KAPANMAYAN KAPILAR🤍

856 Kelimeler
Lucas'ın söyledikleri beynimde yankılandıkça, odadaki hava daha da ağırlaşıyordu. “Annenin bir sırrı vardı.” Bu cümle beni alıp geçmişin tozlu, karanlık bir odasına kapatmıştı sanki. Yıllar önce ölen annem hakkında bildiğim her şey birden anlamını yitirmişti. Ve ben, kendime bile tanıyamadığım bir hikâyenin baş kahramanı oluvermiştim. Lucas bana her şeyi açıklamıyordu. Bunu hissediyordum. Ama bu adamın gözlerinde yalan yoktu. Sadece... sırlar vardı. Tehlikeli ve çok derin sırlar. Ne zaman sabah olduğunu hâlâ bilmiyorum. Bu yerde pencere yok, dışarıya dair hiçbir şey yok. Ama Lucas her geldiğinde saatin ilerlediğini anlayabiliyordum. O sabah — belki de sabah bile değildi — odaya girdiğinde elinde bir termos vardı. Kahve kokusu tüm havayı sardı. Yatağın ucunda otururken ona sessizce baktım. Ne zaman yaklaşsa içimde iki his çarpışıyor: Korku ve... Bir tuhaf güven. Bunu itiraf etmek zor ama Lucas beni öldürmek isteseydi, bunu çoktan yapardı. Ama hâlâ buradayım. Ve o hâlâ bana kahve getiriyor. — “Günaydın,” dedi kısık sesle. Cevap vermedim. Elimde olmadan ona biraz daha dikkatli baktım. Boynundaki ufak bir yara izi gözümden kaçmadı. İzler... onun geçmişini anlatıyordu ama kelimesizdi. Kahveyi önüme bıraktı. Sonra her zamanki gibi karşımdaki sandalyeye oturdu. — “Dün gece seni uyuyamadan bıraktım, değil mi?” diye sordu. Gözlerimi kaçırdım. — “Annemle ilgili söylediklerin... doğru mu?” Bir anlık sessizlik oldu. Sonra başını salladı. — “Henüz sana her şeyi anlatamam, Sarah. Ama bildiğim tek şey şu: Seni bu dünyanın dışına çekmeye çalışacaklar. Ve eğer hazır olmazsan, kaybolursun.” — “Kim onlar?” dedim. “Kimsiniz siz? Sen... bir suçlu musun?” Gözlerinde bir kıvılcım çaktı. Bu soru onu sinirlendirmişti belki de. Ama sesi hâlâ sakindi. — “Ben... bir zamanlar doğru şeyler yaptığımı sanan biriydim. Şimdi ise... sadece seni korumaya çalışıyorum.” Buna inanmak istedim. Ama mantığım bana bağırıyordu: Sarah, bu bir oyun olabilir. Odaya daha fazla dayanamayınca Lucas’ın gidişinden sonra kapıyı zorlamayı denedim. Bu sefer kapı kilitli değildi. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Sessizce dışarı çıktım. Dar bir koridor… gri duvarlar, loş ışıklar… Her adımda yankı yapan sessizlik. Bu yer yeraltında olmalıydı. Dışarıya dair hiçbir iz yoktu. Bir kapıyı araladım. İçerisi eski dosyalarla dolu bir odaydı. Bir masa… üzerinde birkaç fotoğraf. Fotoğraflardan biri elimde kaldı. Benim hastanede çalıştığım gün çekilmişti. Nefesim kesildi. Arka planında Lucas vardı. Ama o zamanlar hiç dikkatimi çekmemişti. Demek bu… çok önceden planlanmıştı. Bir anda arkamdan gelen bir sesle irkildim: — “Odaya izinsiz girme alışkanlığın mı var?” Lucas. Geri döndüğümde yüzüme sinmiş korkuyu görmüş olmalıydı. Fotoğrafı elimden aldı, masaya bıraktı. — “Evet. Uzun zamandır seni izliyorduk.” — “Neden?” — “Çünkü annenin geçmişi bizimkilerle kesişti. Ve bu... seni hedef yaptı.” Titredim. Öfkemin arkasında bir çocuk gibi ürkmüştüm. — “O bir hemşireydi. Ne yapmış olabilir ki?” Lucas başını eğdi. Uzun bir sessizlik. Sonra dudaklarının arasından döküldü: — “Annen, bizim düşmanlarımızdan birine bilgi sızdırmış. Ve bu yüzden öldü.” Yüzümdeki tüm renk çekildi. — “Yalan… bu bir yalan olmalı…” Ama gözlerindeki acı gerçekteydi. Lucas uzaklaştı. Kapıya yürüdü. Ama çıkmadan önce söylediği söz, kalbime bıçak gibi saplandı: — “Bu işte tek masum sen olmayabilirsin, Sarah.” O gece uyuyamadım. Lucas’ın sözleri… annemin geçmişi… izlenen günlerim… Hepsi birer kabus gibi üstüme çöktü. Ama kafamda dönen tek şey şuydu: > “Eğer Lucas beni izliyorsa… beni kimden koruyor gerçekten? Ve ben artık kimim?” Uyumak istemiyorum. Uykuda yakalanmak… zayıfken yakalanmak gibi. Gözlerim kapandığında, beynim hep aynı sorularla çarpışıyor: Annem gerçekten kimdi? Lucas beni neden bu kadar önemsiyor? Ve asıl tehlike kimden geliyor? Odada yalnızım ama yalnız olmadığımı hissediyorum. Bu yerin duvarları çok şey biliyor. Belki de cevaplar bir kapının ardında ya da bir konuşmanın ucunda. Sessizce yatağımdan kalktım. Ayaklarımı yere bastığımda, soğuk taş zeminin serinliği sinirlerimi gerdi. Kapı kilitli değildi. Yavaşça açtım. Koridora çıktım. Her adımda kalbim biraz daha hızlandı. Duvarlar dar, tavan alçak, ışıklar titrek. İnsan burada uzun süre kalırsa delirebilir. Birden fısıltılar duydum. Sağ taraftaki kapı aralığından loş bir ışık süzülüyordu. Adımlarımı hafifleterek yaklaştım. Lucas içerideydi. Telefonla konuşuyordu. Ama sesi alıştığım gibi değildi. Daha soğuk, daha emir vericiydi. — “Hayır Mira, hâlâ hiçbir şey bilmiyor. Ama öğrenirse ilk sana haber vereceğim.” Mira mı? Bilinçsizce nefesimi tuttum. O an adımı duyarsam ne yapacağımı bilmiyordum. — “Onu korumakla yükümlüyüm. Söz verdim.” Kısa bir duraklama oldu. — “Evet… geçmişte yaptıklarımızdan sonra bu senin için de bir sorumluluk.” Kimdi bu kadın? Lucas’a emir mi veriyordu, yoksa geçmişlerinden bir sır mı paylaşıyorlardı? — “Sarah’ın annesi ölmeden önce her şeyi biliyordu. Dosyalar ortaya çıkarsa, bu sadece benim değil senin için de bir felaket olur.” İçimden bir çığlık koptu ama sesim dışıma çıkmadı. Lucas annemin ölümünü biliyordu. Üstelik gizli dosyalar vardı. Duvardan biraz uzaklaştım, nefes almakta zorlanıyordum. Tam dönecekken, Lucas’ın sesi bir kez daha yankılandı: — “Eğer gerekirse... onu göndereceğiz.” Kalbim durdu sandım. Beni… göndermek mi? Nereye? Kime? Daha fazla kalamazdım. Ayaklarım beni geriye taşımaya başladı. Koridor karanlık, içim karmakarışıktı. Odaya döndüğümde kapıyı sessizce kapattım. Sırtımı yasladım. Beni koruduğunu söyleyen adam, bir kadına "gerekirse onu göndereceğiz" demişti. Annemin ölümünü biliyorlardı. Dosyaları gizliyorlardı. Ve Mira… kimdi o kadın? Gözlerimi kapadım. Bu defa ilk kez dua eder gibi fısıldadım: > “Annem… beni neye karıştırdın sen?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE