21.Bölüm

1010 Kelimeler
Kahkahasını duyunca durdum ve heyecanla ona döndüm. Onu kahkaha atarken bir kere görmüştüm ve gözlerine bakmamıştım o zaman. Şimdi baktığımda gözlerinin mavisi mercan resifleri gibi berraktı. Çok güzellerdi; kahkahası gibi. Yüzüme gülümseme yayılırken susmasını bekledim. ‘‘ Sen gerçekten tuhafsın! Gıcık Bukalemun ha! Güzelmiş. ‘‘  dedi ve yürümeye başladı. Yanımdan geçerken durdu ve ‘‘ Bana bağırılmasından hoşlanmam demiştim ve evet, ben ne dersem o olur. Unutmadan söyleyeyim ben çok vahşi evcilleştirdim. ‘‘  deyip gitti. Orada öylece kalakalmıştım; 'ben çok vahşi evcilleştirdim', bu kelime beni neden incitmişti ki? Herhalde beni vahşi bir hayvana benzettiği için moralim bozulmuştu. Öğretmenler zili çalınca koşarak okula girdim. Merdivenleri çıkarken öğretmenin sınıfa girdiğini gördüm. Koridorda hızla koşarken ayağım kaydı ve duramayıp bir öğrenciye çarptım. Savrulup düşecekken beni tuttu ve ‘‘ Hey! Dikkatli ol ufaklık. ‘‘  dedi. Ona gözlerimi kırparak baktım ve ‘‘ Bana ufaklık diyemezsin. ‘‘  dedim ellerinden kurtulurken. Bana alaycı bir şekilde baktı ve ‘‘ Anlaşılan ben yokken ortalığı karıştırmışsın; ünün bana kadar ulaştı. Ayrıca sınava yetişmek istiyorsan sınıfa girsen iyi olur. ‘‘  deyip sınıfımı gösterdi ve ardından arkasını dönüp gitti. Allah'ım çattık ya! Arkasından bakarken gerçekten yakışıklı olduğunu düşünüyordum. Siyaha çalan koyu kahverengi gözleri ve saçları vardı. Vücudu da yunan tanrılarını kıskandıracak türdendi. Ne diyeyim; Allah sahibine bağışlasın. ‘‘ Sınav! ‘‘  deyip sınıfa girdim ve sınava çoktan başlamış olduklarını gördüm. Felsefe hocası eli ile çabuk olmamı işaret etti. Yerime geçtiğimde Kutlu'nun notlarımı çoktan topladığını gördüm. Ona gülümsedim ve ‘‘ Başarılar. ‘‘  deyip sınav sorularını çözmeye başladım. Sınavı basit tutmuşlardı ve sordukları sorular derste not aldığım yerlerdendi. Savaş'a baktığımda soru çözmek yerine telefonu ile uğraştığını gördüm. Ona baktığımı hissetmiş gibi kafasını kaldırdı ve bana baktı. Bakışları ifadesizdi ama bu sefer altında kalmayacaktım. Kaşlarımı çattım ve sınav kâğıdını işaret ettim. Bana boş boş bakmaya devam edince sinirlendim ama yapabileceğim bir şey yoktu. Moralim bozulurken önüme döndüm ve sınav sorularına odaklanmaya çalıştım. Sorular kolaydı ve eğer beni az da olsa dinleseydi bu soruları yapardı. Ama o değil sorularla ilgilenmek yakalanmak pahasına telefonu ile oynuyordu. Sınav bitince kâğıtlar toplandı ve bende elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim. Lavabodaki kızlar beni gördüklerinde konuşmayı kestiler ve sanki vebalıymışım gibi hızla tuvaleti terk ettiler. Ne olmuştu ki bunlara? Onları umursamayacaktım, kimseyi kafaya takmayacaktım; Savaş'ı bile. Elimi yüzümü yıkayıp dışarı çıktığımda Dialgo'yu gördüm. Yanına gittim ve ‘‘ Nasıl gidiyor kardeş? ‘‘  dedim Bugs Bunny'den alıntı yaparak. Gülümsedi ve ‘‘ İyiyim; sınavın nasıl geçti? Benim ki harikaydı; çok basitti sorular. ‘‘  dedi. Gülümsedim ve ‘‘ Benim de güzeldi; İnşallah yüksek bir not alırız’‘  dedim ortalamaları fazla kafaya takan biri olarak. Biraz daha muhabbet edip zil çalınca sınıflarımıza gittik. Bir dersim daha sınav çalışarak geçti; dil anlatım sınavı vardı ve bence dil bilgisi ağırlıklı olacaktı sınav. Bu yüzden dil bilgisi konularına ağırlıklı olarak çalıştım. Savaş'a kızgındım ve tarafına bile bakmadım. Zil çaldığında çikolata almak için kantine indim. Naime teyze beni görünce gülümsedi ve ‘‘ Bir sandalye çek otur; ben geliyorum. ‘‘  dedi. Şaşırsam da dediğini yapıp oturdum. Çocuklarla ilgilenme işini diğer görevliye bıraktı ve elinde tepsi ile yanıma geldi. Tepsinin içinde şurup, buharı tüten bir bardak ve bir kâsenin içinde zencefilli bal karışımı vardı. Yüzümü buruşturduğumda gülümsedi ve ‘‘ Ekşitme yüzünü öyle; bunlar öksürüğüne iyi gelir. Al şurubunu iç! ‘‘  dedi şurubu bana uzatarak. Şurubu içtim ve ‘‘ Zencefilli bal yemeyeyim; çok acı oluyor. ‘‘  dedim. Gülümsedi ve kâseyi bana uzattı. Saygısızlık olmasın diye ve onu kırmamak için zencefilli balı yedim. Ben buraya çikolata almaya gelmiştim; yediğim, içtiğim şeylere bak! Boğazımda iğrenç bir tat kalmıştı ama ayıp olmasın diye gülümsüyordum. Bana ıhlamur çayını uzattı ve ‘‘ Bunu da içersen yarına bir şey kalmaz; turp gibi olursun. ‘‘  dedi. Gülümseyip teşekkür ettim ve yanağından öpüp sınıfa doğru yürümeye başladım. Bardağımdaki çayı yudumlarken sınıftan içeri girdim ve yerime geçip oturdum. Çay boğazlarıma iyi geliyordu ve kaslarımı gevşetiyordu. Sınav başladığında rahattım ve sakin bir şekilde soruları çözmeye başladım. Sınav bittiğinde öğretmen kâğıtları topladı ve sınıfı terk etti. O sırada içeri felsefe hocası girdi ve ‘‘ Savaş, konuşmamız gerekiyor. ‘‘  dedi. Savaş'a baktığımda elleri cebinde ayağa kalktığını gördüm. Dışarıya çıktıklarında aklımda sorular uçuşuyordu? Ne olmuştu ki? Acaba hoca Savaş'ın telefonla ilgilendiğini mi görmüştü? Geri zekâlı! Madem soruları çözmüyorsun niye telefonla ilgileniyorsun ki? ‘‘ Dilay Çevik, seni öğretmenler odasına çağırıyorlar. ‘‘  dedi kapıdaki nöbetçi öğrenci. Kafamı olumlu anlamda sallayıp öğretmenler odasına gittim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde Savaş'ı sandalyede otururken gördüm. Felsefe hocası ‘‘ Gel kızım, otur. ‘‘  dedi sandalyelerden birini gösterirken. Savaş'ın yanındaki sandalyeye otururken beni niye çağırdıklarını anlamaya çalışıyordum. Felsefe öğretmeni sınav kâğıtlarını karıştırıp ‘‘ Dilay sınavdan yüz aldın, tebrik ederim. Seni buraya neden çağırdığımı merak ediyor olmalısın. ‘‘  dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayıp Savaş'a kısa bir an baktım. ‘‘ Savaş, sınavdan 88 almış ve bu onun için bir ilk; ne demek istediğimi anladın, değil mi? Bende onu çağırıp kopya çekip çekmediğini sordum ama o, senin onu çalıştırdığını söyledi; doğru mu bu? ‘‘  dediğinde ‘‘  Evet, doğru hocam. Birlikte çalıştık. ‘‘  dedim. Gülümsedi ve ‘‘ Bu çok güzel bir ilerleme. Bundan sonra da böyle devam edin. ‘‘  dedi. O sırada edebiyat dersimize giren Kadir hoca ‘‘ Duyduğum doğru mu Dursun Bey? ‘‘  dedi. Bacağımda hissettiğim darbe ile bana dizi ile vurmuş olan Savaş'a baktım. O bana az önce dizi ile vurmuş muydu? Ben bacağımı ovuştururken bana doğru eğildi ve ‘‘ Başıma bela aldım senin yüzünden! ‘‘  dedi fısıldayarak. Gözlerimi kocaman açtım ve ‘‘ Ben ne yaptım yahu? Alt tarafı yüksek not alman için yardım ettim. ‘‘  dedim. Kaşlarını çattı ve ‘‘ Sorunda bu ya! Ben yüksek not almam! ‘‘  dedi. Diyecek söz bulamıyordum bu çocuğa ben. ‘‘ Bitti mi gençler? ‘‘  diyen Kadir hocaya baktık. Utançtan kızardığımı hissederken ‘‘ Savaş haklı; o sınavlardan yüksek not almaz ama artık almalı’‘  dedi. Anlamayarak ona baktım. Aklımda beliren düşünce ile gerilirken aklımdaki düşünceyi Kadir hoca dile getirdi. ‘‘ Dilay, bundan sonraki sınavlarda Savaş'ı çalıştıracaksın! ‘‘  dedi.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE