bc

KADER ÇIKMAZI

book_age12+
1.2K
TAKİP ET
6.3K
OKU
possessive
powerful
confident
comedy
sweet
bxg
mystery
witty
office/work place
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Hayatımın en zor noktası ne diye düşünürken üniversite son sınıfta annemi ve babamı kaybettiğimde en zoru yaşadığımı anlamıştım. Kız kardeşimle baş başa kaldığımda hissettiğim çaresizlik yüzünden kendimi dış dünyaya kapatmıştım.

Akrabalarımızın desteklerine rağmen, sol yanımda hissettiğim boşluğu hiç dolduramamıştım. Kız kardeşim Pelin’in kalp rahatsızlıkları arttığında ise hüzün dört bir yanımı sarmıştı. Onu da kaybedeceğim korkusu yaşarken biri çıkagelmişti.

Üniversite son sınıfta fakültede tanıştığım Çağrı, iki sene sonra yurt dışından dönmüş ve yeniden beni bulmuştu. Onu sürekli reddetmeme rağmen ülkeye döner dönmez benim yanıma gelmesi sinirlerimi bozmuş ve yeniden reddetmiştim.

Oysa onu sürekli karşıma çıkaran kaderden habersizdim. İkimiz bir kader çıkmazına girdiğimizde zamanla ona teslim olacağımı hiç tahmin etmemiştim.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. Bölüm: Yeniden
Sonunda biten yoğun iş gününden sonra yürüyerek gitmeyi tercih ettiğim için kendimi bir kez daha tebrik ettim. Yürüyünce rahatlıyordum. Özellikle akşamüstü yürümek tam bana göreydi. Şirketten daha yeni çıkmış sayılırdım. Ev çok uzak olmadığı için ara ara yürümeyi tercih ediyordum. Gerçi bana göre uzak değildi. Kız kardeşime göre uzaktı. Otobüs kullanıp on dakika içinde eve geleceğime yolumu uzatıyormuşum. Derin bir nefes alıp verdikten sonra sağa dönüp caddede yürümeye devam ettim. Eve uğramadan önce gitmek istediğim başka bir yer vardı. Önce oraya gidecektim. Arada bir derin nefesler alıp vererek yürüyüşün tadını çıkarmaya devam ediyordum. Pelin yani kız kardeşime mesaj atmıştım ama henüz yanıt alamamıştım. Muhtemelen yine telefonu bir köşeye atıp bilgisayarından film izlemeye dalmıştı. Bütün filmleri izleme potansiyeli vardı bence. Dizi izleme ile alakası pek olmasa da aksiyon içeren bir dizi gördü mü hemen başlardı. Eğer beğenirse de abla mutlaka izle diyerek başımın etini yerdi.  Kendi kendime onun bu haline gülümsedim. Her zaman benimle enerjik bir sohbet içerisinde olmasını istiyordum. Hastalığı onu bu aralar iyice zorlamaya başlamıştı. İç çektim. Onun için elimden geleni yapacaktım. Yürümeye devam ederken sağa döndüm ve o caddede etrafa bakınmaya başladım. Yürürken aniden önüme geçen biri yüzünden birden tökezledim ve önüme geçen kişiye çarptım. Bu ani çarpma ile kaşlarım otomatik olarak çatıldı. Bu kesinlikle bilerek yapılan bir hareketti. Önüme çıkan kişinin göğsüne çarpmıştım ve başımı sinirle kaldırıp bana çarpan kişiye tam bağıracaktım ki, gördüğüm sima ile gözlerimi şaşkınlıkla açtım. Ağzım da aralanırken bu tanıdık yüzün gerçekten de burada olup olmadığını anlamaya çalıştım.  Kaderin bir cilvesi miydi bu şimdi? Cidden mi? Karşımdaki kişi bana sırıtarak bakarken ben de şaşkınlığımı korumaya devam ediyordum. Birkaç saniye sonra kendime geldim ve yeniden kaşlarımı çattım. Dudaklarımı aralayınca tam iki sene sonra ağzımdan yine o isim çıktı.  "Çağrı?" derken kaşlarım düzeldi ve havaya kalktı. O tanıdığım ve deminden beri bana sergilediği sırıtışı yüzünde iyice yayılırken keyifli bir sesle bana cevap verdi. "Ta kendisi." Ondan uzaklaşıp şaşkın bir şekilde yeniden ona baktım. Uzun bir zamandan sonra onu tekrar göreceğim aklıma bile gelmemişti. "İnanmıyorum," diye mırıldandım. "Gerçekten buradasın." Güldü. "Evet, buradayım ve burada olmaya da devam edeceğim Duru." "Sen," dedim gözlerimi kısarak. "Nereden çıktın?" "Senin çıktığın yerden," diye cevap verince bütün şaşkınlığım yok oldu ve onun hiç değişmediğini fark ettim. Çağrı'nın değişmesi zaten mümkün değildi. Gözlerimi devirirken cevap verdim.  "Şaka mısın sen? Hâlâ sinir bozucusun. İnsan biraz değişir ya biraz." Gözlerimin içine bakıp bir kez daha güldü. "Asla değişmem. Bilirsin." "Bilirim," diye homurdandım. "Nasıl buldun ya sen beni? Seni göreceğim aklıma bile gelmemişti. Şaşkınım." Boğazını temizledi. "Valla şimdi şöyle oldu. Senin o tatlı kız kardeşinle konuştum. Bilirsin, beni çok sever," derken bununla övünmüştü. "Sonra seni sordum. Şirkette işe girmişsin. Adresi falan isteyince hemen verdi. Direkt senin yanına gelecektim ama bir türlü gelemedim. Ben de biraz takip edeyim, cesaretimi toplayayım dedim." Nefesimi dışarı verdim. "Ve sen de sana çarpmamı sağlayarak başlangıç yapmaya karar verdin?" dedim ben de sorarcasına. Başını salladı. "Evet," dedi sırıtarak. "Ya sen niye döndün? Gitsene yine yurt dışına. Gelir gelmez de benim peşime düşmüşsün ya! Manyak mısın sen? Bir insan gerçekten hiç mi değişmez?" Dudaklarını büktü. "Aaa!" dedi sahte bir üzüntüyle. "Üzüyorsun beni Duru. Halbuki ben seni çok özledim." Gözlerimi devirdim. "Def ol git Çağrı." Ofladı ve bıkkın bir şekilde bana baktı. "Kızım vallaha herkese iyisin ama bana karşı hep duvar örüyorsun. Şu özelliğin hiç değişmedi. Ne yaptım ben sana? Ne zararımı gördün?" diye sorduğunda omuz silktim. "Kendini beğenmişin tekisin. Davranışların hiç ama hiç hoşuma gitmiyor. Hal ve hareketlerine uyuz oluyorum ve böyle insanları hayatımda istemiyorum. Tamam mı? Bence yeterli bir açıklama," dediğimde kendi kendine homurdandıktan sonra konuştu. "Benimle sakince konuşmak yerine saldırıyorsun hep. Sen de biraz sakin ol o zaman," dedi tek kaşını kaldırarak. Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Yanımızdan insanlar geçerken etrafa bakındım. Sonra yine ona döndüm. "Neyse," dedim onunla daha fazla konuşmak istemediğimi belli etmeye çalışarak. Konuşasım gelmiyordu. "Ben gidiyorum. Hava kararmadan evde olmak istiyorum. Beni de bir daha rahatsız etmezsen çok sevinirim, Çağrı. İyi akşamlar. Hoşça kal." Ona hiç fırsat vermeden yürümeye başladığımda tam pes ettiğini düşünmüştüm.  Ama tabii ki öyle olmadı. Ben yürürken hemen yanıma gelip benimle yürümeye başlamıştı. Bıkkın bir şekilde gözlerine baktığımda eğlenen surat ifadesini de fark ettim. Ay bir de kendini hiç geri çekmiyor. Bu çocuk beni bir gün delirtecekti. "Çağrı," dedim sakin kalmaya çalışarak ve önüme döndüm. "Ne yapmaya çalışıyorsun? Beni rahat bırakır mısın?" "Çok güzelleşmişsin. Bir daha aşık oldum bak," dediğinde az önceki  ve şimdiki sözlerimin onda hiçbir etki bırakmadığını anladım ve oflayarak tekrar ona baktım. "Ya senden kurtulamayacak mıyım ben?" dedim sinirle. "Üniversiteden mezun olunca bir umut kurtulurum demiştim. Ama yok. Yine bırakmadın. Sonra yurt dışına gittin. İki sene sonra yine döndün ve şu an yanımdasın, hâlâ peşimdesin. Kafayı yemişsin sen." Ve yine tabii ki sözlerim onda bir etki bırakmamış gibi yanımda yürümeye devam etti. "Ya kızım bir şans versen ne olacak sanki? Bir şans ver. Bir deneyelim. Lan üniversite son sınıftan itibaren peşinden koşuyorum. Üç sene lan üç sene. Hatta belki de daha fazla oldu. Hiç mi umurunda değil?" diye sordu. "Değil Çağrı!" dedim sinirle. "Git artık ya. Bıktım senden. Gelir gelmez sinirlerimi bozdun." Omuz silkti. "Bak bana. Hem zenginim. Hem yakışıklıyım. Hem başarılı biriyim. Herkesin hayalindeki erkeğim lan ben. Sen niye istemiyorsun beni?" Gözlerimi devirdim. "Herkesin hayalindeki erkeğin yerini bilen biri olmasını tercih ederim," dedim iğneleyerek. Kaşlarını kaldırdı. "Ama bir yandan da çekiciyim," dediğinde sabrımı zorlamaya çalıştığını falan düşündüm. Böyle yaptıkça ben daha da sinir oluyordum. "Şu kendini beğenmişliğin beni deli ediyor. Özellikle zenginsin diye her şeye sahip olabileceğini sanıyorsun. Ukala bir pisliksin sadece." Önüme geçip durmama neden oldu. Kaşlarını kaldırdı. "Bak sen şu yüze. Ben miyim pislik? Hiç de değilim." Ofladım. Ben ne diyorum, bu ne diyor, çıldıracağım şimdi... "Ya cidden bunalttın beni Çağrı. Valla bıktım ya! Ne istiyorsun benden? Sana insan gibi hayır diyorum. Anlamıyorsun," dediğimde hiç beni dinlemiyormuş gibi konuşmaya devam etti. "Ya valla bir şans ver. Olmazsa olmaz. Sonra bir daha karşına çıkmam. Üç sene boyunca hep seni düşündüm ben. İlk sene zaten beni hep görmezden geldin. Diğer iki sene ise yurt dışında olduğum için iletişim kuramadım. Engelledin beni her yerden. Pelin'le bazen konuşuyordum ama onu da çok fazla rahatsız etmek istemediğimden seni soramıyordum. Bari bu kadar bekleyişim için bir şans ver." Başımı iki yana salladım. "Hayır." Derin bir nefes alıp verdi. "Al işte. Hep hayır, hep hayır. Bir şans versen vallahi üzmem seni. En azından beni gerçekten tanırsın." Kaşlarımı kaldırdım. "Ben zaten seni tanıyorum," dedim alayla. "Zengin ve yakışıklı olduğunu söyleyip duran bir ukala." Gözlerini devirdi. "Gerçekten öyle bir insan mıyım sadece?" derken ses tonu biraz değişmişti ama neden değiştiğini pek anlayamadım. Yüz ifadesiyle ses tonu oldukça çelişiyordu. "Evet," dedim ve başımı salladım. Kaşlarını çattı. "Duru beni tanımaya çalışmıyorsun bile. Hemen kendin nasıl görmek istiyorsan öyle düşünüyorsun. Kafandaki profilimi oluşturmuşsun ve ona inanıyorsun." Artık bunalmaya başlamıştım. "Kafamdaki profil de karşımdaki profil de aynı. Değişen bir şey yok. Şimdi beni rahat bırak ve bir daha karşıma çıkma. Sende hiç gurur yok mu ya? Biraz utan artık." Cıkladı. "Yok," dedi sırıtarak. "Aşk mı gurur mu dediler. Ben aşkı seçtim." Sinirle sesli bir şekilde ofladım. "Sen cidden arsız bir insansın Çağrı. Biraz büyü." Söylediğim şeye karşı homurdandı. "Biraz büyü, biraz büyü. Herkes bunu diyor. Kimse beni anlamıyor ama. Hepiniz vicdansızsınız," dedi ve tribe girdi. "Herkes diyorsa demek ki sende bir sıkıntı var Çağrı. Biraz bunu düşün bence," dedim ben de karşılık olarak. Derin bir nefes alıp verdi. "Lan iki sene sonra yeniden geldim. Yine kendimi senin yanında buldum. Hiç umurunda değil. Üstelik bu iki sene içinde bir kez bile iletişim kurmadın benimle." Az önceki sözlerini tekrar eder nitelikteydi bu. Sözlerine karşılık olarak dik dik ona bakmaya devam ettiğimde tekrardan konuştu. "Duru gerçekten hiç mi şansım yok?" Cıkladım ve ardından derin bir nefes alıp verdim. "Benim açımdan sana karşı olumlu bir durum olsaydı zaten iki sene önce olurdu Çağrı. Bence artık kabullen bunu. İnat etmeyi bırak." Yüzündeki ifadeye bakılırsa morali oldukça bozulmuştu. Ona tek kaşımı kaldırarak baktığımda boğazını temizledi ve yüz ifadesini düzeltti. "Olsun. Ben yine de umutluyum," dediğinde gözlerimi devirdim. "Bak valla. Ben inanıyorum. Sen beni çok seveceksin." İç çektim ve alayla başımı salladım. "Aynen aynen. Hadi git. Başımı ağrıttın." Gözlerini kıstı ama bir şey demeden arkasını dönerek ters yöne doğru yürümeye başladı. Bir süre arkasından baktım ve başımı iki yana salladım. "Ukala adam." Kendi kendime söylenirken yürümeye devam ettim. Çağrı ile üniversitede aynı fakültede okumuştuk. Onunla son senede tanışmıştım ve tanışmamızdan sonra benim yanımdan hiç ayrılmamıştı. Sürekli ama sürekli peşimde dolanıp bana kendini kanıtlama çabası içine girmişti. Ona bundan rahatsız olduğumu söylediğimde kendini biraz olsun geri çekmişti ama yine de benden uzak durmamıştı. Sadece davranışlarının şekli değişmişti.  Son senemde yaşadığım zorlu dönemlerde onu kendimden tamamen uzaklaştırıp yüz vermemiştim. Bir insandan haz etmiyorsam onu neden etrafımda tutayım ki? Bunu güzel bir dille söylememe rağmen yine gelmişti. Hiç vazgeçmiyordu. Yolda yürürken istemsiz bir şekilde gözlerimi devirdim. İnatçı bir adamdı o. İstediğini alana kadar durmayan bir yapısı vardı. Ona istediğini vermeye de hiç niyetim yoktu. Eğer ona karşı bir şey hissetseydim zaten bu onunla tanıştığım an olurdu ve ben de ikimize bir şans verirdim. Sürekli kendini övmesi ve şu bitmek tükenmek bilmeyen egosu da beni sinir ediyordu.  Derin bir nefes alıp verdim. Bazen ona karşı çok mu tepkiliyim diye düşündüğüm zamanlar da oluyordu ama bu benim elimde değildi. Bir insanı zorla sevemezdim. Kimse sevemezdi. Güzel bir dille anlatmama rağmen ısrarcı olmaya devam ediyorsa artık ona karşı nazik olamazdım. Tam bir gıcıktı. Baş belası. Adımlarım yavaşladı ve ben birkaç saniye sonra mezarlığa ulaştım. Yaklaşık yirmi beş dakikalık yürüyüşün sonunda mezarlığın kapısından içeri girdiğim anda içim bir garip oldu ve derin bir nefes alıp verdim rahatlamak için. Kalbim sıkışıyordu. Mezarlığın içinden yürüyüp önünden ve yanından geçtiğim her mezarlık omuzlarıma bir yük gibi çöküyordu sanki. Ne zaman mezarlığa gelsem bu hisse kapılıyordum ve bunu hiç aşamamıştım.  Mezarların başına geldiğimde ise gözlerim yanmaya başladı. İçimdeki acı hiç geçmiyordu. Zamanla sadece alışıyordun ama içindeki acı hep taze kalıyordu. Zamansız bir şekilde gelen acı ise daha kötüydü. Ani ölümler kadar acıtanı yoktu. "Ben geldim," dedim titrek bir sesle ve ardından eğilip toprağa dokundum. Aniden yaşadığım bu duygu değişimi ile neredeyse üç buçuk senedir baş etmeye çalışıyordum. Acım hiç hafiflemiyordu. "Sizi çok özledim." Gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Anne ve baba olmadan olmuyormuş. Beceremiyormuşum. Hani sana anne tek başıma da yaşarım ne var bunda demiştim ya anne? Hayır. Öyle değilmiş. Ben tek başıma ayakta kalamıyorum." Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülürken burnumu çektim. "Hani sana ne var çalışırken okurum her işi de yaparım diyordum ya baba? Hayır. O da öyle değilmiş. Gerçek hayatla yüzleştiğimde çok yoruldum. İş dünyası bambaşkaymış. Siz olmadan baş edemiyorum. Sizin bana yol göstermeniz kadar güzel bir şey yokmuş." Hıçkırdığımda susmak zorunda kaldım. "Ne zaman buraya gelsem ağlamamak için kendime söz veriyorum. Ama olmuyor," dedim burnumu çekerek. Toprağa dokunup okşadım. "Sizi gerçekten çok özledim. Her sıkıştığımda bana yardım etmenizi özledim. Bana kızsanız en sonunda yine bana sarılmanızı özledim." Ağlayışım konuşmamı engelledi ve bir süre ağladım sadece. Kalbim sızlıyordu. Ne zaman buraya gelsem göz yaşlarım kendiliğinden akıyordu. "Pelin iyi. Merak etmeyin. Bugünlerde daha iyi sanki. Hastalığı için sürekli görüşüyorum doktorlarla. Tedavisi için her yolu deneyeceğim." Burnumu çektikten sonra konuşmaya devam ettim. "İlaçları çok pahalı. Ameliyat olma ihtimali de var. Ameliyatı da pahalı. Ne yapacağımı bilmiyorum. Akrabalarımız yardım eder ama yine de hepsini karşılayamayız." İçimi döktükçe rahatlasam da kalbimin sızısını hissetmeye devam ediyordum. "Siz olsaydınız hemen bir yolunu bulurduk. Gerçi Pelin'in o halini görmemeniz daha iyi. Kalbi onu çok yoruyor. Yıprandı. Ders çalışamadığı için bu sene üniversite sınavına da girmedi. Psikolojisi çok kötü. Her ne kadar bana karşı gülmeye çalışsa kendi içinde çok zor savaşlar verdiğinin farkındayım." Sözlerimden sonra yutkundum. "Umarım bir an önce iyi olur." Gözlerimi sildikten sonra çantamı açtım ve içindeki beyaz gülü annemin mezarının üstüne koydum. "Sen beyaz gülü çok severdin," dedim buruk bir gülümseme ile. "Babam sana hep alırdı. Bu sabah sokakta yürürken bir teyze satıyordu. Alayım dedim. İyi yapmışım, değil mi?" Kendi kendime konuşurken iç çektim. "Hâlâ bana cevap verecekmişsiniz gibi, hâlâ sizin sesinizi duyacakmışım gibi umutlanıyorum. İnsanlar zamanla alışır dedikleri bende pek işe yaramıyor galiba. Çünkü ben eksikliğinizi hep hissediyorum." "Neyse," dedim toprağı okşarken. "Fazla konuştum yine. Son bir şey daha söylemek istiyorum. Sizin de istediğiniz gibi başarılı bir mimar olmak için çoktan adım attım. İşimi çok seviyorum. Siz olmasaydınız belki de mimar olamayacaktım. Beni teşvik eden hep sizdiniz. Mimarlık için pes etmememi söylediniz ve ben de pes etmedim. Pes etmeyeceğim de. Söz veriyorum." Gülümseyerek doğruldum ve yeniden dolan gözlerimi sildim. "Sizi çok seviyorum ve yine geleceğim. Merak etmeyin." Onlardan ayrılmak istemiyormuş gibi biraz daha bekledim. Mezarlarına öylece bakmaya devam ederken derin bir nefes alıp verdim ve gözlerimi bir kez daha sildim. Birkaç saniye kendime zaman verip iyi olmaya çalıştım. Gözlerimi kırpıştırıp mezar taşlarına bir kez daha baktım. İç çekerek ağır ağır arkamı döndüm. Yerde olan bakışlarım bir çift ayak görünce irkildim ve istemsizce kaşlarım çatıldı. Başımı kaldırdığımda gördüğüm kişi ile yine mi dercesine ona baktım. Buraya kadar gelmişti. Evet, o pes etmeyen ve sürekli kendini öven adam. Çağrı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
529.9K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
44.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
60.1K
bc

HÜKÜM

read
225.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
23.2K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook