bc

Ay Işığı ve Gölge

book_age12+
196
TAKİP ET
1.1K
OKU
tragedy
sweet
bxg
kicking
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Sen, unutulmayan bir namesin; yıllar sonra bile hala dilimde.

Sana olan özlemim artıyor günden güne.

Özlüyorum adını duyduğum her seferde.

Özleme bulanmış gözyaşlarım akıyor karanlık gecelerime.

Fırtınalar kopuyor yüreğimde.

Savaşıyorum yine kendimle.

Sana olan sevgimle.

Tüm dileğim seninle birlikte olabilmek; hadi bunu gerçekleştirsene.

Sen benim perim, dileğimsin.

Sen benim vazgeçilmez nefesimsin.

Sen benim hayalim; sen benimsin.

Sen unutulmayan bir namesin yıllar sonra bile hala dilimde…

Bunları yazarken eli titriyordu genç kızın. Elinin titremesi hastalığı yüzünden değildi. Bu titreme onun ellerini son bir defa tutamadığı içindi. Her şey bitmişti değil mi? Son bulmuştu hayaller, umutlar ve daha niceleri. Kızın kurduğu her bir şey tek tek yıkılmış ve yıllar önce toprak altına koyduğu bedenle birlikte bugün yine gün yüzüne çıkmıştı acıları.

Kalemi masanın üstüne koydu ve yazdıklarına acı bir gülümsemeyle baktı. Sadece içini dökmüştü ama ortaya güzel bir şarkı çıkmıştı. ‘’İşte! Bizim şarkımız.’’ diyebileceği; gerçekten onlara ait bir şarkı.

Hiçbir zaman bu sözleri okuyamayacaktı sözlerin ithaf edildiği kişi. Hiçbir zaman bu şarkıyı ona söyleyemeyecekti sözlerin sahibi. Ve asla biz olamayacaklardı. Çünkü o, asla affetmeyecekti ve bir daha onu göremeyecekti. Gözlerini kapattı ve sessizce ağlamaya başladı. Ama bir şeyi unutmuştu.

Asla asla deme!

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.Bölüm
Korkuyordum ve hayatım pahasına koşuyordum. Durursam ölecektim, tek bildiğim buydu. Bu yüzden nefesim kesilene, bacaklarım beni taşımayana kadar koşacaktım. Daha doğrusu kaçacaktım. Beni hayata bağlayan şeyler için kaçacaktım. Geriye benim için yaşamaya değer pek bir şey kalmamış olsa bile kaçacaktım. Ölümü düşlerken bile ölmekten korkuyordum. Bu da benim kaçmamın asıl sebebiydi. Korku. Ciğerlerim nefessizlikten yansa da durmadım. Bacaklarım uzun zamandır koştuğum için isyan ediyor, beni daha fazla taşıyamayacaklarının sinyalini veriyordu. Tüm vücudum sızlıyordu. Ağaç dalları beni engellemek istercesine oramı buramı çiziyor, canımın daha fazla yanmasına sebep oluyordu. Karanlık bir ormandaydım, karanlığın ve ağaçların beni saklayacağını umut ediyordum. Umut, korkudan güçlü tek duygudur değil mi? Koşmamı sağlayan şey içimde yeşeren umuttu. Ayağımdaki pofuduk terlikler ses çıkarmasa da koşarken çok zorlanıyordum. Ayağım bir engele takılınca ellerimin ve dizlerimin üstüne sertçe düştüm.  Düşüşüm İle birlikte umut dalımdan çatırdamaya benzer bir ses yükseldi zihnimin derinliklerinde. Zihinsel acım bedensel acıma karıştı. Diz kapaklarımdan vücuduma yayılan acı ile yüzümü buruşturdum. Nefesim kesilmişti. Çığlık atmamak için yanağımın içini dişledim gözlerimden yaşlar süzülürken. Yerimi belli edemezdim, eğer çığlık atarsam katilime neon ışıklar ile ‘ Ben buradayım, gel öldür beni! ‘ demiş olurdum. Korku tüm bedenimi ele geçirmişti, zangır zangır titriyordum.  Kalbim kulaklarımda atıyor, nefessizlikten ciğerlerimdeki hücreler sanki tek tek ölüyordu. Umudum da dirhem dirhem azalıyordu, içimde yeşeren umut filizleri çürüyordu. Bacaklarım, baldırlarım her yerim sızlıyordu. Kendimi toparlamalıydım ve koşmaya devam etmeliydim, yaşamalıydım. Bu şekilde zaman kaybediyordum ve katilim bana daha da yaklaşıyordu. Ölüm git gide aramızdaki mesafeyi kapatıyordu. Boşuna çabalamış olmak istemiyordum. Ölüm ile yaşam arasında o ince çizgiyi aşabilmek için bana saatler gibi gelen bir süre boyunca koşmuştum. Ellerimden güç alarak yerden doğrulmaya çalıştım ama dizlerim yüzünden doğrulamıyordum. O kadar çok acıyorlardı ki gözyaşlarıma engel olamıyordum. Korkuyordum, canım acıyordu ve yorgundum. Yanağımı dişlemekten ağzıma kan dolmuştu. Tükenmiştim. Vücudum çığlık çığlığa bunu söylüyordu bana. Daha fazla koşacak, hatta yürüyecek bile gücüm kalmamıştım.  Gözyaşlarım yüzümden süzülen terim ile birlikte akıp giderken ayağımın takıldığı kökün sahibi olan büyük ağaca baktım kafamı arkama çevirerek. Bedenimi ardına gizleyeceğim kadar geniş bir gövdesi vardı ve o an yapabileceğim başka da bir şey yoktu zaten, saklanacaktım. Yerde emekleyerek; bir bakıma sürünerek ağacın yanına gittim dizlerimde hissettiğim keskin acıya rağmen. Sırtımı ağacın gövdesine yaslarken ellerimden güç aldım, bu hareket bile tüm vücudumu titreten acı dalgaları ile beni nefessiz bırakmıştı. Dizlerimi yavaşça kendime çekip yırtılan kot pantolonumdan yaralarıma baktım. İki diz kapağımın da derisi soyulmuş ve kalkmıştı, çok acıyorlardı. Kan ve toprak ile kaplı olan dizlerimdeki acı keskindi. Dizlerimden vücuduma yayılan sızıyı iliklerime kadar hissediyordum. Aşırı hassaslaşmıştım ve kendimi çok ama çok güçsüz hissediyordum. Sessizce ağlamaya devam ederken, başımı ağacın gövdesine yaslayıp karanlık gökyüzüne baktım. Yaşlar yanaklarımdan süzülüp giderken kesik kesik nefesler alıp veriyordum. Ne yapabilirdim ki? Ağlamaktan ve kendime acımaktan başka ne yapabilirdim? Haşmetli ağaçlardan doğru dürüst gökyüzünü göremesem de birkaç tane yıldızın bana göz kırptığını dallar ve yapraklar arasından görebiliyordum. Halime acıyordum. Zonklayan dizim, birbirine geçmiş saçlarım ve ağlamaktan şişmiş gözlerim ile yorgun ve berbat bir haldeydim. Ama hiçbiri umurumda değildi. Ne halde olursam olayım tek bildiğim yaşamak için içimde, göğsümde delicesine çırpınan yüreğimdi. Yaşamam için yalvarıyordu bana. Ümit ediyordu. Güzel günlerin geleceğini haykırıyordu. Ruhum bu haykırış ile bedenimde sarsılıyordu. Mantığım ve yüreğim bana kaçmamı söylerken bedenim şiddet ile buna karşı çıkıyordu. Ayağa kalkmaya bile mecalim yoktu. Tüm bedenim iflas etmiş gibi bomboş bir çuval misali öylece, kıpırdamadan duruyordu. Parmağımı bile kıpırdatacak gücüm yokmuş gibiydi. Ama tehlikenin, ölümümün bana hızla yaklaştığını biliyordum ve umudum çoktan tükenmişti aynı bedenim gibi.  Kalkmalıydım ve Azrail'imden uzaklaşmalıydım, ölmemeliydim. Ölemezdim. Ölmek istemiyordum ama tüm vücudum hareket edemeyecek kadar şiddetli bir şekilde sızlıyordu. Kaçamıyorsam en azından saklanmalıyım, belki katilimden böylelikle kurtulabilirdim. Bu yüzden bedenimi zor da olsa ağaçtan gözükmeyecek bir şekilde ayarladım. Bu ufacık hareket bile beni soluk soluğa bırakmıştı. Azrail'imin beni görmemesini ummaktan başka çarem yoktu. İşte, tekrar bir umut kırıntısı düştü yüreğime. Kim bilir, belki katilim beni görmezdi, belki de ondan kurtulabilirdim. Haykırarak ağlamak istesem de ses çıkacak diye nefes almaya bile korkuyordum. Sessizce gözlerimden yaşlar firar edip yanaklarımdan süzülürken geçtikleri yerleri serinletmek yerine cayır cayır yakıyorlardı. Çünkü bu yaşlar, hissettiğim çaresizlikten kaynaklarını alan korku ile beslenen ve geçtikleri yerleri dağlayan gözyaşlarıydı. Zihnime sanki bir sis çökmüştü; düşüncelerimi toparlayamıyordum. Bilincimde bir tornado vardı ve geçtiği her yeri yıkıp kül ediyordu. Mantığımı yok ediyordu... Düşüncelerim oradan oraya savruluyor ve beni nefessiz bırakıyordu. Büyük bir keşmekeşin içindeydim.  Zihnimdeki yok oluşa bir son veremiyordum; bir çare olsa ya da bir çıkış yolu... Ama yoktu çünkü ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyordum. Bomboştum. Zihnim, kalbim ve ruhum. Sanki içimde kocaman bir kara delik vardı ve bana ait ne varsa içine çekip her geçen saniye içten içe beni öldürüyordu. Ben bu hale nasıl gelmiştim? Neyin karşılığıydı başıma gelenler? Yaşadıklarımın sebebi neydi? Tüm bunları hak edecek ne yapmıştım? Aklımda bunlar gibi binlerce soru dolaşıp dururken hiç birine cevap veremiyordum. Lal olmuştu dilim. İşlevsizdi beynim. Avazım çıktığı kadar bağırmak ve bildiğim tüm küfürleri etmek istiyordum bu kâbusa. Evet! Evet, bu bir kâbustu! Ben bir kâbusun içindeydim şu an! Figüran değil başroldüm bilincimin bana oynadığı bu korkunç senaryoda. Ama niye kameralar yoktu? Ya da kâbus olduğunu gösteren yaratıklar? Neden sadece acı vardı? Korku? Çaresizlik? Keskin bir ümitsizlik? Neden ben? Neden bir uçurumun sınırındaydım? Düşersem öleceğim bir uçurumun ucundaydım ve yaşadığım her şey beni aşağıya atlamam için sürekli öne doğru itiyordu. Nefesim kesildi ve bedenim korku ile kilitlendi boğazımda hissettiğim soğuk demir parçası ile. Başaramamıştım, ölümden kurtulamamıştım. Kaçamamıştım. Ölümün o iğrenç nefesini ensemde hissederken yutkundum. Bu muydu? Bu kadar mıydı? Bitmiş miydi her şey? Bu kadar çabuk mu bulmuştu beni katilim? Gözlerimi kapattım kabullenişin ağırlığı ile. Başrolü olduğum, adının ‘ Yaşam ‘ olduğu bu hikâyenin finali gelmişti. Finalde ana karakter ölüyordu. Ben ölüyordum. Son kez derin bir nefes aldım ve aldığım son nefes olduğunun bilincinde olarak nefesimi tuttum. Ardı ardına patlayan silahların sesini ruhumun bedenimi terk etmesinin ardından duyduğumda bedenimden soğuk bir ürperti geçti. Islanmış mıydım ben? Ne alaka? Adımın haykırılışı ile gözlerimi araladığımda karşımda bir elinde bardak bir elinde hala da çalmaya devam eden telefonum olan Büşra'yı görmeyi beklemiyordum. Gözlerimi kırpıştırırken düşüncelerimdeki sisi dağıtmaya çalışıyordum. ‘‘   Uyansana uykucu! Kapanmıyor da bu lanet olasıca! Hadi uyan artık Dilay! Yoksa yeni okulundaki ilk gününe geç kalacaksın. Nasıl bir uyku ise bir bardak su bile etki etmiyor da kızda yahu! Hadi ama Dilay! ‘‘   diye bağırıyordu yatağımın başında ki alarmımı kapatmaya çalışırken. Ne? Neler oluyordu algılayamıyordum. Ne demişti o? ‘ Bir bardak su ‘ mu? Beni uyandırmak için su mu dökmüştü başımdan aşağıya? Demek o soğuk ürpertinin sebebi buydu. Birkaç kere daha gözlerimi kırpıştırırken az önce kâbus gördüğümü geç de olsa idrak ettiğimde rahatlama dolu derin bir nefes aldım ciğerlerime. Büşra'nın dediklerini zihnim algıladığında ise gözlerim kocaman açılmıştı. Yeni okul mu? Geç mi kalıyorum? ‘‘   Kahretsin! ‘‘   diye yataktan fırlamam ve ayağımın yorgana takılıp yere kapaklanmam bir oldu. Neden böyle şeyler benim başıma gelmek zorundaydı ki? Yerde sırt üstü yatarken ellerimi yumruk yapıp ahşap zeminden hıncımı alabilecekmişim gibi sertçe vurdum. Sular damlayan suratımı zemine bırakıp derin bir nefes aldım. ‘‘  Çifte kahretsin! ‘‘   diye homurdandım sinir ile.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.2K
bc

Çobanaldatan

read
2.1K
bc

KAKTÜS| Texting

read
3.4K
bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

Yasak Sevda

read
87.4K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.2K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook