Yetimhaneye döndüğümde saat on ikiyi çoktan geçmişti. Öğle yemeğimi yerken Nurdan Abla'ya her şeyi anlattım. Okulda geçen berbat olayları, önüme sunulan fırsatı; kısaca her şeyi atlamadan anlattım. Kararıma saygı duyduğunu söyledi ama olumlu karşılamadı.
Beni kızı gibi seviyordu ve kafe-barlarda şarkı söylememi istemiyordu. Hakan'ın bana göz kulak olacağını söyleyince rahatladı ve yetimhane müdürüyle konuşacağını söyledi. Müdürü pek göremiyorduk. Genellikle odasında oluyor, erken gelip geç gidiyordu. Arada bir ya yeni çocuk geldiğinde ya da bir aile geldiğinde görebiliyorduk onu. Kadındı ve oldukça yaşlıydı.
Nurdan Abla yemek hazırlamak için aşağıya indiğinde bende müzik çalarımı çıkarıp söyleyeceğim şarkıları seçtim. Doğan'ın verdiği gruptan birinin telefon numarasına şarkıları mesaj attım ve cevabı bekledim. Basit şarkılardı ve Doğan'ın tutacağı müzik grubunun çalabileceğinden emindim. Cevap gelmeyince kulaklıklarımı takıp şarkı dinleyerek ders çalıştım.
Üç saat sonunda Tanzimat Edebiyatı'nı bitirmiş, not çıkarmış ve konu ile ilgili tüm testleri çözmüştüm. Coğrafya, tarih ve felsefe konu tekrarı yapmıştım. Ahh! Keşke bendeki matematik zekâsı ile avukat olunabilseydi. Şarkıları tekrar tekrar dinlemiştim ve melodisiyle tüm sözleri şuan aklımdaydı. Telefonumu sessize almıştım ders çalışırken.
Telefona baktığımda beş cevapsız arama bir mesaj vardı. ' mesajı görür görmez kafeye gel, prova yapılacak! ' mesaj geleli bir saat oluyordu. Hızla duşa girdim ve elime gelen ilk şeyleri giydim. Eşofman ve kazak; dolabımda en çok bulunan şeylerdi. Saçımı kurutup atkuyruğu yaptım. Hızla alt kata inip ayakkabılarımı giydim ve anahtarlıktan Ulaş'ın motorunun anahtarını, kaskını ve deri ceketini aldım.
Telefondan Ulaş'ın numarasını buldum ve arama tuşuna bastım. ‘‘ Dersteyim, ne var? ‘‘ dedi kısık sesle. Bu erkekler illa kaba olmak zorunda mıydı? ‘‘ Motorunu aldım, önemli bir işim var. Bir de okuldan çıktıktan sonra benim okuluma gidip çantamı alır mısın? Hadi öptüm, çok sağ ol. ‘‘ dedim ve telefonu hızla kapattım. Cevabından memnun kalmayacağımı biliyordum ama ne motorunu almama kızardı ne de dediklerimi yapmazlık ederdi.
Motoru çalıştırmadan önce kaskımı taktım ve bana bol gelen ceketi giydim. Ulaş'la birlikte seçmiştik motoru. BMW R1200, bu motora hayrandım. Yetimhane de büyüyen bir çocuk nasıl böyle bir motora sahip olabilir? Benim babamdan kalan bir hesabım vardı ve ben onu asla kendim için kullanmayacaktım. Yetimhane kapanmanın eşiğine gelmişti tüm o olaylardan sonra.
Harun abi sayesinde yetimhaneyi kurtarmıştık ve o zamanlar kanser olan Ulaş'a doğum günü hediyesi olarak bu motoru almıştım. Allah'a şükür, şimdi sapasağlam Ulaş.
Motoru park edip hızla kafe-bara ilerlerken kaskı çıkarmaya çalışıyordum. Dikkatsizlikten birine çarptım ve geriye doğru sendeledim. Tam düşecekken belimden çarptığım kişi tuttu ve düşmemi engelledi. Beni tutana baktığımda kask hala kafamda olduğu için dua ettim. Çünkü şu an yüz yüze olduğum ve belimde elleri bulunan kişi Savaş'tı!
Kaskın camı film kaplanmış olduğu için şanslıydım çünkü beni göremezdi. ‘‘ iyi misin? ‘‘ diye sorunca cevap vermek yerine kafamı salladım ve kafamı Savaş'ın kafasına çarptım. Benim canım kask yüzünden yanmazken Savaş beni birden bıraktı ve alnını tuttu. Tabi bende havada asılı kalamayacağıma göre yerle buluştum. ‘‘ Dikkat et biraz’‘ Dedi ve arkasını dönüp onu bekleyenlerle içeri girdi.
Ayağa kalktım ve geri dönmek için çok geç olduğunu gördüm. Doğan tam arkamdaydı ve yüzünde sıcak bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Beni nasıl oldu da tanımıştı? Ağzımı açıp tam konuşmaya başlayacakken o konuşmaya başladı.
‘‘ Dilay, Hakan bana sen şarkı söylerken çekilmiş olan videolarını gösterdi. Gerçekten yeteneklisin ve ben senin sesinin işleri canlandıracağını düşünüyorum. Bu yüzden şimdi – ellerini omuzlarıma koydu ve beni kapıya doğru itmeye başladı. Arkamı ona çevirip kapıya doğru döndüm ve o konuşmaya devam etti.- o sahneye çıkıp kendini göstereceksin. İnan bana eğer bu grupla çalışmak istemezsen başka bir grupta bulurum ama bunlar tanıdığım en yetenekli grup. ‘‘ dedi kapıdan içeriye girdiğimizde.
Kapı kapanırken üstünde ‘ Prova yüzünden kapalıyız! ' tabelasını gördüm. Kafamı sahneye çevirdiğimde görmek istemediğim bir manzara ile karşılaştım. Savaş ve tanımadığım çocuklar sahneye müzik aletlerini kurmakla meşguldüler. Acaba Doğan'a söylesem de şarkıları kaskla söylesem. Hadi ama uzaylı kardeşler ben dostum, kaçırın beni!
‘‘ Arkadaşlar beni dinleyin!-tüm gözler ben ve Doğan'a dönerken tekrardan uzaylıların beni kaçırıp alternatif evrene götürmelerini diledim- Bu gün sadece prova yapıp olup olmayacağına bakacağız. –beni öne itti ve ben bir kez daha denedim, uzaylılara beni götürmelerini istedim ama cevap yoktu - bu solistimiz Dilay. ‘‘ dedi.
Ben sadece Savaş'a bakıyordum, tepkisini görmek için. Kolları göğsünde bana bakmayı sürdürdü ama ifadesi hiç değişmedi. Tabi, Dilay ismine bir ben sahip değildim. Başımla onları selamladım. Gruptan bir kaçı kahkaha atarken Doğan arkamdan kıkırdamaya benzer ses çıkardı.
Ona şaşkınlıkla baktım ve fısıldayarak ‘‘ Sen az önce kıkırdadın mı? ‘‘ diye sordum. Hemen yüz ifadesi değişti ve soğuk bakmaya başladı. ‘‘ Saf bu kız, valla, bak ben söylüyorum. ‘‘ diyen çocuğa baktım. Kahkaha atan sarışın çocuktu. Sahiden bunlar bana niye gülmüştü? Ve niye etraf gündüz vakti bu kadar loş? Hakan bile tezgâha yaslanmış sırıtarak bana bakıyordu; ardından işaret parmağı ile kafamı işaret etti.
Kafama dank edince ilk başta utandım ama ardından bende gülmeye başladım. Hakan yanıma geldi ve ben gülerken kaskımı çıkardı; bir yandan da ‘‘ Sen hiç büyümeyeceksin Dilay! ‘‘ Diye de benle dalga geçiyordu. Elini omzuma doladı ve beni gruba doğru döndürdü. ‘‘ işte karşınızda benim kediciğim Dilay! ‘‘ dedi. Savaş'ın gözleri şaşkınlıkla büyürken, ben gözlerimdeki yaşları siliyordum.
Doğan ‘‘ İlk önce tanışın! ‘‘ dedi ve gidip masalardan birine oturdu. Sarışın mavi gözlü çocuk yanıma geldi ve ‘‘ Ben Mete, gitaristim. ‘‘ Elimi uzattım ve gülümseyerek tokalaştık. Esmer olan -uzun boylu ve yapılıydı- elini uzattığında çekinerek bende elimi uzattım. ‘‘ ben Ertunç bas gitaristim. ‘‘ dedi. Gülümsedim ve kum rengi kıvırcık saçları olan çocuğa baktım; yerinden kıpırdamamıştı bile.
Başı ile selam verince ben de başımı eğdim. Mete ‘‘ Onun adı Samet, kendisine 'piyona şahı' diyoruz’‘ Dedi gülümseyerek. Sıra Savaş'a gelince Ertunç ‘‘ Siz dışarıda tanışmıştınız, değil mi? ‘‘ diye sordu sırıtarak.
Savaş bana doğru geldi ve tam önümde durdu. Bakışları soğuktu ve ben ne yapacağımı, onun ne yapacağını bilmiyordum. O bana iftira atıp ardından kendini şikâyet eden tuhaf biriydi. Benim ses tellerimi sökecek olan da oydu; istifra ettiğimde saçlarımı toplayan da oydu. O tam anlamı ile dengesizdi.
Birden elini uzatınca şaşırdım ve ne yapacağımı bilemedim. Elim yanımda öylece dururken Mete'nin ‘‘ bence Savaş, hayranları arasına bir isim daha ekledi. ‘‘ dediğini duydum Ertunç'a. Elimi uzattım ve sıcak ve pürüzsüz teni dejavu yaşamama sebep oldu. ‘‘ Ben Savaş. ‘‘ diye de soğuk bir şekilde konuştu. Harika! Birbirimizi tanımıyormuş gibi yapacaktık.
Prova zamanı geldiğinde ister istemez heyecanlandım. Hakan bana ılık su verdi sahneye çıkmadan önce, ardından da hep yaptığı gibi alnımdan öptü. ‘‘ İyi şanslar kediciğim. ‘‘ diye fısıldadı. Sahnede ayaklı mikrofonun başında dikilirken karşımda oturmuş beni izleyen çalışanlara baktım. Arkama döndüm ve baterinin başında oturan Savaş'a baktım. Kafasını olumlu anlamda salladı ve şarkıya başladık. Harika bateri çalıyordu, ritmi asla kaçırmıyordu. Diğerleri de harikaydı ve anladığım kadarı ile uzun süredir birlikteydiler. Aynur Aydın'ın ' Ayrılıklar Mevsimi 'ni söylüyordum.
‘ Çok sevmek yetmiyor
Aşk bir gün eskiyor
Biz senle kaç mevsim
Hem güldük hem ağladık
Bak işte yol bitti
Bir de baktık aşk gitti
Yağmurda ıslandık
O zamanlar çok âşıktık ‘
...
Şarkı bittiğinde kendimi ılık su ile duş almış gibi hissediyordum. Üstümdeki tüm stres ve üzüntü akıp gitmişti. Şarkıya kendimi öyle bir kaptırmıştım ki gözlerimi kapatmıştım. Gözlerimi açmadan önce alkış sesini duydum. Çalışanlar, Hakan, Doğan kısacası mekândaki herkes alkışlıyordu. Savaş dışında; o elleri göğsünde taburesinde oturuyordu.
Doğan oturduğu yerden kalkıp sahneye doğru geldi. ‘‘ Arkadaşlar harikaydınız ve Dilay, sesin, ses tonun müzikle bütünleşmiş gibiydi. Bu gün, yarın söyleyecek olduğunuz şarkıları prova edin ve yarın akşam için dinlenin. ‘‘ dedi gülümseyerek. Bende gülümsedim, çünkü huzurluydum.
İki saatlik prova sonunda şarkıları söylemek için hazırdım. Grup gerçekten profesyoneldi ve onlarla çalışmak bir harikaydı. Ayrılmadan önce mekânda yemek yemeğe karar verdik. Hem daha iyi birbirimizi tanıyacaktık hem de yarın hakkında konuşacaktık. Yemeğimizi yerken kafe-bar dolmaya başladı. Çalışanlar oradan oraya koşuşturmaya başladılar.
Ne yani, burası bu kadar kalabalık mı oluyordu her akşam? Karnımda kelebekler uçuşmaya başlarken sohbetten koptum. Aynı Savaş gibi, tek bir kelime etmemişti. Hep suskundu ve beni görmezden geliyordu. Adımın seslenildiği fark edince konuşana baktım. ‘‘ Dilay, yarın sahne almadan önce bir saat daha prova edelim diyoruz. Saat 4 gibi falan. ‘‘ Dedi Mete. Omuz silkip ‘‘ Benim için sorun değil, sizin için uygunsa tamamdır. ‘‘ dedim gülümseyerek. Tanıdıkça iyi insanlar olduklarını fark ettim. Samet bile sıcakkanlıydı aslında.
Aklım bu gün olanlara gitti, Savaş bana iftira atmıştı ve ben onunla aynı masada karşılıklı olarak yemek yiyordum. Bunun neresinde mantık var? Açıklama yapma zahmetinde bile bulunmamıştı beyefendi! Çatalımı masaya bıraktım ve ‘‘ Yarın görüşürüz, dörtte buradayım. ‘‘ dedim ve masadan kalktım.
Moralim şarkı söylerken düzelmişti ama şimdi yerle birdi. Tezgâha, Hakan'ın yanına gittim ve ondan motorun anahtarını, ceketi ve kaskı aldım. Beni yanaklarımdan öptü ve ‘‘ Herkese selam söyle hello kity. ‘‘ Dedi. Yüzümü buruşturdum, kedicik neyse de hello kity ne ya? Gülümsedim ve kafe-bardan çıktım. Dışarıda hava serindi ve bende hemen ceketi giydim ve kaskımı taktım.
Yandaki bakkala girdim ve Ulaş'ın en sevdiği çikolatadan aldım; ihtiyacım olacaktı. Motoru park ettiğim yere yürürken yarın olacakları düşünüyordum. Tek umudum derslerin yoğun geçmesiydi, bu sayede kafamı derslerden kaldırmazdım.
‘‘ Bu gün hakkında konuşmalıyız’‘ diyen kişiye baktım. Savaş motoruma yaslanmış elleri cebinde bana bakıyordu. Üfledim ve kaskın camı buhar oldu, bu yüzden kaskı çıkardım. Karşısında durdum ve kollarımı göğsümde birleştirdim. Ona baktım, o da bana baktı.
‘‘ Eee? ‘‘ Dedim konuşmaya başlamayınca. Elini motorun üzerinde gezdirdi ve ‘‘ Güzel motormuş, BMW R1200, zevkin güzelmiş. ‘‘ dedi. Bu çocuk beni çatlatmaya mı çalışıyordu? Tek kaşımı kaldırdım ve ona 'konuşsana' der gibi bir bakış attım ya da atmaya çalıştım, neyse.
‘‘ Bu gün olanları yanlış anladın, açıklama yapmayı sevmem ama beni yanlış-’‘
‘‘ Yapma o zaman. ‘‘ diye sözünü kestim.
‘‘ Neyi yapma-’‘
‘‘ Açıklama yapma, yapmana gerek yok. ‘‘ dedim sözünü tekrar keserek. Gözlerini kıstı ve dudaklarını büzdü. Gözlerim dudaklarına kayınca hemen bakışlarımı gözlerine sabitledim.
Gülümsedi ve ‘‘ Gerçekten sinir bozucuymuş. ‘‘ dedi ve bende gülümsedim. İlk gün o benim sözümü durmadan kesmişti, şimdi de ben onun sözünü kesiyordum. Gülümsemeye devam ederek konuşmaya başladı.
‘‘ Bu gün benim için tam anlamı ile yorucu geçti bu yüzden bir kere anlatacağım iyi din-’‘ konuşması çalan telefonu ile bölündü.
Bana bakarak telefonu açtı. ‘‘ Evet, müsaidim... Arkadaşıyım... Hemen geliyorum, hangi hastane? Tamam. ‘‘ dedi ve telefonu kapattı. Birden telaşlandım ve ‘‘ Ne oldu? ‘‘ diye kendimi tutamayıp sordum. Bana endişeli ve telaşlı bir bakış attı. ‘‘ Yakın bir arkadaşım trafik kazası geçirmiş, hastaneye gitmem gerekiyor. ‘‘ Deyince elimdeki kaskı ve anahtarları ona uzattım.
Bana şaşkınca baktı ve ‘‘ Ne yapıyorsun? ‘‘ diye sordu. Motorda olabildiğince yer açarak oturdum ve ‘‘ Hastaneye gitmen gerekiyor ve gördüğüm kadarı ile bir aracın yok. Ayrıca akşam işten çıkış saati olduğu için trafik vardır ve en iyi ulaşım yön-’‘ ‘‘ Tamam anladım. ‘‘ dedi ve elimdeki kaskı alıp kafasına taktı.
Ceketimi çıkarıp ona uzattığımda bana ters bir bakış attı. Kaşlarımı kaldırıp ‘‘ Önümde oturacağın için tüm rüzgârı keseceksin zaten. Ben arkada olacağım için üşümem. Hem ben kazak giyiyorum. ‘‘ Dedim. Dışarıya ince bir tişörtle çıkmıştı zaten, kesin donardı. Benim ile zıtlaşamazdı çünkü kesin ben kazanırdım tabi o bunu bilmiyordu. Gözlerini deviren az sayıdaki insanlardan biri olduğum için mutluydum.
‘‘ Zaman kaybı! ‘‘ diye diretmeye devam ettim. Elimdeki ceketi aldığında 'yeah!' diye bağırmamak için kendimi zor tuttum ama sırıtmama engel olamadım. Giyip önüme oturdu ve motoru çalıştırdı. Eee? Şimdi ne olacaktı? Ben ona sarılacak mıydım şimdi? Ellerimi ne yapacağımı bilemeyerek kucağımda birleştirdim.
Geriye doğru kollarını uzattı ve bileklerimden tutup ellerimi göğsünde birleştirdi. İster istemez ona sokuldum ve kafamı sırtına dayadım. Teninin sıcaklığını -ne üşümesi ya sıcak bastı beni- ve kaslarını hissedebiliyordum. Ellerimin altındaki göğsü tarifi caizse taş gibiydi. Yola çıktığımızda yanıldığımı anladım; hava soğumuştu ve yağmur çiseliyordu.
Savaş sesini duyurmak için bağırarak ‘‘ Kenara çekiyorum ve ceket ile kaskı giyiyorsun. ‘‘ dedi. Kollarımı daha da sıkarak ‘‘ Hastaneye fazla kalmadı; şeker değilim ki eriyeyim. Bir şey olmaz bana devam et. ‘‘ dedim bende bağırarak. Hastaneye varmamıza bir kilometre kala yağmur şiddetini arttırdı ve bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Motoru park edip hızla hastanenin sıcak, kuru ve korunaklı ortamına girdik.
Savaş ‘‘ Sana niye uydum ki? Bak şu haline; sırılsıklam olmuşsun! ‘‘ Dedi resmen bağırarak. ‘‘ Bana bağırma! ‘‘ diye bende ona bağırdım. Elini kaldırdı ve ben bana vuracağı korkusu ile gözlerimi kapattım. Darbeyi beklerken elini saçlarımda hissettim. Saçımdaki lastiği çözdü ve ‘‘ Saçlarını kurutmalıyız yoksa hasta olursun. ‘‘ dedi sakin bir sesle.
Ben boşuna demiyorum bu çocuk dengesiz diye. Elini cebine attı ve ‘‘ Taksi çağırıyorum evine öyle gidersin. ‘‘ deyince elimi telefonunun üzerine koydum ve ‘‘ Gerek yok, yetimhane buraya çok yakın hem yağmur da dindi. ‘‘ dedim dışarıyı gösterirken. Bana öyle bir baktı ki sustum ve 'dengesiz' diye mırıldanmayı ihmal etmedim.
‘‘ O zaman beni bekleyeceksin. ‘‘ dedi ve bileğimden tutup beni sürüklemeye başladı. Veznede durdu ve bir isim söyledi. Cevabını aldığında asansöre yöneldi ve bende peşinden sürüklenmemek için ona ayak uydurmaya çalışıyordum. Asansörde aynadan kendime baktım. Islak saçlarım kıvır kıvır olmuştu ve uçlarından hala sular damlıyordu. Beyaz kazağım ıslak olduğu için üstüme yapışmıştı ve giydiğim mor atleti gösteriyordu.
Hızla Savaş'a döndüm ve ‘‘ Ceketi alabilir miyim? ‘‘ diye sordum. Bana ilk önce şaşkınca baktı ve üzerimde göz gezdirdi. Kafasını salladı ve ceketi çıkarıp benim giymem için tuttu. Ceketi giydiğimde içinin sımsıcak olduğunu fark edip şaşırdım ve tuhaf bir dejavu hissine kapıldım. Asansörden inip odalar arasında ilerlemeye başladık; bir odanın önünde durduğunda kapıyı açtı ve ben peşinden içeriye girdik. Savaş yatağın hemen yanında durduğunda ben de geride kalıp duvara yaslandım ve camdan dışarısını izlemeye başladım.
‘‘ Dilay! ‘‘ deyince kafamı Savaş'a çevirdim. Dalmıştım anlaşılan ve şimdi iki çift göz üstümdeydi. Yataktan yatan genç bana morarmış ve sıyrıklarla dolu olan şişmiş yüzüne rağmen gülümsediğinde bende ona gülümsedim ve yaslandığım duvardan ayrılıp yatağa yaklaştım. Sağ bacağı alçıya alınmıştı ve sol kolu da sargılıydı.
‘‘ Geçmiş olsun, iyi misin diye saçma bir soru sormak yerine susmayı tercih ediyorum. ‘‘ dedim. Yaralarına rağmen kahkaha atmayı başardı ve ‘‘ ben Cihan, tanıştığıma memnun oldum Dilay. ‘‘ dedi. Savaş yatağın kenarına oturmuş gülümseyerek bize bakıyordu ve ardından ‘‘ Keşke böyle tanışmasaydınız. Başka bir zaman olsaydı Cihan sana acı çekmeden sarkıntılık yapabilirdi. ‘‘ dedi.
‘‘ Hey! Ben bu halim ile bile yakışıklıyım, değil mi Dilay? ‘‘ diye sordu. Ne oluyor la burada? Ben ne kaçırdım? Sanki kırk yıllık arkadaşlarımla muhabbet ediyordum. Gülümsedim ve ‘‘ Yorum yok. ‘‘ dedim ellerimi teslim olurcasına kaldırarak. Savaş kahkaha attı ve Allah'ım! O nasıl bir kahkahadır, kulaklarımda tınısı hala sürerken büyülenmişçesine ona baktım.
Gözlerinin kenarları kırışıyor, inci gibi dişleri ortaya çıkıyor ve insanlara göz ziyafeti sunuyordu. Ve ilk defa onu gerçek anlamda gülerken görüyordum. Birden başımın döndüğünü hissetim belki de kahkahasındandı. Kaloriferin yanındaki koltuğa ilerlerken ‘‘ Siz konuşun ben de izninizle biraz kuruyayım. ‘‘ dedim.
Koltuğu kalorifere biraz daha yaklaştırıp oturdum ve eski okulumdaki arkadaşım Duygu'nun saçları ıslak olduğu zaman yaptığı gibi saçlarımı kaloriferin temiz olduğuna kanaat getirince üstüne yayıp kafamı kollarıma yasladım.
Ceketten hoş bir koku geliyordu, Savaş'ın kokusu. Hemen tanımıştım çünkü ona sarılırken kokusunu resmen beynime kazımıştım; ondan parfümünün adını almalıydım. Sakinleştirici bir etkisi vardı ve yatmadan önce kıyafetime sıkıp uyuyabilirdim. Sesleri gittikçe uzaklaşırken boğazımda bir yanma ile uykuya daldım.