7.Bölüm

1336 Kelimeler
Bu gün günlerden pazardı ve kendimi tamamen toplayabilmiştim. Ruhsal olarak verdiğim savaşı galip bir şekilde sonlandırdığım için kendimi ödüllendirmeye karar vermiştim. Bunun için bu gün tüm yetimhane göl kenarına piknik yapmaya gidecektik. Her ay gittiğimiz çok güzel bir piknik alanı vardı ve çok kalabalık oluyordu. Kalabalığı sevmesem de kafa dağıtmak için birebirdi. Hem uzun zamandır hep beraber vakit geçirmemiştik. Özlemiştim onlar ile gülüp eğlenmeyi, oyunlar oynamayı. Üstüme siyah eşofman ve bol, omzu düşük bir tişört giydim, saçımı salıp beyaz bir saç bandı taktım. Aynadan kendime baktığımda gözle görülür şekilde kilo verdiğimi gördüm. Göbeğim gitmişti, kilom 68 iken şimdi 61kilodaydım. Bir hafta boyunca durmadan yaptığım egzersizler yüzünden çok zayıflamıştım. Üzülmem ve iştahtan kesilmemde zayıflamamda büyük bir etki yaratmıştı. Hazır olunca aşağıya indim ve piknik sepetlerini hazırlamaya Büşra ve Nurdan Abla'ya yardım ettim. Hazır olunca yetimhane bekçisi olan Hüseyin Abinin bizim için arkadaşından aldığı büyük servise binip piknik yerine gittik. Giderken şarkılar söyledik, piknikle ilgili kuralları anlattım. Göl kenarından herkes uzak duracaktı. Servisten inip boş yer aradık. Nurdan Abla halledeceğini söyleyip bizi eğlenmemiz için serbest bıraktı. Yemyeşil bir alandı ve yer yer ağaçlarla gölgelikler oluşturulmuştu. 4 ya da 5 tane büyük çeşme vardı. Gölde ise zengin aileler tuttukları kanolarla tur yapıyorlardı. Ben Şule ile top oynarken Umut ve diğer erkekler futbol için geniş bir alan bulmaya gitti. Arkalarından ‘‘  Fazla uzaklaşmayın! ‘‘  diye bağırdım. Geriye kalan çocukları Büşra toplayıp Nurdan Abla'ya yardım için götürdü. Ulaş gelmemişti çünkü kendi arkadaşları ile çalışma kampına katılmıştı. Bu sene üniversite sınavlarına girecekti. Şule kahkaha atıp paytak adımlarla plastik topun peşinden koşuyordu. Bende onun peşinden. Attığı top piknik yapan bir grubun yanına gidince Şule'yi kucaklayıp topu almaya gittim. Topu eline alan kişiyi görünce donup kaldım. Bunun burada ne işi vardı? Grupta göz gezdirdiğimde içimden bildiğim tüm küfürleri ettim. Kutlu beni görünce ilk önce şaşırsa da hemen gülümsedi ve topla birlikte yanıma geldi. Topu Şule'ye uzatıp ‘‘  Sanırım bu senin küçük melek. ’‘  dedi. Şule el çırpıp topu aldı. Onu yere indirdim ve topun peşinden koşmasını Kutlu ile izlemeye başladık. Grubun dikkatini çekmiş olmalıydık çünkü herkes bana bakıyordu. Kutlu ‘‘ Sanırım sen de piknik yapmaya geldin. ’‘   deyince kafamı olumlu anlamda salladım. Barış bana el sallayınca ben de mecburen ona el salladım. Kalktı ve o da yanımıza geldi. ‘‘ Dilay, bize katılsana. ’‘   deyince ilk önce gruba baktım. Savaş'la göz göze gelince kafamı olumsuzca iki yana salladım. ‘‘ Üzgünüm ama kendi grubum var. ’‘   dedim Şule'yi göstererek. Göle fazla yakın olduğunu fark edip hızla yanlarından uzaklaştım ve koşarak hafif eğimli yamacı indim. Şule'yi göle bir metre kala yakaladım ve kucağıma aldım. ‘‘ Çok hızlısın ufaklık. ’‘   dedim ve yerdeki topu alıp Nurdan Abla'nın yanına gitmek için harekete geçtim. Şule ‘‘ Dilay, kayık, bin! ’‘   diyerek göldeki kanoları gösteriyordu. Kutlu ile diğerlerinin yanından geçerken başımla selam verdim. Nurdan Abla kucağımdan Şule'yi aldı ve ‘‘  Dilay, diğerlerini bulur musun? ‘‘   dedi. Sonra arkama baktı ve gülümsedi. Birden havalandım ve düşmemek için beni kucaklayana tutundum. Kafamı çevirip kim olduğuna baktığıma gördüğüm yüz ile gülümsememe mani olamadım. Bu Memduh'tu, Nurdan Abla'nın oğlu. Arkasında duran Dialgo'ya el salladım. ‘‘  Sen kilo mu verdin, kız? ‘‘   deyince omzuna vurdum ve ‘‘ İndir beni! ’‘   diye azarladım onu. Dialgo'yu çağırmıştım, bir hafta onu yalnız bırakmıştım o cehennemde. ‘‘ Memduh, senin Kıbrıs'ta olman gerekmiyor mu? ‘‘   diye soran Büşra'ya baktım. Büşra tam tamına altı yıldır Memduh'tan hoşlanıyordu. Beni yere bırakınca Nurdan Abla sıkıca oğluna sarıldı. ‘‘ Büşra beni bilirsin, yardıma ihtiyacı olan birini asla yalnız bırakmam. Baktım Dialgo sizi arıyor ona yardım ettim sizi bulması için. ‘‘    Dialgo koluma girip ‘‘  Çok yardımsever çıktın doğrusu. Dilayları bulacağız diye neredeyse yarım saattir tüm parkı aradık! ’‘   dedi gülümseyerek. ‘‘   Dialgo, gel biz bizim tayfayı arayalım. ’‘  dedim ve kolundan çekiştirdim. Dialgo geçtiğimiz hafta olanlar için kısa bir özet geçti. ‘‘ Sen çıkınca ortalık karıştı. Alp Hoca bile Müdür Beyle kavga etti. Öğrenciler, özellikle dokuzuncu sınıflar projeye karşı çıktılar. Ertesi gün polisler gelip Müdürü karakola götürdü. Senin dışında adını vermek istemeyen birkaç kişi de şikâyet etmiş. On ikinci sınıflardan da şikâyet eden var diyorlar. Kısaca sen bu güne kadar susanları cesaretlendirdin. Ertesi gün okula geldi müdür, suçlama savcılıktan tekzip edilmiş dediler, her ne demekse. ’‘  Harun Abi söylemişti. Milli eğitimden gerekli izinleri almış Müdür Bey. Ayrıca biz reşit olmadığımız için kararı aileler veriyordu. Ama zaten onlar Kültür Koleji'ne çocuklarını gönderirken tüm bu şartları kabul ettiklerine dâhil bir belge imzalamışlar. Ve benim gizli hayırseverim de imzalamış bu belgeyi. Umut ve diğerlerini bulup yemek için geri döndük. Yemekten sonra Şule'nin uykusu geldi. Onu elimde hasır ve turuncu kafalı bebeği ile birlikte bir ağacın gölgesine götürdüm. Onu uyuttuktan sonra yediğim yemeğin ağırlığı ile ben de uykuya daldım. Uyandığımda yanım bomboştu. Hızla doğruldum ve etrafıma baktım Şule'nin siyah kıvırcık saçlarını görmek için. Ama yoktu hızla ayağa kalktım ve koşarak Nurdan Abla'nın yanına gittim. Dialgo ve diğerleriyle oturup dinleniyorlardı. Şule'yi aradım ama yanlarında yoktu. Etrafımda döndüm ama yoktu. Hiçbir yerde yoktu. ‘‘  Şule'yi gördünüz mü? ‘‘   diye sordum ama aldığım cevap başımdan aşağıya kaynamış suların dökülmesine neden oldu. ‘‘ Seninleydi. Uyuyordu. ’‘  dedi Büşra hızla ayağa kalkarak. Diğerleri de ayaklandı. ‘‘  Yok, uyandığımda yanımda yoktu. ’‘  dedim daha da telaşlanarak. Ağlamaya başladım. Şule'ye bir şey olmazdı değil mi? ‘‘ Hadi arayalım. ’‘  diyen Memduh'a baktım. Herkes bir tarafa dağıldı. Ben de Dialgo ile insanlara sorarak aramaya başladık. Gölden inatla uzak duruyordum. Bir yandan ağlıyordum bir yandan da düşmemek için gözlerimi siliyordum. Bir bedene çarpınca düştüm. Daha da şiddetli ağlamaya başladım. ‘‘ Be oldu Dilay? İyi misin? ‘‘   diye soran Savaş'a baktım. Konuşamayacak haldeydim. Etrafıma insanlar toplanmıştı. Savaş önümde diz çökmüştü ve omuzlarımdan sarsıp beni konuşturmaya çalışıyordu. Bense sadece hıçkırıyordum. Tekrar kaybedemezdim, tek düşündüğüm buydu Dialgo. ‘‘  Şule kayıp, küçük kız. ’‘  dedi. Savaş yüzümü ellerinin arasına aldı ve göz göze gelmemizi sağlamaya çalıştı. Ama benim gözüm turuncu bir şeye takılı kalmıştı. Savaş ‘‘  Dilay kendine gel! Merak etme bulacağız onu. ’‘   diyordu uzaklardan gelen sesiyle. Kulaklarım uğulduyordu, kalbim göğüs kafesimi delecekmiş gibi hızlı atıyordu. Savaş'tan destek alarak ayağa kalktım ve bir iki adım attım ileriye doğru. Gözümü turuncu şeyden ayırmadan koşmaya başladım. Gölün karanlık suları her ne kadar beni geri geri itse de duramazdım, şimdi korkmanın zamanı değildi. ‘‘  Dilay! Dur! ‘‘   diye bağıranları umursamadan kenardaki çitleri aşıp kendimi gölün soğuk sularına bıraktım. Hedefime doğru yüzerken bildiğim tüm duaları okuyordum. ‘‘  Allah'ım ne olur o lanet bebek olmasın. Ne olur o olmasın. ’‘   diye sürekli tekrar ediyordum. Hedefime ulaştığımda su sanki birden ısındı ve ruhumu yakacak bir vaziyete. Elimde oyuncak bebek ile, birkaç kere daldım suların derinliklerine, ama yoktu. Uzaktan geçen kanolar yardım etmek için yönlerini bana doğru çeviriyordu. Ama bir faydası yoktu. Kıyıya doğru yüzdüm ve kenara çıkıp oturdum, sakin göle elimde bebekle baktım. Sırılsıklamdım, üşümem gerekiyordu ama ben cayır cayır yanıyordum. Nurdan Abla ve Büşra ağlarken diğerleri hala aramaya devam ediyordu. Ben şimdi ne yapacaktım? Bu sefer dağılırsam toparlanamazdım. Bundan emindim. Nurdan Abla ‘‘  Dilay! Şule! ‘‘   diye bağırınca hızla Nurdan Abla'nın gösterdiği yere baktım. Şule kanodan Kutlu'nun kucağında inince ayağa fırladım. Büşra koşup Şule'yi kucakladı. Şu an kan beynime sıçramıştı. Ellerimi yumruk yaptım ve Kutlu'ya doğru yürümeye başladım. Dialgo belimden tutsa da ellerinden kurtuldum ve Kutlu'ya tüm gücüm ile yumruk attım. Yumruğum çenesine geldi. Elim sızlasa da umursamadım ve tekrar saldırmak için harekete geçtim. Kutlu öylece duruyor ve göğsüne attığım yumruklara sadece yüzünü buruşturarak tepki veriyordu. En sonunda durduğumda Kutlu bana sarıldı. Donup kaldım, az önce ona tüm gücüm ile vurmuştum ama o bana sarılmıştı. ‘‘ Özür dilerim, her ne yaptıysam özür dilerim. ’‘  diye mırıldandı boynumda. Hızla kollarından sıyrıldım ve onu ittim. Arkamı döndüğümde Şule'nin dudaklarının titreyerek bana baktığını gördüm. Onu, Büşra'nın kucağından aldım ve sımsıkı sarıldım. Şule boynumda ağlarken ben de rahatlama ile ağlamaya başladım. Nurdan Abla yanıma gelip ‘‘  Hadi, gidelim. ’‘   dedi. Tek istediğim de şu an buydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE