KEYİFLİ OKUMALAR...🌺
Kapıda gördüğü adamla Firuze olduğu yerde kalakaldı. Ne yani güne diye bu adamın evine mi gelmişlerdi? Bu nasıl bir saçmalıktı böyle?
Cüzdanını unuttuğu için, geri dönüp alan ve evden kaçarcasına çıkan Yavuz, karşısında gördüğü kişiler ile birlikte oldukça şaşırmıştı. Yürek yangınına sebep olan kız ve yanında annesi ile öylece kapılarında duruyorlardı.
Bu bir düş olabilir miydi?
Lakin değildi. Kanlı, canlı gerçekti bu. Boğazını hafifçe temizleyip, sesini buldu genç adam.
"Buyurun efendim. Kusura bakmayın lütfen, kapıda beklediniz." deyip eğilerek, Seval Hanımın elini öptü Yavuz.
Seval Hanım, Yavuz'un yaptığı bu eylemle çok keyiflendi.
"Aaa olur mu öyle şey evladım! Ne kusuru ayol?!" deyip gülümsedi genişçe.
Firuze ise annesinin elini öpen adama odaklanmıştı bakışlarını. Dışarıdan sert ve ulaşılmaz görünen bu adam, şimdi çok samimi davranıyordu onlara.
Yavuz,
"İçeri geçin lütfen. Validem sizleri bekliyordu." deyip kenara çekti koca bedenini.
Önde Seval Hanım ardında Diren ve en sonda ise Firuze eve girdi. Firuze, Yavuz'un önünden geçince, genç adam duyduğu koku ile mest olmuş bir şekilde gözlerini yumdu.
Ah çok güzel kokuyordu sevdiği... Bir ömür koklasa da asla doymazdı genç adam.
Onların eve girişinden sonra Yavuz istemeye istemeye gözlerini açtı. Ardından işine doğru yola koyuldu, tabii kalbini orada bırakarak...
♤♢♤
Dönüp, duran muhabbetten dolayı iyice bunalmıştı Firuze. Kadınlar ciddi anlamda bir araya geldi mi, konuşulmadık konu bırakmıyorlardı. Bu yetmezmiş gibi annesi de habire onu övüp, duruyordu. Onu neden buraya getirdiği belli olmuştu şimdi. Onu göstermekti niyeti.
İç çekip, yerinden kalkacağı vakit, annesi ona gözlerini belertmiş ve oturmasını işaret etmişti. Mecbur yerinde oturmaya devam etti genç kız. Ki bu sıkkın durumu çok geçmeden arkadaşı Şermin'in gelişi ile son bulmuştu.
Gelen Şermin'e can simidi gibi sarılmış ve şükür etmişti Firuze. Yoksa bunca dedikodu yapan kadının arasında heba olup, gidecekti genç kız.
"İyi ki geldin canım arkadaşım! Yoksa zalim annem, beni feda edecekti dedikodu uğruna." deyip arkadaşına sarılmaya devam etti Firuze.
Şermin gülümsemiş,
"Seni hiç onların arasında bırakır mıyım be!" dedikten sonra iki kız birlikte gülmeye başlamıştı.
Gayet keyifli geçen dakikalarda, Seval Hanım iç çekmiş ve konuşmaya başlamıştı.
"Ahh ah... Firuze'm de araba alacak kendisine hayırlısı ile. Ama pek usta değil araba kullanmakta. Şöyle ona araba kullanmayı öğretecek biri olsa keşke." demiş ve Yavuz'un annesi Ayşe Hanıma bakmıştı ima ile.
Mesajı alan kadın hemen lafa atladı.
"Yaa komşum öyle mi?!" dedi sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi. "Ee benim oğlan çalıştırsın işte senin kızı. Hem Yavuz'um diye demem, her işte çok iyidir." deyip böbürlendi. Gözleri gururla ışıldıyordu kadının.
Seval Hanım,
"MaşaAllah ona maşaAllah! Bilirim bilirim pek bir efendi çocuk." dedikten sonra Firuze'ye baktı. "Yavrum bak Yavuz seni çalıştırabilir. İster misin?" diye sordu. Gözlerinde ise belli bir tehdit mevcuttu.
İçinden dua ediyordu, kızı kabul eder de onu yarı yolda bırakmaz diye. Yoksa çok fena olurdu.
Firuze annesinin ne yapmayı amaçladığının farkında değildi malesef. Zehir gibi olan aklı, burada etkisizdi. Hem anne korkusu da vardı. Bunu göz ardı edemezdi.
"İsterim anneciğim. Lakin Yavuz Bey biliyor mu bu durumu?" diye sordu haklı olarak. Adamın haberi yoksaydı, bu işe giremezdi.
Ayşe Hanım hemen,
"Ay ben söylersem beni kırmaz ki güzel kızım." dedi ardından, "Sen Yusra'ya telefon numaranı ver, bizde Yavuz'a verelim. Aranızda konuşun, edin. Sonra çalışırsınız." diye devam ettirdi konuşmasını.
Firuze başını sallamış ve hemen dibinde biten kızın elinde ki telefonu alarak, numarasını yazmıştı. Bakalım bu iş nasıl olacaktı?
♢♧♢
Akşam eve gelen Yavuz oldukça yorgundu. Banyoya girip, bir güzel duş almış ve kendine gelmişti biraz olsun. Şimdi ise annesinin o enfes yemeklerini yeme vaktiydi. Mutfağa girip, annesinin saçlarını öptü.
"Hoş geldin canım oğlum." diyen Ayşe Hanım hep olduğu gibi şükür etti Yaradan'a. Yavuz ve Yusra gibi iki evladı vardı. Ki bir gün bile onu üzmemişlerdi.
Yalnızca Yavuz'a, 'evlen' dediği vakit oğlu istememiş ve 'zamanı değil' demişti. Tabii Ayşe Hanım oğlunun sevda ateşinde yandığını bilmiyordu.
"Hoş gördük validem."
"Aç mısın oğlum?"
"Bunu sorman bile hata anneciğim. Ağabeyim ne zaman tok oldu ki?" diye araya kaynak yaptı Yusra. Ağabeyi ile uğraşmayı çokça seviyordu.
Yavuz kız kardeşine yanaşıp,
"Ne dedin sen cadı?!" diye kızmış gibi yaptı.
"Duydun işte!" diyen Yusra, ağabeyinin yaklaşmasıyla çığlık atıp, salona koştu. "Baba ağabeyime bir şey söyle?" diye babasına şikayet ediyordu Yavuz'u.
Gülümseyen Yavuz başını iki yana salladı. Bu kız hiç akıllanmayacaktı anlaşılan.
Ayşe Hanım yalnız kaldıkları vakit,
"Yavuz'um seninle bir şey konuşacağım." dedi ama kesinlikle çok tedirgindi. Yavuz ona ters bir şey söylemese dahi, kızabilirdi. Ki Ayşe Hanım buna dayanamazdı.
"Konuşalım validem. Ne diyeceksin, de hele?" diye soran Yavuz'u merak sarmıştı içten içe.
"Ben sana danışmadan bir şey ettim." dedi utanmış bir halde Ayşe Hanım. Sonuçta oğlu kızabilirdi.
Kaşları çatılan Yavuz'un merakı da giderek artıyordu.
"Ne ettin de bakalım?" dedi kalın sesiyle.
Yutkunan Ayşe Hanım,
"Bizim komşu Seval Hanımı bildin mi?" diye sordu.
Yavuz hafızasını şöyle bir kurcaladı ve kadının Firuze'nin annesi olduğunu anımsadı.
"Bildim anacığım." dedi ardından annesinin diyeceği meseleyi dinlemeye başladı.
"Heh işte onun kızı var, Firuze." derken oğluna yandan bir bakış attı. Bıyık altından da gülümsüyordu kadın.
"İşte Firuze araba alacakmış ama pek usta değilmiş kullanma da. Rica ettiler. Bende Yavuz onu çalıştırır dedim." dedikten sonra oğlunun tepkisini ölçmek için dikkatle ona baktı.
Yavuz, Firuze ismini duyduğu vakitten beridir, hayal alemine dalış yapmıştı. Ne yamandı bu aşk. İnsanın feleğini şaşırtıyordu da, diyecek bir lafı olmuyordu.
Sessizliği devam eden Yavuz, Ayşe Hanımı endişelendirmişti. Tedirginlikle, oğlunun koluna dokunup,
"Yavuz'um, oğlum!" dedi endişe ile.
O an transtan çıkan Yavuz,
"Efendim validem?" dedi. Firuze'yi duyduğu andan beri unutmuştu yine benliğini.
"Bir şey demeyecek misin?"
Yavuz,
"Olur anacığım. Sen demişsen benim için emirdir senin lafın." dedi. İçi ise amansız bir sevince ev sahipliği yapıyordu o anlarda.
Ayşe Hanım,
"O vakit Yusra'dan al kızın numarasını. Ara anlaşın. Kızı bir güzel çalıştır emi aslan oğlum!" dedi. Diğer yandan ise göbek atmamak için uğraş veriyordu. Bu iş için bir adım atmışlar ve başarılı olmuşlardı. Umuyordu ki, bu iş hayırlısı ile sonuçlanırdı.
Yavuz yenilen yemekten sonra, odasına giren kız kardeşinin yanına gitti. Sabırsızdı çünkü aşıktı. Sevdiği ile nasıl olduğu önemli değildi ama vakit geçirecekti. Bunun heyecanı vardı genç adamın içinde.
Yusra okuduğu kitaptan başını kaldırdı ve odasına giren ağabeyine baktı.
"Hayırdır Yavuz Emin Bey? Odama gelme şerefinize sebep nedir?" dedi sinsi bir şekilde. Halbuki ne için geldiğini adı gibi biliyordu. Biraz kıvrandırsa hiç fena olmazdı.
Yavuz kem küm etmeden direk,
"Annem çalıştıracağım kızın numarasını sana vermiş. Sende bana vereceksin." dedi.
Yusra,
"Hadi canım, öyle mi?" dediği vakit, Yavuz tek kaşını sinirle havaya kaldırdı. Biliyordu ki bu iş kolay olmayacaktı.
Zor kullanmaya karar veren genç adam,
"Canımı sıkma benim. Hadi ver numarayı!" dedi sabırsız bir sesle.
Yusra hafiften tırssa da yelkenleri suya bırakmamaya karar vererek,
"Bir beşyüze veririm." deyip sırıttı. Her hali karda bir şeyler koparma derdindeydi genç kız.
Sabır çeken Yavuz, cebinden çıkardığı cüzdandan bir miktar para çıkardı ve kız kardeşine uzattı.
"Al bakalım. Ama unutma bunu Yusra Hanım çok fena elime düşeceksin." dedi tehdit dolu bir sesle.
Yutkundu Yusra korkudan. Elini uzatıp, parayı alacağı vakit, Yavuz parayı geri çekmişti.
"Önce numarayı ver!" diye diretti genç adam.
Yusra telefonunu çıkarıp, 'Firuze Abla' diye kayıt ettiği numarayı ağabeyine söyledi. Numarayı yazan elleri titriyordu Yavuz'un. Numarayı aldıktan ve kardeşine parayı verdikten sonra odasına girmişti. Dert ortağı olan tavana gözlerini dikip, türlü hayallere dalış yaptı aciz yüreği. Firuze'yi yarın arayacağı ve erken uyanacağı için gözlerini yumdu genç adam.
♢♧♢
Otobüs bekleyen Firuze mavi eteğini çekiştirip, duruyordu. Sanırım dün yemeği fazlaca kaçırdığı için, bugün giydiği etek onu sıkıyordu. Sıkıntıyla oflayıp, saatine baktı. Hala gelmemişti bu lanet otobüs. Kalabalık oluşu yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük geç geliyordu bir de.
Derhal bir araba alması lazımdı. Ama öncesinde şu araba kullanma işini halletmeliydi. Ki buna da bir çözüm bulmuştu, lakin numarasını vermesine rağmen adam onu aramamıştı. Yoksa bu işi istemiyor muydu?
Sonuçta adamın haberi yoktu. Annesi belki de, ikna edememiştir onu. Düşüncelerini dağıtıp, nihayet gelen otobüse bindi genç kız ve işine doğru yola koyuldu.
♢♧♢
Akşam üstü işten çıkan Firuze eve dönüş yolundaydı. Yine çok yorulmuş ve fena halde başı ağrıyordu genç kızın. İnsanlarla uğraşmak cidden çok zordu. Tüm belalı ve tripli müşteriler ona kalıyordu. Hakkından geliyordu evvella ama fazlasıyla yoruluyordu genç kız.
Otobüsten indikten sonra yürümeye başladı. Bezgin bir şekilde adımlarını atarken, telefonu çaldı. İşte yine biricik annesi onun nerede olduğunu bildiği üzere, bir şeyler alması için arıyordu.
Telefonu eline alıp, arayana baktı. Yabancı bir numaraydı arayan. Kaşlarını çatıp, dudaklarını büzdü genç kız. Bu numarayı tanımıyordu ve prensibinde tanımadığı numarayı açmama gibi bir kuralı vardı.
Çalar çalar susardı nihayetinde. Ama öyle olmamış telefon susmamıştı. Mecbur açacaktı genç kız. Telefonu açıp, kulağına koydu. Karşı taraf ses etmeden, o konuşmayacaktı. Çok beklemeden karşı ses konuşmuş ve Firuze olduğu yerde kalakalmıştı.
"Alo Firuze?"
Adamın sesi o kadar yoğun ve güzel geliyordu ki, Firuze kendini kaptırmıştı resmen.
"Evet benim. Siz kimsiniz?" diye sordu. İçten içe ise kim olduğunu biliyordu genç kız.
Yavuz gülümsedi ama kalbi ağzında atıyordu. Fırının arka tarafına çıkmış ve sonunda toplayabildiği cesareti ile, Firuze'yi aramıştı.
"Yavuz Emin ben. Anneme telefon numaranı vermişsin. Seni direksiyon dersine çalıştırmam için." diye açıklama yaptı Yavuz.
Firuze dudağını ısırdı. Adamın sesi çok iç gıdıklayıcıydı.
"Evet doğru Yavuz. Biz bahsedince, annen senin yardım edebileceğini söyledi." deyip yürümeye başladı. "Ehliyetim var aslında. Ama uzun süredir araba kullanmıyorum. Onun için bilgilerimi tazeleyip, kendime araba alacağım. Sende yardım edersen çok sevinirim." diyen genç kız saçlarıyla oynadığından bihaberdi.
Yavuz kızın bu şekilde kendi ayakları üstünde duruşuna hayran kaldı. Mahallede hiçbir kız Firuze gibi değildi. Liseden sonra okumamıştı çoğu. Evde kalıp, koca bekliyorlardı. Ama Firuze öyle değildi. İşi vardı ve kendi ayakları üzerinde duruyordu. Şimdi bir de araba alacaktı kendisine.
"Tabii, tabii ki yardım ederim. Ancak anladığım kadarıyla sen işten geç çıkıyorsun. Dersi anca hafta sonu yapabiliriz sanırım." diyen Yavuz susmuş ve Firuze'nin konuşmasını beklemeye başlamıştı.
Aklına gelen detayla,
"Hafta sonu olmaz ki! Pikniğe gideceğiz." dedi hüzünlü bir sesle. "Akşam olmaz mı?" diye sordu ardından umut dolu bir şekilde.
Yavuz,
"Olur. Sana ne zaman uyuyorsa, o zaman olur. Sen ne zaman müsait oluyorsan o zaman yaparız." dedi kabullenmiş bir vaziyette.
Firuze,
"Tamam o zaman. Ben sana haber veririm. Teşekkür ederim Yavuz." dedi ve evin kapısını çaldı. Yürüye yürüye eve gelmişti ama nasıl gelmişti bilmiyordu açıkçası.
"Rica ederim Firuze. İyi akşamlar." dedi Yavuz. Sevdiğinin ismi ağzından ilahi gibi çıkıyordu adeta.
"İyi akşamlar." diyen Firuze telefonu kapatmış ve kapıyı açan kız kardeşi Diren'i geçerek eve girmişti.
♢♧♢
İkinci günün akşamı işten biraz erken çıkmıştı Firuze. Nedenini söylemiş ve Patronu Banu Hanım ona izin vermişti. Ki ne zaman da istese izin alabiliyordu. Patronu cidden iyi bir insandı.
Yavuz'la kararlaştırdıkları gibi akşam üstü çalışacaklardı. Sabah genç adama mesaj atmış ve bugün çalışabileceklerini söylemişti. Dünden beridir hazır olan Yavuz, kabul etmiş ve bu akşam çalışacaklardı en nihayetinde.
Banyodan çıkan Firuze eline kıyafetlerini alıp, giyinmeye başladı. Kırmızı - siyah desenli bir ceket ve siyah bir pantolon, içine de siyah bir tişört giyinmişti.
Hazır olduktan sonra henüz hava kararmadan evden çıktı. Fırına gidecek, orada birlikte boş bir arazide çalışacaklardı. Böyle kararlaştırmışlardı.
Yavuz Emin üstünde ki unlu elbiseleri çıkarıp, yenisini giydi ve hemen lavaboya girdi. Elini yüzünü yıkadıktan sonra saçlarına şekil verdi. Parfümünü de sıktıktan sonra tamamen hazırdı. Elinde ki saate bakınca, tam vakti olduğunu gördü.
Kasanın başında oturan Osman'ın yanına doğru yürüdü.
"Ben çıkacağım kardeşim. Sen idare edebilir misin?" diye sordu. Gözleri ise yalvarıyordu, 'kabul et' diye.
Osman üstünü değiştirmiş ve yakışlılığına, yakışıklılık katan dostunu uzun uzun süzdü. Ardından sorgulayıcı bir şekilde,
"Hayırdır kardeşim, nereye böyle?" diye sordu merakla.
Yavuz anlatmadan kurtulamayacağını biliyordu ne yazık ki. O yüzden anlatmaya karar verdi.
"Bizim komşunun kızına direksiyon dersi vereceğim kardeşim."
İyice işkillenen Osman,
"Hangi kız bu? Hem böyle giyindiğine göre bu iş önemli olmalı?" Sorduğu sorular, Yavuz'u sıkmaya başlamıştı.
"Sonra sana anlatırım zaten. Ben gidiyorum geç kalacağım yoksa. Haydi Allah'a emanet!" dedikten sonra Osman'ın söylenmelerini kulak ardı edip, fırından çıktı hızlıca.
Fırından çıktığı gibi de, yukarı taraftan salına salına gelen sevdiğini gördü. Nefes alamaz hale geldi. Bu nasıl bir endamdı Yarabbi! Bu kulunda ki de candı ama!
Yavuz Emin'in kalbi dörtnala koşar ve nefesi teklerken, Firuze yanına geldi.
"Merhaba!" dedi güzel sesiyle. Yavuz'un içini yaktığını bilmeden.
"M... Merhaba!" diyebildi en sonunda Yavuz. Konuşabildiğine bile şükür etmişti genç adam.
Firuze bunu fark etmiş ve gülümsemişti. Adamı etkiliyordu sanırım. Ya da sadece bir yanılgıydı bu hissettiği.
Kalp sağlığı için, Firuze'den gözlerini ayırıp, başka yere baktı genç adam.
"İstersen gidelim artık." dedi ve ardından yutkundu.
Firuze adamın gösterdiği arabanın ön yolcu koltuğuna otururken, Yavuz ise şimdiden nasıl çalışacaklarını düşünüp, duruyordu. Ama bildiği bir şey vardı ki... Bu iş hiç kolay olmayacaktı onun tarafından...
BÖLÜM SONU...
BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ?