İyi okumalar...
Firuze bugün hafta sonu olduğu için, rahat bir uyku çekmiş ve öğlen vaktine kadar da uyanmamıştı. İşini cidden seviyordu ama biraz dinlenmesi de gerekiyordu. Hafta sonunu ise ayrı bir seviyordu genç kız. Çünkü dilediğince uyuyor ve erken kalkma gibi bir derdi olmuyordu.
Nihayet uyanmış ve banyoya girmişti. Uzun uzun ve dinlendirici bir banyodan sonra giyinip, çıkmıştı. Üstüne bir eşofman takımı giyinmişti. Evdeydi sonuçta. Rahat olmak istiyordu.
Mutfağa girince annesinin balkonda telefonla konuştuğunu gördü. Fısır fısır konuşuyordu. Firuze anlamsızlıkla kaşlarını çattı. Annesi mutfak balkonunda kiminle bu şekilde konuşuyordu ki? Kesin vardı bir iş.
Sessiz olmaya özen gösterek annesini dinlemeye karar verdi.
"Evet aynen öyle komşum... Bir el atmazsak bunun olacağı yok!" dedi Seval Hanım ve arkasına döndü.
Dönmesiyle de, kaşlarını çatmış ve ellerini göğsünde birleştirmiş kızını gördü. Ne yapacağını bilemez bir halde öylece olduğu yerde kaldı. Sonra telefonda ki kişiye,
"Hadi sonra görüşürüz. Allah'a emanet ol!" demiş ve telefonu kapatmıştı.
Seval Hanım,
"Hah uyandın mı kızım?" dedi hiçbir şey olmamış gibi gülümseyerek.
Firuze duruşunu bozmamış ve öylece annesine bakmaya devam ediyordu.
"Gördüğün gibi uyandım anneciğim. Sen kiminle konuşuyordun?"
Seval Hanım,
"Aman kızım kiminle konuşacağım. Mukaddes teyzenle konuşuyordum." dedi gülümsemeye devam ederken.
"Öyle mi?" dedikten sonra yorulmuş ve masaya oturmuştu Firuze. "Neye el atacaksınız peki? Devlet sırrı olmalı. Öyle köşelerde sessiz sessiz konuştuğuna göre?" diyen Firuze, yine sorgulayıcı kimliğini takınmıştı.
Kızının dediğine sinirlenmiş gibi yapan Seval Hanım,
"Eşşek sıpasına bak hele! Sen anneni sorguya mı çekiyorsun?!" diyerek üste çıkmaya çalıştı. Yoksa işler karışırdı.
Firuze gözlerini kısarak annesine baktı.
"Bana bak anne, yine benim için birini ayarlamaya çalışıyorsanız, bu sefer gerçekten çok kötü olur." Sesi uyarı niteliğini taşıyordu Firuze'nin. Çünkü ciddi anlamda annesi ve teyzesinin baskılarından dolayı birileriyle tanıştırılmaya zorlanmaktan bezmişti genç kız.
O kimseyi istemiyordu işte nokta!
Ama büyük konuşmaması gerektiğini de bilmiyordu ne yazık ki...
"Aman tamam be! Sende böyle kalmaya devam et. Turşunu kurarız artık! Bol bol da hıyar kullanırız!" diyen Seval Hanım sinirle ne dediğini düşünmeden, konuşmuş ve mutfaktan çıkmıştı.
Firuze ardından kahkahalara boğulmuştu resmen.
Bu kadın çok yaşasındı emi!
"Kız anne hıyarın yanına lahana da koy! Onu da çok severim bilirsin!" diye bağırmıştı kahkahalarının arasından annesinin duyması için.
Annesi de salona geçerken duymuş ve sinirle gülmüştü.
"Edepsiz kızım ne olacak!" Başını iki yana sallamış ve koltuğa oturmuştu Seval Hanım. Allem edip, kallem edip, kızına iyi bir kısmet bulacaktı. Niyeti sadece ve sadece torun sevmekti yahu!
♢♧♢
Yavuz Emin sabahtan beri burnundan soluyan ve agresif halleriyle ciddi anlamda hiç çekilmiyordu. Ekmek hamurunu öldürücü bakışlarla ve sert hareketlerle yoğurduğunun farkında bile değildi. Kaşları hep çatık ve sadece dün akşamı düşünüyordu.
Aklından çıkmak bilmiyordu o görüntü. Firuze şimdiye kadar hiç böyle bir harekette bulunmamıştı. Ondan dolayı gönlü rahattı Yavuz'un ama görüyordu ki, bir şeyler yapmazsa eğer, kuş kafesten uçacaktı nitekim.
"Dersini aldı sana diklenmez artık kardeşim." diyen Osman'la, arkadaşına yönlendirdi bakışlarını Yavuz. Ne diyordu bu?
"Ne diyorsun lan?!" diye soran Yavuz ters bir biçimde konuşmuştu. Osman dün gece onu sıkıştırıp, durmuştu konuşması için. Yavuz her şeyi anlatacakken, zorlukla kendisini tutmuş ve arkadaşını orada bırakarak, ardından eve gitmişti.
"Hamur diyorum. Artık sana ne dediyse, pestilini çıkardın zavallının." diye alaylı bir şekilde konuştu Osman.
Yavuz elinde ki hamuru bırakmış ve elini temizlemişti.
"Al sen yap lan! Sigara içeceğim ben." deyip arka tarafa geçti.
Osman ise dostunun bu haline içten içe üzgün bir halde başını iki yana salladı. Ardından Yavuz'un mundar ettiği hamuru alıp, yoğurmaya ve yeniden şekil vermeye başladı.
♢♧♢
Firuze evde sıkılmaya başlarken, kalkıp arkadaşı Şermin'e gitmeye karar verdi. Evleri yakındı zaten. Gidip, biraz oturur sohbet eder sonra da eve dönerdi.
Genç kız üstüne gri uzun hırkasını giyinip,
"Anne ben Şermin'e gideceğim!" dedi yüksek sesle annesinin duyması için.
Seval Hanım salondan çıkıp,
"Fazla oyalanma sakın. Baban gelmeden evde ol!" demiş ve salona geri gitmişti. Sabah ki olaydan dolayı kızgındı halen kızına.
Evden çıkan Firuze, yürümeye başlarken diğer yandan da telefonla Şermin'i arıyordu. Telefonu açan Şermin,
"Efendim güzelim?" dedi arkadaşına hitaben.
Firuze yanaklarını şişirip,
"Evde oturmaktan çok sıkıldım. Size geliyorum. Evde misin?" diye sordu.
Şermin,
"Bizde annemle pazardan dönüyorduk. Şimdi ağabeyimi görüp, eve gideceğiz. Sende fırının oraya gel birlikte gidelim." dedi. Ağabeyi Osman'dı. Lakin öz ağabeyi değildi, hatta kuzeni idi ama genç kız ağabey diyordu genç adama. Şermin aralarının olmasını çok istese de, Firuze katiyen istememiş ve konuyu kapatmasını, bir daha da açmamasını istemişti. Hem bu durumdan Osman'ın da haberi yoktu. Şermin kendi istediği için demişti sadece. Oluru yoktu yani.
"Tamam. Şimdi nerdesiniz?" diye sordu Firuze.
"Şimdi fırına doğru yürüyoruz. Oraya gel canım." dedi genç kız.
"Tamam." diyen Firuze telefonu kapatmış ve fırına doğru yürümeye başlamıştı. Gidince zavallı bir yüreğin yangınını harlayacağını bilemeden tabii.
Fırına gelince, Şermin ve annesinin dışarda ki sandalyelerde oturduklarını gördü. Hemen onlara sarılıp, selam verdi Firuze.
"Nasılsın kızım?" diye soran Şermin'in annesine,
"İyiyim Şerife teyzem. Sen nasılsın?" diye sordu samimi bir gülüşle.
"Bende iyiyim kızım hamd olsun."
"Ee niye bekliyorsunuz?" Firuze merakla sormuştu.
Şermin annesinden önce atılıp,
"Ağabeyim gelmemiş daha. Un almaya gitmişler, bizden beklememizi istedi." diye açıklama yaptı arkadaşına.
Firuze anladığını belirtircesine kafasını salladı.
"Bekleyelim o zaman." deyip beklemeye başladı.
Fazla beklemelerine gerek kalmadan, Yavuz'un kullandığı araçla birlikte nihayet genç adamlar gelmişlerdi. Arabayı durduran Yavuz fırının önünde Firuze'yi görünce, kalbi müthiş bir hızla atmaya başladı. Buna asla engel olamıyordu. Firuze'yi gördüğü vakit, kalbi kanat takmış ve adeta uçacakmış gibi çarpıyordu.
Ama yüzüne ifadesiz bir maske takındı ve arabasından indi. Daha dün akşam gördüklerini unutmamıştı. Lakin zalimin kızı da çok güzel gülüyordu be!
Osman annesi ve kardeşine doğru yürürken, Yavuz arabanın arkasına doğru yürüdü ve kapısını açtı. İçeride ki un çuvallarından bir tanesini sırtına alıp, fırına yürümeye başladı. O kadar rahat yürüyordu ki, sanki sırtında elli kiloluk un çuvalı yoktu.
Yavuz çuvalı sırtına yükleyip yürürken, Firuze kendisini ona bakmaktan alıkoyamadı. Adamın gerçekten iyi bir vücudu vardı ve çok güçlü olduğu belli oluyordu. İç çekip, önüne döndü genç kız, yanlış anlaşılmak istemezdi.
Osman annesine bakıp,
"Al bunu anne. Ev sahibine ver. Ben akşam geç geleceğim ondan." deyip bir miktar para verdi.
Parayı alan Şerife Hanım,
"Tamam oğlum. Sende fazla geç kalma emi." demişti ilgili sesiyle.
"Tamam anam tamam." diyen Osman bu sefer gözlerini kızlara dikti. "Neyse hadi oyalanmayın da eve gidin." dedi onlara hitaben.
Onlar hep birlikte gitmeye başlarken, Yavuz fırından çıktı. Keşke bir kere daha görseydi ama bu ona sadece eziyet oluyordu. Görünce dokunmak, dokununca da bırakmak istemiyordu ve bunun olanağı yoktu şimdilik.
Bi çare yüreğini susturup, işini yapmaya devam etti genç adam.
♢♧♢
Akşam vakti yaklaşırken Firuze nihayet kalkmış ve eve gitmeye karar vermişti. Şermin'le çok eğlenmiş ve sıkıntısını gidermişti genç kız. Zaten ne zaman bir araya gelseler, hep eğleniyorlardı. Yine aynısı olmuştu işte.
Şermin, Firuze'yi sokağın başına kadar geçirdi.
"Gelme artık sen. Görüşürüz canım." deyip arkadaşını öptü Firuze.
Şermin'de onu öpmüş,
"Görüşürüz güzelim." dedikten sonra evine gerisin geri dönmüştü.
Firuze dönüş yolunda yürürken, bir anda karşısına biri çıktı. Siması tanıdıktı ama Firuze çıkaramadı ne yazık ki. Ne istiyordu şimdi?
Firuze,
"Sen kimsin ve yoluma çıkmanın sebebi nedir?" diye sordu sert çıkan sesiyle. Sinirlenmişti hali ile.
Karşısında ki güzellikten sersem olan Selim kendisini biraz toparlamış ve konuşmaya başlamıştı.
"Seni görmek için bir sebebe ihtiyacım yok ki güzelim." dedi sesinde ki bariz hayranlıkla.
Yüzünü buluşturan Firuze, şimdi hatırlıyordu bu yılışık adamı. Annesi ile haber gönderip, duran adamdı bu.
"Git başımdan, seninle uğraşamam!" diyerek elini havaya kaldırdı ve yürümeye başladı.
Fakat Selim'in pes etmeye niyeti yoktu. Uzun bir vakittir, Firuze'yi görmüş ve ona aşık olmuştu. Bir, iki kere annesi ile haber gönderse dahi istememişlerdi. Lakin görünen oydu ki, Selim 'hayır'dan anlamıyordu ne yazık ki.
"Ah be! Şu atarına bile hastayım yeminle!" deyip dudaklarını ısırdı Selim arsız bir şekilde.
Firuze şok ve sinirle olduğu yerde durdu. Tabii Selim'de durdu. Ona dönüp, parmağını kaldırıp,
"Defol git lan, başka yerde havla! Belanı da benden bulma!" dedi Firuze kendinden emin bir sesle.
Selim'in gözü korksa dahi bunu umursamamıştı. Firuze'nin bu hareketleri daha çok onu heyecanlandırıyor ve farklı diyarlara sürüklenmesine sebep oluyordu.
"Gelecekse belam, senden gelsin be güzelim!" dedi ağzını yayarak. Kızı da süzüp, duruyordu.
"Belanı benden almaya ne dersin koçum?" diye bir ses duyuldu ve bu sesi duyan ikili başını çevirip oraya baktı.
Yavuz tüm ihtişamı ve sinirli olduğu belli olan hali ile öylece duruyordu. Selim, Yavuz'u tanıyordu ve kesinlikle belasını ondan almayı istemezdi. Hem şu dakikadan sonra Firuze'yi de istemiyordu artık.
Kuyruğunu kıstırmış ve az evvel ki güveninin zerresini taşımayan sesiyle,
"Yanlış anladın Yavuz ağabey. Sadece Firuze Hanım korkmasın diye eşlik ediyordum ona." dedi. Yalandan kim ölmüştü?
Lakin Yavuz bu kılkuyruk herife inanacak değildi.
"Bir daha seni değil Firuze'nin, başka bir kızın yakınında dahi görmeyeceğim. Sahipsiz mi sandın lan sen onu?!" diye bağırdı Yavuz. Farkında olmadan sadece 'Firuze' demişti. Arkasından da, 'sahipsiz değil' demişti.
Sinirden diline hakim olamamıştı kesinlikle. Sonra bu dediklerinin farkına vardığında, kendisine epey kızacaktı belli ki.
"Yok estağfurullah! Dedim ya tek..." diyen Selim'in cümlesini sert sesiyle kesti Yavuz.
"Tamam kes sesini! Şimdi kaybol buradan ve bir daha asla Firuze'nin karşısına çıkma!"
Selim, asla Firuze'nin olduğu tarafa bakmadan,
"Emrin olur ağabey!" demiş ve oradan kaçarcasına uzaklaşmıştı.
Firuze bu sırada olanları sessiz bir şekilde izliyordu. Yavuz'un onu korumasına gerek yoktu. Genç kız gayette o adamın hakkından gelebilirdi.
Yavuz ilgili bakışlarını Firuze'nin üstüne dikti. Eğer onun yanında yanlış anlaşılmayacağını bilseydi, o Selim denen gevşeğin ağzını, burnunu dağıtırdı. Ama dua etsindi ki Firuze vardı. Fırından çıkıp, eve gideceği vakit onları görmüş ve oraya doğru adımlarını atmıştı genç adam. Selim'in, Firuze'ye ettiği cümleleri duymuş ve kendisini zorlukla tutmuştu.
Diğer yandan, Firuze'nin, Selim'e verdiği cevaplar ve duruşu da Yavuz'un çok hoşuna gitmişti.
'İşte benim kadınım' demişti içten içe. Kendisini savunur ve kimseye muhtaç olmazdı.
Firuze, Yavuz'a bakıp,
"Sağ ol ama ben hallediyordum. Senin uğraşmana gerek yoktu!" dedi ifadesiz bir şekilde.
Yavuz'un dudağı kıvrılırken, yakışıklı yüzü daha bir seyredilir oldu.
"Halledeceğinizden şüphem yok elbette. Sadece bir daha musallat olmasın diye devreye girdim." diye açıklama yaptı, yüreğinin yangınına sebep olan kıza.
"Yine siz mi oldum?" diye sordu Firuze hoşnutsuz bir sesle. Sen deyişi daha iyiydi kesinlikle. Siz deyişi hiç güzel değildi.
Yavuz ensesini kaşıyıp, gülümsedi. Açıkçası utanmıştı. Daha demin aslan kesilen o değilmiş gibiydi. Şimdi ise utanıp, kızarmıştı.
Evet Yavuz böyleydi. Sevdiğinin yanında tüm kalkanlarını indirip, savunmasız oluyordu.
"Rahatsız olmayın diye öyle diyorum." dedi Yavuz.
Firuze,
"Böyle resmiyete gerek yok inan. Sadece Firuze diyebilirsin Yavuz." dedi hafif bir tebessümle.
Firuze bunu dediği an ise genç adamın içinde nasıl bir depreme sebep olduğundan habersizdi genç kız.
Yutkunan Yavuz ne diyeceğini bilemez bir haldeydi. İsmini ilk kez duyuyordu bu güzel dudaklardan.
"Peki... Öyle derim artık Firuze." dedi ama kesinlikle bu cümleleri zorlukla söylemişti.
Firuze, Yavuz'un kabullenmesi ile gülümsedi.
"İyi olur." dedi. Ardından,
"Ben gideyim artık. Görüşürüz Yavuz." dedikten sonra yürümeye hazırlandı.
Yavuz gitmesini hiç mi hiç istemiyordu ama elinden bir hal çare de gelmiyordu. Gidiyordu sevdiği.
"Tabii. Görüşürüz Firuze." dedi sesi isteksiz çıkmıştı ama Firuze'nin bunu anlacağını sanmıyordu.
Ardını dönüp evine gitmeye başlayan Firuze kendisini oldukça tuhaf hissediyordu. Çünkü, Yavuz'un hareketi kabul etmek istemese dahi hoşuna gitmişti. Fakat bunu düşünmeyi bırakıp, adımlarını hızlı hızlı atıp, evine doğru gitti.
Yavuz giden kızın ardından derin derin iç çekmiş ve o da evine doğru yürümeye başlamıştı.
♢♧♢
Pazar günü sabahın erken saatlerinde uyandırılan Firuze çok sinirli ve dokunsan ağlayacak bir durumdaydı. Annesi bugün, güne gidecekti. Kızını da uyandırmış ve ona yardım etmesini istemişti. Fakat Firuze annesine surat asmış ve tüm işi isteksiz bir şekilde yapıyordu.
"Kızım küçük doğra onları lütfen. Laf etmesinler sonra." dedi Seval Hanım yumuşak bir sesle. Kızının huyuna gidiyordu ki, dediklerini yapsın.
"Anne amacınız zaten bunları yemek değil ki!" dedi Firuze ters bir sesle. "Dedikodu yapmaktan yemek yemeyi unutuyorsunuz zaten." deyince Seval Hanım kızgınlıkla homurdanmış ve kız kardeşi Diren ise kıkırdamıştı.
"Az laf, çok iş! Hadi hadi!" diyen annesinden sonra Firuze burnundan soluyan bir halde, kısır malzemelerini doğramaya devam etmişti.
Tüm hazırlıklar bittikten sonra nihayet mutfaktan çıktı Firuze. Tam rahat bir nefes alacağım derken annesinin sesini duydu.
"Firuze kardeşinle birlikte hazırlanın hadi. Sizde geleceksiniz." dedi Seval Hanım ve Firuze olduğu yerde kalakaldı.
Hemen atağa geçip,
"Hayatta gelmem ben! Biricik küçük kızını al ve git. Ben uyuyacağım." dedi Firuze. Oraya gidip, bir sürü kadının arasında dedikodu dinleyecek hali yoktu.
Diren ablasına sinsice gülümsedi ve ardından,
"Tamam anneciğim, merak etme. Bende ablam da hazırlanıyoruz hemen!" diye bağırdı.
Firuze, Diren'e atak yapmıştı ama ne yazık ki hızlı olan Diren ondan kaçmış ve kurtulmuştu. Sonra da ablasına dil çıkarmıştı.
"Bunu bir kenara yazıyorum Diren Hanım." deyip işaret parmağını salladı kardeşine Firuze.
"İkiniz de didişmeyi bırakın ve hazır olun! Sonra bana terliği çıkarttırmayın!" diyen Seval Hanımdan sonra iki kız kardeş asla istemese de mecbur odalarına girip, hazırlanmaya başlamışlardı.
♢♧♢
Elinde ki kısır kabını isteksiz bir şekilde tutan Firuze'nin yüzü sirke satıyordu adeta. O burada olmak istemiyordu işte. Lakin annesine karşı çıkamamış ve sonuç olarak yolda, bilmese dahi Yavuz'un evine gidiyorlardı.
Kapıya gelince Seval Hanım,
"Şu güzel yüzünü düzelt kuzucuğum. Lütfen gülümse biraz." diye uyardı annesi Firuze'yi.
"Böyle mi?" diyen Firuze suratına zoraki bir gülümseme kondurmuş ve bıkkınlıkla kapının açılmasını bekliyordu. Diren ise kulağına kulaklık takmış ve kimseyi umursamıyordu bile.
Nihayet kapı açıldı ve hanımlar eve girmeye hazırlandı. Lakin üçü de kapıda gördükleri kişi ile şaşırmış ve öylece kalakalmıştı.
BÖLÜM SONU...
BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ?