20.Bölüm

2468 Kelimeler
Perşembe günü okula gitmek için kalktığımda gerçekten yorgun olduğumu fark ettim. Kendimi ılık suyun altına sokup üstümdeki halsizliği az da olsa attım. Dişlerimi fırçalayıp saçımı kuruttum ve üstümü giymek için odaya döndüm. Ses çıkarmamaya çalışıyordum çünkü Büşra hala uyuyordu. Dolabımı açıp içinden balıkçı yaka kırmızı bir kazak ve beyaz bir pantolon aldım. Üstümü giyip saçımı tepeden topladım ve öne düşen perçemlerimi serbest bıraktım. Büşra'yı uyandırmadan odadan çıktım ve alt kata Nurdan ablamın yanına indim. Kahvaltı için -kokudan anladığıma göre- menemen yapıyordu. Yüzümü buruşturdum ama yine de ona safrayı kurmasına yardım ettim. ‘‘ Eee? Savaş ile aranız nasıl? ‘‘  diye birden sorunca ona şaşkınlıkla baktım. ‘‘ Bana niye uzaylı görmüş Kezban gibi bakıyorsun ki? ‘‘  dedi ellerini beline koyarak. ‘‘ Ne bileyim abla; bir an ağzından çıkan Savaş isminde bir ' insan ' tanıyor muyum diye düşündüm de. Ben Savaş adında bir bukalemun tanıyorum. Ne renk olduğunu bir türlü anlamadığım; sürekli ruh hali değişen; kişilik bozukluğu olan; bir an sakinken- ‘‘ ‘‘ Tamam, tamam! Anladım. Bir şey sormadım say. ‘‘  dedi sözümü keserek ve arkasını dönüp çocukları uyandırmaya gitti. Kahvaltıdan sonra Ulaş beni okula bırakmayı teklif etti ve birlikte onun motoru ile okuluma gittik. Motordan inip kaskı ona uzattım ve ‘‘ Bak, eğer kız seni bir daha rahatsız ederse bana söylüyorsun ben de gidip kızı dövüyorum tamam mı? ‘‘  dedim ve güldüm. Dün akşamdan beri onunla dalga geçiyordum. Elimdeki kaskı aldı ve ‘‘ Onu dövemezsin ki; duba gibi, şişman. Seni ezer geçer valla. ‘‘  dedi gülerek. Ona öfke ile baktım ve bacağına sert bir tekme attım. Biraz daha ona yaklaşıp; ‘‘ Eğer, bir daha bir kızın fiziksel özellikleri ile alay edersen inan bana; Allah'a dua ederim senin öyle bir kıza âşık olman için. ‘‘  dedim. Arkamı dönüp okula doğru yürümeye başladım ve doğruca kantine gidip ağrıyan boğazım için ıhlamur çayı aldım. Pencere kenarında bulunan masaya bardağımı koydum ve sandalye çekip oturdum. Çayı yudumlarken bahçeye bakıyordum. Erken gelmiştim ve ortalıkta kimse yoktu bu yüzden bahçe de bomboştu. Kantinde görevli bayan, sandalye çekip karşıma oturduğunda doğruldum ve ‘‘ Buyur Teyze? ‘‘  dedim. Başörtülü tonton bir teyzeydi ve yüzünde oluşan kırışıklıklar onu çok daha da şirin gösteriyordu. Bu yaşta bile çalışıyordu ve bu ona sevgi duymam için yeterliydi. Gülümsedi ve ‘‘ Daha önce seninle tanışma fırsatım olmadı kızım. Seni birçok kez gördüm, hatta Afrikalı arkadaşının adını bile öğrendim; benim adım Naime. ‘‘  dedi. Gülümsedim ve ayağa kalkıp yanına gittim. ‘‘ Benim adım Dilay, tanıştığımıza memnun oldum. ‘‘  dedim elini öpmek için eğilerek. Elini geri çekip ‘‘ Kızım ben daha genç sayılırım; on yedimi bitirip on sekize yeni girdim. ‘‘  dedi kahkaha atarak. Bende gülmeye başladım ama öksürük krizine girmem ile son buldu gülmem. O kadar şiddetli öksürüyordum ki sanki beynim yerinden fırlayacakmış gibi hissediyordum. Ciğerlerim parçalanıyordu ve gözlerimden yaşlar geliyordu. Naime teyze yerinden kalkıp bana bir bardak su getirdi ve sırtımı sıvazlamaya başladı. Sonunda öksürüğüm kesildiğinde ılık suyu içtim ve gözlerimden akan yaşları sildim. Naime teyze rahatlayarak yerine oturdu ve ‘‘ Kızım sen şifayı kapmışsın; öksürük şurubu var dolapta vereyim mi? ‘‘  dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. Yerinden kalkıp hızla ilacı almaya gitti. Yaşına göre oldukça dinçti ve bu gerçekten takdire şayandı. Çantamdan haplarımı çıkarıp bardakta kalan su ile içtim. Bu gün fazla sesimi zorlamasam iyi olur çünkü akşam şarkı söyleyecektim. Saatime baktığımda dersin başlamasına yarım saat vardı ve okulun bahçesi lüks arabalarla dolmaya başlamıştı bile. Mercedes'ler, Audi'ler ve daha birçok pahalı marka. Tabi bende tabanvay -!- vardı o başka. Okul servisi ile gelenler ya çok uzaktan geliyordu ya da bu okulu bileğinin hakkı ile kazanmış burslulardı. Burada sevdiğim tek şey burslulara kötü davranmıyorlardı ve bu benim gerçekten hoşuma gidiyordu. Naime teyzenin verdiği şurubu içtim ve kantin dolmadan onunla vedalaşıp sınıfa çıktım. Ders Felsefeydi ve konuya daha önceden çalıştığım için rahatım. Zil çalıp öğrenciler içeri girdiğinde şaşırdım çünkü hepsinin ellerinde felsefe kitabı vardı. Neler oluyordu? Korku ile gözlerimi açtım ve ‘‘ Sınav mı var? ‘‘  diye sordum. Aralarından bir kız ‘‘ Evet, ikinci saat felsefe dördüncü saat de Dil Anlatım sınavı var. Biz de bu sabah öğendik. ‘‘  dedi. Ne yapacağımı şaşırdım ve hızla yerimden kalkıp not defterimi almak için dolabımın bulunduğu kata çıktım. Dolabımdan kalın, siyah ciltli not defterimi alıp inceleyerek merdivenlere doğru yürüdüm. Birden sağ ayağımı hissedemedim ve dengemi sağlamak amacı ile tırabzanlara tutunayım derken not defterim ellerimden kaydı. Not defterim merdivenlerin dibine düştü ve içindeki küçük notlarım, karalamalarım etrafa saçıldı. Dengemi sağlayıp aşağıya inerken notlarımın yanından bana bakan Savaş'ı gördüm. Kafasını gülerek iki yana salladı ve yere eğilip yere saçılan kâğıtlarımı toplamaya başladı. Şaşkınlıkla donup kalırken gözlerimi bir saniye bile Savaş'tan ayırmıyordum. Kafasını kaldırıp bana baktı ve bakışları birden ifadesizleşti. Kızmıştı ve bu beni harekete geçirmeye yetti de arttı bile. Yanında diz çöktüm ve bende yere saçılan notlarımı toplamaya başladım. ‘‘ Ben hallederim, sağ ol. ‘‘  dedim yüzüne bile bakmadan. Durduğunu ve yumruğunu sıktığını gördüm. Elinde bir kâğıt vardı ve belki de içinde önemli bir ders notum vardı. Elimi eline uzatırken ‘‘ Kâğıdı buruşturuyorsun. ‘‘  dedim. Kafamı kaldırıp ona baktığımda onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum. Elindeki kâğıdı yüzüme fırlattı ve ‘‘ Sen bunları niye saklıyorsun? Hoşuna mı gidiyor bunlar? Sen değil miydin ' bıktım ' diyen? ‘‘  diye bağırdı ve ayağa kalkıp yürümeye başladı. Şimdi ne olmuştu ki? Ne yapmıştım? Not tutmak, resim yapmak suç muydu? Arkasından bakarken gözlerimin yandığını hissetim ve önüme dönüp kucağımdaki buruşmuş kâğıdı açıp içinde ne yazdığına baktım. 'bize zevk vermeye hazır ol' yazısını görünce neden bu kadar sinirlendiğini anladım. Bu kâğıdı psikoloji dersinde defterimin arasına koymuştum ve sonra da atmayı unutmuştum. Kâğıdı parçalara ayırıp not defterim ile ayağa kalktım ve sınıfa gittim. Kâğıt parçalarını çöp kutusuna atarken bende yerime geçtim. Savaş niye bu kadar büyük bir tepki verdi ki? Hem ben ona dünden öfkeliydim. ' Ben Koşmam. ' ' Ben Oyun Oynamam. ' diyen beyefendi bana şaka yapanlarla bir olmuş ve bana oyun oynamıştı. Ben ona bunun hesabını sormamışken o bana nasıl oluyor da hesap sorabiliyordu? Sinir ile defterimden felsefe notlarımın bulunduğu bölümü açtım ve derslerde aldığım notları gözden geçirdim. Allah'tan derslerime düzenli olarak çalışıyordum yoksa bu konular aklımda kalmazdı. Notlarımı okurken bunları zaten bildiğimi fark ettim ve konularla ilgili çok önceden sınav çalışmak için hazırladığım klasik soruları cevaplamaya başladım. Sorular bittiğinde kafamı kaldırdım ve bana bakan birçok gözle karşılaştım. Etrafımda bir çember oluşturmuşlardı ve bana bakıyorlardı. Bakışlarından rahatsız oldum ve ‘‘ Ne var? ‘‘  diye sordum. Yanıma oturduğunu fark etmediğim Kutlu ‘‘ Bu sorular konularla mı ilgili? Ve tüm diğer okuduğun notlar? ‘‘  dedi bana şaşkınca bakarak. Kafamı biraz da korku ile olumlu anlamda salladım ve ‘‘ Evet, derste çıkardığım notlar ve konularla ilgili özetler; bir de onlarla ilgili sorular. ‘‘  dedim. Bana şeytani bir gülümseme bahşetti ve ‘‘ Acaba biz bunlardan fotokopi çektirebilir miyiz? Lütfen! ‘‘  dedi. Gülümsedim ve cevaplarımı silmeye başladım. Not defterimi ve kâğıtlarımı alıp aralarından çıktım ve sınıfı terk ettim. Onları belki bu sayede kazanabilirdim. Öğretmenler odasına vardığımda kapıyı çalıp içeri girdim. Öğretmenler zili daha çalmadığı için tüm öğretmenler oradaydı. Alp hoca beni gördüğünde gülümsedi ve ‘‘ İyi insan lafın üzerine gelirmiş. ‘‘  dediğinde ona şaşkınca baktım. Yanıma geldi ve ‘‘ Dün akşam ki olayı anlattım onlara. ‘‘  dediğinde utandım ve kafamı eğdim. ‘‘ Kızım utanmana gerek yok! İyi yapmışsın, aferin sana. Hak etmişler bunu’‘  diyen hocaya baktığımda tarih öğretmeni olan Nuri hocaydı. Gülümsedim ve Alp hocaya dönüp ‘‘ Hocam acaba burada fotokopi çektirebilir miyim? ‘‘  dedim. Gülümsedi ve ‘‘ Elbette, kaç tane olacak? ‘‘  dediğinde sınıf mevcudunu söyledim. Fotokopi makinesinin başına geçip hangi sayfalar ve kâğıtlar olduğunu gösterdim. Alp hoca fotokopileri çekerken ‘‘ Bu gün çıkışta dans provan var; biliyorsun değil mi? ‘‘  dediğinde ona şaşkınca baktım. ‘‘ Dans edemediğini kendin söyledin ve yarın ilk provalar yapılacak. En azından koreografiyi öğrenirsin. Zamanla dansın kusursuzlaşır ve sende rahat edersin. Merak etme ben Savaş'la konuştum. Bu gün çıkışta bir saat kadar prova yapacaksınız’‘  dedi. Yutkundum ve sakinleşmek için ondan geriye saydım. Bu gün dans edecektim! Ama şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi; iki tane sınav var bu gün, onlara odaklanmalıydım. Fotokopileri ve notlarımı alıp teşekkür edip öğretmenler odasından çıktım. Sınıftan içeriye girdiğimde toplam iki sayfa olan fotokopileri tek tek sıralara dağıtmaya başladım. Alanlar şaşkınlıkla bana bakıyor; bazıları da teşekkür ediyordu. Geriye iki kâğıt kalmıştı ve tüm cesaretimi toplayıp elindeki telefonla ilgilenen Savaş'ın önündeki boş sıraya oturdum. Ona dönüp gülümseyerek elimdeki kâğıtları ona uzattım. Kafasını kaldırıp bana baktı ve ‘‘ Gerek yok. ‘‘  dedi. Gülümsemem solarken ‘‘ Zaten düşük alacağım bir sınava çalışmam ben. ‘‘  dediğinde tekrar gülümsedim ve ‘‘ Benim felsefem iyidir; istersen sana konu anlatabilirim. ‘‘  dedim. Kaşlarını çatınca cevabımı almış oldum ve sıradan kalktım. Arkamı dönerken yan taraftaki sandalyeye doğru kaydığını gördüm. İçimden sevinç dansımı yaparken sakin kalmaya çalıştım. Not defterimi ve fotokopileri alıp bana açtığı yere oturup ona döndüm. Telefonunu cebine sokarken bana ters ters bakıyordu. Bukalemun herif! Ne olacak! Gıcık! İnsan biraz güler yahu! Umursamadım ve not defterimi açıp fotokopiler üzerinde önemli gördüğüm yerleri keçeli kalem ile çizdim. Cümleleri basit tutarak; kafa karıştırmayacak şekilde anlattım ve bir süre sonra altığını çizdiğim; yanlarına ok işareti çizip açıklamalar yazdığım fotokopileri ona verdim. ‘‘ Bunları okursan sana anlattıklarım pekişir ve ardından da soru cevapla bilgileri pekiştiririz. Bu sayede ister istemez bilgiler aklında kalır. ‘‘  dedim ve okuması için onu yalnız bıraktım ve içeriye çoktan girmiş olan felsefe öğretmeninin dikkatini çekmeden yerime oturdum. Ben de Savaş'a konu anlatırken çalışmıştım ve bilgiler şuan aklımdaydı. Savaş'ın oturup beni sessiz sakin dinlemesi ise mucizeydi herhalde. Dudaklarıma bir gülümseme yayılırken ona baktım ve ona verdiğim notları ciddi bir yüz ifadesi ile okurken gördüm. Hatta anlamadığında dudaklarını büzüyordu. Aklıma beni öptüğü an geldi. Ben rezil olmayayım diye beni öpmüştü ve artık ilk öpücüğümün sahibi oydu. İlerde bir gün eğer evlenirsem ilk öpücüğümü alan kişiyi unutacak mıydım? Onun dengesizliklerini unutacağımı hiç sanmıyordum. Gülümseyip önüme döndüğümde ‘‘ Aramızdaki iddiayı hala öğrenmek istiyor musun? ‘‘  diyen Kutlu'nun sesini duydum. Ne iddiasıydı bu? Gözlerimi kısıp hatırlamaya çalıştığımda ilk gün olanlar geldi aklıma. Kutlu ve Savaş iddiaya girmişti ve iddiayı Kutlu kazanmıştı. Ben tamamen unutmuştum onu. Kutlu'ya dönüp ‘‘ Artık umursamıyorum. Geçmişte kaldı ve ben geçmişi kurcalamayı sevmem. ‘‘  dedim. Yüzündeki ifade değişirken şaşırdığını anladım ama kendini çabucak toplayıp gülümsedi ve bana notlarla ilgili soru sordu. Cevapladım ve soru-cevap için Savaş'ın arkasındaki boş sıraya geçtim. Yanındaki sıra doluydu ve çocuğun elinde benim notlarım vardı. Savaş'ın omzunu dürttüğümde bana döndü ve; ‘‘ Okudum; notlardan bir şey anlamam gerekiyor gibi geldi ama bir şey anlamadım. ‘‘  dedi elindeki fotokopileri masaya bırakıp. Ona şaşkınlıkla baktım ama kendimi toparlamalıydım çünkü bir kere aklıma koymuştum; ben Savaş'ı bu sınavdan geçirecektim. Ona gülümsedim ve ‘‘ Anlayıp anlamadığını anlamak için -fotokopiler arasından soruların yazılı olduğu kâğıdı buldum- bunları çözmelisin. ‘‘  dedim kâğıdı ona uzatırken. Bana bezmiş bir şekilde baktı ve elimdeki kâğıdı alıp soruları cevaplamaya başladı. ‘‘  Zaten birazdan sınava gireceğiz; ne bu şimdi. Of be Dilay! ‘‘ Dediğinde umursamadım ve gülümsedim; o soruları çözerken takıldığı yerlerde dikkat etmesi gereken yerlerin altını çiziyordum ve arada bir öksürüyordum. Bu öksürük de nereden çıktı şimdi? Soruları cevaplamayı bitirdiğinde gülümseyerek cevapları kontrol ettim. Hepsi doğruydu; ona gülerek döndüm ve ‘‘ Tebrik ederim; konuları anlamışsın. Zil çalmadan önce bir kere daha notları okursan-’‘  birden öksürmeye başladım ve sözüm yarım kaldı. Savaş ‘‘ İlaçlarını içiyor musun sen? ‘‘  dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. ‘‘ Akşam nasıl şarkı söyleyeceksin? ‘‘  diye sorunca afalladım; ben tamamen o işi unutmuştum. ‘‘ Bir çaresine bakarım da bu gün dans provası varmış; biliyor muydun? ‘‘  dedim elimdeki notlarla ilgileniyormuş gibi yaparak. ‘‘ Alp hoca sabah haber verdi; çıkışta bir saat kadar koreografi çalışıp ardından da Cihan'ı ziyarete gideceğiz. Bu gün hastaneden çıkıyor ve seni görmek istiyor. Hastalandığını duyunca kendini suçlu hissetti. ‘‘  dediğinde ona döndüm. ‘‘ Bu kadar çabuk nasıl iyileşti ki? ‘‘  dedim ama benim aklım başka bir şeye takılı kalmıştı. Cihan'ın benim hasta olduğumu bilmesi için Savaş ile konuşması gerekiyordu. Bu da demek oluyor ki Savaş benim hakkımda Cihan'la konuşmuştu. Ahh! Hayal gücüm ve ben. Ben zaten Cihan'ın odasında fenalaşmamış mıydım? Kafama takılan diğer şeyse bana emrivaki yapmasıydı. Ben emrivaki işlerden hiç hoşlanmazdım ama bunu mazur görebilirdim. ‘‘ Anladın mı? ‘‘  dediğinde düşüncelere dalmış olduğumu fark ettim. Savaş kaşlarını çatmış bana bakıyordu ve benden bir cevap bekliyordu. Ben ise ‘‘ Savaş o kâğıdın orada olduğundan bile haberim yoktu. Atmayı unutmuşum ve sen yanlış anladın. ‘‘  dedim birden. Bana şaşkınca baktı ve ardından bana o harika gülümsemesinden bahşetti. ‘‘ Sen kafaya bunu mu taktın yani? Tez konususun yemin ederim. ‘‘  dediğinde yüzümü buruşturdum ve ‘‘ Hakkımda yeterince yanlış anlaşılma var zaten; bir de sen yanlış tanıma beni. ‘‘  dedim. Yüzü birden değişti ve gözleri tek bir noktaya bakmaya başladı. Galiba bir şeyler düşünüyordu. Zil çalınca korktum ve yerimde sıçradım. Savaş gözlerini kırpıştırdı ve güldü. ‘‘ Senin hakkında ki düşüncelerimi değiştiremezsin ama merak etme. Bu arada öğle arası kıyafet almaya gideceğiz’‘  dedi notlarını toplarken. ‘‘ Niye kıyafet alıyoruz ki? Yetimhane uzak değil, eşofmanlarımı alıp gelirim hemen. ‘‘  dedim fısıldayarak çünkü sınav çalışırken bizi fark etmemiş olan öğrencilerden birkaçı bize bakıyordu. Bana bakıp ‘‘ Eğer benim ile çalışacaksan benim kurallarıma uyacaksın ve ben ne dersem ikiletmeden yapacaksın. Kıyafet alacağız diyorsam alacağız’‘  dedi ve yerinden kalkıp sınıfı terk etti. Ben de yerime geçip bana olanları düşündüm. Bana neler oluyordu? Çok tuhaflaşmıştım ve sanki hayatım başkasının ellerindeymiş gibiydi. Tüm iradem çalınmış gibi. Bunun altında kalamazdım; hızla Savaş'ın peşinden gittim. Onu bahçenin arkasına doğru ilerlerken gördüm ve kimse var mı diye etrafa baktım. Sınav dolayısı ile sınıflarındaydı çoğu öğrenci ve geri kalanı da bahçenin diğer tarafındaydılar. Hızla Savaş'a yetiştim ve kolundan tutup çektim. Konuşmasına fırsat vermeden ‘‘ Bana emir veremezsin! Bana istediğin her şeyi yaptırtamazsın! ‘‘  diye tısladım. Ben salağım ya; valla! Durup dururken niye gelip çattım ki çocuğa? Dengesizlik bulaşıcı bir şey mi acaba? ‘‘ Sen neden bahsediyorsun be! ‘‘  diye bağırınca artık geri çekilemezdim. Bir işe başlamıştım ve devamını getirmeliydim. ‘‘ Bana sürekli emirler vermen; ben ne dersem o demeler. İnan bana ben senin eğitebileceğin bir hayvan değilim ve ben asla evcilleşmem. Ben böyleyim; ister beni, bu halim ile tanımaya çalışırsın ister arkanı dönüp gidersin. Ama unutma! Beni asla değiştiremezsin. ‘‘  dedim içten içe kendim ile gurur duyarak. Güzel konuşmuştum ya! Kollarımı göğsümde birleştirdim ve sırtımı dikleştirdim. Ben konuşurken tek kelime etmemişti ve şimdi de gözlerini kısmış bana bakıyordu. Bende gözlerimi kıstım ve bakışma yarışı başladı. Zil çalınca telaşa kapıldım çünkü az sonra sınav başlayacaktı. Bakışma sürmeye devam edince gerildim ve dil çıkarıp ‘‘ Gıcık bukalemun. ‘‘  deyip arkamı döndüm.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE