gözlerimi merdivenlere çevirerek. "Gece," diye kolumu yumuşakça kavrayan amcama çevirdim bir an için başımı. "Noldu söyle bana." Dediğinde çektim bir hışımla kolumu ondan da, buna kaşlarını çattı. "Görürsün birazdan abinin yaptıklarını!"
Adar içeri girip arkamda yerini aldığında Hevdem onun yanına gitti neler olduğunu öğrenmek için. Belliki henüz Mustafa ile olan kavgamdan haberdar değillerdi ki o anda Kubar amcam telefonuyla konuşmaya başladığında bakışları ağırca bana çıktı.
Babaannem merdivenlerin başında sert ifadesiyle bastonundan yardım ala ala aşağı inmeye başladığında ben mutfaktan çıkmış çalışanlara, "siz içeri girin çok ailevi bir mesele konuşulacak burada!" Dedim hafif alayla. Ne aileydi ama.
"Ne bu terbiyesizlik yine, neler dönüyor burada!" Dedi ağırca bana gelmeye başladığında. Abimi buradan gitmeye yardımcı oldum diye çok öfkelenmişti ve hâlâ daha onun öfkesi üzerindeydi.
"Terbiyesizliği kim yaptı anlayacağız şimdi!" Gözlerimi babama çevirdim, derince yutkundum. "Ondan sonra bir daha yüzümü görmezsiniz zaten!"
"Sen ne diyorsun öyle!" Diyen annemdi ama ona bakma gereksinimine bile girmedim. Telefonumu çıkarıp o görüntüleri birde buradakiler için çıkarıp açtım, benim utanacak hiçbir şeyim yoktu utanması gereken tek kişi ortadaydı. "Hepinize attım açıp izleyin şimdi biricik Mustafa'nızı."
Hepsi telefonuna gelenleri izlediğinde an be an değişen duyguları gördüm. "Mustafa'nın Boran Ağa'nın elinden alındığı o güne ait bunlar, dahası benim henüz yeni haberim oluyor hemde kim tarafından biliyor musunuz Güneş sayesinde. Ve bunu yapanda sebep olanda sözde benim öz babam!"
"Ne demek bu şimdi?.." dedi algılamakta zorluk çeken Jiyan amcam. "Sen hani babamdan tokat yedin ya nedeni buymuş işte amca abin elin kızına gözü kapalı güvenmiş affetmiş sana da karşı çıktın diye vurmuş işte." Diye açıkladım.
Kubar amcam oğlunu tekrar tekrar izlemeye devam etti. "Abi sen ne yaptın Allah rızası için bu pisliğin hangi dediği seni şüpheye itti sen kızını hiç mi tanımıyorsun," dedi zorlukla Jiyan amcam babama dönerek elindeki telefonunu deli gibi sıkmaya başladı. "Ulan böyle bir şey yapsa bile kusurunu millete nasıl gösterir gibi savunmazsın onu sen!" Diye bağırdı kükreyerek.
"Ben kimse birbirine düşmesin istedim onlara da dedim bu görüntüler ortaya çıkmayacak diye siz birbirinize girmeyin diye yaptım kızıma güvenimi nasıl sorgularsın?" Dediğinde başıma daha pis ağrılar girdi.
"Ne birbirine girmesi abi ne birbirine girmesi ben Mustafa'nın boynunu kıracağım boynunu kimse alamayacak elimden!" Diye bağırdı. "Ulan elin adamı sesini çıkarmamış gelipte ne bizim yüzümüze ne kızının yüzüne vurmamış ama sen! Sen nasıl böyle davranırsın ulan girelim birbirimize bunun için girmiyorsak ne boka varız lan biz!"
"Ben sana ne yaptın baba," diye sordum yavaşça, "ne yaptım ben sana niye bana karşı bu kadar acımasızsın?" Yutkundu sertçe. "Öyle değil kızım bir-"
"Bana kızım deme!! Niye böyle davranıyorsun bir anlat ya, nedir bu acımasızlığının nedeni, ne yaptım ben size? Ben sizin yüzünüzden, hepinizin yüzünden bu durumdayım! Elin kızı kalkıyor benimle oynuyor dalga geçiyor ne laflar ediyor senin sayende, baban inanmadı da saklamak için elinden geleni yaptı kafasına giriyor, baban seni savunmayı bırak bizi hemen gönderiyor diyor! Ben bu evden çıktım sizin aranızdan çıkıp gittim sandım ki artık eliniz ayağınız sorunlarınız da çekilir üstümden ama siz, sizin ne derdiniz bitiyor ne yaptıklarınız!" Canım öyle bir yanıyordu ki kendimi nasıl ifade edeceğim onu bile bilmiyordum.
"Sen yeğenine bir şey olmasın deyip kimseye anlatmadın sakladın, aman kimse birbirine girmesin dedin beni o kadının ve abisinin gözünde nasıl bir yere soktuğunu umursamadın bile! O da kalkıp bana bağıra bağıra orospusun diyor! Bırak onu Mustafa bile söylüyor!! Koruduğun o yeğenin! Ona karşılık vermedim diye canını yaktım diye benimle alay edip canımı yakmaya kalkıyor!" Diye bağırdım hiç kısmadığım sesimle, boğazım acımaya başlarken sık nefesler almaya başladım.
Sert bir rüzgar vurup geçtiğinde bizi hava iyice soğumuştu, burnumu çektim göz yaşlarımın arasında. "Babaanne senin haberin var mıydı bundan?" Diye sordum ağırca. Sesini çıkaramadı belkide ilk defa sessiz kalmıştı o mahçup bakışlarıyla. Olumsuzca salladı başını, "Bilseydim o itin başını ezmekten çekinmezdim!" Dedi oğluna bakarak.
"Yeğenim benim," diyerek bana gelmek isteyen Jiyan amcamın adımıyla uzaklaştım ondan. "Yaklaşma, hiç biriniz yaklaşmasın bana!"
"Yapma kızım ben sana bir şey eder miyim hiç," diyen Jiyan amcamın sesi kırgınca çıktığında umursamadım. "Yapmayacağın anlamına gelmiyor, kime inandıysam sırtımdan vurmaya o kadar meraklı ki artık hiçbirinizi istemiyorum! Şu hayatta bana zerre yararınız olmadı bundan sonra varlığınız da olmasın!" Sesim büyük bir gürültüyle çarptı konağın duvarlarına.
Hepsinin gözleri irileşti, "Jiyan abi dur-" diyen Adar arkamdan uyardı amcam bana yaklaşmasın diye. Leyla yengemde dolu gözleriyle bakarken nefes almaya çalıştım, ellerimi sıktım.
"Yemin ederim sana, ben böyle olacağını düşünmedim Mustafa'yla konuştum konağıma bile gelme dedim senin adını bile ağzına almayacaktı, hamile karısı vardı kızım... Sana nasıl inanmayayım ben ne yaptıysam ne yaşadıysak senin içindi." Onunda gözleri dolmuştu ya o kendini ifade edemiyordu ya da söyleyeceği kuracağı hiçbir cümle içimdeki kırgınlığı acıyı almaya yetmiyordu.
Kalbim sıkışmaya başlamış ruhum daralıyordu sanki, kesik kesik nefes aldım sertçe, konuşmak için. "Siz benim için hiçbir şey yapmadınız... Yanındaki kadına sözde anneme bile bakamıyorum o kadar anlamsız birine dönüştünüz ki benim için o kadar boş ve kifayetsizsiniz ki biri annen baban sağ mı dese bundan sonra vereceğim cevap bile belli, öldüler diyeceğim hiç yoklardı ama artık öldüler diyeceğim." Dedim göz yaşlarım oluk oluk akarken.
Babaannem ayakta zorluk çekiyor gibi görünürken elini kalbine yasladı tıpkı babam gibi, Kubar amcam yıkılmışcasına dururken tek kelime edemedi. Elimi kazağıma atıp hafif çekiştirdim, nefes alamıyordum tam olarak ama durmadım belkide son sözlerimi söylemek istedim onlar için.
"Bundan sonra Hevdem, abim ve Leyla yengem hariç tek bir Riva ile görüşmek istemiyorum, bu aşiretle de aileylede bağlantımı kesiyorum! Hanımı falan değilim bu aşiretin bana acıdan başka hiçbir şey vermeyen sizlerle zerre kadar uğraşmak bile iste- istemiyorum! Kapıma gelecek olanı kovmaktan çekinmem!" Babannem dehşetle bakarken gülümsedim burukça.
"Asparşah aşiretinin hanımağası olarakta şahsıma edilen iftiraları bugün yapılan ve denilenleri sineye çekmeyeceğim Kiraz hamile olduğu için yaptığının bedelinide Mustafa'ya keseceğim... Öldürülecek! Bundan sonra hiç kimseye acımak yok ibret olsun diye duymayan da kalmayacak, kimse bir kadına onun namusuna iffetine en ufak bir leke değdiremez, yapıyorsa cevabını misliyle alır..."
Arkamı döndüm yavaşça Hevdem'in yaşlı gözleriyle göz göze geldim bir an için ama gözlerim karardı.
"Hop hop Gece!" Diye Adar endişeyle kolumdan tutup kendine yasladığında dizlerim taşıyamadı beni, nefes almaya çalıştım can havliyle.
"Allah belanızı versin!" Diye bağıran Jiyan amcam anında belimi kavradı saçlarımı yüzümden çekmeye çalıştı. "Kriz geçiriyor ilacını getirin!.. Gece kızım benim hadi sakin ol, bak nefes alacaksın panik yapma!" Ona ettiğim onca şeye alınmayıp hâlâ yardım etmeye çalışması sadece canımı yakıyordu. O da Kalender Ağa'nın kardeşiydi bu bile öfkemi deşiyordu.
Elimi boğazıma yaslayıp derin nefesler almaya çalışırken can çekişir gibi kesik kesik soluklanıyordum. Bağırışlar yükseliyordu ancak anlamıyordum tek anladığım annemin babama bağırıp durmasıydı.
"Al amca buldum," diyen Hevdem ilacı buğulu bakışlarımın arasında uzattı amcama. Adar diz çöküp eliyle yüzümü yellediğinde ilacı ağzıma sıkmaya başladı amcam. Sonunda azar azar nefesin ciğerlerime ulaştığını hissettiğimde omuzlarımı rahatça düşürdüm. "Kaldır kızı Jiyan içeri götür dinlensin gözünün feri kalmadı." Diyen kişi Kubar amcamdı.
"Sen nereye?" Dedi Jiyan amcam.
"Görmem gereken bir hesap var!" Dedi konaktan çıkmadan önce. Ayağa kalkmayı bırak konuşmaya bile dermanım yokken Jiyan amcam tek seferde kucağına alarak kattaki salona girdi ve koltuğa uzattı bedenimi.
Kendime biraz olsun gelene kadar gözlerimi sıkı sıkıya kapatarak dinlenmeye çalıştım. Sonra ise boğulduğumu hissederek kalktım ve dizlerimi kendime çekerek oturmaya başladım, o sırada bir kaç kere daha avucumdaki ilacı kullandım.
"Su iç biraz yemekte getireyim mi ha tansiyonunda düştü herhalde!" Leyla yengem'e kısa bir bakış attım. "Boğazıma kadar doluyum sağ ol!" Dedim.
Oda küçük olduğundan koltuklar arası mesafe yoktu iki koltukta çaprazlama yan yanayken amcam hemen koltuğun ucundan yanı başımda oturmuştu, Leyla yengem yanında Adar benim oturduğum koltuğun bir ucunda ayağındaki postallarıyla koltuğun kolçağına oturarak duruyordu. Hevdem ise doğrulup oturmamla yanıma oturdu.
"Olanları aklım almıyor delireceğim sanki!" Diyen amcama bakmadım. "Hangimizin ki alıyor akıllı uslu dediğimiz Mustafa'nın dediklerini görmedin mi?" Dedi yengem sitemle.
Histerik bir gülüş kaçtı dudaklarımda, kollarımı dizlerime sararak başımı dizlerime yasladım. "Buraya gelmeden önce Mustafa'nın iş yerine gitmiş," diye başladı söze Adar. "Mahvetmiş adamı iş yerini de. Özür dileyeceğine daha da yakmış kızın canını."
"Belasını sikeceğim onun ben!" Amcam küfür ettiginde babaannem girdi ağır adımlarla içeri, şalı başından kaymış dağınık görünüyordu. "Çıkın dışarı Gece'yle konuşalım biraz." Dediğinde gerilerek bacaklarımı daha sıkı sardım.
"Ana kız daha yeni fenalık geçirdi en son küçücükken elimde böyle kalmıştı! Delirtmeyin beni uzak durun!" Diye yükseltti öfkeyle sesini. "Jiyan! Dışarı çıkın dedim canını sıkmayacağım," dediği an konuştum boğuk ve kısık sesimle.
"Konuşacak bir şey yok, gideceğim şimdi boşa nefesini tüketme daha kötü olur!"
Ne konuşacak olursa olsun beni daha da yaralamaktan başka bir şey yapmayacaktı. Kalkmak için ayaklarımı koltuktan indirecektim ki dışardan gür bir ses duyuldu, yerinde duramayan dokunduğu yeri parçalayacak bir ses.
Boran Asparşah'tı bu.
Ama nasıl olurdu.
"Boran..." Dedim şaşkınlıkla mırıldanarak. Bakışlarımı kapıya çevirdiğim an bedeni göründü. Ayaklarımı koltuktan indirdim hemen, kehribar gözleri bedenimi hızla tararken an be an rahatladı ama hâlâ gergindi. İçeri hızla kimseyi takmadan girdiğinde gerçek mi diye bakıyordum, o İstanbul'daydı.
Babaannemin yanından geçip bana doğru geldiğinde koltuktan kalktım ancak hızlı kalktığımdan mı bilinmez başım döndü sarsıldım ki anında belimden tutarak kendine yasladı ve kollarını doladı bana. Burnunu boynumla saçım arasına gömdüğünde derin derin nefesler aldı. Ellerimi hiç düşünmeden boynuna doladım ihtiyacım olan buymuş gibi. Başka zaman olsa düşüneceğim şeyi tereddüt etmeden yapmıştım.
Gözlerimi sıkıca kapattığımda bir kaç damla göz yaşım boynuna damladı, başımı biraz kaldırdığımda burnum boynuna sürtündü kokusunu daha da iyi hissettim.
"Boran..." Dedim sessizce ağlar bir tonda ancak zor tutuyordum kendimi.
"Şşht, tamam rahat bırak kendini. Buradayım... Yanındayım." Diye yumuşak bir sesle konuşup dudaklarını kontrolünü kaybetmiş gibi tepeme bastırıp durdu. Saçımı okşamaya başladığında gözlerimi daha sıkı yumarak sarıldım ona.
Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum ancak beni yavaşça kendinden uzaklaştırdığında yüzümü avuçları arasına aldı, o anda odada kimsenin kalmadığını farkettim. Göz altlarımı silerek alnıma bastırdı dudaklarını, "ne oldu sana böyle... Ne hâle gelmişsin yine." Dedi acıyla.
Bileklerine sardım parmaklarımı, ancak birinde ilacım olduğundan gözü anında elime çarptı ve kaşları çatıldı. İlacı aldı elimden, "ne bu, kriz geçirdin değil mi!" Dedi dişlerini sıkarak.
Gözlerimi kırpıştırarak yüzüne baktığımda, "iyiyim sorun yok," dedim.
"Şu sese bak," dedi sitemle, boğuk ve tarazlı çıkmıştı sesim. Eliyle sırtımı sıvazlayarak kendine bastırdığında, yanağım göğsüne yaslandı, "İyiyim diyor birde! Buz gibisin akşama kadar böyleydin demi dışarıda!" Göremesede gözlerimi kaçırdım ondan.
Üşüdüğümü bile odaya girince anlamıştım napabilirim ki kafam bugün çok mu yerindeydi. Saçlarımın başlangıç kısmına dudaklarını bastırdı üst üstte, kollarımı sıvazladı ısıtmak ister gibi. "Günlerdir öyle zor zaptettim ki kendimi... Öyle hasret kaldım ki kokuna." Saçlarımın arasına gömdü başını, bana sarılınca tekrar beline sarılarak karşılık verdim. "Benim kıyamadığımı kim getirdi bu hale..." Ağırca yutkundum ama boğazımdaki yumru geçmiyordu hiç.
"Boran, gitsek olur mu buradan boğuluyorum sanki." Dedim boğuk bir sesle. Bedeni gerildi. "Gidelim bebeğim, gidelim ama yerimde zor duruyorum iyi değilsin... Anlat bana!" Dedi dişleri arasından. Belli ki hiçbir şeyi tam bilmiyordu. Başımı göğsüne doğru sakladım. "Gitmek istiyorum diyorum!" Dedim sinirle, hırçınlaşarak. Olanların tazeliği ve hatırlamak sadece daha da canımı yakıyordu.
"Tamam," dedi sesli bir nefes vererek, "yürüyecek kadar iyi misin?" Diye sorduğunda kulağıma doğru eğilerek başımı salladım. Bedenimi uzaklaştırdığında mecburen başımı ona kaldırdım burnumu çekerek.
İnceleyici endişeli hali vardı ama iyi olmadığımın farkında olduğundan elimi sıkıca kavrayıp kendine çekerken odadan çıktık yavaşça.
Avludakiler bizim gelmemizle sustular ama hiçbiriyle göz göze gelmek istemediğimden, yürürken Boran'ın arkasına geçerek ilerlemeye devam ettim. "kızım bir dur hele daha hiç bir şey konuşamadık!" Annemin Boran'ın önüne atılmasıyla kalbim daha da sıkıştı, öyle öfkelendiriyorlardı ki beni dayanamıyordum artık.
Boran'ın elini sıkıp diğer elimle de koluna sarılarak arkasına iyice sığındım. Tek birini dahi görmek istemiyordum. "Durun orada, daha ne yapmayı planlıyorsunuz!" Diye konuştu öfkeyle ancak hâlâ daha saygılı durmaya çalışıyordu anneme karşı.
"Kızım o benim, ne planlayacağım! Konuşmak istiyorum sadece." Dedi annem. Ne konuşacaktı gel vazgeç kararlarından falan mı diyecekti!
"Ben istemiyorum ama!" Diye bağırdım arkasından çıkarak Boran'ın. "Az önce dediklerimde ciddiydim! Artık yoksunuz bunu anlayın, hele sen hiç yoksun!" Şu hayatta en çok onun yapmadıklarına kırgındım bu yüzden herkesi affetsem onu etmezdim!
Yüzüne yansıyan acısı hiç canımı yakmadı öyle bir boşluk yarattı işte içimde. Diğerlerine de bakmadım Boran kolunu bana sarıp ilerlemeye başladığında arkama bile bakmadım bir kere olsun.
Arabasının yanına geldiğimizde biraz uzanmak için arka koltuğa geçtim. O ise biner binmez klimasını çalıştırdı arabanın, tek kelime etmeden botlarımı çıkardım ve koltuğa uzanarak bacaklarımı kendime çektim, sonrasında ne o konuştu ne ben o kadar yorgundu ki ruhum gözlerini aralamaya bile gücü yoktu. Dakikalar sonra araba sıcacık olmuştu bile, tek duyduğum ses arabanın motorunun sesiydi.
Sonra araba durdu, ben yine ışıklarda durmuş sanarken öyle olmadığını Boran'ın elinin yanındaki koltuğun başına koyup aradan bana dönüp bakmasıyla anladım. "Geldik mi?" Dedim yorgun bir sesle, "geldik," dedi fısıltıyla.
Doğrulduğumda camdan dışarı bakınca konağa gelmediğimizi farkettim, burası önceden geldiğimiz uçurumun orasıydı. Boran arabadan inip başımın olduğu kapıyı açıp yanıma bindi, beyaz gömleğinin ilk bir kaç düğmesini açtı ferahlamak için.
Sorgulayıcı bakışlarıma karşın, "biraz dinlenmek için geldik buraya... İkimizin de tek ihtiyacı olan şey buydu." Diye açıkladı. Bakışlarımı önüme çevirdim saçlarımı kaşıyarak kulağımın arkasına sıkıştırdım. Keşke tek ihtiyacım olan gerçekten dinlenmek olsaydı.
"Gece'm..." Dediğinde istemsizce derin bir nefes aldım. "Buraya gel." Dediğinde ise başımı ona çevirdim yavaşça. Sırtını kapıya yaslamış dizinin birini kendine çekmiş diğeri koltuğun aşağısına sarkıtmıştı ve... Kollarını açmış beni çağırıyordu.
"Kucağıma gel hadi," dedi yumuşakça, sertçe yutkundum belkide asıl ihtiyacım olan buydu. Yüzüne bakmadan ona doğru bir iki emekleyip kucağına yan oturdum ellerimi kucağımda birleştirip başımı omzuyla boynunun arasındaki boşluğa yasladım. Bu kadar kolay geleceğimi beklemediğinden duraksasada kollarını bana sarıp iyice yasladı kendine.
Dudaklarımı yavaşça ıslatıp gözlerimi kapattım yavaşça, "İstanbul'dan buraya bu kadar çabuk nasıl gelebildin?" Diye sordum usulca. Göğsü şişti derin nefesiyle, "senin özleminden dayanamadım İstanbul'da daha fazla, sözde sürpriz yapacaktım ama asıl sürpriz bana oldu... Telefonum kapalı olduğu için kimse ulaşamadı bana, bende konağa geldiğimde senin Seyran ile Güneş'i dövüpte kilere tıktığını söylediler, sen gelene kadarda kimse çıkarmayacak girmeyecekmiş oraya bende dedim karım yapmışsa haklıdır kimse dokunmasın onlara ama dayanamayarak ben girdim içeri biraz bağırıp çağırınca bana sadece Mustafa köpeğinin olayını öğrendiğini söyledi Güneş, çok korkuyordu iki lafı bir araya getiremedi bile, bende senden dinlemem daha iyi olur diye çarptım kapıyı çıktım." Sessiz ve dingin anlatıyordu ama nasıl öfkeliydi kasılan bedeninden belli oluyordu. Konağa gidince söylediği kadar sakin davranmadığını mutlaka bir tarafları yakıp yıktığını tahmin edebiliyordum.
"Amacım seni sıkmak değil... Ama o piçle neler olduğunu bilmem gerek!"
Titrek bir nefes aldım.
"Onu dövdüm, canımı yakacak şeyler söyledi bende dayanamayıp dövdüm ofisini darma duman edip çıktım oradan." Dedim yutkunarak. Duraksadığını hissettim, başımı ona doğru kaldırdım yavaşça başını bana eğdiğinde nefeslerimiz birbirine değecek kadar yakındık. "Benim eşsiz karım..." Dedi burnunu burnuma sürterek. Gözlerinde gurur vardı resmen.
Başımı geri çektim sinirle,
"Peki ya sen neden anlatmadın bana, olanları niye sakladınız böyle daha mı iyi oldu!" Kaşlarını çattı.
"O piç yüzünden canın sıkılsın istemedim, o zaman için en iyisi buydu!" Dedi kendini savunarak. Sabırla nefeslendim ve başımı eğerek bakışmamızı kestim.
Ancak o çenemi kavrayıp kendine kaldırdı ardından ise hızlı bir öpücük bıraktı çeneme, o kadar hızlıydı ki anlamadım bile. "Onca gün uzak kaldım senden sensiz girdim yatağa senin yüzünden telefondan bile göremedim yüzünü... Şimdi öyle hiç bir sebeple mahrum bırakmazsın beni gözlerinden!" Diye keskince konuştu ancak gözleri yumuşak bir ifadeyle bakıyordu muhtemelen kıpkırmızı olmuş mavi gözlerime.
"Sen hiç özlemedin mi kocanı?" Diye sordu, iri elini yanağıma yaslayıp okşadı. "Özledim." Diye cevap verdim pek beklemeden.
Yanağımdaki eli hareketini durdurdu. İnanmamıştı galiba bana. Dudağının kenarı kıvrıldı, "Seni gidi yalancı, o yüzden mi her konuşmamızda telefonu kapatmak için uğraşıyordun." Dediğinde göz devirdim ona.
"Her konuşmayı pisliğe çekiyordun çünkü."
Elini kaydırıp kazağımın üstünden belime yerleştirdi ve kucağında yükseltti bedenimi, kucağımdaki elimi kaydırarak koluna yerleştirdim bende. "Ben pisliğe çekmiyordum senin aklın hep oralara çalışıyor." Dedi kendini aklamak için ama yalandı, o her arayışında mutlaka beni utandıracak şeyler söylüyordu ve cevapsız kalmak hoşuma gitmediği için söylenerek pat diye kapatıyordum.
Kehribar hareleri yüzümde inceleyici ve ilgiyle gezindi, ona cevap vermedim, sıcacık olan arabanın içinde doğrusu kollarında gayet rahattım ama sormak için şu an en çok tutuştuğum soruyu sormak için hazırladım kendimi. Gömleğinin düğmesiyle oynadım istemsizce, "Kiraz'ın kardeşi sizi videoya çekmiş muhtemelen Güneş söylemiştir," derin bir nefes aldım.
"O gün onun benim hakkımda dediklerine inandın mı? Ya da abim sana benim canımı al dediğinde ona ne dedin?" Diye sordum ancak tedirgindim duyacaklarım için.
"Neden abini arayıp ona sormuyorsun, eminim onun dedikleri sana daha doğru gelecek." Dedi belimi okşayarak. "Hayır sen söyle ben senden duymak istiyorum inandın mı ona?"
Alnını alnıma vurdu hafifçe, "ona inansam bile sana hesap sormaya bilenmeye hakkım olmadığını biliyordum. Ben çok mu temizim ki sana gelip bunun bedelini ödetecektim? Ben o zaman senin bir manyak olduğuna inanıyordum ve kesin olarak böyle bir şeye inanmadığımı söyleyemem ama bildiğim tek şey vardı o da böyle bir şey varsa bile bittiğiydi çünkü hissediyordum sen sevdiğini saklayacak biri değilsin yüreklisin... Zamanla böyle bir şey olmadığını tamamen anladım zaten seni tanıyarak." Dedi hayranca bakarak, dudaklarını gözüme bastırdı sonra kaydırarak burnuma dokundurdu dudaklarını.
"Abine sarhoş bir piç yüzünden Gece'nin kılına bile zarar vermem ben demiştim galiba... Gece sen hatalı bile olsan ben sana zarar veremem öyle bir yere sahipsin ki bende, ah bir anlasan neler yapabileceğini aklın şaşar." Gözlerimi kaçırdım ondan onun sevgisi ağır geliyordu sanki yoksa niye içim sürekli ağlamak için burkulup duruyordu anlamıyordum.
"Gece'm?" Diye endişeyle konuştuğunda kollarımı beline sardım sıkıca ve başımı kaldırmak yerine boynuna gömdüm. "Özür dilerim..." Dedim sonunda kendimi tutamayıp ağlayarak. "Değmeyecek birini sana karşı savunupta canını yaktığım için." Mustafa'yı ona karşı koruduğum güne lanet ediyordum şu an.
"Ne? Saçmalama! Nerden bilecektin bana öfkeliydin ve tepkinde haklıydın o zaman... Gece." Diyerek uzaklaştırmak istediğinde başımı çıkardım boynundan. Eliyle silmeye çalıştı anında göz yaşlarımı.
"Yani yavrum, her haline ayrı aşığımda sümüklü mü olacaksın sen başıma." Diye dalga geçti muhtemelen susturmak için beni. Başarılı da oldu anında çattım kaşlarımı burnumu sildim, "Sümüklü falan değilim ben!" Diye çıkıştım, değildim gerçekten. "Sinirlerim bozuldu sadece."
"Senin sinirlerine kurban olurum ben." Diyerek kendine yasladı tekrar. Bu adam harbiden ruh hastasıydı.
"Şimdi söyle bakalım en sevdiğin renk ne en çok hangi meyveyi seversin?" Ona şaşkınlıkla baktım.
"Onca olandan sonra bunu mu konuşacağız gerçekten?" Burnunu boynuma gömüp derince soluklandı sonra ise kulağımın altına sürttü yavaşça içim gıdıklandı. "Sikik bir gün geçirdin, kriz geçirdin canını fazlasıyla yaktılar ve elimde bir günde bir kaç saat içinde erimiş çökmüş bir kadın var, sanki ruhu çekilmiş... Olanları öğrenip herkese bedeli neyse ödetmek istiyorum canına değenin canını sökmek istiyorum ama şu an önceliğim sensin senin bu kalbinin biraz rahatlaması o yüzden buna seni gerçekten tanımakla başlamak istiyorum... Seninle biraz olsun sıradan bir şekilde konuşup her şeyi unutmak istiyorum."
Gözlerimi ağırca kapatarak nefeslendim burnumun dibindeki saçlarından, saatler önce ne kadar öfkeliysem şimdi de bir kıvılcımla tek bir sözle ateşlenebilirdim ama saatler öncesine göre çok büyük bir fark vardı şu an o da bir kaç saat önce öfkesiyle her yeri yerle bir edebilecekken yalnız hisseden bir kadındım ancak şimdi Boran'ın varlığı öyle bir belirgindi ki kendime tek başıma mücadele etmene gerek kalmadı diyordum çünkü o geldi ve senin yerine senin için halledecek diyordum.
Artık o ve ben gerçekten eskisi gibi olamayacaktık...
••••••Bölüm Sonu••••••