ÖLDÜRÜLEN HATIRALAR

1407 Kelimeler
Salim odadan içeri girince dehşet manzarayı görür. Kadın dâhil olmak üzere odanın hiçbir noktasında kırmızıya boyanmamış en küçük bir yer kalmamıştı. Salim içeri girdiğinde yerde çırılçıplak halde kıpkırmızıya dönmüş adam hâlâ debeleniyordu. Ölmek için ne kötü bir manzaraydı bu. Salim dışarı çıkınca kadın parmaklarını sapladığı yerden çıkarmayı başardı. Fakat parmakların geri çıkmasıyla birlikte kan evin tavanına kadar fışkırdı. Atardamarları kanı öyle fışkırtıyordu ki engellemek mümkün değildi. Zaten adamdan başka hiç kimse de bunu istemiyordu. Adam elleri ile boğazına sarılmış kan akışını durdurmaya çalışıyordu. Kan parmak aralarından fışkırarak çıkıyordu. Sağa sola çarpıp debelenerek takati kesilene kadar uğraştı. Sonuç nafile. Kadın ise karşısında her tarafı kana bulaşmış halde oldukça soğukkanlı şekilde olanları seyretti. Sonra bir koltuğa oturdu. Tavandan sürekli kan damlıyordu. İlk önce tavana gözlerini dikip bir müddet damlayan kana baktı. Cesedi önce Berbat’a sonra da Nebbaşlar’a verip vermemekte kararsız kaldı. Sonra Salim’e, “Salim benzini getir her tarafı iyice ıslat. Sonra yak burayı,” dedi. Salim duraksar. Kadının kanlar içinde kalmış yüzüne bakar. Cebinden bir mendil çıkarıp kadına uzatır. Sonra kadına, “Hanımefendi ya Selçuk Abinin hatıraları?” diye sordu. Kadın mendil ile yüzünü siliyordu. Kuruyan kanı silmek için akan gözyaşları ziyadesiyle yetiyordu. Salim’in yüzüne baktı. Kıpkırmızı olan mendili yere atıp eliyle yüzünü silmeye devam etti. Öfke ile titreyen sesi ile konuştu. “Hatıralar da ölür Salim! Hatıralar da ölür! Dediğimi yap.” Her şey ölür. Zaman, su, gündüz, gece. Öldürmediğin her şey seni öldürebilir. Salim dediğini yaptı. Çoğu ahşaptan olan bu deniz manzaralı evi çok sevdiği kocasının onca hatırasına rağmen gözünü kırpmadan içindekiyle birlikte ateşe verdi. Sonra karşısına geçip bir müddet seyretti. Daha sonra Salim’e, “Salim emniyet sorgular bu olayı gerekli tedbirleri alın. Adamları sıkıca tembihleyin,” diye emir verdi. “Emredersiniz Hanımefendi.” Daha önce de söyledim. Fare, şahin ile oynamaya kalkarsa böyle olur. Ben adama üzüldüğümü söylerken muhtemelen beni yadırgadınız. Böyle bir adama niçin üzülüyor dediniz. Dediniz biliyorum. İşte bu yüzden. Farelerin rızkı artıklara bağlanmıştır. Bir fare asla şahin gibi olamaz. Olmak isterse sonuç bundan farklı değildir. Bunu sadece aptallar yapar. Kafası yeterince çalışmayıp aptal olanlar her zaman birazcık acınmayı hak eder. Peki, bu kadın kim biliyor musunuz? *** Kasımoğlu Sülalesi mevtalarını, zamanında sahiplendikleri mevat arazi[1] dolunca, mezarlık kenarlarında ki başkasına ait şahsi arazilere sorgusuz ve itinasızca defnetmeye devam etti. Ta ki 1993 yılında, Kasımoğlu sülalesinin başına, kanlı bir katliam yaparak iktidarı ve gücü eline alan, yirmi üç yaşında genç bir kadın geçene kadar.        Anlatılanlara göre bu genç kadın, bir gece sülalenin başında olan, Altemur ile kardeşi ve yardımcısı olan Ayvaz’ın başını keserek katletmiştir. Başlarını da bırakmamış yanına almıştır.     Mezarlıktaki durumu çok önceden fark eden kadın, en az ondan fazla mezarın başkalarına ait şahsi arazilerde olduğunu anladı. Sonra sahiplerini buldu. Değerinin en az beş katı para vererek arazileri satın aldı. Maddi gücü ise on yedi yaşında evlendiği, otuz altı yaşındaki şehrin en varlıklı ailesinden olan, kocasından geliyordu. Gece katlettiği amcalarını gündüz toprağa vermeye gelen ahali, bir de görürler ki iş makineleri mezarlık başında bekliyor. Ne olduğunu anlayamayan şaşkın ve hayret içindeki cemaate açıklamayı kadın yaptı. “Bu arazi şahsi arazimdir! Buraya artık kimseyi gömemezsiniz! Size iki hafta müddet! Şahsi arazimden mezarlarınızı taşıyın yoksa üzerlerini düzleyip sabankıran[2] ekeceğim. Her tarafa diken tohumu atıp, kabristanı haristana çevireceğim. Yılanlara virane yapıp hohor[3] bağırttıracağım. Hepsine kazık çakıp domuz kafası asacağım. Gayrisini siz düşünün.”        Kasımoğulları, ilk önce karşılarında gördükleri, daha düne kadar başına üşüşüp elinde ne varsa alıp şehirden atmaya çalıştıkları, Yalınayak Cemil’in kızının delirdiğini ve kendileri ile dalga geçtiğini ya da bütün bunların bir heyuladan ibaret olduğunu düşündüler. Fakat kız bunlara kadastro memurlarının tahdit ettiği mahdut arazinin sınır taşlarını ve elindeki tapu senetlerini gösterince işin ciddi olduğunu anladılar. Bu namahdutdan, mahdudiyete bir anda bu kadar acı şekilde geçmek, elbette Kasımoğullarına çok zor gelmişti. Üstelik daha çocuk denilecek bir kadın tarafından. Hem de ellerindeki iki başsız cesetle. Akrabalar hemen diğer sınırlar arasında kalan mezar aralarında boş yer bulmak ya da mezar üstüne mezar açmak istediler. Kadın ise “Bir dakika!” dedi ve itiraz etti. “Bunların gerçekten Kasımoğullarından olduğuna dair bana aileden olmayan üç şahit getirin. Allah’a yemin edip bunların Kasımoğullarından olduğunu söylesin. Yoksa bu mezarlığın kaideleri muhakkaktır. Bu hakikat, buralara Kasımoğulları ya da Tahiroğullarından olmayanlar gömülemez olduğudur.” Kızın yedi sülalesi ve hatta Tahiroğullarının ileri gelenlerinin bile araya girmesi nafileydi. Neticede, kimse başsız cesetlere, “Kasımoğullarındandır,” diyemedi ki onlar aslında Kasımoğullarının kumandanlarıydı. Söz ve ahkâm sahibi onlardı. Gülfeşan Nine’nin de kızı haklı bulmasından sonra, bir gün bekletilen cenazeler çaresiz başka bir mezarlığa defnedildi. Gömülecekleri gün, başları teslim edildi. Kasımoğullarından Cemil’in kızı rivayete göre altı mezarı iki hafta içinde taşıttırmıştı. Bu mezarlar, babalarına zulüm eden amcaları, halaları ve onların yakınlarına aitti. Gülfeşan Ninenin bir kızı ile oğlu da bu arazilerde yatıyordu, kız onlara dokundurtmadı. Küçük İsmail’in mezarının yarısı Seher’in yarısı da diğer taraftaydı. Seher “Kalsın,” dedi. Aile “Çıkartıp alacağız,” dedi. Seher, “Alamazsınız! Mezarın yarısı arazimde dokundurtmam,” dedi. Aile, “Yarısı da bizim arazide alırız,” dedi. Arka taraflarda hem Seher’in adamları hem de Kasımoğulları el tetik bekliyordu. Bir çatışma an meselesiydi. Münakaşa cana can derecesine kadar gelmişti. Yine Gülfeşan Ninenin araya girmesi ile bütün sesler hemen kesildi. Onlara, “Bu mezara kim dokunursa Urumun, Urusun kafasını kestiğim gibi keserim kafalarını. Gücü yeten sözümün üstüne söz söylesin,” diyerek hadiseyi sonlandırdı. Böylece mezara kimse dokunamadı. Sonra Seher, kendi babasını da buraya nakletti ve o mezarlığa sadece şehit ve ölen gazilerin defnedilebileceğini onun haricinde bu mezarlığa “Değil ölü gömmek, Fatiha okumak için bile girmek isteyen izin alacak,” diye talimat verdi aynen de dediği gibi oldu. Kadın daha sonra mezarlığın etrafını düzenler, şahsi arazilerini mezarlık haziresi olarak belirledi. Tahiroğulları ile anlaşıp mezarlık için ortak bir cemaat alanı ve şadırvanlar yaptırdı. Ne çare ki bu hizmetlerden bir zamanlar kanlıları olan Tahiroğulları bile faydalanırken, kendi akrabaları olan Kasımoğullarını içeri bile sokmadı. Bu eza edenin bulduğu cezadan başka bir şey değildi. Yine Allah’ın takdiri ve kudretinin bir tecellisi olacak ki yıllar sonra, tehdit ve zorlama ile taşıttığı cesetlerin bazılarını yine tehdit ve zorlama ile eski yerine getirtecekti ki bunların arasında, başını kestirdiği, Ayvaz amcası da vardı. *** Bu mezarlığın hikâyesi kısaca böyledir. Hatta çok çok kısaca böyledir. Öyle ki meraklı genç bir müellif gelse ve “Sadece bu mezarlıktan çıkan hikâyeleri yazacağım,” dese ömrü hepsini yazmaya yetmez. Bu müellif yerini bir müverrihe bıraksa o müverrih buradan hiç şüphe yok ki çok şanlı bir tarih çıkarabilir. Ama utanç veren kazıkların tarihini o da yazamaz. Müverrih, “Ben de bir insanım, ancak bu kadar yazabilirim,” deyip yerini bir muharrire bıraksa o muharrir, bir yanda yaptığı haberlerden dolayı taltif üstüne taltif alırken bir başka haberden tahkir üstüne tahkir alabilir. Aynı muharrir yeterince zeki ince ve narin değilse üzülerek söyleyeyim ki kafasını ya Kotol’a ya da Seher’e kestirebilir. Yatanların ayrı, yatamayanların ayrı, yatmayanların ayrı hikâyeleri vardır. Hele ki o miniklerin hikâyelerini yazabilecek bir kâtip yoktur. Çünkü onların bazıları, bir doğum tarihi bile yazılacak kadar yaşatılmadı. Ne kahreden manzaradır ki bazılarının taşlarında doğum günü ile ölüm günü ya aynı ya da birkaç gün ara ile yazılıdır. Sadece miniklerin değil üstüne kazık çakılan zalimler ile çakanların hikâyesini maharetli bir kalemgir bile yazamaz. Her mezarın ayrı bir hikâyesi vardır. Çünkü onların bazıları daha çocuktu. Bazıları hiç doğmamıştı. Bazıları birkaç günlüktü ve hepsinin katili, ayrı ayrı Firavunlardı. İktidar ve güç savaşlarına kurban gitti masum zavallılar. Dedim ya, bazısının mezar taşında doğum tarihi bile yazmaz. On dokuz yaşındaki Çaykaralı Emine, tam kırk üç yıldır karnında bebesiyle, Tahiroğulları tarafında uyur. Kendini toprak sarmış, bebesini bedeni. Yedi aylık bebesi ile katletti onu Kotol. Küçük İsmail, Kasımoğulları tarafında. Altemur’un katli. Yaş on altı. “Delip geçenler hariç, on üç kurşun söktüler bedeninden,” derdi Seher. Suçu erkek doğmaktı ve ne olduğunu bile bilmediği liderliğe namzet görülmesiydi. Kaman Deresinde buldular onu. Yazın gölde yüzen çocuklar kırmızıya dönen sudan anladılar az yukarıda bir masuma kıyıldığını, kanının dereye aktığını ve derenin de kan ağladığını. Daha dün birlikte göle girdikleri arkadaşlarının katledildiğini öğrenince çocuklar bir daha o göle girmediler. Adını da Karagöl koydular. Durum çok çok kısaca bu kadarsa kalanını, hangi parmakların tuttuğu divit kâğıda dökecek kahrından kırılmayacak? Hangi hokka o divite mürekkep verecek acısından çatlamayacak? Hangi kapkara mürekkep bembeyaz kâğıda düşer düşmez utancından kıpkırmızıya dönmeyecek. [1] Mevat arazi: Ölü arazi. Sahipsiz kimsenin elinde olmayan atıl devlet arazisi. [2] Sabankıran (yöresel): Ayrık otu. Eskiler tarlalarını sürerken sapanlarına aniden takılıp kırılmalarına sebep olduğu için bu ismi vermişlerdir. Ayrıca toprağın derinliklerine kökleri çok fazla indiğinden temizlemesi çok eziyet veren bir ottur. [3] Hohor (yöresel): Öttüğün de kapısında öttüğü hanede bir kişinin öleceğine ve uğursuzluk getireceğine inanılan kuş. Puhu kuşu. Baykuş.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE