ELBET BİR GÜN 4. BÖLÜM

2307 Kelimeler
KEYİFLİ OKUMALAR... Firuze odaklı bir şekilde araba sürmeye devam ediyordu. Mahalle de büyük ve boş bir arazide bunu yapıyorlardı. Yavuz arabasının deposunu fullemiş ve Firuze'nin iyi bir şekilde çalışmasına olanak sağlamıştı bu sayede. Pek düşünceli bir adamdı vesselâm. Gözlerini Firuze'nin saçların da ve güzel yüzünde gezdirdi. Çok isterdi, o saçlara dokunmayı ve o yüzü doya doya izlemeyi. Ancak bunlar imkansız gibi geliyordu ona. Hiçbir şekilde cesareti yoktu Yavuz Emin'in. "Nasıl? İyi yapıyor muyum Yavuz?" diye sordu Firuze. İçi merakla dolmuştu genç kızın. Yavuz, Firuze'nin konuşması ile birlikte kendine gelmişti. Hayal alemine güzel bir dalış yapmıştı ancak sevdiği kız onu gerçek dünyaya döndürmüştü. "Gayet güzel yapıyorsun." dedi güler yüzüyle. Firuze sevinçle el çırpmış ve direksiyonu bırakmıştı. "Ayy çok sevindim! O zaman kısa sürer bu dersler değil mi?" diye sordu. Yavuz hemen direksiyonu tutup, "Ama direksiyonu bırakmak olmaz." diye uyarıda bulundu. "Afedersin, haklısın. Heyecanlandım o yüzden bıraktım." diyen Firuze bıraktığı direksiyonu geri tuttu. Yavuz Emin'in aklında ise Firuze'nin dediği cümle yankılandı. 'O zaman kısa sürer bu dersler' deyişi Yavuz'un içine bir taş oturttu adeta. O kesinlikle bunu beklemiyordu. Ancak kendi diliyle demişti bunu. Yavuz, "Hay dilime eşşek arısı soksaydı!" diye mırıldandı kendi kendine. Bunu pek iyi duyamayan Firuze, sorma gereği duydu. Bu adam niye konuşuyordu ki kendi kendine?! "Efendim, anlamadım?" diye sordu. "Şey diyorum, iyi sürüyorsun ancak henüz yeterli değil bu. Daha uzun derslerimiz olacak gibi." dedi Yavuz ve ciddi bir şekilde kıza baktı. Yüreği ise ağzında atıyordu genç adamın. "Yaa! Peki o zaman öyle olsun. Bu işin sonunda otobüslerden kurtulacağım nasıl olsa." diyen Firuze arabayı dikkatli bir şekilde kullanmaya devam ediyordu. Firuze arabayı sürmeye devam ederek ve Yavuz ise onu izleyerek ilk dersi bitirmişlerdi bu sayede. ♤♢♤ Bu şekilde günlerce devam etti ikili. Firuze artık çok daha iyi araba kullanabiliyordu. Tabii bu kesinlikle Yavuz sayesinde idi. Minnettardı genç adama. Ancak bunun yanında adama karşı da, amansız bir güven duyuyordu genç kız. Çünkü Yavuz asla onu kıracak bir kelime veyahut harekette bulunmuyordu. Çok düşünceli ve kibar birisine benziyordu kesinlikle. Ancak Firuze bilmiyordu ki, bu muamele ona özeldi... Öte yandan da annesi başının etini yiyip, duruyordu. Artık mürüvvetini görmeyi ve torun sevmek istediğini söylüyordu. Ancak bu eskiden bir veya iki ise, şimdi o'na çıkarmıştı bu isteklerini Seval Hanım. Firuze bezmişti hiç şüphesiz. Yine bir gün işten çıkmış ve eve gelmişti Firuze. Canı çok sıkkındı. Çünkü belalı bir müşteri ile tartışma yaşamışlardı. Adamın yaptıkları işi beğenmemesi bir yana, ona olan flörtöz konuşmaları Firuze'nin tepesinin atmasına neden olmuştu. En nihayetinde ise adama küfür etmiş ve bundan sonra da şenlik başlamıştı. Araya girenler ortamı sakinleştirmiş ve olayın büyümesine engel olmuştu. Patronu Banu Hanım, durumu bildiği için Firuze'ye izin vermiş ve Firuze biraz erken eve gelmişti. Üstünü değiştirdikten sonra eline telefonu alıp, Yavuz'un numarasını aradı Firuze. Üç çalıştan sonra Yavuz'un nefes nefese sesi doldurdu kulaklarını. "Efendim Firuze?" dedi genç adam. Fırının hamur yoğurma bölümünde olduğu için, telefonun sesini geç işitmiş ve koşarak dışarı çıkıp, telefonu açmıştı. Firuze, "Kusura bakma Yavuz rahatsız ediyorum. Ancak seni bilgilendirmek için aradım." dedi saçını arka tarafa atarken. Yavuz, 'rahatsız edeceksen, hep sen et beni be güzelim' diye geçirdi içinden. "Ne için bilgilendireceksin? Bir şey mi oldu?" diye sordu ve hep olduğu üzere kaşlarını çattı genç adam. "Ben kendimi bugün pek iyi hissetmiyorum açıkçası. O yüzden dersi iptal edelim diyecektim." diyen Firuze yatağına girmiş ve uzanmıştı. Yavuz'un kalbi titredi bu haberle. Nesi vardı ki sevdiğinin?! Sesinin nasıl çıktığını umursamadan konuşmaya başladı Yavuz. "N... Neyin var? İyi misin?!" diye sorduktan sonra endişe ile yutkundu. Firuze adamın bu şekilde endişeli hali ile gülümsedi, canı sıkkın olmasına rağmen hemde. "Hey hey sakin ol Yavuz! İyiyim ben. Sadece biraz yorgunum, ondan iptal ettim dersi." diye açıklama yaptı genç kız. "İyi olmana sevindim gerçekten." dedi Yavuz samimi bir şekilde. "Kendine dikkat et. Çok yorma kendini." diye devam ettirdi konuşmasını. O kadar endişelenmişti ki, tüm duygularını sesine yansıtmıştı. Ki bu kesinlikle Firuze'nin gözünden asla kaçmamıştı... "Tamam ederim. Sen de kendine dikkat et." dedikten sonra iç çekti genç kız. "O halde yarın görüşürüz. İyi akşamlar Yavuz." "İyi akşamlar Firuze." diyen Yavuz kapanmış telefonu kulağından çekti. Derin derin iç çekti genç adam. Bu elem sevda gün geçtikçe onu yiyip, bitiriyordu. Tek tesellisi ise sevdiğini görüyor olduğuydu. Telefonu kapatan Firuze ise, bir süre tavanı izlemiş ve daha sonra uyuyakalmıştı. ♤♢♤ Diren tarafından uyandırılan Firuze elini yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa girmişti. Annesine yardım edip, sofrayı kurmuşlardı. Sonrasında işten gelen babası Sami Bey ile de yemeklerini yemeye başlamıştı Korkmaz ailesi. Yemekten sonra kafasının dağılması için bulaşıkları yıkamak istemişti Firuze. Biten bulaşıklardan sonra ise kahve yapmış ve salona anne, babasının yanına gitmişti genç kız. "Ellerine sağlık güzel kızım." diyen Sami Bey sevgiyle baktı Firuze'ye. İlk göz ağrısı ve biricik kızıydı o. İki kızını da ayrı ayrı sever ve ikisine de eşit davranırdı. "Afiyet olsun canım babam." deyip, öpücük yolladı babasına genç kız. Seval Hanım bu, durur muydu hiç? "İnşaAllah kızımızın isteme kahvesini de içeriz Sami Bey." deyip ima ile güldü kadın. Sami Bey huzursuzca yerinde kıpırdanmış, "Nasip hanım, nasip!" dedikten sonra kahvesini yudumlayıp, televizyona döndürmüştü yönünü. Seval Hanım eşini takmayıp, kızının üstüne varmaya devam etti. "Nasip nasip ama kızımız hep tepiyor kısmetleri! Nasıl torun seveceğim ben ayol!" diye isyan etti adeta. Zaten canı sıkkın ve morali bozuk olan Firuze sinirle annesine döndü. "Senin amacın torun sevmek mi? Yoksa beni evden göndermek mi anne?!" dedi. Düşünmeden ettiği bu cümleler ile derin bir kalp kırıklığının sebebi olmuştu genç kız. Seval Hanım içeceği kahveyi geri yerine koyup, hayal kırıklığı ve dolu dolu gözlerle kızına baktı. "Benim amacım o mu kızım?! Benim tek bir amacım var! O da senin güzel bir yuva kurman." dedikten sonra ayağa kalktı. "Yaz... Yazıklar olsun sana!" deyip ağlayarak salondan çıktı. Salondakiler ise ağzı açık bir vaziyette öylece bakakalmıştı. Sonrasında kendine gelen Firuze hızla yerinden kalkmış ve annesinin peşinden yürümüştü. İçi içini yiyiyordu genç kızın. Nasıl öyle cümleler kurmuştu ki annesine? Aklı almıyordu doğrusu. Yatak odasına giren Seval Hanım gözyaşlarını akıtmaya devam ediyordu. Firuze'den katiyen böyle bir çıkış beklemiyordu. Ciddi anlamda kırılmıştı kızına. Onun tek derdi kızının mutlu olmasıydı. Ancak Firuze ona ağzının payını vermişti. Küçük adımlarla odaya giren Firuze, "Anneciğim?" diye kısık bir sesle konuştu. Biliyordu ki suçluydu ve bunu telafi etmesi lazımdı. Seval Hanım hiç oralı olmayarak yönünü başka tarafa çevirdi. Hala ağlamaya da devam ediyordu. Ancak Firuze konuşursa, gönlünü alacağını da biliyordu. "Annem bir bak bana?" diyen Firuze eğilmiş ve annesinin dizlerine ellerini koymuştu. Seval Hanım, 'hıhlamış' ve ardından iç çekmişti. "Seni evden göndermeyi amaçlayan birinden ne istiyorsun?" diye kırgın bir sesle konuştu. Duyduğu sözlerle gözlerini yumdu Firuze. "Çok özür dilerim annem! Gerçekten ben öyle demek istemedim. Sen benim canımsın. Senin dediğin laf benim için emirdir. Sinirle çıktı ağzımdan yemin ederim." deyip burnunu çekti genç kız. Onun da gözleri dolmuş ve ağlamaya başlamıştı. "Kırdın geçtin bile zavallı anneni." Seval Hanım eline düşen kızının üstüne gittikçe gidecekti ve en nihayetinde istediği eylemi yaptıracaktı. Fırsat ayağına gelmişti neticede. Ayağa kalkıp, annesinin yanına oturdu Firuze. "Özür dilerim annem. Lütfen affet şu akılsız kızını." deyip içli içli ağlamaya devam etti. Annesinin ona kırılmasına dayanamazdı ki. Seval Hanım, 'çok mu abarttım acaba ayol' diye geçirdi içinden. Ancak hemen bunu düşünmeyi bıraktı. Çünkü isteyeceği şey için böyle olması gerekliydi. "Tek bir şartla affederim seni." deyip kızının yaşlı gözlerine baktı. Firuze dudaklarını büzüp, başını salladı. "Sen yeter ki affet annem beni. Şartın neyse kabulüm." dedikten sonra annesinin diyeceği şeyi beklemeye başladı genç kız. Seval Hanım kızının ellerini tutup, bomba etkisi yaratan cümlelerini kurdu. "Sana görücü gelmek isteyen biri var ve sende kabul edeceksin. Kabul edersen eğer, seni affederim. Ancak kabul etmezsen, bir daha konuşmam seninle." deyip tavrını koydu. "Ne?!" "Oha!" Firuze ve Diren aynı anda demişti bunları. Annesi gerçekten böyle bir şart mı koşuyordu onu affetmek için?! Seval Hanım, "Oha denilmez anneye!" diye bağırdı küçük kızı Diren'e. "Anne yemin ederim çok şaşırttın beni. Böyle bir şart koymak... Helal olsun sana kraliçe. Hey, hey o terliği ayağına giy dostum!" diyen Diren terlikten kaçmamış ve kalçasına yemişti terliği. "Anne ile dalga geçersin demek öyle mi?!" diyen Seval Hanım hedefi tam on ikiden vurduğu için sevinçliydi. Diren kalçasını ovarak, "Ahh! Anne ya! Çok acıttı ama!" diye yakınmıştı. "Hak ettin sen ama yaaa!" diye kızını taklit etti Seval Hanım. İki kız hayretle annelerine baktı. Bu kadın gün geçtikçe onları şaşırtmaya devam ediyordu. Seval Hanım, Firuze'ye bakıp, "Evet hadi kararını ver kızım. Ne diyorsun?" deyip beklentiyle beklemeye başladı. İçinden ise dualar ediyordu kızının kabul etmesi için. Firuze bir süre düşündü ancak işin içinden çıkamıyordu. Annesi onu en zayıf yerinden vurmuştu. Genç kız hüzünle annesine baktı. "Ama anne istediğin şey çok büyük." diye konuştu. Seval Hanım kızının tuttuğu elini bırakıp, "Anladım seni Firuze. Sen annene şuncacık değer vermiyorsun." deyip küskünce bakmaya başladı. Firuze sonunda el mahkum kabul etmek zorunda kalmıştı. "Tamam anne kabul, gelsinler." deyip parmağını kaldırarak, "Ama sadece görüşeceğiz. Beğenmezsem çıkıp giderler." diye kesin bir ses tonunda konuştu. Seval Hanım sevinçle kızına sarılmış, "Ayy sen bunu kabul ettin ya, benim için bu da yeter ayol! Ben sana evliliği de kabul ettiririm evvelAllah!" demişti ancak son kısmı kısık sesle demişti ve Firuze bunu duymamıştı yazık ki. Annesine vermiş olduğu büyük sözden sonra odasına girmişti genç kız. Düşünüp, duruyordu nasıl olacaktı bu işin aslı diye. Ancak düşüne düşüne başına ağrılar girmişti. 'Yarın ola, hayır ola' diyerek yatağına girmiş ve yeni güne uyanmak için gözlerini yummuştu Firuze. ♤♢♤ Öte yandan sabahı zor eden Seval Hanım, erkenden uyanmış ve kahvaltı hazırlamıştı. İçi içine sığmaz bir haldeydi kadının. Çünkü amaçladıkları hayırlı iş için bir adım atacaklardı ve bunun için oldukça heyecanlıydı kadın. Kaynayan suya çay attığı vakit, mutfağa Firuze girdi. Üstüne kısa ve çiçekli bir elbise giyinmişti. Saçlarını da açık bırakmış ve arkadan birazını toplamıştı. Gayet güzel giyinmişti kızı. Seval Hanım beğeni ile süzdü onu. "MaşaAllah maşaAllah benim güzel kızıma!" deyip kızına bakmaya devam etti Seval Hanım. Firuze gözlerini devirmiş, "Her zaman ki halim işte anneciğim." dedi özgüvenli bir şekilde. "Öyle tabii! Güzeldir benim kızım." "Neyse anneciğim ben çıkacağım. Arkadaşlarla birlikte kahvaltı yapacağız." diye konuştu Firuze. Dün akşam haberleşmiş ve birlikte kahvaltı yapacaklardı iş yerinden arkadaşlarıyla. Seval Hanım, "Tamam yavrucuğum. Allah'a emanet ol." demiş ve kızını öpmüştü yanağından. Nihayet evden çıkan Firuze ise otobüs durağına doğru yürürken Yavuz ile karşılaştı. Güler yüzle karşıdan gelen adama baktı. Henüz sebebini bilmiyordu ancak bu adamı görünce yüzü gülüyordu amansızca genç kızın. Firuze, "Günaydın Yavuz!" dedi yanına gelen adama bakarak. Yavuz'un ise sinirleri hoplamıştı Firuze'yi görünce. Yüreğinde ki heyecan bir yana, kızın kıyafetini görünce ise sinirleri coşmuştu. Harbiden niye böyle dikkat çekici giyiniyordu bu kız?! "Günaydın!" dedi genç adam dişlerini sıkarak. Firuze adamda bir haller olduğunu anlamıştı. Ancak ne olduğunu bilemiyordu. Sormak için dudaklarını araladı. "Nasılsın, iyi misin?" diye sordu genç kız. Yavuz, Firuze'nin hoş sesiyle sinirlerinin yumuşadığını anlıyordu ve hayrete düştü genç adam. Kız hem sinir ediyor, hem de yumuşatıyordu. Şaşırtıcı idi gerçekten. "Sağ ol. İyiyim. Sen nasılsın?" diye sordu Yavuz. "Teşekkür ederim iyiyim ben de." diye cevap verdi Firuze. "Neyse ben seni tutmayayım. İşe gideceksin sanırım." "Aslında işe sonra gideceğim. Şimdi arkadaşlarla kahvaltı yapacağımız mekana gideceğim." diye açıklama yaptı genç kız. Ancak neden açıklama yapmıştı onu da bilmiyordu. Yavuz çatılmaya başlayan kaşlarını düzeltti hemen. "Anladım. İyi eğlenceler sana." diye konuştu ifadesiz bir sesle. Firuze adamın tavırlarıyla şaşırıyordu. Derdi neydi bunun? "Sağ ol. İyi günler sana da." Ters bir üslupla dedikten sonra adamın yanından kaçarcasına uzaklaştı. Yavuz giden kızın ardından bakmış ve kendine küfürler etmişti. Ancak yine sinirleri artmıştı. Çünkü Firuze'nin arkadan görüntüsü içine ateş düşürmüştü. Bir de bu kız bu halde insan içine çıkıyordu. Tüm delirmesi bundandı. Sabır çeke çeke fırına doğru yürüdü genç adam. ♤♢♤ Seval Hanım, eşini dışarıya ve kızı Diren'i okula yolcu ettikten sonra soluğu Ayşe Hanımın evinde almıştı. İçi içine sığmıyordu. O kadar heyecanlıydı ki, Ayşe Hanım hemen bir şeyler olduğunu sezmişti. "Komşum hayrola? Pek bi neşeli ve heyecanlısın maşaAllah." dedi Ayşe Hanım gülerek. Seval Hanım, "Ayol Ayşe düğünümüz var yakında, düğünümüz!" deyip koca bir kahkaha attı. Ayşe Hanım da heyecanlanmıştı. "Ayy hadi inşaAllah! Anlat hele nasıl olacak?!" diye sordu yerinde kıpırdanırken. Öncelikle olayı anlatmış, "Şimdi şöyle ki, ben benim kıza bir şart koştum sonra. Onu affetmem için, gelecek görücüleri kabul edeceksin dedim." deyip soluklandı Seval Hanım. "Benim ona küsmeme dayanamıyor kuzum. Sonra kabul etti işte." deyip ima ile baktı Seval Hanım. "Artık top sizde Ayşe'ciğim. Ben üzerime düşen görevi yaptım." Ayşe Hanım, "Ah komşum ne oyunlar etmişsin zavallı kızıma! Ama iyi ettin. Bunların akıllanacağı yok." dedi heyecanlı çıkan sesi ile. "Öyle öyle. Kafalarına kafalarına vurmazsan eğer bir şey yapacakları yok bunların." Daha sonra ise iki kadın ne yapacaklarını konuşa dururken akşamı ettiklerinden bihaberlerdi... ♤♢♤ Ayşe Hanım akşam yemeğini iştahsız bir biçimde yemeye çalışan oğlundan gözünü ayırmıyordu. 'Nasıl söyleyeceğim' diye düşünüp duruyordu. En nihayetinde yemek bitmiş ve masa toplanmıştı. Yavuz odasına girmiş ve yatağına uzanmıştı. Bu sevdayı ne vakte kadar içinde taşıyacaktı ki? Artık çok yorulmuştu genç adam. İçinde yaşamaya devam ettikçe de, sevdası daha da mümkünü varmış gibi büyüyordu. Bu işe bir hal çaresi bulması lazımdı genç adamın. Düşüne dururken, odasının kapısı tıklatıldı. Yattığı yerden doğruldu ve, "Girin!" dedi tok sesi ile. Odaya güler yüzüyle annesi Ayşe Hanım girdi. Elinde ki çayları gösterip, "Çay demledim. Ana, oğul içeriz. Hem de konuşuruz biraz." deyip yatağa oturdu. Çayları dikkatli bir şekilde yatağın yanında ki komodine koyan Yavuz, annesine döndü. "İyi yaptın validem." Bir süre havadan, sudan konuştular, çaylarını içtiler. Ve en nihayetinde Ayşe Hanım söylemek istediği konuyu açtı. "Güzel oğlum. Çok istediğim bir şey var bilirsin sende." deyip oğlunun yakışıklı suratına baktı. "Nedir ki o?" deyip gülümsedi Yavuz. Biliyordu tabii ki annesinin ne istediğini. "Şuna bak hele! Ananla dalga mı geçersin?" "Haşa validem! Olur mu hiç öyle şey?" Yavuz hemen savunmaya geçmişti. "O vakit artık ananı geçiştiremeyeceğini de bilmelisin Yavuz Efendi!" Ayşe Hanım gözlerini kısarak bakıyordu bu sefer. Oflayan Yavuz konunun yine buraya gelmesinden sıkılmıştı artık. "Seni geçiştirmiyorum ki anacığım. Sana istemediğimi açıkça söyledim zaten." diye konuştu. Ayşe Hanım, "Ben öyle istemem, mistemem anlamam Yavuz! Bir kız buldum ben ve yarın akşama istemeye gidiyoruz bilesin!" deyip ayağa kalktı. "Haa gelmem dersen de, ananı artık unut!" deyip boşalan bardakları alarak, odadan çıktı. Yavuz Emin ise giden annesinin ardından öylece bakakaldı... BÖLÜM SONU... BÖLÜM BİTTİ, NASIL BULDUNUZ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE