Öğle arası bitmiş ve saat ikiyi geçmişti kısaca bir dersi kaçırmıştım ama ders resimdi ve öğretmen asla yoklama almıyordu. Sığınağımdan çıkma vakti çoktan gelmişti. Biraz hava almak için bahçeye çıkmaya karar verdim. Kütüphanenin olduğu kat bomboştu ve bu biraz tedirgin olmama neden oldu. Sessiz ve karanlıktı. Arkamda bir hareketlilik hissedince aklıma spor odası geldi ve telaşa kapılıp koşarak merdivenleri inmeye başladım.
Bahçeye çıkana kadar da durmadım. Bahçeye vardığımda insanlar şaşkınlıkla bana bakıyordu. İki büklümdüm ve ellerim dizlerimde nefes almaya çalışıyordum. Nedense kendimi halsiz hissediyordum. Arkama baktım beni kovalayan biri var mı diye. Ama kimse yoktu ve ben iyice aklımdan şüphe duymaya başladım.
Doğruldum ve etrafımda bana dinozor görmüş gibi bakanlara ‘‘ Daha önce hiç, koşan bir kız görmediniz mi? ‘‘ diye sordum. Bakışlarını kaçırırlarken arkamda tekrar bir hareketlilik hissettim ve elimi yumruk yapıp hızla arkama döndüm. Elim hava da kalırken bana alaycı bir şekilde bakan Alp Hoca'yı gördüm. Hızla elimi indirdim ve ‘‘ Özür dilerim hocam. ‘‘ dedim.
Elini omzuma koydu ve ‘‘ Önemli değil – sonra sesini yükselterek- tüm 11. ve 12. sınıflar beni dinleyin! Müdür bey, 'Daha İyi Bir Uyum İçin Birbirimizi Tanıyalım' adlı proje kapsamında bu akşam başlayacak olan kamp için eve gidip hazırlanmanızı söyledi. Kamp iki kısma ayrıldı. İlk olarak bu akşam gideceğimiz kamp alanında bir gece kalıp ertesi gün paintball oynayacak; son olarak da okulda bir gece geçireceksiniz. Ebeveynlerinizden gerekli olan izinler alındı. Yanınıza sadece iki günlük kıyafet alın. Kamp malzemeleri orada ve öncü bir ekip gidip çadırları kurdu bile. Bu akşam kalıp yarın akşam geri dönüp okuldaki akşam yemeğinden sonra okulda kalacaksınız. ‘‘ Dedi.
Ardından saatine bakıp ‘‘ Akşam sekizde üç tane otobüs buradan kalkacak. Herkes 7.30 da hazır olsun. Şimdi izinlisiniz, eve gidip hazırlanın. 9 ve 10. Sınıflar siz de haftaya gideceksiniz merak etmeyin. –dedi ve ardından bana dönüp- yetimhane müdürünle konuştum. O da izin verdi Dilay, bu arada sana atılan iftiraya inanmadığımı söylemek istedim. Şimdi gerçekler de ortaya çıktığına göre sana bulaşmaya cesaret edemezler. Rahat ol. ‘‘ dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı.
Arkasından bakarken bana söyledikleri hiç doğru gelmedi. Çünkü bana acıyarak bakışını aklımdan atamıyordum. ‘‘ Dikizlemeyi kesersen iyi olur. Prova var ve akşam sahneye çıkacaksın. ‘‘ Diyen Savaş'a döndüm.
Tam arkamdaydı ve boş bakışlar ile bana bakıyordu. Demek ki öfkeliydi ama kime? Bana mı? Aklıma sitedeki video gelince teşekkür etmek için ağzımı açtım ama ‘‘ Bence, hakkında söylenenlerin ortaya çıkması iyi olmuş. Boşuna tişörtümü ıslattın! ‘‘ dedi elleri cebinde arkasını dönüp yürümeye başlarken.
Donup kaldım. Okulu boşaltan gençler büyük bir sevinçle yanımdan geçerken; ben hayal kırıklığına uğramış hissediyordum. Videoyu Savaş yapmamıştı; mucizeyi gerçekleştiren o değildi. Kafamdaki düşünceler birbirine girmişti ve öncekinden de bitkin hissetmeye başladım. Savaş'ın peşinden gitmeden önce tekrar okula girdim ve dolabımdan eşofmanlarımı, ceketi, kaskı ve anahtarları alıp dışarıya çıktım.
Ama Savaş yoktu, gitmişti, beni bırakmıştı. Salaksın Dilay! Gerçekten ahmaksın! Niye beklesin ki beni? Ne sanmıştım? Sabaha kadar başımda durdu; beni tecavüzcülerin elinden kurtardı; Rüzgar'a rezil olmayayım diye de oyun oynadığı için dost olacağımızı mı? Yanaklarım üzüntüden mi, yoksa hastalıktan mı yanıyordu bilmiyorum, emin olduğum şey sadece halsiz hissediyordum.
Peki, kimdi bu videoyu hazırlayan? Savaş değilse kimdi? Ve niye Savaş değildi? Telefonumu çıkardım ve Nurdan Ablayı aradım. İlk çalışta açtı ve ‘‘ Kızım, Dilay, iyi misin yavrum? ‘‘ diye sordu. ‘‘ İyiyim ablam, bu gün ne oldu? ‘‘ diye merak ettiğim soruyu sordum. ‘‘ Şu röportaj ile mi ilgili? ‘‘ diye sordu.
Onayladım ve konuşmaya devam etti ‘‘ İki adam geldi ve okulda olanları anlattılar. Zaten biliyordum ama seni bu durumdan kurtarmak için gerçekleri istediler. Anlattım onlara; kaydettiler. Ardından seni iyi tanıyan birilerini sordular; Büşra ve Umut bu gün okula gitmemişlerdi, onlarla da röportaj yaptılar. Ulaş'ın okul adresini istediler ve gerisini bilmiyorum. İşe yaradı mı bari kızım? ‘‘ dedi.
Gülümsedim ‘‘ Evet, yaradı da kim olduklarını söylediler mi? ‘‘ dedim bir şeyler öğrenebilmek için. ‘‘ Onları seni okutan yardımseverin gönderdiğini söylediler. Bir şey mi var kızım? Korkutma beni. ‘‘ dedi telaşlanarak.
Çok düşkündü bana ve bu canımı yakıyordu nedense. ‘‘ İyiyim, merak etme. Büşra'ya söyle sırt çantama bir günlük-’‘ ‘‘ Merak etme müdüre hanım söyledi bile, kampa gidiyormuşsunuz. Büşra duyar duymaz odana koştu’‘ dedi sözümü keserek. Gülümsedim ve ‘‘ Fazla abartmasın, akşam geldiğimde boşatmak zorunda kalmayayım. ‘‘ dedim ve vedalaştıktan sonra motora atlayıp bara doğru sürmeye başladım.
Saat üçe gelmemişti, kafe-bardan içeri girdiğimde herkesin hazır olduğunu gördüm. Savaş ve benim haricimde diğerlerinin okul formaları vardı. Doğan beni görünce oturduğu koltuktan kalktı ve yanıma geldi. ‘‘ İyi misin? Yanakların elma gibi olmuş. ‘‘ dedi elini alnıma koyarken.
İrkildim ve geri çekilmeye çalıştım ama sırtımdan tutup geri gitmemi engelledi. ‘‘ Ateşin var, hasta mısın? ‘‘ diye sorunca sırtımda bulunan elini nazikçe ittim ve aramızdaki teması bozdum. ‘‘ Ben iyiyim, bir şeyim yok. Ama söylemem gereken bir şey var. Okulumun düzenlediği bir etkinliğe katılmam gerekiyor ve buradan en geç 7.30 da ayrılmam gerekiyor. Ve yarın akşam gelebileceğimi sanmıyorum. Emrivaki olmasaydı inanın kabul etmezdim. ‘‘ dedim.
Doğan gülümsedi ve ‘‘ Önemli değil, iki şarkı söyleyip gidersin bu akşam; olmaz mı? ‘‘ dedi. Kafamı olumlu anlamda salladım ve ‘‘ Şimdi prova mı yapacağız? ‘‘ diye sordum. Mete bana dönüp ‘‘ Savaş'a mesaj attın ya prova var diye. Okulu kırdık senin yüzünden. ‘‘ dedi kızgın bir şekilde. ‘‘ Özür dilerim, ben, ben gerçekten. ‘‘ dedim söyleyecek bir şey arayarak Savaş'a baktım ama o piyano ile uğraşıyordu-.
Tekrar gruba döndüm ve ‘‘ Özür dilerim. ‘‘ dedim. Gözlerim yanıyordu; okul arkadaşlarım bitmişti şimdi iş arkadaşlarım da benden nefret ediyordu. Ağlamamak için direnirken ne yapacağımı bilemedim. İçimde, ruhumda fırtınalar kopuyordu. Onların benden nefret etme düşüncesi canımı yakıyordu ve boğazımda bir yumru varmış gibi hissettiriyordu. Gözlerimden yaşların firar edeceğini anladığımda bu kadar zayıf olduğum için kendimden nefret ettim. Hakan bir kapıdan içeri girince koşup ona sarıldım ve kollarında ağlamaya başladım. ‘‘ İyi bok yedin Mete! ‘‘ diye bağıran Savaş mıydı anlamadım.
Mete'nin ‘‘ Sadece şakaydı ama! ‘‘ dediğini duydum. Hakan'ın ‘‘ Ne oldu kedicik? Ağlama ama hadi lütfen! ‘‘ demesine rağmen bir türlü duramıyordum. Ne oluyordu bana? Ben bu kadar sık ağlamazdım. ‘‘ Doğan geliyor. ’‘ diye fısıldadı Hakan kulağıma. Doğan beni kollarımdan tutup Hakan'ın kollarından çekti ve ona dönmem için beni çevirdi.
‘‘ Kovayım mı onları? Söyle! Kovayım mı onları? ‘‘ diye bağırdı. İrkildim ama cevap veremedim. ‘‘ Dilay, söyle. Kovayım mı onları? İstediğin an başka bir grup bulurum. Ama sen istersen; söyle şimdi onları istemiyor musun? ‘‘ dedi. Gözlerim gruba kaydı. Mete üzgünce bana bakıyordu. Ertunç, Samet ve Savaş öfkeliydi. Mete'ye mi bana mı öfkeliydiler anlayamadım.
Ama Savaş kesin bana öfkeliydi, bundan emindim. Ben bu çocukları sevmiştim zaten o yüzden ağlıyordum ya. İnsan en çok sevdiklerinden kırılırmış ve benim içinde oluşan kırgınlık onlara değer verdiğimin göstergesiydi. Onlar iyi çocuklardı ve ben onlardan başkası ile çalıp şarkı söyleme düşüncesini bile düşünemiyordum. Kafamı olumsuzca iki yana salladım ve Doğan birden beni bıraktı ‘‘ Ben de öyle düşündüm. Git şimdi elini yüzünü yıka ve geri gel. ‘‘ dedi sert bir şekilde. Kafamı olumluca salladım ve Hakan'ın tarifi ile lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadım ve aynadan kendime baktım. Gözlerim kızarmıştı ve yanaklarım al aldı.
Bana ne oluyordu? Savaş için dengesiz derken deliren ben miydim? Kendimi toplamam gerekiyordu en kısa zamanda. İçimdeki karışıklık, ruhumdaki keşmekeş dışarı yansımaya başlıyordu. Kendimi çok tuhaf hissediyordum. Tutunacak dalım yoktu sanki; bastığım zemin kaybolmuştu birden. Boşlukta hissediyordum kendimi. Her şey Kültür Koleji'ne gelmem ile Savaş ve diğerleri ile tanışmamla başlamıştı. Ben onlardan sonra bu hale gelmiştim. Savaş ve diğerleri hayatımı, düzenimi ve benliğimi değiştirmişti. Derin bir nefes alıp içeri geri döndüğümde herkes -Hakan dışında, o müşterilerle ilgileniyordu- masaya oturmuş önlerinde yemek beni bekliyorlardı.
Benim için boş bırakılan yere oturduğumda ‘‘ Üzgünüm arkadaşlar, bu gün yorucu bir gün geçirdim. Sizleri de derslerinizden ettiğim için üzgünüm. ‘‘ ‘‘ Ne dersi ya? Sen çağırdığın için mutlu bile olduk. Ben şaka yapmak istemiştim. ‘‘ dedi Mete.
Samet ‘‘ Bir daha ağlarsan yüzünü dağıtırım. Ağlayınca çok çirkin oluyorsun. ‘‘ dedi gülümseyerek. Şaşkınlıkla ona baktım. Hakan masamızın yanında durdu ve ‘‘ Eğer onu bir daha ağlatırsanız ben sizin yüzünüzü dağıtırım. Kediciğime dokunmayın. ‘‘ dedi ve servis yapmaya geri döndü. Bu erkekler birbirinin yüzünü dağıtmaya ne kadar da meraklıydılar.
Öğle vaktini geçtiğimiz için kafe-bar o kadar da kalabalık değildi. Mete kafasını yana eğip gözlerini irice açarak ‘‘ Beni affettin mi? ‘‘ diye sordu. Yüzü hani insan yüzü gibi yüzleri olan balıklar var ya, onlara benzemişti. Dayanamadım ve gülmeye başladım.
Ertunç ‘‘ İşte böyle, gül biraz’‘ dedi. Mete dudaklarını büzdü ve ‘‘ bu bana mı gülüyor be? ‘‘ Dedi ve eline su bardağını aldı. Ne yapacağını anladığımda sandalyemi hafifçe geriye itip arka ayakları üzerinde 180 derece döndürdüm ve sandalyeden atladım.
Ertunç ve Samet alkışlayıp ıslık çalmaya başladı. Mete ayağa kalkıp üstüme doğru yürürken ellerimi öne doğru uzattım ve ‘‘ Bak kardeş, ben hastayım. Şarkı söyleyemezsem sizde çalamazsınız, siz çalamazsanız da Doğan bizi kovar. Kimsenin bir çıkarı yok bunda, zararlı çıkarsın. ‘‘ dedim.
Mete üstüme yürümeye devam edince ‘‘ Kız hastayım diyor, uzatma istersen Mete. ‘‘ diyen sese döndüm. Savaş bunları söylerken kafasını yemeğinden kaldırmamıştı. Gözlerimi devirdim ve ‘‘ Dengesiz’‘ diye mırıldandım. Kafasını kaldırıp bana öyle bir baktı ki yerimde huzursuzca kıpırdandım. Hem nasıl duymuştu ki? Mete bardağı masaya bırakıp ‘‘ Başlangıç olarak hangi şarkıyı çalacağız? Ve ikincisi hangisi? ‘‘ dedi kolunu omzuma atarken.
Savaş'ın ifadesiz gözlerinden –dikkat! Sinirli- gözlerimi ayırmadan kolunun altından sıyrıldım ve ‘‘ başlangıçta siz değil, Samet çalacak ve bende söyleyeceğim. Tabi Doğan ve siz izin verirseniz. İkinci şarkı da sesimi zorlamayacak bir şarkı olmalı. O da prova yaptığımız şarkılardan biri olur. ‘‘ dedim. Aklımdaki şarkı çok güzeldi. Savaş gözünü bile kırpmadan bana bakmayı sürdürdü. Sonra omuz silkip yemeğine döndü.